Lambspring Kitabı, 16. yüzyıl simya edebiyatının en çok çoğaltılmış resimli metinlerinden biridir. Filozof Taşı'nın hazırlanışını on beş gravür ve her birine eşlik eden kısa manzumelerle anlatır: denizde yüzen iki balık, ormanda saklanan geyik ile tekboynuz, kendi kuyruğunu yutan ejderha, oğlunu yutup sonra yeniden doğuran baba. Anlatı boyunca aynı imgeler hem maddenin dönüşümünü hem de ruhun ölüp dirilme yolculuğunu okumaya çağırır. Aşağıda önsöz ve on beş figürün tamamı yer alıyor.
ÖNSÖZ
Adım Lambspring'tir, asil bir aileden doğdum; ve bu arma nişanını şan ile adalet içinde taşırım.
Felsefeyi okudum ve enine boyuna idrak ettim,
Hocalarımın bilgisinin en dip derinliğini yokladım.
Bunu bana Tanrı lütfuyla bağışladı,
Bana hikmeti anlayacak bir kalp vererek.
Böylece bu Kitabın müellifi oldum,
Ve bütün meseleyi açık seçik ortaya koydum,
Zengin de fakir de anlasın diye.
Yeryüzünde bunun bir benzeri yoktur;
Ne de (Tanrı'ya hamdolsun) bu kitapta kendi âciz nefsimi unuttum.
Yegâne hakiki temeli biliyorum:
Şu hâlde bu Kitabı ihtimamla koru,
Ve onu tekrar tekrar mütalaa etmeye dikkat et.
Böylece hakikati alacak ve öğreneceksin,
Ve Tanrı'nın bu büyük armağanını hayırlı gayelere kullanacaksın.
Ey Tanrı Baba, her şeyin başı ve sonu olan,
Efendimiz İsa Mesih hürmetine sana yalvarırız
Zihinlerimizi ve düşüncelerimizi aydınlatasın,
Ki Seni durmaksızın öveliz,
Ve bu Kitabı Senin iradene göre tamamlayalım!
Sen her şeyi hayırlı bir sona yönelt,
Ve büyük merhametinle bizi koru.
Tanrı'nın yardımıyla bu Sanatı size göstereceğim,
Ve hakikati sizden gizlemeyecek, örtmeyeceğim.
Beni doğru anladıktan sonra,
Yakında hata bağlarından kurtulacaksınız.
Zira tek bir cevher vardır,
Geri kalan her şey onda gizlidir;
Bunun için gönlünü hoş tut.
Pişirme, zaman ve sabır — ihtiyacın olan budur;
O kıymetli mükâfatı devşirmek istiyorsan,
Hem zamanı hem emeği gönül hoşluğuyla vermelisin.
Zira tohumları ve madenleri yumuşak bir ateşte pişirmelisin,
Günden güne, haftalar boyunca;
Böylece bu tek değersiz şeyde
Felsefenin bütün işini keşfedecek ve kemale erdireceksin,
Ki bu iş çoğu insana imkânsız görünür,
Oysa elverişli ve kolay bir iştir.
Bunu dış dünyaya gösterecek olsaydık
Erkeklerin, kadınların ve çocukların maskarası olurduk.
Şu hâlde mütevazı ve ketum ol,
Ve huzur ile emniyet içinde bırakılırsın.
Komşuna ve Tanrı'na karşı vazifeni hatırla,
Bu Sanatı veren ve gizlenmesini isteyen O'dur.
Şimdi Önsözü bitirelim,
Ki asıl Sanatı tarife başlayalım,
Ve onu figürlerle, hakikatle ve sadelikle ortaya koyalım,
Her mahlûkun Yaradanına şükrederek.
Bundan sonra Birinci Figür gelir.
(Bu kitabın on beş figürünün her biri aslında bir gravürdür; buradaki manzumeler o gravürlere eşlik eden açıklamalardır. Dizelerde geçen «işte görüyorsunuz», «burada» gibi ifadeler bu yüzdendir: metin resimlerinden ayrı okunduğunda tek başına eksik kalır.)
(«Lambspring» adının arkasındaki kişinin kim olduğu bilinmiyor; ad büyük ihtimalle bir mahlastır. Elimizdeki biçimiyle kitap, hekim Nicholas Barnaud Delphinas'ın 16. yüzyıl sonunda yaptığı Latince manzum düzenlemeye dayanır.)
FİGÜR I
İYİ BİLİN VE HAKİKATİ ANLAYIN: DENİZİMİZDE İKİ BALIK YÜZMEKTEDİR.
