Ortaçağ Latin simyasının en etkili el kitabı olan Summa Perfectionis, Geber adıyla anılan bir üstada atfedilir ve bütün madenlerin cıva ile kükürtten mürekkep olduğu öğretisini merkeze alır. Aşağıdaki pasaj, 1678 tarihli İngilizce çevirisinin İkinci Faslından alınmıştır ve eserin kalbindeki fikri açık eder: Beyaz ile Kızıl için ayrı ayrı değil, tek bir Feylesof Taşı vardır. Bu kısa bölüm, maddenin çokluğu ardında yatan birliği ve sanatın tabiatı taklit ederek noksanı tamamlama iddiasını dile getirir.
En Meşhur Arap Emiri ve Filozofunun Eserleri, Filozof Taşının Araştırılması ve Yetkinleştirilmesi Üzerine
Ait iste Libellus, Magnus quidem non sum, sed inest mihi maxima Virtus. [NOT: "Bu kitapçık der ki, Gerçi büyük değilim lâkin bende en yüce Fazilet mevcuttur."]
Genel İçindekiler ve Muhtelif Kısımlar
I. Madenî Cisimleri Bozan ve Yetkinleştiren Şeylerin Filozof Taşı Uğruna Araştırılması veya İncelenmesi.
II. Yetkinliğin Özü ya da Sanat Yoluyla Yetkin Ustalığın Meydana Getirilmesi.
III. Tabiatı Taklit Eden Bu Sanatı İnkâr Eden Kimselerin Gerekçelerinin Çürütülmesi.
IV. Gerek Kadim Gerekse Yeni Filozofların Fikirlerine Göre Madenî Cisimlerin Tabii İlkeleri ve Bunların Tesirleri Üzerine.
V. Bu Sanatın Sınai İlkeleri Üzerine.
VI. Ruhların ve Cisimlerin Tabiatının Bilinmesine Dayanan Bu Sanatın Bilgisi ve Yetkinleşme Yolu Üzerine.
VII. Bütün Kusurlu Cisimleri Yetkinleştiren İlacın Yetkinliğinin Lüzumu Üzerine.
VIII. Yetkinliklerin Sınanması Üzerine.
IX. İlacın Kendisinden Çıkarıldığı Şeylerin Hususiyetlerinden Yetkinliğin İcadı Üzerine.
X. Son Olarak Müellifin Ocaklar Kitabı, Amelin Muhtelif Düzenleri ve Müellifin Tecrübelerinin Hülasası.
Mütercimden Okuyucuya
Bu müellifin mertebesi ve kıymeti hiçbir müdafaaya muhtaç değildir, zira eserleri onu kâfi derecede sena etmektedir. Elinizdeki kitabın da sarih bir surette gösterdiği üzere kendisi yazılarında ne gereksiz tekrarlara ne laf kalabalığına ne de neticesiz dolambaçlı yollara tevessül etmiştir, bilakis talebelerinin zihnini bulandırmayı değil onları aydınlatmayı gaye edinen hünerli bir üstat gibi her bir meseleyi başka hiçbir müellifte nadiren tesadüf edilecek bir muhtasarlıkla serdetmiştir.
Kendi devrinde yazmasının gayesi, bizzat kendisinin de beyan ettiği veçhile, sadece hakikat heveslilerini eğitip onlara rehberlik etmek değil, aynı zamanda mülhit ilan ettiği ve şayet hilelerini ifşa etmezse kendisinin de lanetleneceğini söylediği safsatacıların aldatıcı tariflerini ortaya çıkarmak ve hükümsüz kılmaktır.
Benzer bir saikle, pek kıymetli bir dostumun teşvikiyle bu tercümeye giriştim, ta ki bu derece kadim ve muhterem bir müellifin bunca çeşitli ve son derece lüzumlu hazırlıkları ihtiva eden eserleri nihayet İngiliz dilinde neşredilebilsin, zira günümüzde sözümona kimyevi terkiplerini uluorta sergileyen pek çok kimse türemiştir. Halbuki bu terkipler takdim edildikleri gibi olsalardı yahut kendilerine yakıştırılan cafcaflı unvanlara asgari derecede muvafık bulunsalardı, müelliflerinin övgüsüne muhtaç kalmaz, bizzat müelliflerini överlerdi.
Çünkü kimya hakiki ve gerçek bir sanattır, basiretli sanatkârların elinde hakiki ve gerçek neticeler hasıl eder.
Lâkin ne yazık, tecrübeyle sabittir ki, En çok ses, boş kaplardan yükselir.
