Kadim kozmoloji nedir?
Batı kozmolojisinin ana metni Platon'un Timaios'udur: evren, iyi bir Zanaatkârın ölçü ve sayıyla biçimlendirdiği canlı bir varlıktır. Bu geleneğin kaynağında Lokrili Timaios'a atfedilen risale durur; Chalcidius'un Latince şerhi ise bu öğretiyi bin yıl boyunca Ortaçağ Avrupasının başucunda tuttu.
Sayının bu düzendeki yeri Pisagorculardan mirastır: Philolaos'un parçaları, bilinebilir her şeyin sayı taşıdığını söyler. Evren bir düzense, matematik onun ana dilidir.
Kürelerin müziği
Gezegen kürelerinin dönerken ses çıkardığı ve bu seslerin bir armoni oluşturduğu fikri, kadim kozmolojinin en güzel imgesidir. Cicero Scipio'nun Rüyası'nda kahramanını göklere çıkarıp bu müziği dinletir; Macrobius'un şerhi, birkaç sayfalık rüyayı koca bir kozmoloji ansiklopedisine dönüştürür.
Rönesans bu imgeyi ciddiye aldı. Francesco Giorgi Dünyanın Uyumu'nda evreni müzik oranlarıyla okudu; Robert Fludd dünya monokordunda kâinatı tek telli bir çalgıya benzetti; Athanasius Kircher Evrensel Müzik Sanatı'nda armoniyi her şeyin anahtarı yaptı. Kepler ise Harmonices Mundi'de gezegen hızlarının gerçek oranlarını hesaplayarak kürelerin müziğini matematiğe çevirdi: üçüncü gezegen yasası bu kitabın içinde, bir ilahinin ortasında durur.
Batlamyus'un düzeni: küreler ve ders kitapları
Teknik astronominin zirvesi Batlamyus'tur: Almagest, göğün küresel deviniminden gezegen modellerine bütün gökbilimi tek yapıda toplar ve on dört yüzyıl tartışmasız otorite kalır.
Bu bilgi okullara özetlerle taşındı. Sacrobosco'nun Göğün Küresi Ortaçağ üniversitesinin standart ders kitabıydı; yerin yuvarlaklığını ay tutulmalarıyla kanıtlayan bölümü, dünyanın düz sanıldığı efsanesini tek başına çürütür. İslam dünyasından el-Fergânî'nin özeti Latince çevirisiyle aynı işi gördü; Kleomedes'in dersleri ve Apian'ın Cosmographia'sı bu ders kitabı geleneğinin öteki halkalarıdır.
Mikrokozmos: insan, küçük evren
Kadim kozmolojinin insanı, evrenin dışında bir seyirci değil, onun küçültülmüş bir suretidir. Macrobius büyük âlem ile küçük insan arasındaki aynalığı işler; Robert Fludd bu düşünceyi görsel bir sisteme dönüştürür: İki Kozmosun Tarihi makrokozmos ile mikrokozmosu tek projede birleştirir, İnsan, Küçük Evren ise bedeni göklerin haritası olarak çizer. Bu öğretinin kökleri Hermetik geleneğin "yukarıda nasılsa aşağıda da öyle" ilkesindedir.
Devrim: Kopernik, Tycho, Galileo
1543'te Nicolaus Copernicus Göksel Kürelerin Devinimleri'yle Güneş'i merkeze koydu; kitabın ilk sayfaları, bu cüretin özrü ve savunmasıdır. İngiltere'de Thomas Digges Göksel Makinenin Yeni Anatomisi'nde Kopernik'in evrenini sonsuz yıldız denizine açtı.
1572'de Tycho Brahe, Cassiopeia'da beliren yeni yıldızla göklerin değişmezliği dogmasını yıktı; gözlem programı Kepler'in yasalarının hammaddesini üretti. 1610'da Galileo Yıldız Habercisi'nde teleskopla gördüklerini yayımladı: Ay'ın dağları, Jüpiter'in uyduları, Samanyolu'nun yıldızları. Campanella hapisten yazdığı savunmayla bu yeni göğün yanında durdu.
Sonsuz evren: Cusanus'tan Bruno'ya
Devrimden bir yüzyıl önce Nicholas Cusanus, evrenin merkezinin her yerde, çevresinin hiçbir yerde olduğunu yazmıştı; Erişilmezin Erişilmesi bu baş döndüren düşüncenin özetidir. Giordano Bruno bu tohumu ateşe dönüştürdü: Sonsuz Evren ve Dünyalar sayısız güneş ve sayısız dünya ilan eder, Kül Çarşambası Akşam Yemeği bu haberi Londra sofrasında savunur.
Bir yüzyıl sonra Fontenelle Dünyaların Çokluğu'nda aynı fikri salon sohbetine dönüştürdü: sonsuz evren artık yakılacak bir sapkınlık değil, akşam yemeğinde konuşulan bir merak konusuydu.
Nereden başlamalı?
Kadim kozmolojiye ilk adım için en güzel kapı, birkaç sayfada bütün dünya görüşünü veren Scipio'nun Rüyası'dır. Ardından okulların gördüğü evreni tanımak için Sacrobosco'nun Küresi, eşiğin öte yanı için Yıldız Habercisi okunabilir. Daha ileri gitmek isteyenler Kozmoloji temasındaki bütün metinleri katalogdan keşfedebilir.