Göklerin Yuvarlaklığı ve Yıldızların Dairesel Devinimi Üzerine
Elementa Astronomica, Arabicè et Latinè (Elements of Astronomy / Cevâmiʿ ʿilm en-nücûm) — dijital nüshadan özgün bir sayfa (Source Library).

Göklerin Yuvarlaklığı ve Yıldızların Dairesel Devinimi Üzerine

el-Fergânî (Alfraganus); Jacob Golius (yay. haz.)· 1669· Özgün: İngilizce· Source Library· ~4 dk okuma
KozmolojiTürkçe çeviriAçık erişim

Dokuzuncu yüzyılın büyük gökbilimcisi el-Fergânî, Batı'da yüzyıllar boyunca Alfraganus adıyla anıldı. Astronominin temel kavramlarını derli toplu bir biçimde sunan bu eseri, İslam biliminin gökyüzü bilgisini Avrupa'ya taşıyan başlıca köprülerden biri oldu. Aşağıda, eserin otuz bölümünden (differentia) ikisi tam olarak çevrilmiştir: göğün küreselliğini ve yıldızların tek, sarsılmaz dairesel devinimini kanıtlarla ortaya koyan ikinci bölüm (Cap. II) ile yeryüzünün de küre biçiminde olduğunu aynı gözlemsel yöntemle kanıtlayan üçüncü bölüm (Cap. III).

Türkçe çeviri (Cap. II–III, tam) · Çeviren Şira Nur Uysal

Cap. II — Göğün yuvarlaklığı ve tüm yıldızların dairesel devinimi üzerine

Bilgeler arasında hiçbir tartışma yoktur ki gök küresel biçimdedir ve tüm yıldızlarla birlikte, sabit ve kımıldamaz iki kutup üzerinde dairesel bir devinimle döner. Bu kutuplardan biri kuzey bölgesinde, öteki ise güney bölgesinde bulunur.

Bunu kanıtlayan şey şudur ki bütün yıldızlar doğudan yükseldikten sonra, devinimlerinde, büyüklüklerinde ve aralarındaki uzaklıklarda hep aynı düzeni koruyarak yavaş yavaş yükselir, göğün doruğuna erişir ve oradan aynı biçim ve sırayla batıya doğru geri taşınırlar. Bu devinimlerin, hızda ya da gecikmede en ufak bir ayrılık göstermeksizin, birbirine koşut daireler üzerinde gerçekleştiği gözlenir. Sanki yıldızların kendileri, hepsini birden tek bir devinimle çepeçevre döndüren bir kürenin yüzeyine çakılıymışçasına.

Göğün yuvarlaklığının en açık kanıtını ve en sağlam delilini, kuzey bölgelerinde yeryüzünün üzerinde sürekli görünen yıldızların devinimleri sunar; örneğin Küçük Ayı'nın kuyruğunun ucundaki yıldız (Algiudda), aynı takımyıldızın en parlak iki yıldızı (Alfarkadeyn) ve Büyük Ayı'nın kuyruğundaki üç yıldız (Benatna'aş) ile bunlara yakın öteki yıldızlar. Bu yıldızlar, birbirinden eşit uzaklıkta çemberler çizerek hepsi aynı nokta çevresinde döner. Bu noktaya daha yakın olan yıldız daha küçük bir çember çizer ve devinimi daha yavaş görünür; noktadan daha uzak olansa daha büyük bir çember çizer ve büyüklüğüyle, noktaya olan uzaklığıyla orantılı biçimde devinimi daha hızlı görünür — ta ki bu uzaklık, yeryüzünün üzerinde doğup batan yıldızlara ulaşana dek. Öyle ki bu yıldızlardan söz konusu noktaya daha yakın olanlar, batmadan önce yeryüzünün üzerinde daha uzun süre kalır; battıktan sonra da doğuşa dönene dek yeryüzünün altında daha kısa süre gizli kalır. Noktadan daha uzak olanlarsa daha kısa süre görünür, daha uzun süre gizlenir. Ne var ki batan ve batmayan bütün yıldızların dönüşü aynı zaman içinde ve öyle bir uyum içinde tamamlanır ki aralarında hiçbir uyumsuzluk yoktur; sanki hepsini birlikte taşıyan tek bir küre varmış gibi. Buradan da o noktanın kürenin iki kutbundan biri olması gerektiği sonucu çıkar. Bu, göğün yuvarlaklığına ve dairesel devinimine dair bizi en açık biçimde ikna eden delildir.

Ayrıca, bazı kişilerin ileri sürdüğü gibi gök düz olsaydı, göğün her bölgesinin bizden eşit uzaklıkta olması gerekmezdi; tersine başımızın hemen üzerindeki gök bölgelerinin bize daha yakın, ufka doğru eğilen bölgelerin ise daha uzak olması gerekirdi. Böyle olsaydı Güneş, Ay ve öteki yıldızlar doğuda, doğuşları sırasında, bizden uzaklıkları yüzünden küçük ve soluk görünür; sonra göğün ortasına yaklaştıkça — bize daha yakın hale geldikleri için — giderek büyür; ardından batıya doğru alçalırken yeniden küçülüp azalarak görüşten kaybolurlardı. Oysa bunların hiçbirini gözlemlemeyiz: çünkü yıldızların büyüklükleri doğuşlarında, göğün ortasından geçişlerinde ve batışlarında hep aynı kalır.