Daha da esef vericisi, kimyanın henüz eşiğinden dahi geçmemiş yahut bu pek lüzumlu, lakin pek çok suistimal edilmiş ilimde nihayetinde birer acemi olan kimseler, şayet usta tavrıyla böbürlenecek cüreti kendilerinde bulurlarsa, hatta bu sanattaki mahir ustaların cüret edebileceğinden de fazlasını yaparlarsa kendilerini kâmil addetmektedirler.
Zira kimya ilminde pişmiş, vicdan sahibi her bir fert elini ağzına koyup susmak için kâfi derecede sebep görür, yine de borazan çalıp nefsini ilan etmeksizin elinden gelen hayrı işlemekten geri durmaz.
Bunun aksini yapan kimseden ise şüphe etmek pek yerindedir, nitekim muteber darbımeselde dendiği gibi, iyi şarabın çalıya ihtiyacı yoktur ve bihakkın icra edilmiş her bir amel, amelesini över.
Meşhur ressam Apelles hakkında rivayet edilir ki, mühim bir eseri tamamladığında, onu sipariş eden kimseye yetkin bir amel olarak takdim etmeye cüret etmeden evvel daima halkın nazarına sunarmış.
Tarihlerin etraflıca naklettiği üzere bundaki gayesi, başkalarının lisanından kendi medhini yahut zemmini işitmek, böylece duyduklarından basiretle bir hisse çıkararak kendi hatalarını tashihe muktedir olmakmış.
Zamanımızın tabi чув leri de Apelles’e iktifa ederek eserlerini aynı gaye uğruna teşhir etseler ve haklı, inkâr olunamaz tenkitler karşısında hatalarını ıslaha gayret gösterselerdi, bu kadar sık yayın yapmaları fevkalade takdire şayan olurdu, fakat ahval başkadır.
Yine de hüsnüzan sahibi olmak beni bu vaziyeti harise, riyaya yahut ihtirasa hamletmekten meneder, zira bunlar umumiyetle bütün insanlarda, bilhassa tabiplerde pek mezmum hasletlerdir, bunu tecrübesizlik gibi daha az muzır sebeplere hamletmek icap eder, nitekim cahil ve tecrübesiz kimseler bu sayede aydınlanabilir, oradan hakiki tecrübeler kesbedebilirler, böylece gayret gösterirlerse tıpkı Apelles’in tedbirine başvurmuşçasına kendi hatalarını zamanla tashihe muktedir olurlar.
Lâkin haris, hilekâr ve muhteris kimseler için böyle bir ümit yoktur.
Binaenaleyh bunları bir kenara bırakırsak, hakikat peşinde koşan her bir fert için elinizdeki eserin son derece makbul olacağından şüphe duymam, zira bu eserde hakiki manada kimyevi ilaçlar hazırlamak hususunda ferasetini geliştirmeye kifayet edecek talimatlar bulacaktır.
Zira bu müellif, bu hususta diğerlerinden üstün olarak, bütün metalleri, mineralleri, tuzları, şapları ve saireyi tasfiye etme usullerini muhtasar lakin vazıh ve samimi bir surette talim etmiştir.
Bu hakiki ve kâmil tasfiyede, her bir maddenin kusuru ve kesafeti ayrıştırıldığından, tıbbi tatbikattaki tesiri, tecrübenin her gün ispatladığı üzere aynı maddenin böylesi bir hazırlık ameliyesi görmemiş halinden katbekat daha şifalı kılınmıştır.