Hakîmler size diyecek ki
Denizimizde iki balık vardır,
Ne eti ne kemiği olan.
Bırakın kendi sularında pişsinler;
O vakit onlar da uçsuz bucaksız bir deniz olurlar,
Enginliğini hiçbir insanın tarif edemeyeceği bir deniz.
Dahası, Hakîmler der ki
İki balık aslında birdir, iki değil;
İkidirler, gene de birdirler:
Beden, Can ve Ruh.
Şimdi size en doğrusunu söylüyorum,
Bu üçünü birlikte pişirin,
Ki pek büyük bir deniz olsun.
Kükürdü kükürtle iyice pişirin,
Ve bu hususta dilinizi tutun:
Bilginizi kendi menfaatinize gizleyin,
Ve yoksulluktan kurtulun.
Yeter ki keşfiniz sıkı bir sır olarak kalsın.
(Bu metinde Beden, Ruh ve Can üç ayrı simya ilkesidir; İngilizce aslındaki Soul=Ruh ve Spirit=Can ayrımı çeviride korunmuştur. Kabaca Beden tuza, Ruh kükürde, Can cıvaya karşılık gelir; üçü birbirinin yerine kullanılabilir eşanlamlılar değildir, bu yüzden hangisinin nerede geçtiği metnin teknik anlamını belirler.)
FİGÜR II
BURADA HEMEN ORMANDA KARA BİR CANAVAR GÖRÜRSÜNÜZ.
Hakîm der ki
Ormanda vahşi bir canavar vardır,
Derisi en koyu karaya boyanmıştır.
Biri onun başını keserse,
Karalığı yiter,
Ve yerini kar gibi bir beyaza bırakır.
Bu başın mânasını iyi anlayın:
Karalığa Kuzgun'un başı denir;
O yiter yitmez
Hemen beyaz bir renk zuhur eder;
Başından yoksun bırakıldığı için ona bu ad verilir.
Canavarın kara rengi kara bir dumanda kaybolduğunda
Hakîmler sevinir
Yüreklerinin ta dibinden;
Lâkin bunu sıkı bir sır olarak saklarlar,
Hiçbir ahmak bilmesin diye.
Gene de Oğullarına, kalp yumuşaklığıyla,
Yazılarında kısmen açarlar;
Ve bu armağanı alanlar da
Onu sükût içinde tatsınlar,
Madem Tanrı gizlenmesini istemiştir.
FİGÜR III
ORMANDA BİR GEYİK İLE BİR TEKBOYNUZUN GİZLENDİĞİNİ DEHŞETE KAPILMADAN İŞİTİN.
Bedende Ruh ve Can vardır.
Hakîmler doğrusunu söyler
Bu ormanda iki hayvan vardır:
Biri şanlı, güzel ve çevik,
Büyük ve güçlü bir geyik;
Öteki bir tekboynuz.
Ormanda gizlenmişlerdir,
Lâkin ne mutlu o adama
Ki onları tuzağa düşürüp yakalar.
Üstatlar size burada açıkça gösterir
Ki her yerde
Bu iki hayvan ormanlarda dolaşır
(Ama bilin ki orman tektir).
Bu temsili Sanatımıza uygularsak,
Ormana Beden diyeceğiz.
Bu doğru ve yerinde söylenmiş olur.
Tekboynuz her zaman Can olacaktır.
Geyik ise Ruh'tan başka bir ad istemez;
O adı hiç kimse ondan alamaz.
Onları Sanatla evcilleştirmeyi ve dizginlemeyi bilen,
Onları birbirine çiftlemeyi,
Ve ormanın içine ve dışına götürmeyi bilen kimse,
Hakkıyla Üstat diye anılabilir.
Zira biz haklı olarak hükmederiz
Ki o altın posta erişmiştir,
Ve her yerde muzaffer olabilir;
Hatta ulu Augustus üzerinde bile hüküm sürebilir.
(Bu iki hayvanın okunuşu simya geleneğinde neredeyse sabittir: geyik Ruh'u, tekboynuz Can'ı gösterir; ikisini barındıran orman ise Beden'dir. «Altın post» ifadesi Altın Post efsanesine yapılan ve simya metinlerinde Filozof Taşı'nın karşılığı olarak sık geçen bir imadır.)
FİGÜR IV
İŞTE BURADA BÜYÜK BİR HARİKA GÖRÜYORSUNUZ: İKİ ASLAN BİRDE BİRLEŞMİŞTİR.
