Enneadlar IV.3: Ruha Dair Güçlükler ve Belleğin Yeri
Plotinos Enneadları ve Porphyrios'un Vita Plotini'sini içeren el yazmasından, kırmızı başlıklarla işaretlenmiş özgün bir sayfa (Source Library).

Enneadlar IV.3: Ruha Dair Güçlükler ve Belleğin Yeri

Plotinos· y. 270 (elyazması 1464)· Özgün: İngilizce· Source Library· ~3 dk okuma
NeoplatonizmTürkçe çeviriAçık erişim

Plotinos, ölümden sonra ruhların geçirdikleri hayatın belleğini taşıyıp taşımadığını sorarak başlar; ama bu soruyu yanıtlamadan önce belleğin hangi varlık düzeninde ortaya çıkabileceğini araştırır. Zamanın ve değişimin dışında duran, ebedî bir özdeşlik içinde var olan Akıl ve Hakiki Varlık için ne bir önce ne bir sonra vardır — dolayısıyla onlarda bellek de, dar anlamıyla anımsama da bulunamaz. Aşağıdaki bölüm, Enneadlar IV.3'ün 25. faslıdır.

Türkçe çeviri (tam metin) · Çeviren Şira Nur Uysal

Şimdi, eşit ölçüde yanıt bekleyen bir soruyla karşı karşıyayız: yeryüzünden ayrılan ruhlar, geçirdikleri hayatın belleğini taşırlar mı? Bütün ruhlar mı yoksa yalnızca bazıları mı; her şeyin belleğini mi yoksa yalnızca bazı şeylerinkini mi taşırlar; ve bu bellek sonsuza dek mi sürer, yoksa ayrılıştan sonra kısa bir süre için mi kalır?

Bu meseleyi gerektiği gibi araştırmak için önce şunu belirlememiz gerekir: anımsayan bir ilke ne olabilir? Belleğin ne olduğunu değil, hangi varlık düzeninde ortaya çıkabileceğini soruyoruz. Belleğin doğası başka bir yerde enine boyuna incelenmişti; burada yalnızca belleğin bulunduğu yerde hangi niteliklerin de bulunduğunu daha açık görmeye çalışacağız.

Bellek, dışarıdan bilince taşınan, öğrenilmiş ya da yaşanmış bir şeyle ilgilidir; bu yüzden bellek ilkesi, deneyimden ve zamandan azade olan varlıklara ait olamaz.

Bu yüzden hiçbir ilahi varlığa, ne Hakiki Varlığa ne de Akla bellek yakıştırılamaz: onlar dokunulmaz biçimde bağışıktır, zaman onlara yaklaşamaz; Varlığı kuşatan bir ebediyete sahiptirler; ne önceyi ne sonrayı bilirler, her şey değişime kapalı, kesintisiz bir özdeşlik hâlidir. Değişmez bir özdeşlikte kök salmış bir varlık bellek taşıyamaz, çünkü hiçbir zaman önceki bir hâlden farklı bir hâle geçmemiştir; önceki bir düşünceyi izleyen yeni bir düşünce de yoktur ki şimdiki bir algı ile anımsanan bir öncekini karşılaştırabilsin. Bir şey bir kez ve daima aynı ise, bellek onun içinde nasıl var olabilir ki?

Peki böyle bir varlığın, kendi içinde hiçbir değişim geçirmeden, örneğin kozmik döngüler gibi dışsal değişimleri seyretmesine ne engel olur?

Yalnızca şu: dönen kozmosun değişimlerini izlerken önce ile sonrayı da algılamış olurdu; sezgi ile bellek birbirinden ayrı şeylerdir.

Aklın kendi kendini düşünmesini bir anımsama edimi sayamayız; burada dışarıdan gelip kaybolma korkusuyla sımsıkı tutulan bir şey söz konusu değildir. Eğer Aklın düşünceleri bir bellek gibi kayıp gidebilseydi, onun Özü —içkin Düşünmenin taşıyıcısı olarak— tehlikeye girerdi.

Aynı nedenle, ruhun kendi özünde bulunan idelerle ilişkisinde de bellekten söz edilemez: ruh bunları bir bellek olarak değil, bir mülk olarak taşır; ne var ki bu âleme girişiyle birlikte artık edimin tek dayanağı olmaktan çıkarlar.

Ruhta gözlemlenen bu edim, Eskilerin, içerdiği ideleri dışa vuran ruhlara bellek —ve Platon'un deyişiyle Anımsama (Anamnesis)— yakıştırmasına yol açmış olmalı; oysa burada işaret edilen, başka türden bir bellektir: zamanın dışında kalan bir bellek.

Ama belki de bu, derinlemesine bir soruşturma gerektiren bir konuyu fazla özet geçmek olur. Söz konusu anımsamanın, o belleğin, gerçekten en yüksek ruha mı, yoksa ondan başka bir şeye mi —daha loş bir ruha, hatta Bileşke'ye, yani Canlı Varlığa— ait olduğu tartışmaya açıktır. Eğer o loş ruha aitse, ne zaman ve nasıl orada bulunur hâle gelmiştir? Eğer Bileşke'ye aitse, yine ne zaman ve nasıl?