Şayet bir kimse itiraz edip, bu müellif mezkûr tasfiyeleri yalnızca Filozofların büyük Taşı uğruna talim etmiştir diyecek olursa, ona cevabım şudur,
Bütün filozoflar (kadim ve modern), saflığın bozulmazlığa ve hayata, safsızlığın ise bozulmaya ve ölüme melettiğini oybirliğiyle tasdik ederler. Dolayısıyla, onlar nakıs metalleri ıslah etmek,
Yani bunların illetlerini şifaya kavuşturmak maksadıyla, benzeşmeyen cevherlerin ayrılmasını ve benzeşen şeylerin tasfiyesini böylesine kesin biçimde emretmişlerse, her sadık hekimin, bütün metallerden daha kıymetli olan insan bedeni için tıbbın mevzularını arındırmada ne denli gayret göstermesi gerektiğini herkesin takdirine bırakıyorum, ki burada zikredilenler bu mevzuların ehemmiyetsiz bir cüzü değildir,
Ve bunları mukaddime kıldıktan sonra, metnin devamını mütalaa ederken okuyucunun sabrına sığınıyorum, GEBER’in bu tercümesini ikmal ettiğimde, Kraliyet ve Ameli Kimyası çevirisinde yaptığım gibi ismimi gizlemek niyetindeydim,
(Ki bu ilim sahasındaki ilk tecrübem olduğundan, itiraf etmeliyim ki, şayet hayatta olduğum vakitte ikinci bir tabı yapılırsa o kitabın olmasını murat ettiğim denli layıkıyla icra edilememişti), Beguinus’un Tyrocinium’u, Helvetius’un Altın Buzağı’sı, hepsi birkaç yıl evvel neşredilmişti, bunlarla birlikte Kirkringius’un şerhleriyle Antimonun Zafer Arabası da (her ne kadar buna raptedilen Synesius’un o küçük risalesi dahil olmasa da) yakın zamanda basıldı, fakat darbımeselde dendiği üzere, başkasının hasadına orak çalmaya fazlasıyla heveskâr olan bazı kimseleri gördüğümden, nihayetinde buraya ismimi zeyletmek mecburiyetinde kaldım, bundan böyle tarafımdan tercüme edilen diğer eserlerden herhangi biri (Allah’ın inayetiyle) umuma arz olunacağı vakit hep bu veçhile hareket etmeye azmettim.
Zira, Raimundus Lullus’un matbaaya hazır bulunan hacimli külliyatından maada (hususi zevat için pek çoğunu çevirdiğim muhtelif mevzulardaki diğer risaleleri saymıyorum), Paracelsus’un eserlerinin büyük bir kısmını İngilizceye kazandırdım, üç cildinden ikisini ve üçüncüsünün de takriben yarısını ikmal ettim, vakit, imkân yahut teşvik zuhur ettikçe (şayet ALLAH müsaade buyurursa) bunu tamamlamak niyetindeyim.
Ey Kari, burada daha fazlasını zikredebilirdim, lakin insana bahşedilmedikçe hiçbir şeye malik olamayacağını idrak ederek ve o şairane ihtarı vaktinde hatırlayarak,
Kibre kapılmak yakışmaz hiçbir kulun şanına, Böyle böbürlenen kişi sırt çevirir hayrın tamamına.
Burada hitama erdirir, kendimi her daim arzu ettiğim üzere hakiki dostunuz olarak takdim ederim, Richard Russell, 1678, Wapping, Newmarket’teki Yıldız Hanedanından, rıhtım civarı.
Yetkinliğin Araştırılması yahut Aranması Üzerine Metalik cisimleri yetkinleştiren ve bozan şeyler hakkında, Bölüm 1, Sayfa 3. Filozof Taşı vb. hakkında, 2, 5. Hazırlığa muavenet eden ve bunların tasfiyesine yarayan şeyler hakkında, 3, 6. Umumi surette cisimleri hazırlamak ve ıslah etmek hakkında, 4, 11. Hususi surette kalayın hazırlanması hakkında, 5, 14. Satürn yahut kurşunun hazırlanması hakkında, 6, 14. Bakırın hazırlanması hakkında, 7, 15. Demirin hazırlanması hakkında, 8, 16. Altının hazırlanması hakkında, 9, 17. Gümüşün hazırlanması hakkında, 10, 17. Büyük iksirin hassaları hakkında, 11, 18. Kitabın hatimesi, 12, 19.
Fihrist ## Yetkinliğin Toplamı yahut Yetkin Üstatlık Üzerine Birinci Kitap. Bu kitabı dört cüze ayıran mukaddime, s. 22.
1. Kısım Engellerin taksimi hakkında, 1, 23. Sanatkârın cismani yapısından neşet eden bu amelin engelleri hakkında, 2, 26. Sanatkârın nefsinden neşet eden engeller hakkında, 3, 28. Bu sanatın amelini meneden harici engeller hakkında, 4, 29. Sanatkârın vasıflarını havi birinci kısmın neticesi, 5, 30.
2. Kısım Sanatı büsbütün inkâr eden kimselerin hakiki delilleri hakkında, 1, 32. Sanatın, fiillerin hassalarındaki bütün ihtilaflarda tabiatı taklit etmesinin mümkün olmadığı vb. hakkında, 2, 34. Sanatı büsbütün inkâr eden kimselerin delillerinin ibtali hakkında, 3, 42. Sanatın mevcudiyetine kani olanların muhtelif kanaatleri, 4, 49. Kükürte dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 5, 51. Arseniğe dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 6, 53. Cıvaya vb. dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 7, 54. Cisimlerle sabitlenecek ruhlara dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 8, 55. Beyaz kurşun yahut kalaya dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 9, 57. Kara kurşun yahut Satürn’e dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 10, 59. Sert cisimlerin imtizacına dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 11, 60. Sert cisimlerin imtizacına dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 12, 61. Nefsin istihracına dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 13, 62. Cam ve kıymetli taşlara dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 14, 62. Orta minerallere, nebatata vb. dayandırılan sanatı inkâr edenlerin delilleri hakkında, 15, 63.
