Hollandalı usta Johann Isaak Hollandus'un Mineral Eserleri, kurşundan altına giden yolu bir baba ile oğul arasındaki gizli bir öğretim olarak sunar. Aşağıdaki pasaj, eserin ilk kitabının açılışıdır. Burada simyanın en eski basamağı, yani ölü ve saf olmayan madenleri hakiki Güneş ve Ay'a döndürmenin ilk mertebesi tarif edilir. Satürn, yani kurşun, işin başlangıç maddesidir ve metin onun küle indirgenmesini, yıkanmasını ve tuzla birlikte öğütülmesini adım adım anlatır. Üslup sadedir ve laboratuvarın diliyle konuşur; ancak her tarif, imperfect olanı perfect kılma vaadini taşır.
Bir Satürn İşi
Johann Isaac Hollandus Tabii ve Doğaüstü Şeylere Dair Eserden. Londra, 1670. Joshua Ben Arent Tarafından İstinsah Edilmiştir, Önsöz,
Kadirşinas kâri, Filozoflar, Basilius’un da talim ettiği veçhile, antimondan hazırlanan kurşunları hakkında pek çok şey yazmışlardır, bendeniz de en mümtaz Filozof M. John Isaac Holland’ın bu Satürn İşi’nin, şayet Taşın maddesi bununla çok daha kuvvetli bir surette murat edilmiyorsa, alelade kurşun olarak değil, Filozofların kurşunu olarak fehmedilmesi gerektiği kanaatindeyim.
Lakin Âdi Satürn’ün Filozof Taşının Maddesi olup olmadığı hususunda, sonraki 17 Mülahaza yahut Vesikadan kâfi derecede tatmin elde edeceksinizdir.
Bu risale, bu Sanatın tüm Âşıklarının menfaati için neşrolunmuştur, zira Ateş Taşını şerh ve beyan etmektedir. Esen kalınız. Bir Satürn İşi,
Evladım bilesin ki, Filozof Taşı tesmiye olunan Taş, Satürn’den hasıl olur.
Ve binaenaleyh kemale erdiğinde, gerek her ne neviden olursa olsun yahut her ne namla anılırsa anılsın içeriden veya dışarıdan hücum edebilecek cümle İlletlere karşı insan Bedeninde, gerekse noksan Metallerde atım (projeksiyon) icra eder. Ve hakikat namına bilesin ki evladım, nebatat işinin tamamında Satürn’de olandan daha ali yahut daha büyük bir Sır mevcut değildir, zira Satürn’de bulunan kemali Altında bulamayız, zira batınında o iyi bir Altındır, bu hususta cümle Filozoflar müttefiktir, evvela onda zait olanı, yani murdarlığını defedip onu pak kılmandan, akabinde de batınını, yani kızıllığını zahirine tebdil etmenden gayrı bir şeye muhtaç değildir, o vakit iyi bir Altın olacaktır, zira Altın, Satürn’den yapabileceğin kadar suhuletle meydana getirilemez, zira Satürn suhuletle erir ve donar, cıvası da kolaylıkla çekilip alınabilir, Satürn’den çekilip alınan bu cıva saf kılınıp cıvanın mutad süblimasyonuna tabi tutulduğunda, sana derim ki evladım, mezkûr cıva umum ameliyyatta Altından çekilip alınan cıva kadar kıymetlidir, zira Satürn hakikatte de olduğu üzere batınen Altın ise, cıvası da Altının cıvası kadar makbul olmalıdır, bundan ötürü sana derim ki işimizde Satürn Altından evladır, zira cıvayı Altından çekip alacak olsan, Altından cıvayı çekip alabilmenden evvel Altının cismini açmak bir sene müddet talep eder, halbuki Satürn’den cıvayı 14 günde çekip alabilirsin, ikisi de aynı derecede iyidir. Yalnızca Altından bir iş meydana getirmek istesen, iyi olması icap ettiğinde, üzerinde tam iki sene bidayetten nihayete emek vermen gerekir, oysa Satürn işini nihayet 30 yahut 32 haftada ikmal edebilirsin.
İkisi de iyi işlendiğinde, birbirine denk mertebede iyi olur, Satürn bir masraf gerektirmez yahut pek az tutar, kısa bir müddet ve cüzî bir emek ister, bunu sana hakikat ile beyan ederim. Evladım, bunu yüreğine ve fehmine mühürle, bu Satürn, Filozofların adını anmaktan imtina ettikleri, ismi bugüne değin setredilmiş olan Taştır, zira şayet ismi malum olsaydı, pek çok kimse amele koyulur ve Sanat ayağa düşerdi, zira bu iş kısa sürer ve külfetsizdir, küçük ve mütevazı bir ameldir. Bu sebepten ötürü, oradan neşet edebilecek fenalıklar yüzünden ismi gizli kalmaktadır.
Filozofların bir Taş, bir Ay, bir Ocak, bir Kap hakkında remizlerle irat ettikleri cümle acayip Mesellerin hepsi Satürn’dür, zira ona yabancı hiçbir nesne katmamalısın, yalnızca ondan neşet edeni koymalısın, bu minvalde bu alemde bu işi icra edemeyecek ve ilerletemeyecek denli fakir kimse yoktur, zira Satürn’den Ay kısa müddette suhuletle yapılabilir, biraz daha uzunca bir müddette ise ondan Güneş vücuda getirilebilir.
Kişi fakir dahi olsa, yine de buna pekâlâ muvaffak olabilir ve Filozof Taşını meydana getirmek üzere istihdam olunabilir. Bunun içindir ki evladım, muhtaç olduğumuz her şey Satürn’de gizlenmiştir, zira kâmil cıva ondadır, dünyadaki cümle Renkler ondadır ve onda keşfolunabilir, hakiki siyah, beyaz ve kırmızı Renkler ondadır, vezin ondadır, Satürn bizim pirincimizdir (latten). Misal,
İnsan gözü noksan olan hiçbir şeye tahammül edemez, ne kadar cüzî olursa olsun, en ufak bir Toz Zerresi dahi olsa, bir yerde karar kılamayacağı derecede şiddetli bir elem husule getirir.
Fakat Satürn’den bir Bakla miktarınca alır, tıraşlayıp pürüzsüz ve yuvarlak kılar, Gözün içine koyarsan, zerre kadar elem vermez, bunun sebebi, tıpkı Altın ve Kıymetli Taşlar gibi batınen kâmil olmasıdır.
Bu ve diğer kelamlardan derdest edebilirsin ki, Satürn bizim Filozof Taşımızdır ve cıvamız ile Taşımızın cüzî Emekle, az bir Marifet ve Masrafla, kısa bir müddette kendisinden çekilip alındığı pirincimizdir (latten). Bundan ötürü evladım, seni ve onun ismini bilen cümle kesânı ikaz ederim ki, oradan zuhur edebilecek fenalık sebebiyle bunu halktan gizleyesiniz, Taşa bizim pirincimiz (latten) diyesiniz ve Taşımızın içinde yıkanacağı Sirkeye Su tesmiye edesiniz, Filozofların hakkında nice muazzam Ciltler telif ettikleri Taş ve Su işte budur.
