Uyan Ey Ruhum: Kyreneli Synesios'un Üçüncü İlahisi
The Essays and Hymns of Synesius of Cyrene, Vol. 2 (çev. Augustine FitzGerald), Oxford University Press, 1930; Üçüncü İlahi, basılı s. 375-383 — dijital nüshadan özgün bir sayfa (Source Library).

Uyan Ey Ruhum: Kyreneli Synesios'un Üçüncü İlahisi

Kyreneli Synesios (çev. Augustine FitzGerald)· y. MS 405 (İngilizce çeviri 1930)· Özgün: İngilizce· Source Library· ~10 dk okuma
NeoplatonizmTürkçe çeviriAçık erişim

Kyreneli Synesios (y. 370-413), Hypatia'nın öğrencisi olan bir filozof, hatip ve sonradan Ptolemais piskoposu olarak Yeni Platoncu düşünce ile Hıristiyan tapınmasını tek bir şiirsel damarda birleştiren bir figürdür. İlahileri, Anacreon geleneğinden ödünç alınan kısa ölçülü dizelerle yazılmış olup, ruhun maddenin ağırlığından sıyrılıp kaynağına, o adı konulamayan Bir'e yükselişini terennüm eder. Aşağıda Üçüncü İlahi'nin tamamı yer alır: ruhun uyanışa çağrılmasıyla başlar, evrenin her köşesinde Yaratıcı'ya seslenilmesi ve yıldızların, ayın ve güneşin bu ilahiye tanık kılınmasıyla sürer; ardından şair, adı açıkça anılmayan bir kentin -Pentapolis'in- adına imparatorluk sarayına yaptığı Trakya elçiliğinin çilesini ve maddeden kurtuluş yakarışını dile getirir. Metin, Yeni Platoncu yükseliş mistisizminin en arı örneklerinden biridir.

Türkçe çeviri · Çeviren Şira Nur Uysal

Uyan ey ruhum, kendini kutsal ezgilere ada, maddeden doğan sızıları dindir. Zihnin güçlü atılımlarını kuşan. Tanrıların Kralı için bir taç örüyoruz, kansız bir adak, şiirden libasyonlar. Seni ezgiyle çağırıyorum, seni okyanusta, seni adalar üzerinde, anakaralarda, şehirlerde ve sarp dağlarda, seni ayaklarımın iki tabanını o ünlü ovalara bastığım her an, seni, ey evrenin kutlu Yaratıcısı.

Gece beni, senin ozanını, sana getirir ey Kral, ve sana gündüzün, sabahın, akşamın ilahilerini yükseltiyorum. Senin tanıkların pırıldayan yıldızların ışınları, ayın devirleri ve o yüce tanık güneştir; arı yıldızlara başkanlık eden, dindar ruhların kutsal muhafızı.

Uzaklara uzanan maddeden yüz çeviren kanadımı kaldırarak ilerledim ve senin meskenine, senin bağrına sevinçle geldim. Ve şimdi Kutsal Kurbanın mukaddes mahfazasına dek bir yakarıcı olarak gelmiş bulunuyorum.

Şimdi bir yakarıcı olarak ünlü dağların doruklarına geliyorum, ıssız Libya'nın büyük vadisine, hiçbir tanrısız rüzgârın kirletmediği, şehir kaygılarıyla yüklü insanların ayak izinin dokunmadığı güney sınırına. Orada, tutkulardan arınmış, arzulardan azat olmuş, çalışmayı bırakmış, kederlenmeyi, öfkelenmeyi, tamah etmeyi bırakmış olarak, ruhum ölüme sürükleyen bütün bu şeyleri üzerinden atıp sana, arı bir dille ve kutsanmış bir zihinle, gereken ilahiyi sunsun.

Yeryüzü ve gökler sükûnete ersin. Deniz dursun, hava dursun. Durun, ey hızlı yellerin esintileri; dinin, ey kıvrılan dalgaların hücumları, nehir ağızları, pınarların fışkırışları. Bu kutsal ilahiler sunulurken evrenin mağaraları sessizliğe bürünsün.

Yılanların kıvrımlı izleri toprağın altına çöksün, o kanatlı yılan da, maddenin şeytanı, ruhu bulandıran, hayallerle sevinen ve yakarışlarıma karşı yavrularının sürüsünü kışkırtan. Sen, ey Baba, ey Kutlu Olan, bu ruh yiyici köpekleri ruhumdan, duamdan, hayatımdan, eserlerimden uzak tut. Kalbimizin adağı, senin ulu habercilerinin, sana kutsal ilahiler taşıyan bilge taşıyıcıların bir kaygısı olsun. Şimdi kutsal şiirin başlangıç noktasına geri götürülüyorum. Kâhin sözü şimdiden zihnimde yankılanıyor. Bana karşı iyilikle dolu ol, ey Kutlu Olan, bana karşı iyilikle dolu ol, ey Baba, eğer emredilenin ötesine, alınyazısının ötesine geçip sana ait olana dokunuyorsam.