3. Kısım Kanaatlere göre metalik cisimlerin tabii unsurları hakkında, 1, 65. Modern filozofların kanaatine göre metallerin tabii unsurları hakkında, 2, 66. Kükürt, arsenik ve cıva vb. hakkında söylenecek olanların taksimi, 3, 68. Kükürt hakkında, 4, 69. Arsenik hakkında, 5, 71. Canlı gümüş yahut cıva hakkında, 6, 73. Tabiatın unsurlarının neticeleri, yani metalik cisimler hakkında, 7, 74. Güneş yahut altın hakkında, 8, 75. Ay yahut gümüş hakkında, 9, 76. Satürn yahut kurşun hakkında, 10, 78. Jüpiter yahut kalay hakkında, 11, 79. Venüs yahut bakır hakkında, 12, 80. Mars yahut demir hakkında, 13, 81.
4. Kısım Yetkinliğin ima edilmesiyle birlikte, izah olunacak hususların taksimi hakkında, 1, 83. Süblimasyonun ne sebeple icat olunduğu hakkında, 2, 86. Süblimasyonun ne olduğu ve ateşin dereceleri vb. hakkında, 3, 88. Süblimasyonlarında ruhlara ilave edilecek metalik cisimlerin tortuları hakkında, 4, 91. Süblimasyonda ateşin örtülmesi hakkında, 5, 93. Tortuların miktarına, fırının tertibine vb. dair hatalar hakkında, 6, 96. Süblimasyon kabının hangi maddeden ve surette yapılması gerektiği hakkında, 7, 99. Cıvanın süblimasyonu hakkında, 8, 102. Markazitin süblimasyonu hakkında, 9, 105. Markaziti süblime etmeye mahsus kap hakkında, 10, 106. Magnezya ve tutyanın süblimasyonu hakkında, 11, 110. İniş (descensio) ve pastiller vasıtasıyla tasfiye usulü hakkında, 12, 112. Distilasyon, sebepleri ve nevilere ayrılması vb. hakkında, 13, 114.
İçindekiler
Bedenlerin ve Ruhların Kalsinasyonuna Dair, Bunun Sebepleri, vb. 14. 120. Çözünmeye ve Bunun Sebeplerine Dair 15. 126. Pıhtılaşmaya ve Bunun Sebeplerine Dair, Cıvanın Pıhtılaşmasının Çeşitli Usulleri, vb. 16. 129. Sabitlemeye ve Bunun Sebeplerine Dair, vb. 17. 136. Ağartmaya (Ceration) ve Bunun Sebeplerine Dair 18. 139. Yetkinliğin Zirvesine ya da Yetkin Üstatlığa Dair. İkinci Kitap. Kitabı Üç Kısma Ayıran Önsöz. Kısım 1.
Bu Sanatın Yetkinliğinin Bilgisinin Ruhların ve Bedenlerin Tabiatının Bilgisine Bağlı Olduğuna Dair, vb. 1. 142. Kükürt ve Arseniğin Tabiatına Dair 2. 143. Cıva ya da Diricıvanın Tabiatına Dair 3. 145. Markazitin Tabiatına Dair, vb. 4. 148.
Güneş yahut Altının Tabiatına Dair 5. 151. Ay yahut Gümüşün Tabiatına Dair 6. 153. Mars yahut Demirin Tabiatına Dair, Kükürt ve Cıvanın Tesirlerine Dair, vb. 7. 154. Venüs yahut Bakırın Tabiatına Dair 8. 158. Jüpiter yahut Kalayın Tabiatına Dair 9. 162. Satürn yahut Kurşunun Tabiatına Dair 10. 167.
Kısım 2.
Kusurlu her bir beden ve diricıva için İlacın iki katlı olması icap ettiğine, yani birinin Beyaz, diğerinin Kırmızı için olduğuna dair.
Kusurlu Bedenlerin her birinin kendine has bir Hazırlığa muhtaç olduğuna dair 2. 174. Kusurlu Metallerin Eksikliğinin İlaç ile tamamlanması, Fazlalıklarının ise Hazırlık yoluyla giderilmesi gerektiğine dair 3. 176. Satürn ve Jüpiter'in Hazırlığına Dair 4. 179. Venüs'ün Hazırlığına Dair 5. 183. Mars'ın Hazırlığına Dair 6. 184.