Madensel Taşta ve bilhassa Cenab-ı Hakk’ın bize meccanen ihsan buyurduğu, Madenler Kitabı’nda hakkında bunca acayip Meseller tahrir edilmiş olan o Taşta pek çok ve muhtelif ameller mevcuttur. Lakin Filozofların aradığı hakiki Taş budur, zira cümle noksan Metaller, bilhassa da canlı cıva üzerine atım (projeksiyon) icra eder, dahası insan Bedenine arız olabilecek her neviden illet üzerine, hakeza cümle Yaralar, Kanser, Fistüller, açık Çıbanlar, Hıyarcıklar, Apseler ve insanın Bedenine haricen gelebilecek her ne varsa cümlesi üzerine atım (projeksiyon) icra eder, binaenaleyh bu Taş Madensel amele değil, Nebati amele dâhildir.
Nebatat Kitabı’nın ibtidası ve esası budur, bu Taşa Lapis Philosophorum tesmiye olunur, Madensel Taşa Lapis Mineralis denir ve üçüncü Taşa da Lapis Animalis adı verilir.
Bu Taş aradığımız hakiki Aurum Potabile, hakiki beşinci özdür, bu alemde bu Taştan gayrı bir şey değildir.
Bundan ötürü Filozoflar derler ki, her kim Taşımızı bilir ve onu hazırlamayı becerirse, gayrısına muhtaç kalmaz, nitekim onlar da bu nesneyi aramışlar, başkasını değil. Evladım, içine başka hiçbir Maden karışmamış on, on iki yahut on beş dirhem Satürn alacak, onu ince levhalar halinde dövecek, yarısına kadar Sirke dolu büyük bir Taş Testiyi hazır bulunduracak, Testinin ağzını pek sıkıca kapayacak, onu Ilık bir Banyoya oturtacak, her üç yahut dört günde bir kalsinasyona uğramış Satürn’ü Levhalardan kazıyıp bir kenara ayıracaksın, bunu kalsine olmuş Satürn’den beş yahut altı [okunamadı] elde edene dek sürdürecek, akabinde onunla resim yapabilecek kıvama gelesiye dek, iyi damıtılmış Şarap Sirkesi ile bir Taş üzerinde pek güzel ezeceksin, sonra iki yahut üç büyük Taş çömlek alacak, ezdiğin Satürn Kirecini bunların içine koyacak, Çömleğin üçte ikisi dolacak nispette üzerine iyi damıtılmış Şarap Sirkesi dökecek, bunları güzelce birbirine karıştıracak, Çömleğin ağzını perdahlı bir Cam yahut Çakıl taşı ile sıkıca kapayacak, Çömlekleri bir Banyoya yerleştirecek, tahta bir Kepçe ile günde dört yahut beş kez karıştıracak, Cam yahut Taş Tıkacı yeniden üzerine örtecek, banyoyu ise
elinin sıcaklığına rahatça dayanabileceği dereceden, yani ılıktan daha sıcak tutmayacaksın, böylece on dört gün ve gece beklesin, sonra berrak olan kısmı bir başka Taş çömleğe süzecek, layıkıyla çözünmemiş olan Kirecin üzerine yeniden damıtılmış Sirke dökecek, bunları güzelce birbirine karıştıracak, Banyoda 14 gün tutacak, evvelki gibi yeniden süzecek ve üzerine tekrar Sirke dökeceksin.
Bu süzme ve sirke dökme ameliyesine Satürn Kirecinin tamamı çözünene dek devam edilecek, sonra çözünmüş olan Satürn’ün hepsi alınacak, bir Banyoya konulacak, Sirke hafif bir ateşle buharlaştırılacak, böylece Satürn bir toz yahut külçe halini alacaktır.
Yahut kuruyana dek durmaksızın karıştırırsın, koyu sarı yahut bal renginde bir kütle ya da toz elde edersin, sonra bu tozu damıtılmış Sirke ile bir Taş üzerinde yeniden pek ince oluncaya dek ezersin, bir taş çömleğe koyar, iyice karıştırıp birbirine yedirir, yalnızca ılık olan bir Banyoya yeniden yerleştirirsin, böylece beş yahut altı gün dursun, her gün tahta bir Kepçe ile yukarıdan aşağıya doğru karıştırır, ağzını cam Tıkaç ile yeniden örtersin, sonra soğumaya bırakır, eriyip çözünen kısmı büyük bir taş çömleğe boşaltırsın, üzerine başka Sirke döker, birbirine güzelce karıştırıp çalkalar, evvelki gibi Banyoya yerleştirirsin, bu süzme ve sirke dökme işini artık hiçbir şey çözünmez olana dek öyle çok tekrar edersin ki, bunu dilinle tecrübe edersin, şayet tatlı ise kâfi derecede çözünmemiştir, yahut ondan bir miktar cam bir kaba koyup buharlaşmaya bırakırsın, geriye bir şey kalırsa, Altın olacak şeyin henüz tamamı çözünmemiş demektir ve o vakit çömlekte geri kalanlar Tortudur ve
Dilde tatlı bir his bırakır, şayet Kapta herhangi bir şey bulursan, henüz hepsi çözünmemiştir, o vakit hepsi çözünene dek üzerine taze Sirke dökebilirsin, ardından evvelki gibi pıhtılaştırır, üzerine başka Sirke döker, karıştırır, yeniden Banyoya koyarsın, bu çözme ve pıhtılaştırma ameliyesini dipte hiçbir Tortu kalmayıp her şey saf ve berrak bir suya dönüşene dek tekrar edersin, işte o vakit Satürn bütün Cüzzamından, Melankolisinden, Tortusundan ve karalığından kurtulmuş olur, Kar gibi ak ve pak kesilir, zira bütün murdarlığından arınmıştır, çünkü soğukluğu Ay’ınki gibi dışarıda durur, harareti ise içeridedir, balmumu gibi akıcı, nöbet şekeri gibi tatlıdır. Niçin Kar gibi aktır?
Çünkü bütün kirlerinden arındırılmıştır ve soğukluğu Ay’ınki gibi dışarıda durup, harareti içeride gizlendiği içindir. Niçin tatlıdır?
Çünkü içindeki dört unsur saftır, Satürn’ün Maden ocağında edindiği bütün kükürtlü kokudan ve karalıktan ayrılmıştır, neredeyse Şifalıdır ve Tabiat’a benzer,
Ve pek saf olduğundan, dâhili meziyetlerinin bir kısmını Tatlılık suretinde harice verir, lakin hararet soğuk ile öylesine örtülmüştür ki,
harici olan soğukluk sebebiyle kudretini dışarıya veremez (Satürn’ün harareti, tıpkı Güherçilede olduğu gibi içeride yatar), oysa Tat öyle değildir, Tat Alma Ruhu bütün nesnelerdeki en latif ruhtur, nitekim Bütün Otlar Kitabı’nda Havanın kendisini bütün Otlardan ve Çiçeklerden dışarıya doğru nasıl yaydığı etraflıca öğretilmiştir, zira Havanın Ruhu bütün nesnelerin en derunî cüzünde yatar, çünkü Tanrı bu dünyada hiçbir şeyi nevi şahsına münhasır bir Tadı yahut Havası olmaksızın yaratmamıştır, Hava ile Tat tek bir Ruhtur, Ateşten çıkan Duman misali, Tat da Havadan neşet eder. Lakin nasıl olur da Havası tatlı olan bir nesnenin Tadı acı gelir?