Can ile Ruh kendi Bedenlerinde birleştirilmelidir.
Hakîmler bize sadakatle öğretir
Ki iki güçlü aslan, yani erkek ile dişi,
Karanlık ve sarp bir vadide pusuya yatmıştır.
Üstat bunları yakalamalıdır,
Çevik ve azgın olsalar da,
Korkunç ve yabani görünüşlü olsalar da.
Hikmet ve hile ile
Onları tuzağa düşürüp bağlayabilen,
Ve onları aynı ormana götürebilen kimse için
Adaletle ve hakikatle şöyle denebilir:
O, herkesten önce övgü mükâfatını hak etmiştir,
Ve hikmeti dünya bilgelerininkini aşar.
(Simya resim dilinde hayvanlar çoğunlukla sabit ile uçucu ilkeleri gösterir: aslan sabit olanı, kartal uçucu olanı temsil eder. Bir sonraki figürlerde yukarı uçmak isteyen kuş uçucu ilkedir, yuvada oturmakta direnen ise sabit olandır.)
FİGÜR V
BİR KURT İLE BİR KÖPEK AYNI EVDEDİR, VE SONRADAN ŞUNA DÖNÜŞÜRLER…
… onlarla doyurulmuş.
İskender Pers ülkesinden yazar
Ki bu tarlada bir kurt ile bir köpek vardır,
Hakîmlerin dediğine göre
Aynı soydan gelirler,
Lâkin kurt doğudan gelir,
Köpek ise batıdan.
Kıskançlıkla doludurlar,
Öfke, hiddet ve cinnetle;
Biri ötekini öldürür,
Ve onlardan büyük bir zehir çıkar.
Ama hayata döndürüldüklerinde
Açıkça görülür ki onlar
Büyük ve Kıymetli Devadır,
Yeryüzündeki en şanlı ilaçtır,
Hakîmleri tazeleyip onaran ilaç,
Ki Hakîmler Tanrı'ya şükreder ve O'nu överler.
(Bu figürün başlığı ile ona eşlik eden düzyazı açıklaması elimizdeki basımda yarım kalmıştır; kopukluk çeviriden değil, kaynak metnin kendisindendir. Tam biçiminde başlık, kurt ile köpeğin ölümlerinden sonra tek bir maddeye dönüştüğünü söyler.)
FİGÜR VI
BU GERÇEKTEN BÜYÜK BİR MUCİZEDİR VE İÇİNDE HİÇBİR ALDATMACA YOKTUR: ZEHİRLİ BİR EJDERHADA BÜYÜK DEVANIN BULUNMASI.
Merkür çöktürülür yahut süblimleştirilir, kendi öz suyunda çözülür ve sonra yeniden pıhtılaştırılır.
Ormanda azgın bir Ejderha yaşar,
Son derece zehirlidir, gene de hiçbir eksiği yoktur:
Güneşin ışınlarını ve parlak ateşini gördüğünde
Zehrini dört bir yana saçar,
Ve öyle bir şiddetle yukarı uçar ki
Hiçbir canlı mahlûk önünde duramaz,
Basilisk bile ona denk değildir.
Onu hikmetle öldürmeyi becerebilen
Bütün tehlikelerden kurtulmuştur.
Gene de bütün zehir ve renkler
Onun ölüm saatinde katlanır.
Zehri büyük Deva olur.
Zehrini çabucak tüketir,
Zira kendi zehirli kuyruğunu yutar.
Bütün bunlar kendi bedeni üzerinde vuku bulur,
Ondan şanlı bir belesan akar,
Bütün mucizevi hasletleriyle.
Bunun üzerine bütün Hakîmler yüksek sesle sevinirler.
FİGÜR VII
ORMANDA İKİ KUŞ İŞİTİRİZ, GENE DE ONLARI TEK BİR KUŞ OLARAK ANLAMALIYIZ.
Merkür sık sık süblimleştirildikten sonra nihayet sabitlenir ve ateşe dayanır hâle gelir: sabitlenme elde edilinceye dek süblimleştirme tekrarlanmalıdır.
Ormanda bir yuva bulunur,
Hermes'in yavrularını beslediği yuva;
Yavrulardan biri hep yukarı uçmaya çabalar,
Öteki yuvada sakince oturmaktan hoşlanır;
Gene de hiçbiri ötekinden ayrılamaz.
Aşağıdaki, yukarıdakini tutar,
Ve yuvadan uzaklaşmasına izin vermez,
Bir evde karısıyla oturan koca gibi,
En sıkı nikâh bağlarıyla bağlanmış.