Diricıvanın Tasfiyesine yahut Temizlenmesine Dair 7. 186. Yetkinliğin beş farklı Hassasının zorunlu olarak en yetkin İlacı meydana getirdiğine dair, vb. 8. 187. İlacın gereken Farklı Hassaları kazanması için ona tatbik edilecek Hazırlıklara Dair 9. 189. İlaçların farklarına dair, vb. 10. 191. Venüs'ü ağartan Birinci Dereceden İlaca Dair 11. 193. Mars'ı ağartan İlaçlara Dair 12. 197. Ay'ı sarartan (yahut renklendiren) İlaçlara Dair 13. 200. İkinci Dereceden İlaçların Hassalarının farklarına dair 14. 202.
Kusurlu bedenler için Ay ve Güneş cinsinden bir İlaca Dair 15. 204. Diricıvayı pıhtılaştıran İlaca Dair 16. 207. İlaçlara Ustalık yoluyla Nüfuzun (İngress) nasıl kazandırılacağına dair 17. 209. Genel Olarak Üçüncü Dereceden İlaçlara Dair 18. 211. Üçüncü Dereceden Ay İlacına Dair 19. 212. Üçüncü Dereceden Güneş İlacına Dair 20. 213.
Kısım 3.
Bundan Sonra Gelenlerin Taksimatına Dair 1. 216. Kupelasyona (Cineritium) dair, niçin bazı Bedenlerin onda baki kalıp diğerlerinin kaldığına dair [NOT: Taramadaki çelişki asıl metinde "diğerlerinin yok olduğuna" işaret eder] 2. 217. Kupelasyonun (yahut Kupelin) Sınanmasına, nasıl terkip edilip kullanılacağına dair 3. 220. Simanta dair, niçin bazı Bedenlerin ona daha çok, bazılarının daha az dayandığına dair 4. 222.
Simantın Tetkikine, nasıl terkip edilip tatbik edileceğine dair 5. 224. Ateşe Tutmaya (İgnition) Dair 6. 226. Füzyona yahut Eritmeye Dair 7. 227. Bedenlerin Keskin Maddelerin Buharlarına Maruz Bırakılmasına Dair 8. 229.
Ateş Derecesinde Sıcak Bedenlerin Söndürülmesine Dair 9. 231. Yanan Kükürdün Karıştırılmasına Dair 10. 233. Kalsinasyon ve İndirgemeye Dair 11. 234. Diricıvanın kolayca Kabul Edilişine Dair 12. 234. Bütün Sanatın Bir Hülasası 13. 235.
Yazarın zikredilenleri aktarırken gözettiği Tertibe Dair 14. 237.
Hakikatin İcadı yahut Yetkinliğe Dair.
İlacın kendisinden çıkarıldığı Şeylerin altı Hassasına Dair 1. 239. İlacın yedi Hassasına Dair 2. 241. Kitabın Dört Kısma Taksimine Dair 3. 244.
Birinci Kısım. Orta Minerallerin Hazırlığına Dair 4. 245.
İkinci Kısım.
Ruhların Tasfiyesine yahut Temizlenmesine Dair 5. 247. Kükürdün Hazırlığına Dair 6. 249. Arseniğin Hazırlığına Dair 7. 251. Diricıvanın Hazırlığına Dair 8. 253. Markazitin Hazırlığına Dair 9. 254. Tutyânın Hazırlığına Dair, vb. 10. 255.
Üçüncü Kısım.
Bedenlerin nasıl hazırlanması gerektiğine dair 11. 256. Satürn'ün Hazırlığına Dair 12. 257. Jüpiter'in Hazırlığına Dair 13. 258. Mars'ın Hazırlığına Dair 14. 259. Venüs'ün Hazırlığına Dair 15. 260.
Dördüncü Kısım.
İlaçlara Dair 16. 261. Jüpiter için Beyaz İlaçlara Dair, vb. 17. 262. Jüpiter için Güneş İlaçlarına Dair, vb. 18. 263. Venüs için Beyaz İlaçlara Dair, vb. 19. 264. Venüs ve Mars için Kırmızı İlaçlara Dair 20. 265. Beyaz için Üçüncü Dereceden bir İlaca Dair 21. 266. Üçüncü Dereceden Güneş İlacına Dair 22. 268. Çözücü Yağlara Dair 23. 269.