Bunun sebebi, o nesnenin Tortusunun Unsurlar içinde çürümüş ve kokuşmuş olmasıdır, bu da Safra yahut Hararettir, zira fıtrata aykırı biçimde sıcak olan her ne varsa, Tadı acıdır, Hava ve Tat tek bir Ruhtur ve Havanın Ruhu sıcak bir nesnenin içinden dışarıya doğru hücum ederken, Hava Tadı çepeçevre sarar ve latif Tadı şiddetle yakan Safranın ateşinde yanmaktan muhafaza eder, nitekim bu husus Şifalı Otlar Kitabı’nda tafsilatıyla izah olunmuştur. Lakin Satürn’ün Tadının tatlı olmasının sebebi, latif Tadı yakabilecek tabiat dışı hararete hemen hiç sahip bulunmaması, neredeyse saf ve temiz olmasıdır, bundan ötürü
Tadı dışarıdadır ve Tat, Havanın Ruhunu kendi içinde kilitli tutar. Evladım, evvelce söylediğimi iyi belle, içinde ziyadesiyle yakıcı hararet bulunan bir nesnede, Hava Tadı kendi içine kilitler ki Tat o tabiat dışı hararetle ifsat olmasın.
Böylece Tat, haricen soğuk olan bir nesneden dışarı çıktığında Havayı kendi içine alır, zira Havanın latif Ruhları yahut bir nesnenin Kokusu soğuğa dayanamaz, nitekim bunu Otlarda ve Çiçeklerde her gün müşahede ederiz, Yazın yaydıkları Kokuyu Kışın vermezler, Kışın sinip gizlenirler, Ruh ise Kokuyu ve Kokunun yahut Havanın Ruhunu kendi içinde saklar.
Bak, Soğuk almış bir insana, derhal Kokuyu yitirir ve Tat alması zayıflar.
İşte burada Satürn ile ilgili durum da böyledir, o bütünüyle soğuktur, öyle ki Tat kendini Kokunun Ruhu ile birlikte dışa vurur, zira Tadın Ruhu kokuyu da kendi içinde barındırır.
Tortusundan iyice arındırılmış Şekere bakın, Tadı ne kadar tatlıdır, yine de hiçbir Koku vermez, oysa Şekerin içinde fevkalade bir tatlılık mevcuttur. Bunun sebebi nedir?
Şeker haricen gayet soğuktur, bu yüzden Kar gibidir ve tatlı bir Tada sahiptir, ancak Şeker dâhilen sıcak ve nemlidir, Altının mizacındadır ve o denli büyük bir fazilete sahiptir ki, Filozof Taşı olarak adlandırılır, zira tecrübe ile sabittir ve işleyişinden de anlaşılacağı üzere insanın Bedenindeki tüm İlletleri iyileştirmede pek ziyade tesirlidir.
Bunu söylememin sebebi şudur evladım, üzerine kelam ettiğimiz bu şeylerin dâhilini ve haricini ve içlerindeki Ruhları tastamam idrak etmelisin, böylelikle Tanrı’nın harikulade işlerini ve hepsi bizim istifademiz için yaratılmış olan bu süfli şeylerde ne türlü mucizeler vücuda getirdiğini bilesin.
Uğruna tüm bu Mucizeleri ve bütün bu nesneleri yarattığı bizlerde, Tanrı’nın gördüğü ne ola ki?
Bu sebeple, evladım, Tanrı’ya inan, O’nu sev ve O’nun yolundan git, zira O seni sevmektedir, nitekim bunu hem şeylerin Dâhilinde hem de Haricinde aşikâr etmekte ve kendini her şeyde izhar eylemektedir.
Bütün mucizelerin kendisinden neşet ettiği Rabbimiz ve Tanrımız ne kadar da yücedir! Şimdi, evladım, Satürn neden Balmumu misali akışkandır?
Bunun sebebi, içinde bolca bulunan Kükürttür, zira ben Kükürt, cıva ve Arsenikten gayrı hiçbir nesnede böylesi bir akışkanlık yahut eriyebilirlik görmedim ve bu üçünün tamamı Satürn’de mevcuttur, bu sebeple Satürn tez elden akışkan hale gelir, ancak bu üçü de onunla birlikte kirliliklerinden temizlenir.
Filozofların kendi Taşlarına Arsenik ve beyaz bir nesne dediklerini bilmez misin, hem derler ki kendi Kükürtleri yanmazdır, aynı şekilde ona kırmızı bir nesne de derler, tüm bunlar Satürn’dür, zira Arsenik onun içindedir, çünkü Kükürt Kitabı’nda açıkça öğretildiği üzere Ay, bilhassa beyaz bir Kükürtten hasıl olur
ve Renkler Kitabı’nda gösterildiği üzere, şayet iç kısmı dışarı çıkarılırsa bütün Arsenik dâhilen Kan gibi kırmızıdır. Satürn neredeyse sabitlenmiş Ay derecesinde durur.
Böylelikle onun içinde kırmızı bir Kükürt bulunur, gördüğün üzere dâhili harice çıkarıldığında Yakut gibi kırmızı olacaktır, Ruhlar haricinde hiçbir Renk mevcut değildir, bu sebeple onun içinde kırmızı ve sarı bir Kükürt vardır.
Onun içinde cıva bulunur, görüleceği üzere, zira cıva Satürn’den pek kısa bir zamanda ve gayet az bir emekle çekilip çıkarılır. Demek ki her üçü de Satürn’ün içindedir, lakin onda sabitlenmiş değillerdir, ancak temiz, saf, yanmaz ve Balmumu gibi akışkandırlar, Filozofların zikrettiği her şey onun içindedir. Derler ki, Taşımız kokmuş ve kokuşuk bir nesneden hasıl olur,
Ne dersin, Satürn kokmuş bir Topraktan kazılıp çıkarılmaz mı?
Zira Satürn’ün kazıldığı yerlerde pek çok kimse fena Kokular ve Buharlar sebebiyle helak olur.
Filozoflar derler ki, Taşımız işlenmemiş haldeyken pek az kıymettedir, zenginler kadar yoksulların da elinde bulunduğunu söylerler ve doğru söylerler, çünkü madende Satürn’ü kazan ve işleyen kimselerden daha yoksul yahut daha sefil insan bulunamaz, hem derler ki her Şehirde ve her yerde mevcuttur, nereye varırsan var Satürn oradadır. Ona siyah bir nesne derler, ne dersin, siyah değil midir?
Ona kuru su derler, şayet Altın ve Ay potada
tasfiye edilecekse, bu işlem Satürn ile yapılmak icap etmez mi?
Kirli bir libasın Sabun ile paklandığı gibi, onlar da Satürn ile yıkanmalı ve sınanmalıdır.
Derler ki, Taşımızda dört Unsur mevcuttur ve doğru söylerler, zira dört Unsur Satürn’den ayrıştırılmalıdır.
Derler ki, Taşımız Can, Ruh ve Bedenden mürekkeptir ve bu üçü bir olur.
Doğru söylerler, beyaz cıva ve Kükürt kendi Toprağı ile sabit kılındığında, o vakit bu üçü bir olur. Buradan da anlaşılacağı üzere Filozoflar hakikati söylemişlerdir, kendi Evlatları olmayan cahillerin hatırına, onları cehaletleri içinde tutmak gayesiyle onun İsmini gizlemişlerdir.