Kimin gözü öyle bilge, öyle güçlüdür ki senin ışık oklarınla karşılaşınca kırpılmaz? Senin alevli meşalelerine dimdik bakmak tanrılara bile helal değildir; ama zirveden düşen Zihin, sana yakın olan her şeyi okşamaya can atar, böylece erişilmezi erişmeye, senin yorulmak bilmez derinliğinde parıldayan ışığa bakmaya çalışır; ve yaklaşılmaz yollardan vazgeçerek, gözünün gücünü ilk kez beliren o suret üzerine sabitler. Oradan sana ilahi olsun diye ışık çiçekleri devşirerek, değişken yellerin esişini durdurabilir ve sana kendi olanı geri verebilir.

Zira senin olmayan nedir, ey Kral, bütün babaların Babası, kendi kendinin Babası, Babasız Ata, kendi kendinin Oğlu, Bir'den önceki Bir, var olan şeylerin Tohumu, her şeyin Merkezi, başlangıçta özdeksiz olan Zihin? Dünyanın Kökü, sen ilk şeylerin her yerde görünen Işığısın, bilge Kesinlik ve bilgeliğin Kaynağı, kendi parlak ışınlarınca gizlenmiş Zihin, kendi kendinin Gözü, yıldırımın Efendisi, çağların Babası, Ölümsüz, tanrılardan yüce, senin bir yana bir yana çevirdiğin akıllardan yüce. Sen zihnin anlama kaynağısın, tanrısal varlıkların Yaratıcısı, ruhun Biçim Vereni, canın Besleyicisi, kaynakların Kaynağı, kökenlerin Kökeni, köklerin Kökü. Sen birliklerin Birliği'sin, sayıların Sayısı, hem Tekil hem Sayı, Zihin ve Anlaşılabilir olan, hem bilinebilir olan hem ondan önce gelen, Bir ve Bütün, Bütün'ün Biri ve Bütün'den önceki Bir, ki bu her şeyin tohumu, kök ve daldır, ve akıl taşıyan her şeydeki doğadır, dişil öğe ve eril olan.

Gizemlere ermiş zihin bunun gibi şeyler söyler, senin o heybetli uçurumunun çevresinde uyum içinde dönerken. Sen Doğurgansın, sen Doğurulansın; sen parıldayan Işıksın, sen Aydınlatılmışsın; sen açığa çıkansın, sen kendi ışınlarında gizli olansın; Bir ve Bütün, kendinde saklı ve her şeye yayılmış olan Bir. Zira sen döküldün, ey adı konulamayan Ata, bir çocuk doğurasın diye, o meşhur Bilgelik, dünyanın Yaratıcısı; ama böyle taşarken, dağıtıldıktan sonra bile bölünmelerde bölünmemiş kalırsın. Sana ilahi söylerim, ey Birlik, sana ilahi söylerim, ey Üçlük; sen Üç olarak Birsin, Bir olarak Üçsün; ve akledilebilir bölüm, bölünmüş olanı hâlâ bölünmemiş tutar.

Sen bilgeliğinin İstenciyle Oğul üzerine döküldün, ve o İstenç kendisi o zaman doğdu, dile getirilemez bir doğa, maddeden önce var olan varlık. Senden ikinci bir varlığın geldiğini söylemek tanrısal yasaya aykırıdır, birinciden üçüncü bir varlığın geldiğini söylemek de aykırıdır. Ey kutsal Doğum, ey dile getirilemez soyoluş; sen doğuran ve doğurulan doğal güçlerin sınırısın. Akledilir şeylerin gizli düzenine saygı duyarım, ama paylaştırılamayacak bir ortancıl unsur vardır. Ey dile getirilemez bir Babanın dile getirilemez Evladı, doğum sancısı senin aracılığınladır, ve doğum sancısı aracılığıyla sen kendini gösterdin, Babanın İstenciyle Babayla birlikte kendini açığa vurarak. Babanın İstenciyle sen, O'nun İstenci, hep kendinden Babanın yanındasın. Derin girdaplı Zaman bile bu kaçınılmaz doğuşları bilmez, ne de uzun çağlar bu ağır doğumu kavrayabildi. Baba ile birlikte açığa çıktı O, sonsuzluk boyunca var olacak Bir olan O. Dile getirilemez şeyler konusunda pervasızlığı kim dizginleyebildi? Kör ölümlülerin kurnazca kurulmuş dille sergiledikleri cüretler tanrısızdır, ama sen Işığın Vericisisin, aklın ışığısın, ve kutsal insanların zihinlerini eğri aldatmacadan uzağa, yükseklere taşırsın, ki maddenin karanlık gölgelerine batmasınlar.