Ocaklara vb. Dair, Yazarın Deneylerinin bir Hülasası ile Birlikte. Kitabı Üç Kısma Ayıran Önsöz.
Kısım 1.
Kalsinasyon Ocağına Dair 1. 273. Süblimasyon Ocağına Dair 2. 274. Damıtma Ocağına Dair 3. 275. İnişli (Descensory) Ocağa Dair 4. 275. Eritme Ocağına Dair 5. 276. Çözme Ocağına Dair 6. 276. Sabitleme Ocağına yahut Athanora Dair 7. 277.
Kısım 2.
Orta Mineral Ruhların Hazırlığına Dair 8. 278. Jüpiter ve Satürn'ün Kalsinasyonuna Dair 9. 279. Venüs ve Mars'ın Kalsinasyonuna Dair 10. 280. Orta Minerallerin Kalsinasyonuna Dair 11. 280. Kireçlerin Yıkanmasına Dair, vb. 12. 281. Kireçlerin Yumuşatılmasına (Inceration) Dair, vb. 13. 282. Kireçlerin İndirgenmesine Dair 14. 283. Hazırlanmış Bedenlerin Çözeltilerine Dair, vb. 15. 283.
Kısım 3.
Üçüncü Dereceye göre Yetkinleştirme Yoluna Dair 16. 286. Jüpiter ve Satürn'ün Rejimine Dair 17. 287. Venüs ve Satürn'ün Rejimine Dair 18. 289. Mars'ın Rejimine Dair 19. 290. Ay'ın Rejimine Dair 20. 291. Cıvanın Rejimine Dair 21. 291. Beyaz için Ay Mayasına Dair 22. 292. Kırmızı için Güneş Mayasına Dair 23. 292. Cıva üzerindeki Mayanın Mayasına Dair 24. 293. Yazarın Deneylerinin bir Hülasası 25. 295. Cıva Oyunlarına Dair 26. 299. Ay'ın Sarartılmasına yahut Renklendirilmesine Dair 27. 300.
En Tecrübeli Arap Emiri ve Filozofu Cabir'in Yetkinliğin Tahkiki Yahut Araştırılması Üzerine Eseri
YAZARIN ÖNSÖZÜ, Bu KİTABI niçin yazdığının Sebeplerini Beyan Eder.
Biz, aralıksız ve sebatlı bir gayret sarf ederek, buna denk düşen büyük bir tahsil ile, son derece derin ve ciddi tefekkürlerden sonra, bu en asil İlim yolundaki Tahkiki nazarınıza alenen sunuyoruz ki sonraki Ciltler tarafınızdan daha iyi ve daha berrak bir surette anlaşılabilsin, anlaşıldıktan, etraflıca araştırılıp keşfedildikten sonra da çok daha zahmetsizce ve kolaylıkla tatbik sahasına konulabilsin.
Ve Sanatın Hakikatini bulup çıkarmak, bu şeylerin inceliklerini ve girift yönlerini denemek ve kanıtlamaktan farklı bir mesele olduğundan, ameliyat, araştırma ve tecrübe yoluyla hedeflenen kemal derecesine ulaşılıncaya dek, beyan edilen şeylerden her ne bulup çıkardıysak (Sanatı kemale erdiren şeyleri kastediyorum), Zihnimizin muradına uygun olarak buraya kaydettik. Yine de kimse bu Araştırma metnini, Üstadlığın Kemalatının Mecmuu adını taşıyan Kitabımızdan evvel telif ettiğimizi zannetmesin, zira o mezkur eserde her ne görüp tatbik ettiysek, İlim Nizamı dairesinde, Doğal ve Madensel Şeylerin Tesirleri ile Ameliyat esnasında zahir olan muhtelif Başkalaşımlar üzerine yürüttüğümüz Tahkikat sayesinde elde ettiğimiz Tecrübe ve kesin Bilgi ile kamilen tasvir ettik.
Ve daha evvel telif ettiğimiz İlmimizi, bilhassa bu gaye için kaleme aldığımız işbu Araştırma Şerhi ile tavzih ettik, binaenaleyh, bu eserin hakikatte diğerinden evvel gelmesi iktiza eder, mademki bu Kitapta Kemale Erdiren Şey hakkında Tahkikatta bulunmaktayım.
Bölüm I, Madensel Cisimleri Kemale Erdiren ve Bozan Şeyler Hakkında
Binaenaleyh, mademki bu İlim Madensel Cisimlerin Kusurlu hallerini ele alır ve onları nasıl kemale erdireceğini öğretir, biz de evvelemirde iki Şeyi mütalaa ederiz, yani Kusur ve Kemal.