İşte evladım, Kadimler Taşın ismini gizlemeye böyle ihtimam göstermişlerdir, şimdi meramımıza geri dönelim. Artık Satürn’ü tüm kirlerinden yıkayıp arındırdın, Kar gibi beyaz ve Balmumu misali eriyebilir kıldın, lakin henüz sabitlenmemiştir, cıva ile Kükürdü kendi Toprağı ile sabit kılmasını sağlayacağız. Bir Cam Şişe al, tasfiye edilmiş Satürn’ünün yarısını içine koy, diğer yarısını kullanmaya hacet kalana dek sakla, Şişenin ağzına perdahlı bir Cam yerleştir, fırın üzerindeki elenmiş Kül bulunan bir Kupel içine oturt, yahut Sırlar Üçayağı üzerine ya da Ruhları kalsine ettiğin
Fırının içine koy, ona Yaz Ortasındaki Güneşin harareti kadar bir Ateş ver, daha sıcak olmasın, elinden geldiğince tam ayarını tutturacak surette, ya pek az daha sıcak yahut pek az daha serin olsun.
Şayet ona Kurşunu akışkan tutacak kadar daha büyük bir hararet verirsen, bu takdirde Maddeniz Yağ imişçesine erir ve bu halde on veya on iki gün kaldığında Kükürdü uçar gider ve Maddeniz bütünüyle heba olur, zira Maddenizdeki Kükürt henüz sabitlenmemiştir, halen harictedir.
Bu sebeple Madde derhal erir, arınmış olsa dahi gayet sabittir, bu yüzden ona öyle mutedil bir ateş veriniz ki akıp gitmesin, bu minval üzere altı hafta tutunuz, sonra ondan bir miktar alıp kor gibi kızgın bir Levha üzerine koyunuz, şayet derhal erir ve tütmeye başlarsa henüz sabitlenmemiştir, lakin Madde erimeden kalırsa içerisindeki kükürt sabitlenmiş demektir, akabinde ateşi Cam içerisindeki Madde sarı görünmeye başlayıncaya dek, toz haline getirilmiş Safrana benzer şekilde gittikçe daha sarı oluncaya dek belirgin surette güçlendiriniz, sonra ateşinizi Madde kırmızıya dönmeye başlayıncaya dek daha da artırınız, toz derece derece daha kırmızı ve daha da kırmızı hale geldikçe ateşinizi bir dereceden diğerine takip ediniz, Madde bir Yakut misali kırmızı oluncaya kadar ateşinizi öylece sürdürünüz, bundan sonra Madde kor gibi kızarıncaya dek ateşi biraz daha artırınız, işte o vakit sabitlenmiştir ve üzerine Cennetin o nadide Suyunu dökmeye hazır hale gelmiştir.
Evladım bilmelidir ki, Cennet Suyunu dökmenin iki yolu vardır, size her ikisini de yapmayı ve hazırlamayı öğreteceğim, sonra hangisini dilerseniz onu seçebilirsiniz, zira biri diğerinden bir kat daha hayırlıdır. Evladım, arıtılmış Satürnün yarısını ayırmanızı emrettiğimi hatırlarsınız, onu alıp Taştan bir çömleğe koyunuz, üzerine bir şişe yahut daha fazla damıtılmış Şarap Sirkesi dökünüz, üzerine bir başlık takınız, sirkeyi bir Su Banyosu içinde Maddeden tekrar damıtınız, başlığın üst kısmında Maddenin üzerine taze Sirke dökmek için bir delik bulunmalıdır, sirkeyi ondan tekrar çekip alınız, yeniden taze Sirke dökünüz ve onu tekrar çekip alınız, bu dökme ve sirkeyi çekip alma yahut damıtarak ayırma işlemi, Sirke ilk konulduğu andaki kuvvetinde geri alınıncaya kadar devam etmelidir, işte o vakit kâfidir ve Madde bünyesinde barındırabileceği kadar Sirke Ruhu ihtiva etmektedir, sonra Çömleği Banyodan çıkarınız, başlığı alınız ve Maddeyi dışarı çıkarıp Ateşe dayanıklı kalın bir cam kaba koyunuz, üzerine bir başlık yerleştiriniz, onu Küllü bir Kupel içine koyup bir Ocağa oturtunuz, evvela hafif bir Ateş yakınız ve Maddeniz Kan gibi kırmızı, Yağ gibi koyu, Şeker gibi tatlı ve Semavi bir Rayiha ile karşıya geçene dek ateşi durmaksızın azar azar güçlendiriniz, damıttığı müddetçe onu bu ısıda tutunuz ve damıtma yavaşlamaya başladığında, Cam korlaşmaya başlayıncaya kadar Ateşinizi artırınız, bu harareti
artık hiçbir şey damıtılamaz oluncaya dek sürdürünüz, sonra kendi kendine soğumaya bırakınız, Toplama Kabını ayırınız, Ağda ile pek sıkı şekilde tıkayınız, Maddeyi Camdan çıkarıp Demir Havanda çelik bir Tokmak ile döverek toz haline getiriniz, ardından iyi damıtılmış Sirke ile bir Taş üzerinde öğütünüz, böylece öğütülmüş olan bu Maddeyi bir Çömleğe koyunuz, üzerine üçte ikisi dolacak kadar iyi damıtılmış Sirke dökünüz, üzerine bir başlık takarak Çömleği Banyoya koyunuz, Sirkeyi damıtıp alınız, üzerine yeniden taze Sirke dökünüz, onu tekrar damıtınız, bu ameli Sirke üzerine ilk döküldüğü andaki kuvvete erişinceye dek sürdürünüz, sonra soğumaya bırakınız, Maddeyi Banyodan çıkarınız, başlığı alınız, Maddeyi Çömlekten çıkarıp daha evvel yaptığınız gibi Ateşe dayanıklı daha kuvvetli yuvarlak bir Cama koyunuz, elenmiş Kül bulunan bir Kupel içinde Ocağa yerleştiriniz, üzerine bir başlık ve balçıkla sıvanmış bir Toplama Kabı takınız, evvela hafif bir ateşle damıtınız, mezkûr olduğu üzere Kan gibi kırmızı ve Yağ gibi koyu bir Madde karşıya geçene dek ateşi derece derece artırınız, artık damıtılacak bir şey kalmayana dek ateş veriniz, sonra kendi kendine soğumaya bırakınız, başlığı alınız, cam çömleği kırıp Maddeyi çıkarınız, tekrar toz ediniz ve damıtılmış Sirke ile bir Taş üzerinde öğütünüz, onu yeniden Taş çömleğe koyunuz, üzerine taze Sirke dökünüz, Banyoya yerleştirip başlığını takınız, Sirkeyi ondan damıtınız, öğretildiği üzere Sirke eskisi gibi kuvvetli kalana dek yeniden üzerine dökünüz.
Madde içerisinde artık Sirke Ruhu kalmayana kadar Banyodaki bu damıtmayı tekrarlayınız, sonra onu çıkarınız, cam bir çömleğe koyunuz, Madde kırmızı bir Yağ haline gelinceye dek kül içinde damıtılabilecek her şeyi damıtınız, böylece Taşı kemale erdirmek maksadıyla tüm sabit taşların üzerine dökmek için Cennetin en asil suyuna sahip olursunuz, yollardan biri budur.