Seni, ey Evrenin Babası, çağların Babası, tanrıların Yaratıcısı, övmek bir arınma eylemidir. Bilgi sahibi olanlar seni överler, ey Kral, ve dünyayı yönetenler, o parıldayan gözlü, yıldız zekâlar seni överler, ey Kutlu Olan, o görkemli kütle çevrelerinde ritmik biçimde dönerken. Kutluların bütün soyu sana ilahi söyler, dünyanın çevresinde olanlar, dünyanın içinde olanlar, kuşaklar içinde ve dışında bilgelikleriyle kozmosun kaderlerini yönlendirenler, melek zincirinin durmadan gönderdiği ünlü kılavuzların yanı başında duran koruyucular. Ve insan işlerinin, ölümlü biçimlerin eserlerinin arasından gizli yollarla geçen o şanlı kahramanlar soyu övgüler söyler. Ve hem sarsılmaz hem yeryüzünün karanlık köşelerine eğilmiş ruh övgüler söyler. Seni kutlu Doğa yüksek sesle ilahilerle anar, ve senin, ey Kutlu Olan, senin kanallarından çekip yuvarlanarak ilerleyen lütufkâr esintilerle sürdüğün Doğa'nın soyu; zira sen, lekesiz evrenlerin Öncüsü, doğaların Doğasısın: sen ölümlülerin doğuşu olan Doğa'yı, ebedi Bir'in sureti olan Doğa'yı beslersin, ki evrenin en alt kısmı bile bir başka kısmet payı alabilsin. Zira tanrısal yasa evrenin tortusunun zirveleriyle çekişmesini emretmedi. Gerçek varlıkların bütününe tam olarak buyrulmuş olan şey asla yok olmayacak, ama hepsi mutluluğunu birbirinden ve her biri her biri aracılığıyla bulacaktır. Fani şeylerin ebedi bir çemberi, senin nefesince beslenerek, her şeyin içinden sana korolar dizer: işte ana Doğa da kendi renkleriyle, kendi eserleriyle onları böyle bezer. Ve çeşitli seslerdeki canlı varlıklardan bir uyum yaratır, ses benzerliğinde. Her şey sana çağlar boyu solmayan bir övgü getirir, şafak ve gece bile, şimşekler, karlar, gökkubbe, esir, ve toprağın kökleri, su, hava, bütün bedenler, bütün ruhlar, tohumlar, meyveler, bitkiler ve otlar, kökler, otlar, hayvanlar ve kuşlar, ve yüzen pullu yaratıkların sürüleri.

İşte şimdi de senin Libya'nda, senin ulu kâhinliğinde, güçsüz ve tükenmiş bir ruh gör, sana kutsal dualara adanmış, ama bir madde bulutunun kuşattığı bir ruh. Ama senin Gözün, ey Baba, maddeyi deler, ve şimdi sana ilahilerle bereketlenen yüreğim zihnimi ateşli atılımlarla kışkırttı. Sen, ey Kral, yükseltici ışınları tutuştur, ve bağışla, ey Baba, ki bedenden kaçarak ruh bir daha asla dünyevi bir yazgıya inmesin. Ama maddeyle alışverişi olan bir hayatın zincirlerinde kaldığım sürece, tatlı bir alınyazısı, ey Kutlu Olan, beni beslesin. Ters esmesin, hayatımı zihnin acımasız kaygılarıyla tüketmesin, ta ki tanrısal şeylere zaman bulamayayım ya da bu kaygılara sürüklenmeyeyim; bunun yerine bunlardan kaçarak, senin bağışlarınla, sana bu çelengi kutsal çayırlardan örebileyim.

Bu övgüyü sana getiriyorum, ey lekesiz evrenlerin Öncüsü, ve senin, kutsal bağrından bilgeliğin kendisiyle birlikte gönderdiğin bilge Oğluna. Senden fışkıran O, senin içinde kalır, ki ince nefeslerle her şeyi araştırabilsin, ki ağarmış çağların derinliklerini yönetebilsin ve sarp bir dünyanın adımlarını, dünyevi yazgıya ait en son derinliğe dek yönlendirebilsin; ışığı dindar yüreklerde parlarken, ki yaşayan ölümlüleri emeklerinden, kaygılarından kurtarabilsin, O, iyi işlerin Tamamlayıcısı, sıkıntıları Kovan. Ve evrenin Yapıcısının kendi eserlerini kötü yazgılardan uzak tutması neden şaşılacak bir şey olsun?