Zihnimiz bu iki hususla meşguldür ve maksadımız bunları serdetmektir.
Bu Kitabı, (tecrübeyle bulduğumuz üzere) kemale erdiren ve bozan Şeyler üzerine telif ediyoruz, zira Zıtlar yan yana konduklarında daha ziyade zahir olurlar. Madensel Cisimlerde kemale erdiren Şey, temiz, kesifleşmiş ve sabit Toprağın Derinliklerinde (bozulmaya uğramayan Kök Neminin muhafazasıyla) uzun ve mutedil bir kaynatma marifetiyle orantılı biçimde birbirine katılmış, münasip Ateşleme ile katı ve eriyebilir bir Cevhere dönüştürülmüş ve Dövülebilir kılınmış cıva ve kükürt cevheridir.
Kemale erdiren bu Tabiatın Tarifi vasıtasıyla, bozan Şeyi daha kolayca İdrak edebiliriz.
Ve bu da zıt Anlamda kavranması gereken husustur, yani temiz olmayan, bihakkın kesifleşmemiş ve sabit kılınmamış Toprağın Derinliklerinde münasip Oran gözetilmeden katılmış veya kifayet derecesinde kaynatılmamış, Yanıcı ve Bozucu bir Neme sahip, seyrek ve gözenekli bir Cevherden ibaret olan ya da lüzumlu Ateşleme olmaksızın Eriyebilirliği bulunan, yahut hiç Eriyebilirliği olmayan ve yeterince Dövülemeyen saf kükürt ve cıva cevheridir.
Birinci Tarifi, her birinin Kemalatına göre bu iki Cisimde, yani Güneş ve Ay içinde yerleşik bulurum, lakin ikincisini, her birinin Kusuruna göre şu dört cisimde, yani Kalay, Kurşun, Bakır ve Demirde bulurum.
Ve bu Kusurlu Cisimler, içlerinde zıddı işletilmedikçe Sıhhate ve Kemalat derecesine irca edilemeyeceğinden, yani Zahir olan Batın, Batın olan da Zahir kılınmadıkça bu Ameliyat yahut Zıtlaştırma ise Terkip marifetiyle hasıl olduğundan, bunların hazırlanması, içlerindeki Fazlalıkların izale edilmesi ve noksan olanın ikmal edilmesi icap eder, böylece malum Kemal derecesi bunlara zerk edilir.
Lakin Kamil Cisimler bu nevi bir hazırlığa muhtaç değildir, yine de Cüzlerinin daha ziyade İncelmesini ve Cismaniyetlerinden sabit bir Ruhaniyete rücu etmelerini temin edecek bir Terkibe muhtaçtırlar.
Bunun gayesi, onlardan Ruhani ve sabit bir Cisim vücuda getirmektir, yani evvelce olduğundan çok daha zayıflatılmış ve inceltilmiş bir cisim. Bütün bu Hazırlıklar hakkında (Araştırmamıza muvafık olarak), bu Kitapta kendi Münasip Yerinde kafi derecede izahatta bulunacağız.
(Aşağıda zikredileceği üzere) kafi derecede hazırlanacak olan şey, kendisiyle Beyaz yahut büyük Kırmızı İksirin yapılacağı hale muvafık olacaktır.
Bölüm II, Filozof Taşının Beyaz ve Kırmızı İçin Tek Bir Taş Olduğu, Hangi Şeylerden Çıkarıldığı, Kemal Derecesinin İmkânı ve Usulü Hakkında
Asrın Sanatkarlarının bize hem Beyaz hem de Kırmızı için yalnızca tek bir Taşı tarif ettiklerini görmekteyiz, bunu biz de hakikat kabul ederiz, zira hazırlanan her İksirde, ister Beyaz ister Kırmızı olsun, cıva ve kükürtten gayrı hiçbir Şey yoktur, bunlardan biri diğeri olmaksızın tesir edemez ve vücut bulamaz. Bundan ötürü, pek çok Cisimden veya Şeyden çıkarılmış olsa dahi, Filozoflarca tek bir Taş olarak tesmiye edilmiştir.
Zira bazılarının hezeyan içinde zannettiği üzere, bir Şeyi içinde bulunmadığı başka bir Şeyden çıkarmayı ummak ahmakça ve beyhude bir iş olurdu, zira Filozofların muradı asla bu olmamıştır, yine de pek çok hususu teşbih yoluyla beyan ederler.