Böylece damıtılan bu Cennet suyuna Kadimler kendi keskin, berrak Sirkeleri adını vermişlerdir, zira onun adını gizlerler. Evladım, şimdi size Cennet suyunu yapmanın diğer yollarını öğreteceğim, bu kolay bir yoldur lakin o kadar iyi değildir, beşeri İlaçlarda o yüksek atımı (projeksiyonu) da sağlamaz, yine de içerideki ve dışarıdaki tüm Hastalıkları iyileştirir, oysa diğeri kısa zamanda mucizevi bir surette şifa verir. Cennet Suyunu hazırlamanın ikinci yolu.
Evladım, şayet bu usulle yapmak isterseniz, muhafaza etmenizi tembihlediğim hazırlanmış Satürnünüzün yarısını almalısınız, onun üzerine sabitlenmiş ve hazırlanmış Cennet Suyunuzun yarısını dökünüz, yarısını alıp Taştan bir kaba koyunuz, üzerine zayıf Şarap Sirkesi dökünüz, bunları birbirine iyice karıştırınız, akabinde erime ve pıhtılaşma yoluyla iyice arıtılmış, öyle ki ardında artık hiçbir Tortu bırakmayan iki libre kalsine edilmiş Tartar alınız, keza hiçbir Tortu [okunamadı]
süblimasyonundan arta kalan ne varsa, her ikisini birlikte döverek toz haline getir, vakit kaybetmeden bir çömleğe koy ve derhal ağzını sıkıca kapa, aksi halde dışarı taşacaktır, zira tartar ve nişadır sirke ile buluşur buluşmaz kabarır ve hemen çömleğin ağzından dışarı taşmak ister, bu sebeple çömleğin ağzını hemen kapa, çömleği su dolu bir kaba oturt, böylece çabucak soğuyacaklardır, aksi halde soğuk ve sıcak madde aniden bir araya gelirse birbiriyle cenk eder, yükselir ve öylesine kızışır ki soğuk suya konulmadığı takdirde çömlek hararetten çatlar, bu yüzden tozları koyduğunda ağzını derhal kapamaya ve diğer tozu eklemeden evvel çömleği soğuk suya oturtmaya dikkat et, böylelikle birbirleriyle birleşirler, onları mezkûr kapta bir gün bir gece beklet, ardından oradan çıkarıp iki gün iki gece ılık su banyosuna koy, kendi kendine soğumaya bırak, çömleğin tıpasını çıkar ve üzerine bir imbik başlığı tak, çömleği elenmiş kül içinde ocağın üzerine oturt, hafif bir ateşle ve sirkenin tamamı geçene değin ateşi durmaksızın artırarak damıt, akabinde borudan canlı cıvanın damladığını görene kadar ateşini hissedilir derecede yükselt, damlama kesildiğinde ateşi azar azar artır ve damladığı müddetçe sürmeye devam et, damlamanın ne vakit kesileceğini şöyle anlayabilirsin, şayet bir yahut iki Rabbin Duası [Paternoster] süresince tek bir damla düşüyorsa, ateşini çömleğin dibi kor gibi kızarana kadar artır ve on iki saat boyunca bu halde tut
ve cıva geçtiğinde, nişadır başlığın içine süblimleşmeli, tartar ise kabın dibinde Satürn’ün gövdesi ile kalmalıdır, bunu oradan çıkar, keten bir torbaya koy, rutubetli bir mahzene as, tartar eriyecektir, onu cam bir kapta topla, Satürn’ün gövdesi torbada kalır, onu çıkar ve başka bir yerde öğretildiği üzere, yüksek bir hararette üç gün üç gece yankılanımlı fırında kalsine et, ardından Madenler Kitabı’nda öğretildiği veçhile tuzu özütle.
Tuz ile atım (projeksiyon) yapabilir ve tartarını yeniden pıhtılaştırabilirsin, evvelki gibi yahut ondan daha da iyi olacaktır, aynı şekilde başlığın içindeki nişadırını al, o da yeniden iyi durumdadır ve şayet elinde nişadır yoksa, geride hiçbir tortu bırakmayacak surette tasfiye edilmiş üç libre kalsine tartar al, o vakit nişadır kullanmana lüzum kalmaz, bununla dahi Luna ve Jüpiter’den cıvayı özütleyebilirsin ki Madenler Kitabı’nda metallerin beşinci özünden bahsedilen yerde öğretildiği üzere bununla harikalar yaratabilirsin. Şimdi evladım bilmelidir ki Satürn’ün bu cıvası yahut beşinci özü, bütün amellerde Güneş’in cıvası kadar iyidir, ikisi de farksızdır ve filozofların tümü bu hususta hemfikirdir.
Evladım, toplama kabından bu minvalde çekilen Satürn cıvasını al, cam bir kutuya koy.
Sana Cennet Suyu’nun iki nevini yapmayı öğretmiş bulunuyorum, bil ki evladım, her ne kadar bir miktar tehlike, daha uzun zaman ve daha ziyade masrafla yapılsa da birinci yol en iyisidir, zira sirke bütünüyle iyidir lakin kırmızı yağ en iyisidir, nihayetinde gereken zaman aynıdır ve kırmızı yağı elde edene kadar daha zahmetli olsa da Madde yahut sabitlenmiş Taş ile buluştuğunda çok daha büyük bir kırmızılık içinde, kısa zamanda tek bir öze sabitlenir, oysa cıva, sabitlenmiş Taş ile buluştuğunda ölmeden evvel uzun bir süre yükselip alçalmayı sürdürür ve bütünüyle öldüğünde kırmızı sabit Taşı yeniden sabit bir renge döndürür, kırmızı Taşı soğukluğuyla öyle bir örter ki kırmızı Taş yeniden beyazlaşır, o vakit onu hafif bir ateşle, sararmaya başlayana değin yeniden usulca kaynatman, renk yükselip kuvvetlendikçe ateşi bir dereceden diğerine artırman ve bunu kamil bir kırmızılığa erişene kadar sürdürmen gerekir ki bu hayli uzun zaman alır, oysa kırmızı yağda buna lüzum yoktur, zira kırmızı yağ derhal Taş ile birlikte ölür yahut pıhtılaşır, biri diğeriyle kısa zamanda tek bir öze sabitlenir.
Bu sebeple sana derim ki evladım, cıva ile daha kısa sürecek gibi görünse de nihayetinde yağın müddeti de aynıdır, amelin sonunda ikisi de eşit derecede vakit alır, bu yüzden her iki amelin de sanatını sana bildiriyorum ki sonradan keşfedilen Taşın en deruni tabiatından yağ çıkarma sanatını daha iyi kavrayasın.
Bu yağ kadimlerin meçhulüydü, zira onu büyük bir zahmet ve uzun zaman zarfında yoldaşlarıyla birlikte büyükbabam bulmuştur. Böylelikle Taşı çözmenin ve üzerine Cennetin berrak suyunu dökmenin iki yolu vardır.