Biz de her zaman böyle seviniriz,
Dişi kartalı bu yolla sımsıkı tuttuğumuz için,
Ve Tanrı Baba'ya şükrederiz.
FİGÜR VIII
BURADA İKİ KUŞ VARDIR, BÜYÜK VE GÜÇLÜ — BEDEN İLE CAN; BİRİ ÖTEKİNİ YUTAR.
Can kendisinden çekilip alındıktan sonra Beden at gübresine yahut ılık bir banyoya konsun. Bu işlemle Beden beyazlamış, Can ise Sanatımızla kızıllaşmıştır. Var olan her şey kemale meyleder; Filozof Taşı işte böyle hazırlanır.
Hindistan'da pek hoş bir koru vardır,
İçinde iki kuş birbirine bağlıdır.
Biri kar gibi beyaz, öteki kızıldır.
Birbirlerini ısırırlar, biri öldürülür
Ve öteki tarafından yutulur.
Sonra ikisi de beyaz güvercinlere dönüşür,
Ve Güvercin'den bir Anka doğar,
Karalığı ve iğrenç ölümü geride bırakmış,
Ve daha şanlı bir hayata kavuşmuş bir Anka.
Bu kudreti ona bizzat Tanrı vermiştir,
Ebediyen yaşasın ve asla ölmesin diye.
Bize zenginlik verir, hayatımızı korur,
Ve onunla büyük mucizeler işleyebiliriz,
Nitekim hakiki Filozoflar da bunu bize açıkça bildirir.
FİGÜR IX
ORMANLARIN EFENDİSİ KRALLIĞINI GERİ ALMIŞ VE EN AŞAĞI DERECEDEN EN YÜKSEĞİNE ÇIKMIŞTIR. TALİH GÜLERSE HATİPKEN KONSÜL OLURSUNUZ; TALİH KAŞ ÇATARSA KONSÜL HATİP OLABİLİR.
Böylece Tentür'ün hakikaten ilk dereceye ulaştığını bilirsiniz.
Şimdi harikulade bir işi işitin,
Zira size büyük şeyler öğreteceğim:
Kral bütün soyunun üstüne nasıl yükselir;
Ve ormanın asil efendisinin ne dediğini de işitin:
Düşmanlarımı yendim ve alt ettim,
Zehirli Ejderha'yı ayağımın altına aldım,
Yeryüzünde büyük ve şanlı bir Kralım.
Benden büyüğü yoktur,
Ne Sanatkârın ne de Doğanın çocukları arasında,
Bütün canlı mahlûklar içinde.
İnsanın dileyebileceği her şeyi yaparım,
Kudret ve kalıcı sıhhat veririm,
Ayrıca altın, gümüş, mücevher ve kıymetli taşlar,
Ve büyük küçük bütün hastalıklara her derde deva.
Gene de başlangıçta soysuz doğmuştum,
Ta ki yüce bir makama konuluncaya dek.
Bu ulu zirveye erişmek
Bana Tanrı ve Doğa tarafından verildi.
Böylece en aşağı olandan en yüce olan oldum,
Ve en şanlı tahta çıktım,
Ve hükümdarlık makamına eriştim:
İşte bunun için Hermes bana Ormanların Efendisi dedi.
FİGÜR X
ATEŞTE BİR SEMENDER YAŞAR, ATEŞ ONA EN GÖRKEMLİ RENGİ VERİR.
Bu, Tentür'ün yahut Filozof Taşı'nın tekrarı, derecelendirilmesi ve iyileştirilmesidir; bütününe Çoğaltma denir.
Bütün masallarda bize anlatılır
Ki Semender ateşte doğar;
Ateşte bulur o gıdayı ve hayatı
Ki Doğa bizzat ona tayin etmiştir.
Büyük bir dağda oturur,
Nice alevle çevrili bir dağda,
Ve bu alevlerden biri hep ötekinden küçüktür —
Semender bunda yıkanır.
Üçüncüsü daha büyük, dördüncüsü ötekilerden daha parlaktır —
Semender bunların hepsinde yıkanır ve arınır.
Sonra mağarasına koşar,
Lâkin yolda yakalanır ve delinir,
Öyle ki ölür ve canını kanıyla birlikte teslim eder.
Ama bu da onun hayrınadır:
Zira kanından ölümsüz hayatı kazanır,
Ve artık ölümün onun üzerinde hükmü kalmaz.
Kanı yeryüzündeki en kıymetli Devadır,
Dünyada bir benzeri yoktur.
