Yıldız Habercisi
Galileo'nun Sidereus Nuncius eserinden, dürbünle görülen Ay yüzeyinin bakır baskı gravürü, 1610.
Kozmoloji

Yıldız Habercisi

Sidereus Nuncius
Galileo Galilei· 1610· Özgün: İngilizce· Source Library
KozmolojiTürkçe çeviriAçık erişim

Galileo, kendi eliyle yaptığı dürbünü gökyüzüne çevirdiğinde, yüzyıllardır sarsılmaz sanılan bir inancın karşısına çıkar. Ay artık kusursuz, pürüzsüz bir küre değildir. Onun yüzeyi tıpkı Dünya gibi dağ sırtları ve vadi derinlikleriyle örülüdür. Bu kısa pasajda, gözlemin felsefeye üstün geldiği o kritik anı okuyorsunuz.

Türkçe çeviri · Çeviren Şira Nur Uysal

Önce bize dönük olan Ay yüzeyinden söz edelim. Daha kolay anlaşılması için onu iki bölüme ayırıyorum, biri daha parlak, öteki daha karanlık. Parlak bölüm sanki tüm yarıküreyi kuşatıp taşırıyor gibi görünürken, karanlık bölüm bir bulut gibi yüzün kendisine yayılır ve onu benekli kılar. Oldukça koyu ve hayli büyük olan bu lekeler herkesin gözüne çarpar ve her çağ onları görmüştür. Bu yüzden onları büyük ya da kadim lekeler diye adlandıracağız, böylece boyutça daha küçük olan ama öylesine sık serpilmiş başka lekelerden ayırt edeceğiz. Bu küçük lekeler tüm Ay yüzeyine, özellikle de parlak bölümüne dağılmıştır.

Bunlar bizden önce hiç kimsece gözlenmemiştir. Tekrar tekrar yaptığımız incelemeler bizi şu kanıya götürdü. Ay yüzeyinin, birçok filozofun onun ve öteki gök cisimleri için düşündüğü gibi cilalı, düz ve tam bir küresellikte olmadığını artık kesinlikle anlıyoruz. Tam tersine o, engebeli, pürüzlü ve çukurlarla çıkıntılarla doludur, tıpkı yer yer dağ sırtları ve vadi derinlikleriyle işaretlenmiş Dünya'nın yüzü gibi.

Bu sonuçlara ulaşmamızı sağlayan görünümler şu türdendir. Kavuşumdan sonraki dördüncü ya da beşinci günde, Ay bize parlak boynuzlarıyla göründüğünde, karanlık bölümü aydınlık bölümden ayıran sınır, kusursuz küresel bir cisimde olacağı gibi düzgün bir oval çizgi boyunca uzanmaz. Aksine, engebeli, pürüzlü ve son derece dalgalı bir çizgiyle belirlenir. Nitekim birçok parlak çıkıntı, ışıkla karanlığın sınırlarını aşarak karanlık bölüme uzanır, buna karşılık karanlık parçacıklar da aydınlığın içine sokulur.

Ay yüzeyi engebeli, pürüzlü ve çukurlarla doludur, tıpkı Dünya'nın yüzü gibi.
Özgün metin (İngilizce)
Let us first speak of the surface of the Moon which faces us. For the sake of easier understanding, I distinguish two parts: namely, one brighter and the other darker. The brighter part appears to surround and overflow the entire hemisphere, while the darker part infects the face itself like a certain cloud and renders it spotted. These somewhat dark and quite large spots are obvious to everyone, and every age has seen them; for this reason, we shall call them the large or ancient spots, to distinguish them from other spots smaller in size, but so thickly scattered that they sprinkle the entire Lunar surface, especially the brighter part. These, in fact, have been observed by no one before us. From repeated inspections of them, we have been led to the opinion that we certainly understand the surface of the Moon to be not polished, even, and of a most exact sphericity, as a great cohort of Philosophers has thought concerning it and the other celestial bodies, but on the contrary, it is uneven, rough, and crowded with cavities and protrusions, not otherwise than the face of the Earth itself, which is marked here and there by mountain ridges and depths of valleys. The appearances from which it was possible to gather these conclusions are of this sort. On the fourth or fifth day after conjunction, when the Moon offers itself to us with shining horns, the boundary dividing the dark part from the luminous part does not extend evenly according to an oval line, as would happen in a perfectly spherical solid; rather, it is designated by an uneven, rough, and very wavy line, just as the accompanying figure represents. For many bright excrescences, as it were, extend beyond the confines of light and darkness into the dark part, and conversely, dark particles enter into the light.

Bu metin neden önemli

Bu satırlar, modern gözlemsel astronominin doğuş anını işaret eder. Aristotelesçi gelenek gök cisimlerini kusursuz ve değişmez küreler sayarken, Galileo kendi yaptığı dürbünle Ay'ın Dünya gibi dağlı ve çukurlu bir dünya olduğunu gösterir. Böylece gökyüzü ile yeryüzü arasındaki keskin ayrım çöker ve gözlem, otoritenin yerini almaya başlar.

Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

Künye
Kaynak eser
Sidereus Nuncius (Starry Messenger), 1610 First Edition
Neşir
1610 Birinci Baskı
Konum
Sayfa 18, Ay yüzeyi gözlemleri bölümü
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
Source Library
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin). Kullanım & lisans →
← Kütüphaneye dön