Geliyorum, ey büyük evrenin Hükümdarı, sana ettiğim bir yemini yerine getirmek için, hem de Trakya'dan, orada üç yıl boyunca o ülkenin kral sarayına yakın bir biçimde yaşadığım yerden. Ve emekler çektim, çoklu gözyaşlarına layık kederler çektim, memleket şehrimi omuzlarımda taşıyarak. Toprak, günden güne mücadelede yorulan uzuvlarımın teriyle sulandı, ve yatağım geceden geceye ağlayan gözkapaklarımdan dökülen gözyaşlarıyla ıslandı. Ve senin kutsal ayinlerin için inşa edilmiş ne kadar tapınak varsa, ey Kral, hepsine gittim. Orada yere kapanıp bir yakarıcı olarak dua ettim, gözkapaklarımın çiyiyle toprağı sulayarak, yolculuğumun boşa gitmemesi için. Emek veren tanrılara yakardım, Trakya'nın bereketli ovasını tutan tanrılara kadar, ve karşı yakada Khalkedon otlaklarını yöneten, senin, ey Kral, müjdeleyici ışınlarınla kutsal hizmetkârların olsunlar diye taçlandırdığın tanrılara. Kutlu olanlar gerçekten yakarışlarımı kabul ettiler, benimle birlikte birçok emeğe giriştiler. O zaman hayatım bana sevgili değildi, çünkü memleketim öylesine eziyet görüyordu; ama sen, ey Kral, onu kederlerinden kaldırdın. Ey evrenin Hükümdarı, sen, Yaşlanmayan, ruhum çoktan tükenmişken ve organlarım çoktan dağılmaya başlamışken uzuvlarımın gücünü ayakta tuttun. Zavallı ruhuma güç üfledin; emeklerime tatlı bir son buldun bana, ey Kral, hem de arzuma göre bir son, uzun emeklerden sonra eserlerime bir dinlenme bağışlayarak.

Sen, ey Kutlu Olan, bütün bu kazanımları Libyalılar için uzun bir zaman süresince koru, senin büyük iyiliğinin hatırı için, ve ağır şeyler çekmiş olan ruhun hatırı için. Ayrıca yakarıcına zarar görmemiş bir hayat ver, beni acılardan kurtar, beni hastalıklardan kurtar, beni ölüm getiren kaygılardan kurtar; kuluna aklın bir hayatını bağışla. Beni dünyevi altın yağmurlarına layık görme, ey Kral, ki bunlar beni tanrısal şeyler için boş zamansız bırakmasın, ne de acımasız yoksulluk evime saldırıp yüreğimin düşüncelerini toprağa çeksin, zira ikisi de ruhu toprağa doğru ağırlaştırır, ve ikisi de zihnin unutkanlığını getirir, ne zaman ki sen, ey Kutlu Olan, yardımını esirgersin. Ey Baba, arı bilgeliğin Kaynağı, zihnimde bağrından bir akıl alevi tutuştur, yüreğimizi gücünle bir bilgelik pırıltısıyla aydınlat. Bunu bana sana giden kutsal yolun bir simgesi olarak ver, senin kendi mührünü. Maddenin ölümcül şeytanlarını hayatımdan ve duamdan kov, bedenimi kinci şiddetin yaklaşmasından esirge ve koru, ve ruhumu güvenlik içinde lekelenmemiş tut, ey Kral.

Gerçekten üzerimde şimdiden Maddenin karanlık lekesini taşıyorum, ve arzularla, dünyevi zincirlerle sımsıkı tutuluyorum. Ama sen benim özgürleştiricimsin, sen arındırıcımsın. Beni kötülüklerden, hastalıktan, prangalardan azat et. İçimde senin tohumunu, soylu Zihnin kıvılcımını taşıyorum, ama maddenin derinliklerine düşen bir kıvılcım. Ama sen ruhu kozmosa yerleştirdin, ve ruh aracılığıyla bedene zihni ektin, ey Kral. Hizmetçine acı, ey Kutlu Olan. Senden toprağın bir hizmetkârı olmaya indim, ve bir ücretli olarak yaşamak yerine, bir kul oldum. Madde beni büyülü sanatlarla zincire vurdu. Yine de içimde saklı göz bebeğinde hâlâ küçük bir güç var, henüz bütün gücünü söndürmedi. Ama yukarıdan üzerime büyük bir dalga çöktü, Tanrı'yı gören ruhu kör ederek.

Acı, ey Baba, yalvaran hizmetçine, ki yutucu maddeye duyduğu özlem onu boğar, sık sık zihnin yollarından sana yükselmeye çabalarken. Ama sen, ey Kral, yukarı götüren ışıkları tutuştur, zihnimin en soylu kısmındaki azıcık tohumu büyüterek pırıltıyı ve işaret ateşini yak. Beni tahta çıkar, ey Baba, hayat veren hayatın gücüyle, doğanın elini uzatmadığı, ne toprağın ne de Zorunluluğun kaderli dönüşünün beni artık geri çekemediği yerde.

Yalancı doğuş kulunu terk edip kaçsın! Benimle, ey Baba, ve yeryüzünün kargaşası arasında ateş olsun. Bağışla, ey Yaratıcı, hizmetkârına şimdi kanatlarını, Zihnin kanatlarını açmayı bağışla. Şimdi sonunda yakarıcı ruh Babanın mührünü taşısın, yeraltının derin gizli yerlerinden fırlayıp ölümlülere tanrısız dürtüler üflemeye çalışan düşman şeytanlara bir dehşet olarak; ve bu, senin ulu evreninin derinliklerinde ateşli yükselişlerin anahtarcıları olan arı hizmetkârlarına bir işaret olsun, ki bana ışığın kapılarını ardına kadar açsınlar, ve boş yeryüzünde hâlâ sürünürken, onun toprağından olmayayım. Ve ateşle yazılmış eserlerden, burada bile, bana bir tanıklık meyvesi ver, kesin sözler, ve ruhlarda ölümsüz umudu besleyen ne kadar işaret varsa.