Zira bu kan bütün hastalığı kovar
Madenlerin bedenlerinden,
İnsanlarınkinden ve hayvanlarınkinden.
Hakîmler ilimlerini ondan çıkarır,
Ve onun sayesinde Semavî Armağan'a erişirler,
Ki ona Filozof Taşı denir,
Bütün dünyanın kudretini taşıyan Taş.
Bu armağanı Hakîmler bize sevgi dolu yüreklerle sunarlar,
Onları ebediyen analım diye.
FİGÜR XI
BABA İLE OĞUL ELLERİNİ REHBER'İN ELLERİNE KENETLEDİLER: BİLİN Kİ BU ÜÇÜ BEDEN, RUH VE CAN'DIR.
İşte İsrail'den yaşlı bir baba,
Bir tek Oğlu vardır,
Bütün kalbiyle sevdiği bir Oğul.
Kederle ona keder buyurur.
Onu bir rehbere emanet eder,
Ki dilediği her yere götürsün.
Rehber Oğula şu sözlerle seslenir:
Gel buraya! Seni her yere götüreceğim,
En yüce dağın zirvesine,
Bütün hikmeti idrak edesin diye,
Yerin ve denizin büyüklüğünü müşahede edesin,
Ve ondan hakiki bir haz devşiresin diye.
Seni havada taşıyacağım
En yüksek göğün kapılarına.
Oğul Rehberin sözlerine kulak verdi,
Ve onunla birlikte yukarı yükseldi;
Orada semavî tahtı gördü,
Ölçüye sığmaz derecede şanlıydı.
Bunları müşahede ettiğinde,
İç çekerek Babasını andı,
Babasının büyük kederine acıdı,
Ve dedi: Onun bağrına döneceğim.
(Baba—Oğul—Rehber anlatısı iki katmanda birden okunur. Simyevî katmanda Baba Beden'i, Oğul Ruh'u, Rehber Can'ı gösterir; Oğul'un yükselişi ve dönüşü, maddenin süblimleşip yeniden pıhtılaşmasıdır. Tasavvufî katmanda ise aynı anlatı sâlik ile mürşidin göğe yükselişi ve asla dönüşüdür — buradaki «yükseliş ve rücû» kalıbı miraç anlatılarıyla neredeyse birebir örtüşür. Sonraki figürde kaynak metin Can ile Ruh'un sırasını Oğul ile Rehber'e ters eşler; bu tutarsızlık aslında böyledir, çeviriden değildir.)
FİGÜR XII
KABIN İÇİNDE HİNDİSTAN'IN BİR BAŞKA DAĞI YATAR; CAN İLE RUH — YANİ OĞUL İLE REHBER — ONA TIRMANMIŞLARDIR.
Oğul Rehbere der ki:
Babama ineceğim,
Zira o bensiz yaşayamaz.
İç çekiyor ve yüksek sesle beni çağırıyor.
Ve Rehber Oğula cevap verir:
Seni yalnız bırakmayacağım;
Seni Babanın bağrından ben çıkardım,
Geri de ben götüreceğim,
Ki yeniden sevinsin ve yaşasın.
Bu kuvveti ona vereceğiz.
Böylece ikisi de gecikmeden kalktılar,
Ve Babanın evine döndüler.
Baba Oğlunun geldiğini görünce,
Yüksek sesle haykırdı ve dedi ki:
FİGÜR XIII
BURADA BABA OĞLU YUTAR; RUH İLE CAN BEDENDEN AKIP ÇIKAR.
Oğlum, sensiz ölüydüm,
Ve canım büyük tehlikede yaşıyordum.
Dönüşünle diriliyorum,
Ve bu, bağrımı sevinçle dolduruyor.
Lâkin Oğul Babanın evine girdiğinde,
Baba onu bağrına bastı,
Ve aşırı sevinçten onu yuttu,
Hem de kendi ağzıyla.
Bu büyük gayret Babayı terletir.
FİGÜR XIV
BURADA BABA BOL BOL TERLER, ONDAN YAĞ VE HAKÎMLERİN HAKİKİ TENTÜRÜ AKIP ÇIKAR.
Burada Baba Oğul yüzünden terler,
Ve Tanrı'ya candan yalvarır,
Her şeyi kendi elleriyle yaratmış olana,
Yaratan ve her şeyi yaratmış olana,
Oğlunu kendi bedeninden çıkarsın,
Ve onu eski hayatına kavuştursun diye.