Dahası, yıldızlar doğuş ve batış sırasında bize göğün ortasındakinden daha büyük görünür. Nitekim batmakta olan Güneş'i, gövdesinin alt ucu ufka değdiğinde yavaş yavaş batarken ve sanki ufuk tarafından kesilircesine görürüz, ta ki en üst kısmı da gizlenene dek. Ay için de durum aynıdır. Ama doğuda ya da batıda bize daha büyük görünmesinin nedeni, o an bize göğün ortasındakinden daha yakın olması değildir; nedeni, yeryüzünden durmadan yükselen ve görüşümüzle ufuk arasına giren buharların onu büyütmesidir — özellikle bu buharlar kışın ve yağmurlardan sonra olduğu gibi bol ve nemli biçimde havada birikince. İşte bu yüzden Güneş ve Ay doğuş ve batış sırasında daha iri görünür. Nitekim biri duru bir suyun dibine bir nesne koysa onu gerçekte olduğundan daha büyük görür; su ne kadar derin ve yoğunsa dipteki nesne de o kadar büyük görünür. Yıldızları ufka yakınken daha iri gösteren neden de budur.

Cap. III — Yeryüzünün, ve aynı zamanda suyun, küre biçimi üzerine

Bilgeler arasında şu konuda da hiçbir anlaşmazlık yoktur: yeryüzü, suyla birlikte, küre biçimindedir. Bunun kanıtını Güneş, Ay ve öteki yıldızlar verir; çünkü bunlar yeryüzünün her yerinde oturanlar için aynı anda doğup batmaz. Doğu bölgelerinde yaşayanlar bir yıldızın doğuşunu batı bölgelerinde yaşayanlardan önce görür; aynı şekilde doğuya daha yakın yerlerde o yıldızın batışı da batıya yakın yerlerden önce görülür.

Bu durum, yükseklerde gerçekleşen olaylarda daha da açık biçimde ortaya çıkar; çünkü tek ve aynı olayın zamanı farklı yerlerde farklı görünür. Ay tutulması buna örnektir: doğu ile batıda birbirinden uzak iki yerde gözlemlense ve tutulma anı doğudaki yerde, örneğin gecenin üçüncü saatine denk gelse, aynı an batıdaki yerde — iki yer arasındaki uzaklıkla orantılı biçimde — üçüncü saatten önce yaşanır; öndeki yerde saatlerin fazla olması, Güneş'in orada ötekinden önce battığını gösterir.

Aynı şekilde, büyük bir yıldızın hareketi ile bu hareketin belli bir anı, sözünü ettiğimiz biçimde birbirinden uzak iki yerde not edilirse, doğudaki yerde batıdakinden daha fazla saat geçtiği görülür. Doğuya ve batıya doğru oturulan bütün dünyada bu zaman farkı, yerler arasındaki uzaklığa tam olarak karşılık gelir.

Aynı şey kuzey ile güney yönünde uzak yerlerde de gözlemlenir: çünkü biri yeryüzünde güneyden kuzeye doğru ilerlerse, bir yandan daha önce batan bazı yıldızların artık sürekli görünür kaldığını, öte yandan güney tarafında daha önce doğmuş bazı yıldızların artık sürekli gizlendiğini fark eder.

Bütün bunlar yeryüzünün yüzeyinin yuvarlak olduğunu ve yeryüzünün küreye benzediğini gösterir. Yeryüzü düz olsaydı, anlatılanlardan hiçbiri gerçekleşmezdi: çünkü yıldızlar her yerde aynı anda doğardı; kuzeyle güney arasında yol alan kimse için sürekli görünen yıldızlardan hiçbiri asla gizlenmez, sürekli gizli kalanlardan hiçbiri de asla görünmezdi.

Sanki yıldızların kendileri, hepsini birden tek bir devinimle çepeçevre döndüren bir kürenin yüzeyine çakılıymışçasına.

Bu sayfada eserin otuz bölümünden (differentia) ikisi, Cap. II ve Cap. III, tam metin olarak çevrilmiştir. Eserin kalan bölümleri için çalışmalar sürmektedir; yeni bölümler yayımlandığında haberdar olmak isterseniz bültene katılabilirsiniz ↓

Özgün metin (İngilizce ve Latince)

Cap. II. There is no controversy among the wise that the sky is spherical in shape and rotates with all the stars in a circular motion upon two poles, which are fixed and immovable: one of these exists in the northern region, and the other in the southern. This is demonstrated by the fact that all stars, having emerged from the east, gradually ascend, maintaining a single tenor in their motions, sizes, and intervals, until they reach the peak of the sky, and from there are borne back down toward the west in the same manner and order. These motions are observed to be performed in parallel circles, without any discrepancy in speed or delay: not otherwise than if they themselves were fixed into the surface of some sphere that carries them all around together with a single motion.