Bu kil hayatından tövbe ediyorum. Uzağa, ey tanrısız ölümlülerin göz ağrıları, şehirlerin egemenlikleri! Uzağa, mahvın bütün tatlandırılmış yazgıları, ve lütuf olmayan lütuf, ki onunla aldatılmış ruh dünyaya köle olarak sımsıkı tutulur, o ruh ki büyük korkaklığında kendi iyiliğinin unutkanlığını içti, ta ki kıskançlığı kendi payı olarak üstüne düşene dek. Zira sefih madde iki parçaya sahiptir, ve masaya elini uzatıp tatlı yemeklere dokunan kişi, düşman öğeler onu kendileriyle birlikte sürüklediğinde, acı kaderine gerçekten hayıflanacaktır. Doğrusu dünyevi zorunluluğun bu yasası ölümlülere hayatı iki kaynaktan döker, ve biri katıksızdır ve saf iyidir, bir tanrı ya da tanrısal şeylerdir. Tatlı kadehten sarhoş oldum, kötü şeylerin topraklarına dokundum, tuzağa düştüm, Epimetheus'un kaderini tanıdım.*

Böylece kararsız yasalardan nefret ediyorum; ve Babamın kaygısız çayırına koşuyorum. Oraya doğru maddenin ikiz armağanlarından kaçarak kanatlarımı açıyorum.

Beni gör, ey zihnin hayatını düzenleyen. Yakarıcını gör, yeryüzünde bir ruh, zihinle yükselişlere doğru çabalayan, ve sen, ey Kral, bana ışıklı kanatlar vererek yukarı götüren ışıkları tutuştur. Sen düğümü kes, sanatlı Doğa'nın ruhları yeryüzüne eğdiği ikiz arzunun kavrayışını çöz. Bana bedenin yazgısından kaçmayı ve senin avlularına, senin bağrına, ruhun pınarının aktığı yere hızla sıçramayı bağışla. Yeryüzüne dökülmüş göksel bir damlayım. Beni döküldüğüm o pınara geri götür, gelip giden bir gezgin olarak. Bana atalarımın ışığıyla karışmayı bağışla. Ve senin, ey Baba, gözetiminde, kral korosuyla birlikte zihnin ezgilerini kutsallık içinde yukarı taşıyabileyim diye bağışla. Bağışla, ey Baba, ışıkla karışıp bir daha dünyevi bir yazgıya batmayayım, ama maddi bir hayatın zincirlerinde kaldığım sürece, iyicil bir talih, ey Kutlu Olan, beni beslesin!

* Epimetheus: Prometheus'un kardeşi ve Pandora'nın kocası.