Tanrı onun dualarına kulak verir,
Ve Babaya uzanıp uyumasını buyurur.
Sonra Tanrı gökten yağmur indirir
Parıldayan yıldızlardan yeryüzüne.
Bereketli, gümüş bir yağmurdu bu,
Babanın Bedenini ıslatıp yumuşattı.
Sonunda bize yardım et, ya Rab,
Ki lütuf dolu Armağanını elde edelim!
FİGÜR XV
BURADA BABA İLE OĞUL BİRDE BİRLEŞİRLER, EBEDİYEN BÖYLE KALMAK ÜZERE.
Uyuyan Baba burada bütünüyle
Duru bir suya dönüşür,
Ve yalnızca bu suyun hasletiyle
Hayırlı iş tamamlanır.
Şimdi şanlanmış ve güzel bir Baba vardır,
Ve o yeni bir Oğul doğurur.
Oğul daima Babada kalır,
Ve Baba Oğulda.
Böylece muhtelif şeylerde
Anlatılmaz, kıymetli meyve verirler.
Bir daha asla yok olmazlar,
Ve ölüme gülerler.
Tanrı'nın inayetiyle ebediyen bâki kalırlar,
Baba ile Oğul, şanla muzaffer,
Yeni Krallıklarının ihtişamı içinde.
Tek bir tahta otururlar,
Ve Kadim Üstat'ın yüzü
Hemen ikisinin arasında görünür:
Al bir kaftana bürünmüştür.
HÂTİME
DÜNYANIN GÖRÜNMEZ KRALINA,
YEGÂNE HAKİKİ VE ÖLÜMSÜZ TANRI'YA
ŞİMDİ VE EBEDİYEN
HAMD VE ŞAN OLSUN.
ÂMİN.
Özgün metin (İngilizce)
Bu metin neden önemli
Kitabın adını taşıyan Lambspring'in kim olduğu bilinmiyor; ad büyük ihtimalle bir mahlastır ve metnin 16. yüzyıldan geriye gittiğine dair sağlam bir kanıt yoktur. Elimizdeki biçim, hekim Nicholas Barnaud Delphinas'ın Latince manzum düzenlemesine dayanır ve ilk kez 1599'da basılmıştır. Metnin asıl gücü şiirinden çok resimlerindedir: her figür bir gravürdür, manzume ise o gravürün altına düşülmüş bir açıklamadır; dolayısıyla dizeler resimden ayrı okunduğunda eksik kalır. Kitabın merkezinde Baba, Oğul ve Rehber üçlüsünün anlatısı durur; bu üçlü aynı anda hem Beden, Ruh ve Can gibi simya ilkelerini hem de ölüp dirilen bir kurtarıcı figürünü gösterir ve metni simya ile tasavvuf arasındaki eşiğe yerleştirir. Bu ikili okunabilirlik, Lambspring'i Jung'dan bu yana simya sembolizmi üzerine çalışanların en sık başvurduğu kaynaklardan biri hâline getirmiştir. Çeviri, A. E. Waite'in The Hermetic Museum (Londra, 1893, kamu malı) derlemesindeki İngilizce çeviriden yapılmıştır.
Bu eser Simya Koleksiyonu'nun parçasıdır →
- Kaynak eser
- The Hermetic Museum (Cilt I) içinde: The Book of Lambspring, A Noble Ancient Philosopher, Concerning the Philosophical Stone, çev. A. E. Waite, Londra, 1893 (kamu malı)
- Neşir
- A. E. Waite İngilizce çevirisi, Londra 1893 (özgün Latince nazım: Nicholas Barnaud Delphinas; kaynak derleme: Musaeum Hermeticum, 1678)
- Konum
- Eserin tamamı — önsöz, on beş figür ve hâtime; The Hermetic Museum, Cilt I, çev. A. E. Waite, 1893
- Çeviren
- Şira Nur Uysal
- Dijital nüsha
- Source Library
Uysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Lambspring Kitabı: Filozof Taşı Üzerine On Beş Figür. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/lambspring-kitabi-geyik-ile-tekboynuz@misc{kk_lambspring_kitabi,
author = {Uysal, Şira Nur},
title = {{Lambspring Kitabı: Filozof Taşı Üzerine On Beş Figür}},
year = {2026},
publisher = {Kadim Kütüphane},
url = {https://kadimkutuphane.com/lambspring-kitabi-geyik-ile-tekboynuz},
note = {Türkçe çeviri, özgün eser: 1893 (İngilizce çeviri); özgün metin 16. yüzyıl},
}Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol
Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.