The clearest proof of the roundness of the sky, and the firmest evidence for it, is furnished by the revolutions of those stars which appear perpetually above the earth in the northern regions, such as Algiudda (the outermost star in the tail of the Lesser Bear), Alfarcadein (the two brighter stars of the same constellation), Benatnaas (the three stars in the tail of the Greater Bear), and whatever other stars are near to these. For these stars move in circles equally distant from one another, as though all were turning about the same point; and whichever of them is nearer to that point describes a smaller circle, and its motion appears slower, while whichever recedes farther describes a greater circle, in which the motion is seen to be swifter, in proportion to its size and its distance from that point — until this interval reaches those stars which are carried above the earth. It follows, then, that this point must be one of the two poles of the sphere. This is indeed the clearest evidence that assures us of the roundness of the sky and of its circular motion.

Moreover, if the sky were flat, as some men claim, those parts of the sky directly overhead would necessarily be nearer to us, and those inclining toward the horizon farther away; the Sun, the Moon, and the stars would then appear small at their rising and grow larger toward the middle of the sky. Yet we observe none of this: the apparent size of the stars remains the same at their rising, at their passage through the middle of the sky, and at their setting.

Indeed, the stars appear larger to us at their rising and setting than in the middle of the sky — not because they are nearer to us there, but because the vapours that continually rise from the earth, standing between our sight and the horizon, magnify them, especially in winter and after rain. So too, an object placed at the bottom of clear water appears larger than it truly is, and the deeper the water, the larger it appears. This is the cause that makes the stars, when seen near the horizon, appear larger.

Cap. III. There is no less agreement among the wise that the earth, together with the water, is spherical. The Sun and Moon, and the rest of the stars, give proof of this: for they do not rise and set at the same time for all the inhabitants of the earth. Those in the eastern regions see the rising of a star before those in the west; and likewise its setting is seen sooner in places nearer the east than in places nearer the west.

This appears more clearly still from things that occur on high, such as an eclipse of the Moon: if it is observed in two places, one toward the east and one toward the west, and the moment of the eclipse falls in the eastern place at the third hour of the night, that same moment will come before the third hour in the more western place, in proportion to the distance between the two places. And this difference of times, throughout the whole inhabited world from east to west, corresponds exactly to the intervals between places.

The same thing will be observed in places distant from one another toward north and south: for if someone travels on the earth from south to north, he will notice that certain stars that used to set now appear to him continually, while others that had formerly risen are now always hidden.

All this demonstrates that the surface of the earth is round, and that the earth is like a sphere. But if the earth were flat, none of what has been described would occur: the stars would rise everywhere at the same time, and for one travelling between north and south none of the stars always visible would ever be hidden, nor would any of those always hidden ever come into view.

Latince aslı (Jacob Golius neşri, 1669): "Haud controversia inter sapientes est, quin coelum figura sit sphaerica & cum omnibus stellis convertatur circulari motu, super duobus polis, fixis ac immotis…" — "Haud secus inter sapientes convenit, terram una cum aqua globosam esse…"

Bu metin neden önemli

El-Fergânî'nin bu satırları, Kopernik öncesi kozmolojinin kalbindeki yer merkezli evren tasavvurunu yansıtır. Gök, yeryüzünü çepeçevre saran bir küredir ve yıldızlar bu kürenin yüzeyine tutturulmuş gibi tek bir düzenli devinimle döner. Yazar burada soyut bir inancı değil, doğrudan gözleme dayanan bir kanıtı ortaya koyar. Yıldızların doğuşundan batışına dek koruduğu değişmez düzen, göğün küreselliğinin ve dairesel dönüşünün en açık delili sayılır. Bu görüş, Batlamyus geleneğinden beslenip İslam gökbilimcilerinin gözlem ve titizliğiyle olgunlaşmış, Golius'un 1669 baskısı aracılığıyla Avrupa bilim dünyasına yeniden ulaşmıştır.

Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

Bu eser Kozmoloji Koleksiyonu'nun parçasıdır →

Künye
Kaynak eser
Elementa Astronomica, Arabicè et Latinè (Elements of Astronomy / Cevâmiʿ ʿilm en-nücûm)
Neşir
Jacob Golius editio, Amsterdam, 1669 (Arapça-Latince, Elementa Astronomica)
Konum
Cap. II ("De rotunditate cæli", tam) ve Cap. III ("De figura sphaerica terrae", tam), fiziksel sayfa 30 ve izleyen sayfalar; Source Library book_id 69af59ba522dc3dfdf725eae. Eserin tamamı 30 bölümden (differentia) oluşur, kalan bölümler için çeviri sürmektedir.
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
Source Library
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY-SA 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin, değiştirirseniz aynı lisansla paylaşın). Kullanım & lisans →
Bu Çeviriye AtıfUysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Göklerin Yuvarlaklığı ve Yıldızların Dairesel Devinimi Üzerine. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/fergani-goklerin-yuvarlakligi
← Kütüphaneye dön