Ceddimiz bu yağa kendi keskin sirkeleri derdi, bu yüzden evladım, bu ismi gizli tut, evvela Satürn’den özütlediğin cıvayı Taşı çözmek için onunla nasıl birleştireceğini öğreteceğim, akabinde hazırlanmış Satürn’ünden özütlediğin o kırmızı yağı, Taşını çözmek üzere sabit bir taşa dönüştürmek için başlıktan nasıl geçireceğini öğreteceğim.
Evladım, sabit Taşını tart, cıvandan onun yarısı kadar al, cam kaptaki Taşın üzerine dök, kabın ağzını tam oturacak perdahlı bir cam ile yeniden kapa, elenmiş kül ihtiva eden bir kupel içine oturt, yaz ortasındaki Güneş harareti misali hafif bir ateş yak ve Cennet Suyu yahut cıva bütünüyle ölü bir toza dönüşene değin ateşi bundan fazla artırma.
Ve bil ki evladım, vaktiyle kararmış olan o kırmızı yahut sabit Taş, Cennet Suyu’nu veya cıvayı yahut ona ne ad verirsen onu içtiğinde, siyah ile gri arasında bir toz haline geldiğinde, ateşini Madde kamilen beyaz olana değin bir dereceden diğerine artır ve beyazlaştığında ateşi daha da kuvvetlendir,
koyu sarı bir renk alıncaya dek bir dereceden diğerine yükselt, ardından kusursuz bir kırmızıya erişene kadar ateşi daha da güçlendir, o vakit sevinç duy, zira Taşın kusursuzlaşmış ve balmumu misali eriyebilir olmuştur.
Bizlere mucizelerinden bir pay bahşeden Tanrı’ya hamdet, yoksullara iyilikte bulun, bunu cismani gözlerinle görebilirsin ve bu yozlaşmış hayatta Tanrı’nın lütfunu mucizevi bir surette kullanabilirsin, zira sana tam bir hayırhahlıkla bildiririm ki, bir kimse esasen bu Taşa erişmişse, bu ona Tanrı tarafından verilmiş, lütfedilmiş ve emanet edilmiştir.
Bu Taşa malik olan kimse, Tanrı’nın kendisine tayin ettiği ömrün nihayetine dek sıhhat içinde yaşayabilir ve yeryüzünde dilediği her şeye malik olabilir.
Bütün insanlar tarafından sevilip hürmet görecektir, zira başlarına gelebilecek her türlü illeti hem dahilen hem haricen sağaltabilir, lakin Taş bunu yapmazsa sahtedir ve Nebati Taş yahut Filozof Taşı adını hak etmez. İmdi evladım, şayet Tanrı sana bu Taşı lütfederse, Tanrı’yı gücendirmekten sakınmaya pek gayret et, yeryüzündeki bu Taşı kendi Cennetin kılma, kendini Tanrı’nın celaline ve yoksulların tesellisine vakfet ki Tanrı’ya edilen hamtlar artsın, Hristiyan Dini müdafaa bulsun ve sürgün edilmiş biçare Hristiyanlar feraha ersin.
Sana derim ki evladım, şayet onu başka türlü kullanırsan, Tanrı seni burada bir müddet kendi iradene terk eder, fakat akabinde tez elden bir ceza gönderir, ya vurulup cansız serilirsin ya yüksekten düşerek can verirsin ya da bir başka ani ölümle göçersin, tenin ve ruhunla Cehenneme gider, sana böylesine kıymetli ve ulu bir Bahşişi lütufkarca bahşeden Tanrı’ya karşı nankörlüğün sebebiyle ebediyen lanetlenirsin. Bundan ötürü evladım, Tanrı’nın celaline ve ruhunun necatına uygun bir intizam sürmeye gayret göster ki o ebedi lanet üzerine çökmesin, nitekim bu risaleyi sana vasiyetim olarak bıraktım.
Arife tarif gerekmez, imdi kendine dikkat eyle. ## Artık Kemâle Ermiş Taşın Çoğaltılması
İmdi evladım, Tozunun yarısını alabilir, onu bir Cam içine koyup eritebilirsin, şimşir ağacından içi oyulmuş, dilediğin büyüklükte yahut küçüklükte bir kalıbı hazır bulundur, içi bir alet marifetiyle pürüzsüz ve düzgün kılınmalı, zeytinyağı ile yağlanmalıdır, kırmızı Tozun eridiğinde onu kalıba dök, Yakut misali kırmızı, berrak ve şeffaf kıymetli bir Taş olacaktır, onu kalıptan çıkar, kusurlu Metaller üzerine ve İnsan Bedenine atım (projeksiyon) yap.
Daha evvel sana pıhtılaşma ve çözünme ile geride hiç tortu bırakmayana dek talim ettiğim üzere, hazırlanmış Satürn’den on kat fazlasını al, sonra iki cüzü dolacak surette kıymetli kırmızı Tozunu Camdan çıkar, ılık Banyona koy ve çözünmeye bırak, bir miktar çözündüğünde, üstte kalan berrak kısmı başka bir Cama aktar, üzerine yeniden Sirke dök, evvelki gibi tekrar çözünmeye bırak, her şey berrak bir Su halinde çözünene dek bu işlemi defalarca decant edip taze Sirke dökerek tekrarla, bu ekseriyetle on yahut on iki günde hâsıl olur, akabinde çözünen her şeyi bir Banyoya koy, üzerine bir başlık yerleştir, Sirkeyi damıt, Sirkeyi ondan bir kez daha damıt ve Maddeyi kuruyup parıldayana dek pıhtılaştır, sonra elenmiş Kül ihtiva eden bir Kupel içinde Ocak üzerine yerleştirilen başka bir Cama koy, Camın Ağzına da cilalı bir Cam ört. Evladım, bil ki Maddenin çözelti içinde Taş ile sabitlendiğini gör, ocakta vasat derecede sıcak, Yaz ortasındaki Güneşin harareti mertebesinde yahut biraz daha kuvvetli bir ateş yak, ta ki Madde sararmaya başlasın, akabinde kusursuz bir sarılık elde edene dek Ateşi bir dereceden diğerine artırarak sürdür, sonra Ateşi bir dereceden
diğerine artır, ta ki kusursuz bir kırmızılık elde edesin, bu renk intisali ve çoğaltma safhasında yarı yarıya daha kısa bir zamanda süratle husule gelir, lakin en baştaki gibi amel et ve bu Amelde sana daha önce talim edildiği veçhile Taşın üzerine Cennet suyunu dök, talim edilmiş olduğu üzere her cihetiyle tam bir kırmızılığa erişene dek kaynat ve itlaf et.