Uzaklara uzanan maddeden yüz çeviren kanadımı kaldırarak ilerledim ve senin bağrına sevinçle geldim.
Özgün metin (İngilizce)
Awake, my soul; give yourself unto sacred songs, lay to rest the stings that are born of matter. Arm the mighty impulses of the mind. For the King of gods we are weaving a crown, a bloodless offering, libations of poesy. Thee I invoke in song, Thee in the ocean, Thee over islands, on mainlands, in cities, and on craggy mountains, Thee whenever I rest the twain feet of my limbs on the far-famed plains, Thee, blessed Creator of a universe. Night brings me, Thy minstrel, to Thee, O King, and I lift up to Thee hymns of the day-time, of the morning, of the evening. Thy witnesses are the beams of glittering stars, the courses of the moon, and that mighty witness, the sun, who presides over the pure stars, the holy guardian of pious spirits. Lifting up my wing that turns away from far-reaching matter, I have advanced and come to Thy dwelling-place, Thy bosom, rejoicing. And now even unto the sacred enclosure of the Holy Sacrifice am I come, a suppliant. Now a suppliant I come to the crests of famous mountains, and the great ravine of desert Libya, the southern border, which no godless blast of wind sullieth, nor is the foot-print graven thereon of men whose cares are of the town. There, purified of passions, released from desires, ceasing to labour, ceasing to grieve, to rage or to covet, may my soul casting off all these things that cause death, render the hymn that is due unto Thee with a pure tongue and a sanctified mind. Let earth and upper air be at peace. Let the sea be still, let air be still. Be still, ye gusts of swift winds; be stilled, onslaughts of curling waves, mouths of rivers, outwellings of springs. Let silence hold the caverns of the universe, while these sacred hymns are offered up. Let the sinuous trend of serpents sink beneath the earth, and that winged serpent also, the demon of matter, he who clouds the soul, rejoicing in images and urging on his brood of whelps against my supplications. Do Thou, O Father, O Blessed One, keep away from my soul these soul-devouring hounds, from my prayer, from my life, from my works. May our heart's libation be a care to Thy august messengers, wise bearers to Thee of holy hymns. Now am I borne back to the starting-point of sacred poesy. Already does the oracle echo in my mind. Be full of goodness unto me, Blessed One, be full of goodness unto me, Father, if beyond what is ordered, if beyond what is destined, I touch upon that which is Thine. Whose eye is so wise, whose so availing, that it blinketh not when checked by Thy shafts of light? Not even for gods is it lawful to gaze steadfastly on Thy flaming torches, but Mind, falling from Thy pinnacle, is fain to caress whatsoe'er is near to Thee, seeking thus to attain the unattainable, to look upon the light that glitters in Thy untiring profundity; and so relinquishing unapproachable ways, it fixes the strength of its eye upon the image that first showed itself. Thence plucking flowers of light to be hymns unto Thee, may it stay the blast of fitful winds and give thee back Thine own. For what is there, O King, that is not Thine, Father of all fathers, Father of Thyself, Fatherless Ancestor, Son of Thyself, One prior to the One, Seed of existing things, Centre of all things, Mind that wert without substance at the beginning? Root of the world, Thou the Light, everywhere visible, of primal things, wise Certainty and wisdom's Fountain, Mind hidden by Thine own bright rays, Eye of Thyself, Master of the thunderbolt, Father of the ages, Immortal, higher than the gods, higher than intellects which thou turnest to one side and the other. Thou the mind's source of intelligence, the Creator of divine beings, Shaper of the spirit, Nourisher of the soul, Fountain of fountains, Origin of origins, Root of roots. Thou art the Unity of unities, Number of numbers, at once Monad and Number, Mind and the Intelligent, both the knowable and what precedes it, One and All, and the One of All, and One before All, that is the seed of all things, the root and the branch, and nature in whatsoe'er is endowed with intelligence, the female element and the male. The mind initiated in the mysteries says such and such things, moving in harmony the while around Thy awful abysm. Thou art the Generator, Thou the Generated; Thou the Light that shineth, Thou the Illumined; Thou what is revealed, Thou that which is hidden in Thine own beams; the One and All, the One Self-contained and dispersed through all things. For Thou wert poured out, ineffable Parent, that Thou mightst beget a child, to wit, far-famed Wisdom, Creator of the world, but so outwelling, Thou dost remain once delivered in the divisions undivided. I sing to Thee, Unity, I sing to Thee, Trinity; Thou art One being Three, art Three being One; and the intelligible segment holds what has been divided still indivisible. Thou wert poured out on the Son in Thy wisdom's Will, and that Will Itself was then born, a nature unutterable, the being pre-existent to matter. It is against divine law to say that a second one has come from Thee, it is against it to say that a third has come from the first. O holy Birth, O unspeakable generation; Thou art the boundary of natural forces, of the generating and the generated. I venerate the hidden ordering of intellectual things, but there is some medial element that may not be distributed. Ineffable Offspring of a Father Ineffable, the birth-pang was through Thee, and through the birth-pang Thou didst Thyself appear, showing Thyself together with the Father by the Father's Will. By the Will of the Father Thou, His Will, art ever of Thyself beside the Father. Even deep-eddying Time knoweth not the inevitable procreations, nor did long ages comprehend the tedious birth. With the Father He was revealed, He that had been for all eternity One that was to come into being. Who has controlled rashness in regard to unspeakable things? Godless are the audacities of blind mortals with cunningly devised language, but Thou art Giver of light, the light of intellect, and dost bear aloft the minds of holy men away from crooked deceit, that they sink not in the dark shades of matter. Thee, Father of the Universe, Father of the ages, Creator of the gods, it is an act of purity to praise. They who have knowledge praise Thee, O King, and they who govern the world, they of the glittering eyes, the starry intelligences sing Thy praises, Blessed One, as the glorious mass moves rhythmically around them. The whole race of the blessed sings to Thee, they who about the world, who in the world, within and without the zones guide in their wisdom the fates of the cosmos, protectors they, side by side with the famous pilots whom the chain angelic keeps pouring forth. And the illustrious race of heroes that goeth through the works of men, works of mortal mould, by hidden pathways, sing praises. And the soul at once steadfast and bent down to the dark-gleaming corners of the earth sings praises. Thee blessed Nature hymns aloud, and the offspring of Nature which Thou, Blessed One, urgest on with favouring breezes, drawn from Thy channels and rolling onwards; for Thou, Leader of immaculate universes, art the Nature of natures: Thou cherishest Nature, birth of mortals, the image of the eternal monad, that even the lowest portion of the universe may be allotted an alternative lot. For it was not the divine law that the lees of the universe should contend with the summits. That which has been wholly ordained to the assemblage of real existences shall never perish, but all find their happiness, one from another and each through each. Of perishable things an eternal circle, cherished by Thy breath, places choirs to Thee throughout all things: so doth maternal Nature in her proper colours, in her proper works, embellish them. And out of living things of varied voices she creates one harmony in likeness of sound. All things bring to Thee ageless praise, even the dawn and the night, the lightnings, the snows, the firmament, the ether, and the roots of the soil, water, air, all bodies, all spirits, seeds, fruits, the plants and the grasses, roots, herbs, beasts and birds, and shoals of the swimming finny creatures. Behold now also in Thy Libya, in Thy august