Böylece şu sorulara yönelmek zorunda kalıyoruz: doğamızın hangi bileşeninde bellek yerleşiktir —başta sorduğumuz gibi— ruhtaysa hangi güçte ya da hangi kısmında; Canlı Varlıkta ya da Bileşke'de mi —ki duyumun da orada barındığı öne sürülmüştü— hangi tarzda orada bulunur ve Bileşke'yi nasıl tanımlamalıyız; son olarak, duyum ile düşünsel edimler tek ve aynı özneye mi yüklenir, yoksa iki ayrı ilkeye mi işaret ederler?

Bir şey bir kez ve daima aynı ise, bellek onun içinde nasıl var olabilir ki?
Özgün metin (İngilizce)

Now comes the question, equally calling for an answer, whether those souls that have quitted the places of earth retain memory of their lives—all souls or some, of all things, or of some things, and, again, for ever or merely for some period not very long after their withdrawal.

A true investigation of this matter requires us to establish first what a remembering principle must be—I do not mean what memory is, but in what order of beings it can occur. The nature of memory has been indicated, laboured even, elsewhere; we still must try to understand more clearly what characteristics are present where memory exists.

Now a memory has to do with something brought into ken from without, something learned or something experienced; the Memory-Principle, therefore, cannot belong to such beings as are immune from experience and from time.

No memory, therefore, can be ascribed to any divine being, or to the Authentic-Existent or the Intellectual-Principle: these are intangibly immune; time does not approach them; they possess eternity centred around Being; they know nothing of past and sequent; all is an unbroken state of identity, not receptive of change. Now a being rooted in unchanging identity cannot entertain memory, since it has not and never had a state differing from any previous state, or any new intellection following upon a former one, so as to be aware of contrast between a present perception and one remembered from before.

But what prevents such a being (from possessing memory in the sense of) perceiving, without variation in itself, such outside changes as, for example, the kosmic periods?

Simply the fact that following the changes of the revolting kosmos it would have perception of earlier and later: intuition and memory are distinct.

We cannot hold its self-intellections to be acts of memory; this is no question of something entering from without, to be grasped and held in fear of an escape; if its intellections could slip away from it (as a memory might) its very Essence (as the Hypostasis of inherent Intellection) would be in peril.

For the same reason memory, in the current sense, cannot be attributed to the soul in connection with the ideas inherent in its essence: these it holds not as a memory but as a possession, though, by its very entrance into this sphere, they are no longer the mainstay of its Act.

The Soul-action which is to be observed seems to have induced the Ancients to ascribe memory, and "Recollection," (the Platonic Anamnesis) to souls bringing into outward manifestation the ideas they contain: we see at once that the memory here indicated is another kind; it is a memory outside of time.

But, perhaps, this is treating too summarily a matter which demands minute investigation. It might be doubted whether that recollection, that memory, really belongs to the highest soul and not rather to another, a dimmer, or even to the Couplement, the Living-Being. And if to that dimmer soul, when and how has it come to be present; if to the Couplement, again when and how?

We are driven thus to enquire into these several points: in which of the constituents of our nature is memory vested—the question with which we started—if in the soul, then in what power or part; if in the Animate or Couplement—which has been supposed, similarly to be the seat of sensation—then by what mode it is present, and how we are to define the Couplement; finally whether sensation and intellectual acts may be ascribed to one and the same agent, or imply two distinct principles.

Bu metin neden önemli

Plotinos (y. 204-270), Antik Çağın son büyük düşünce dizgesi olan Neoplatonizmin kurucusudur. Öğrencisi Porphyrios, ustasının incelemelerini altışar bölümlük altı kümede toplayarak Enneadlar adını vermiştir. Dördüncü Enneadın ruha ayrılan bu incelemesinde Plotinos, belleğin ruhun hangi gücüne ait olduğunu, bedenle mi yoksa ruhla mı bağlı olduğunu ve ebedî Akılda anımsamanın neden bulunamayacağını sorgular. Buradaki metin, Ficino öncesi Yunanca bir elyazmasından (1464) yapılan erken bir çeviridir.

Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

Bu eser Neoplatonizm Koleksiyonu'nun parçasıdır →

Künye
Kaynak eser
Plotinus, Enneads I-VI; Porphyry, Vita Plotini
Neşir
Yunanca elyazması, 1464; SourceLibrary çevirisi (CC BY-SA 4.0)
Konum
Enneadlar IV, Ruha Dair Güçlükler; s. 258 (elyazması), IV.3, 25. bölüm
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
Source Library
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY-SA 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin, değiştirirseniz aynı lisansla paylaşın). Kullanım & lisans →
Bu Çeviriye AtıfUysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Enneadlar IV.3: Ruha Dair Güçlükler ve Belleğin Yeri. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/plotinos-enneadlar-ruha-dair-guclukler-bellek
← Kütüphaneye dön