Sonra yine yarısını dışarı alıp onunla atım (projeksiyon) yapabilirsin ve diğer yarısını yukarıda zikredildiği veçhile her hususta yeniden çoğaltabilirsin, böylece ameliye kaim kalır. İmdi sana kırmızı sabit Taşını yahut tozunu, eriyebilir kılmak maksadıyla kırmızı Yağ ile sulamanın diğer ve en muteber yolunu talim edeceğim, kırmızı tozunun ne kadar çektiğini bilmelisin, akabinde Taşın tam ağırlığına mukabil kırmızı Yağının yarı ağırlığını al ve onu kırmızı tozun üzerine dök, Yağ Cama döküldüğünde, elenmiş Kül içinde bir Ocak üzerine ufak bir başlık takabilirsin, başlığın Burnuna bir Toplayıcı bağla, altında Mart ayındaki Güneşin harareti kadar ufak bir ateş yak, daha sıcak olmasın, zira Yağ içinde Sirkeden kalma bir miktar nem mevcuttur ve bunun çekilmesi icap eder, başlıkta hiçbir nem hissetmeyene dek bu hararette devam et, sonra ateşi Yaz ortasındaki Güneşin harareti derecesine kadar biraz artır, şayet içinde hâlâ nem kaldıysa bunu başlıkta fark edersin, fakat 6 yahut 8 günde bunu görmezsen, o vakit başlığı
kaldır ve cilalı camı yeniden cam kabının ağzına ört, ateşi öyle artır ki elini yahut parmağını külde bir Meryem Ana duası [NOT: "Ave-Mary while", yaklaşık 15-30 saniyelik bir dua süresi] müddetince dahi güçlükle tutabilesin, kırmızı yağ cam kabın içindeki toz ile bütünüyle sabitlenene dek ateşi bu hararette tut, bunun vuku bulduğunu ise şöyle anlarsın, cam kaptan azıcık toz al, kor halindeki gümüş bir plakanın üzerine koy, şayet toz balmumu gibi erir ve yağın kuru bir deriye işlemesi gibi plakanın içine işlerse, tozun ulaştığı her yeri baştan başa altına tebdil ederse, işte o vakit Taş tamamlanmıştır, şayet bunu yapmazsa, duman çıkarmaksızın bu hali alana dek o hararette tutmaya devam etmelisin. Şimdi evladım, Taş tamamlandığında, yarısını cam kaptan çıkar, bir cam potaya koy ve tozu hafifçe erit, bu işlem derhal gerçekleşmelidir zira balmumu gibi erir, eridikten sonra evvelce zikredildiği üzere şimşir ağacından kalıba dök, berrak ve kristal gibi şeffaf, yakut gibi kırmızı bir taş olacaktır, sonra bununla atım (projeksiyon) yap ve diğer yarısını çoğaltmak üzere yeniden yerine koy. Akabinde Tanrı'nın adıyla, en başta söylendiği gibi, geride hiç tortu bırakmayacak surette çözme ve pıhtılaşma (coagulation) yoluyla hazırlanmış yirmi kısım Satürn al.
Satürn'ün bu yirmi kısmını, bir cam kapta damıtılmış sirke ile tek başına çöz, aynı şekilde Taşının tozunu da tek başına bir cam kapta damıtılmış sirke ile çöz, her ikisi de berrak su halinde çözündüğünde, bu iki eriyiği birlikte büyük bir cam kaba dök, üzerine bir imbik başlığı ve bir toplama kabı takarak bir su banyosuna oturt, madde kuruyana dek kaynayan banyoda sirkeyi damıtarak uzaklaştır, ardından kendi kendine soğumaya bırak, bir cam kaba koy, cilalı bir camı bu kabın ağzına ört ve elenmiş kül ihtiva eden bir kupel içinde fırına sür, altındaki ateşi mart ayındaki Güneş hararetine benzer kıl, toz kusursuz bir beyazlığa erişene dek bu minval üzere tut ki bu tez zamanda hasıl olur. Sonra ateşini dereceden dereceye artır, ta ki madde sararıp kusursuz bir sarılığa varsın, ardından ateşini dereceden dereceye daha da güçlendir, ta ki kızarıp kusursuz bir kızıllığa erişsin, bundan sonra kırmızı tozun üzerine kırmızı yağ ile yahut Cennet Suyu ile veya berrak keskin sirke ile, artık ne tesmiye edersen et, suyunu dök ve öğretildiği üzere her hususu tastamam yerine getir, ta ki kırmızı toz gümüş plaka üzerinde duman çıkarmaksızın balmumu gibi eriyene, yağın kuru deriye işlemesi gibi işleyip onu içiyle dışıyla halis altına çevirene dek, sonra Tanrı'ya şükret, ihsan eylediği lütuflar ve inayetler karşısında O'na itaatkar ol.
Yarısını yine cam kaptan alıp atım (projeksiyon) yapabilir, diğer yarısını öğretildiği üzere yeniden içeri koyabilirsin, böylelikle ömrün boyunca yoksullar için çalışabilir, evvelce söylediğim gibi, Tanrı'nın şanı ve ruhunun kurtuluşu için diğer vazifeleri ifa edebilirsin, arife tarif gerekmez. ## Maden Üzerine Atım (Projeksiyon)
Cıvaya ve Mars'ın, Jüpiter'in, Venüs'ün bütün kusurlu madenlerine ve cisimlerine atım (projeksiyon) yapan bu Taşı nasıl ve ne suretle kullanman icap ettiğini bil evladım, bunlardan kor haline getirilmiş plakalar yap, üzerlerine Taşı serp ve Taşın nüfuz edebilmesi için bir müddet kömür koy, lakin Taşlar altın ile ve dahi Jüpiter ile canlandırılmalıdır ki bu hayli meşakkatlidir, nitekim atım (projeksiyon) bahsinde öğretilmiştir.
Fakat canlandırılması gerekmeyen Satürn yahut Ay üzerine atım yapmalısın, yalnızca onları erit ve bin kısım üzerine bir kısım at, bir ecza olacaktır, bu bin kısımdan bir kısmı alıp on kısım üzerine at, yeryüzünde bugüne dek görülmüş en ala altın olacaktır. ## Tıptaki İhtivası
Bu Taş bütün cüzzamlıları, vebayı ve yeryüzünde kol gezen yahut insanoğlunun başına gelebilecek cümle marazları şifaya kavuşturur, bu, kadimlerin aradığı hakiki içilebilir altın (aurum potabile) ve hakiki beşinci özdür, bütün filozoflar taifesinin evvelce zikredildiği üzere adını ve amelini gizlemek için akla hayale gelebilecek her türlü mahareti kullanarak,
hakkında pek harikulade sözler söylediği nesne işte budur. Bu Taştan bir buğday tanesi miktarında al, yarısına yahut dörtte birine kadar doldurulmuş ufak bir cam kadeh içindeki iyi şaraba koy, şarabı ılıt, Taş tereyağı gibi eriyecek ve şarap kan gibi kızaracak, ağzında şimdiye dek tattığın en tatlı lezzeti bırakacaktır, zira bir kıyas yapmak gerekirse, tadı öylesine tatlıdır ki bal ile şeker onun yanında öd ağacı gibi kalır, bunu hastaya içir, onu yatağa yatır lakin üzerine pek fazla örtü örtme, Taş derhal kalbe seğirtir, oradaki bütün habis hıltları defeder, ardından bütün vücudun atardamarları ve toplardamarları boyunca yayılarak cümle hıltları harekete geçirir, hasta ter dökecektir, zira Taş vücudun bütün gözeneklerini açar ve bu sayede bütün marazlı maddeleri dışarı atar, öyle ki hasta sanki suya girmiş gibi görünecektir, yine de bu terleme onu daha ziyade hasta etmez, zira Taş yalnızca tabiata muhalif olanı defeder, onunla uyum içinde olanı ise varlığında muhafaza eyler, bu sebeple hasta ne daha fazla hastalanır ne de zayıf düşer, bilakis ne kadar terlerse o kadar kuvvetli ve dinç olacaktır, damarları hafifleyecek ve bu terleme bütün habis hıltlar vücuttan sökülüp atılana dek sürecek, nihayetinde duralayacaktır.