priesthood, a soul feeble and exhausted, one given up to holy prayers to Thee, but whom a cloud of matter besets. But Thine Eye, O Father, pierces matter, and now my heart, made fruitful with hymns to Thee, has excited my mind with fiery impulses. Do Thou, King, kindle the uplifting beams, and grant, Father, that, fleeing the body, the soul may ne'er again descend to an earthly doom. But as long as I remain in the chains of a life that has commerce with matter, may a gentle destiny, O Blessed One, nourish me. May it not blow adversely, consuming my life with grim cares of the mind, so that I may have no time for the things of God, nor be involved in such cares; but rather fleeing from these, by Thy gifts, may I weave for thee this garland from the sacred meadows. I bring to Thee this praise, Leader of unsullied worlds, and to Thy wise Son, whom Thou has sent forth from Thy sacred bosom together with wisdom itself. Springing forth from Thee, He remains within Thee, that He may explore all things with subtle breathings, that He may rule the profundities of hoary ages, and direct the feet of a rugged world, even unto the last depth of what belongeth to earthly destiny; his light shining in pious hearts, that He may release living mortals from their labours, from their cares, He the Accomplisher of good deeds, the Chaser away of distresses. And why should it be a thing to wonder at, that the Maker of the universe keeps evil destinies from His own works? I come, O Ruler of the great universe, to acquit myself of a vow made to Thee, even from Thrace, where for three years I dwelt in a way near to the king's palace in that land. And labours I endured, griefs I endured meet for many tears, bearing on my shoulders my mother-city. The earth was watered with the sweat of my limbs that toiled in the contest day by day, and my couch was moistened with the dropping of tears from my eyelids weeping from night to night. And as many temples as were builded for Thy holy ceremonies, O King, to all these I repaired. There prostrate, a suppliant, I prayed, watering the ground with the dew of my eyelids, that I might not find my journey vain. I supplicated gods that labour, even as many as hold the fruitful plain of Thrace, and those who on the other side rule the Chalcedonian pastures, whom Thou, O King, hast crowned with Thy annunciating beams, to be Thy sacred ministers. The blessed ones have indeed taken to them my supplications, they have engaged in many labours with me. My life was not at that time dear to me because that my fatherland was so tormented; but Thou, O King, hast lifted it from out its sorrows. O Ruler of the universe, Thou, the Ageless, sustainedest the force of my limbs, when my soul was already failing and my members already breaking up. Thou didst breathe strength into my wretched soul; a sweet ending to my labours didst Thou find me, O King, and one according to my desire, granting to my works a repose from long labours. Do Thou, O Blessed One, preserve all these gains for the Libyans for a long roll of time, for the sake of the memory of Thy great goodness, and for the soul that has suffered grievous things. Give moreover to Thy suppliant a life free from harm, deliver me from sufferings, deliver me from diseases, deliver me from cares that bring death; grant Thy servant a life of the intellect. Adjudge me not earthly showers of gold, O King, that may render me without leisure for the things divine, nor let grim poverty attack my house and draw down to earth the meditations of my heart, for both these weigh down the soul to the earth, and both bring forgetfulness of mind, whensoe'er, O Blessed One, Thou offerest not Thy help. O Father, Fountain of pure wisdom, kindle in my mind a flame of intellect out of Thy bosom, illumine our heart out of Thy strength with a gleam of wisdom. Give this as a symbol of the sacred way to Thee, even Thine own seal. Chase from my life and from my prayer the deadly demons of matter, preserve my body safe and sound from the approach of spiteful violence, and guard in safety my spirit unpolluted, O King. In sooth I carry on me already the darkling stain of Matter, and I am held fast by desires, by earthly chains. But Thou art my liberator, Thou my purifier. Release me from evils, from illness, from fetters. I carry in me Thy seed, the spark of high-born Mind, but a spark falling down to the depths of matter. But Thou hast deposited soul in the cosmos, and through soul hast sown mind in the body, O King. Take pity on thine handmaiden, O Blessed One. I descended from Thee to be a servant of earth, and instead of living as a hireling, I became a bondslave. Matter fettered me with magic arts. For all that, there is still some small strength in the ball of the eye hidden within me, it has not yet extinguished all its might. But a great wave has broken over me from above, blinding the soul that seeth God. Pity, O Father, Thy suppliant handmaiden, whom longing for devouring matter strangles, when oftimes she strives to ascend by the paths of mind to thee. But do Thou, O King, kindle the lights that lead upwards, do Thou light the gleam and the beacon by augmenting the scanty seed in the noblest part of my mind. Enthrone me, O Father, in the strength of the life-bringing life, where nature advanceth not her hand, whence nor earth, nor the fated spinning of Necessity yet makes me recoil. May false generation leave Thy servant in flight! Let fire be between me, O Father, and the tumult of the earth. Grant, O Creator, grant unto Thy minister now to spread his wings, the wings of Mind. Now at last let the suppliant soul bear the seal of the Father, a terror to hostile demons, who dart aloft from deep lurking places of the earth to breathe godless impulses upon mortals; and let this be a sign to Thy pure ministers, who throughout the depths of the august universe are keybearers to the fiery ascents, that they should open wide to me the gates of light, and that while still creeping upon the vain earth, I may not be of its soil. And of the works written in fire give me, even here, fruit as a witness, sure utterances, and as many tokens as cherish the hope immortal in souls. I repent me of this life of clay. Hence, eyesores of godless mortals, dominations of cities! Hence all-sweetened destinies of perdition, and grace that is no grace, wherewith the beguiled soul is held fast in bondage to earth, the soul which drank, in its great cowardice, oblivion of its own good, until it fell upon envy as its portion. For debauched matter has twain parts, and whoso stretches out his hand to the table, to touch the sweet viands, will in sooth greatly lament his bitter lot, when the hostile elements drag him down with them. Verily this law of earthly necessity pours out a life to mortals from two sources, and the one is unmixed and is pure good, a god or things divine. I have been inebriated with the sweet cup, I have touched the lands of evil things, I have fallen into the snare, I have known the fate of Epimetheus.* So hate I inconstant laws; and I hasten to my Father's carefree meadow. Thither I spread my wings in flight from the twin gifts of matter. Behold me, Thou who dost order the mind's life. Behold Thy suppliant, a soul upon the earth, striving towards the ascents by mind, and do Thou kindle, O King, the lights that lead aloft, giving unto me light wings. Cut Thou the knot, loose Thou the grip of the twin desires by which artful Nature bends down souls to the earth. Grant to me to escape the destiny of the body and to spring swiftly even to Thy courts, to Thy bosom, whence floweth forth the fountain of the soul. A heavenly drop I am shed upon the earth. Do thou restore me to that fountain whence I was poured forth, a wanderer who comes and goes. Grant me to mingle with ancestral light. And grant that, cared for by Thee, the Father, I may with the kingly choir bear aloft in sanctity the songs of mind. Grant, O Father, that mingled with the light I sink not again into an earthly destiny, but as long as I remain in the chains of a material life, may a kindly fortune, O Blessed One, nurture me! * Epimetheus: brother of Prometheus and husband of Pandora. Kaynak: The Essays and Hymns of Synesius of Cyrene, Vol. 2, trans. Augustine FitzGerald (Oxford University Press, 1930), pp. 375–383.