Ertesi gün, yine ılık şarap içinde bir buğday tanesi miktarında alacaksın, derhal helaya çıkacaksın ve bu durum bedeninde tabiata aykırı bir şey bulunduğu müddetçe kesilmeyecektir, hasta ne denli çok defa helaya çıkarsa, kalbi o nispette kuvvetlenecek ve ferahlayacaktır, zira Taş, tabiata mugayir ve muzır olandan başka hiçbir şeyi defetmez. Üçüncü gün, evvelce zikredildiği veçhile, ılık şarap içinde aynı miktarı ver, bu öyle bir kuvvet bahşedecektir ki damarlara ve kalbe, kişi kendini bir insan değil, bilakis bir ruh zannedecek, cümle azaları öylesine hafif ve canlı olacaktır, şayet o kişi dokuz gün boyunca her gün bir buğday tanesi miktarında almaya devam ederse, sana derim ki bedeni, sanki dokuz gün boyunca yeryüzü Cennetinde bulunmuş ve her gün oranın meyvesinden yemişçesine ruhaniyet kesbedecek, onu cemil, dinç ve genç kılacaktır, binaenaleyh bu Taşı her hafta bir buğday tanesi miktarında ılık şarapla kullan, böylece Cenab-ı Hakk'ın senin için tayin ettiği vaktin son saatine dek sıhhat üzere yaşarsın. Ne dersin evladım, hakiki İçilebilir Altın (Aurum Potabile), hakiki beşinci öz ve aradığımız nesne bu değil midir?
Bu ruhani bir şeydir, Allah'ın kendi dostlarına ihsan ettiği bir lütuftur, bu sebeple ey evladım, şayet kendini ölümcül günahlar içinde bulursan yahut niyetin Allah'ın rızasından ve sana daha evvel talim ettiğim şeyleri ifa etmekten gayrı olursa,
bu İlahi İşe girişme. Sana hakikati söylerim ki, bu İşi görebilir yahut ona başlayabilirsin, lakin kat'iyetle eminim ki onu asla nihayete erdiremeyecek ve Taşı göremeyeceksin, Allah öyle takdir edecektir ki, kırılacak, düşecek yahut bir felaket vuku bulacak ve sen Taşı asla göremeyecek veya onu tamamlayamayacaksın.
Binaenaleyh kendini başka bir halde bulursan, bu işe başlama, zira muhakkak bilirim ki emeğin zayi olacaktır, bundan ötürü nefsini aldatma.
Arife tarif gerekmez. Harici Hastalıklarda Kullanımı. Evladım, bedenlerinde fistüller, kanserler, kurt (lupus) yahut habis çıbanlar veya delikler gibi harici illetler bulunan kimi insanlar vardır, bunlar her ne surette veya keyfiyette olursa olsun vesaire, evvelce talim olunduğu üzere iki gün boyunca ılık şarap içinde içmesi için ona bir buğday tanesi ağırlığında ver, bedenin içi ve dışı tabiata mugayir olan her şeyden halas olacaktır ve açık yaralara da şu veçhile muamele edeceksin, Taştan bir dirhem al, cam bir kap içindeki iki kuartlık şarapta, Taş eriyebilsin diye iki veya üç İhlas suresi okunacak müddetçe kaynat, [NOT: Kaynak metinde geçen Hristiyan duası Pater-noster yerine dönemin hekimlik ve simya metinlerinde süre bildiren benzer bir dua zikredilmiştir] şarap kan gibi kızıl olacaktır, sabah ve akşam yaraları bununla yıka, üzerlerine
ince bir kurşun levha koy, kısa bir vakitte, mesela on iki günde yaralar salah bulacaktır, iyileşene dek ona her gün ılık şarap içinde bir buğday tanesi miktarında ver.
Şayet bunlar fistül yahut yıkayarak ulaşılamayacak derin oyuklar ise, gümüş bir şırınga al ve içlerine bu şaraptan zerk et, evvelce zikredildiği üzere onları sağaltacaktır. Ve şayet bir kimsenin bedeninde dünyanın en keskin zehrinden bir libre dahi bulunsa ve derhal ılık şarap içinde bundan bir dirhem içse, zehir bedenindeki cümle habis hıltlarla birlikte derhal dışkı yoluyla tahliye olur. Evladım, Nebatat Kitabı'nda yer alan en asil ve en kıymetli İş burada nihayete erer, Allah bu Taşı kime ihsan ederse, onun bu dünyada gayrı hiçbir şeye ihtiyacı kalmaz, bu sebeple onu elinden geldiğince gizli ve iyi muhafaza eyle, ta ki Allah'ın şanına layık olsun, O ki kendi rızasında yürümeyi bizlere nasip eylesin, Amin. Allah cümle işlerinde mübarektir. BİTTİ.
Önce on iki libre Satürn, yani kurşun al ve onu küle indirge.
Bu metin neden önemli
Johann Isaak Hollandus, Flaman simya geleneğinin en etkili adlarından biridir; eserleri asıllarında Aşağı Almanca ve Felemenkçe yazılmış, sonradan Latinceye ve başka dillere çevrilerek Avrupa laboratuvarlarında elden ele dolaşmıştır. Burada verilen pasaj, 1600 yılında Aşağı Almanca yazmalardan Latinceye sadakatle aktarılan Opera Mineralia, sive de lapide philosophico adlı basımın ilk kitabından gelir. Metnin ayırt edici yanı, taşı bitkisel yahut hayvani kaynaklarda değil doğrudan mineral alemde, özellikle de Satürn'de yani kurşunda aramasıdır. Bu yönüyle Hollandus, simyayı bir laboratuvar disiplini olarak kurar ve her işlemi baba oğul öğretisinin sabırlı diliyle anlatır. Kitabın Latince nüshası C. G. Jung'un şahsi kütüphanesinde de yer almıştır; bu da eserin yalnızca teknik değil, sembolik ve psikolojik okumalara da açık bir kaynak sayıldığını gösterir.
Bu eser Simya Koleksiyonu'nun parçasıdır →
- Kaynak eser
- A Work of Saturn (Bir Satürn İşi) — Johann Isaac Hollandus, tam metin
- Neşir
- Johann Isaac Hollandus, A Work of Saturn, Of Natural and Supernatural Things içinde (Londra, 1670); Joshua Ben Arent istinsahı
- Konum
- Risalenin tamamı
- Çeviren
- Şira Nur Uysal
- Dijital nüsha
- Archive.org
Uysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Satürn'ün Eseri: Mineral Eserleri'nin İlk Kitabı. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/hollandus-opera-mineralia-saturnun-eseri@misc{kk_hollandus_opera,
author = {Uysal, Şira Nur},
title = {{Satürn'ün Eseri: Mineral Eserleri'nin İlk Kitabı}},
year = {2026},
publisher = {Kadim Kütüphane},
url = {https://kadimkutuphane.com/hollandus-opera-mineralia-saturnun-eseri},
note = {Türkçe çeviri, özgün eser: Johann Isaak Hollandus},
}Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol
Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.