Bu metin neden önemli

Synesios ilahilerini, Gnostiklerin de kullandığı Anacreon tarzı kısa ölçülerle yazdı; bu biçim, dizelerin ilahiden çok bir yakarışa dönüşmesine olanak tanır. Üçüncü İlahi özellikle otobiyografiktir: ortasında şair, mensup şehri Pentapolis için imparatorluk sarayına yaptığı üç yıllık Konstantinopolis (Trakya) elçiliğini ve orada çektiği çileyi anlatır. Açılış ve kapanış kısımları ise tümüyle kozmik bir davettir. Ruhun uyanışı, evrenin dört bir yanında Yaratıcı'ya seslenilmesi ve göksel cisimlerin tanıklığa çağrılması, Plotinos'tan miras alınan Yeni Platoncu 'yükseliş' şemasını izler: ruh, maddenin çekiminden kurtulup kanatlanarak kaynağına döner. İlahi, maddeye bulaşmış bir ruhun çektiği ıstırabı Trinity'e (Baba-Oğul-Kutsal Ruh) yönelik yoğun bir teolojik terennümle birleştirir ve sonunda yeniden kanatlanıp kaynağına dönme yakarışıyla kapanır. FitzGerald'ın 1930 çevirisi, Synesios'un Yunanca deyişine sadık kalmayı İngilizcenin akıcılığına yeğler ve bu ağırbaşlı tını Türkçeye de taşınmıştır.

Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

Bu eser Neoplatonizm Koleksiyonu'nun parçasıdır →

Künye
Kaynak eser
The Essays and Hymns of Synesius of Cyrene, Vol. 2 (çev. Augustine FitzGerald), Oxford University Press, 1930; Üçüncü İlahi, basılı s. 375-383
Neşir
Oxford University Press, 1930 (İngilizce ilk tam çeviri; çev. Augustine FitzGerald)
Konum
Cilt 2, "Hymns" bölümü, Üçüncü İlahi (Hymn III), basılı sayfalar 375-383
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
Source Library
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY-SA 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin, değiştirirseniz aynı lisansla paylaşın). Kullanım & lisans →
Bu Çeviriye AtıfUysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Uyan Ey Ruhum: Kyreneli Synesios'un Üçüncü İlahisi. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/kyreneli-synesios-ilahi-uc
← Kütüphaneye dön