Ve bütün Madensel Cisimler, arızi olarak saf yahut gayrisaf cıva ve kükürtten mürekkep olduğundan, ve bu kusur onların asli Tabiatında fıtri bulunmadığından, münasip Hazırlık marifetiyle bu kabil Gayrisafiyeti gidermek mümkündür.
Zira Arazların Soyulması gayrimümkün değildir, binaenaleyh Hazırlığın gayesi, Fazlalığı defetmek ve Kamil Cisimlerdeki Noksanı tamamlamaktır. Lakin Hazırlık, muhtaç olan şeylerin Muhtelifliğine göre çeşitlilik arz eder. Zira tecrübe bize amel etmenin muhtelif yollarını öğretmiştir, yani kalsinasyon, süblimasyon, iniş (descensio), eritme (solution), damıtma, pıhtılaşma, sabitleme ve mumlaştırma (inceration),
Bunların hepsini Üstadlığın Kemalatının Mecmuu adlı eserimizde kafi derecede beyan etmekteyiz. Zira bunlar Terkibe yardım eden Ameliyatlardır.
Bölüm III, Hazırlığa Yardım Eden Şeyler ve Bunların Temizlenmesi Hakkında
Terkibe yardım eden Şeyler şunlardır, yani her türlü Tuz, Şaplar, Zaçlar, keza Cam, Boraks ve bu Mahiyetteki nesneler ile en keskin Sirke ve Ateş. Adi Tuzun Temizlenmesi. Adi Tuz şu şekilde temizlenir,
Evvela onu yak ve yanmış halde erimesi için sıcak Suyun içine at, eriyiği süz, ardından süzülen kısmı latif bir Ateş ile dondur. Donmuş maddeyi Mutedil Ateşte bir Gece ve bir Gündüz boyunca kalsine et ve kullanmak üzere sakla. Alkali Tuzunun Temizlenmesi.
Alkali Tuzu da Adi Tuz gibi temizlenir ve bu Sagimen Vitri'dir [NOT: Cam eriticisi olarak kullanılan bir tür alkali kül tuzu].
Evvela öğütülür, akabinde tamamı sıcak Adi Suda eritilir, sonrasında Süzülür, Dondurulur ve mutedil Ateşte Kalsine edilir. Kaya Tuzunun (Salt-Gem) Temizlenmesi. Evvela öğütülür, akabinde Adi Tuzda olduğu gibi muamele edilir. Nişadırın Temizlenmesi.
Evvela onu temizlenmiş Adi Tuz Terkibi ile birlikte öğüt, ardından tamamı saf halde yükselene dek yüksek bir Gövde ve Başlık içinde süblime edilsin.
Daha sonra şayet ondan Su elde etmek murat edersen, açık Havada bir Porfir taşı üzerinde erit, yahut Süblimleşmiş maddeyi kafi derecede saf halde muhafaza et. Diğer Tuzların Temizlenmesi,
Daha başka muhtelif Tuz nevileri de mevcuttur, bunlar da yukarıda zikredildiği veçhile Hazırlanır ve Temizlenir. Şapların Temizlenmesi. Evvela Kaya Şapı,
Pek çok şey, temizlenmeksizin onun vasıtasıyla hazırlanabilir, yine de şu şekilde temizlenebilir, Onu bir imbiğe koy ve bu sanatta büyük faydası olan tüm nemini çekip çıkar.
Dipte kalan tortu, rutubetli bir yerde yahut suda, bir porfir taşı üzerinde çözündürülebilir, buradan özü çıkarılabilir ve böylece temiz olarak muhafaza edilir, Samenos şapının temizlenmesi.
Samenos şapı da evvelki gibi hazırlanır, lakin bu sanatta fazileti daha büyüktür.
Daha başka pek çok şap bulunur ki bunların hepsi yukarıda zikredildiği gibi hazırlanır ve temizlenir. Atramentlerin temizlenmesi. Evvela, şu şekilde temizlenen kara atrament,
İlk olarak, temiz sirke içinde çözündürülmeli, ardından damıtılmalı ve pıhtılaştırılmalıdır.
Yahut evvela imbik ile damıtılsın ve bütün nemi çekilip çıkarılsın.
Bu damıtma işleminde kalsine edilen tortu, bir porfir üzerinde çözülmeli yahut kendi suyunda eritilmeli ve ardından pıhtılaştırılmalıdır. Veyahut o su (sanatkâr öyle dilerse) muhafaza edilir, Zaçın (vitriol) temizlenmesi.
Kıbrıs taşı yahut zaç (vitriol), kara atrament gibi temizlenir, yine de kara atrament, yeşilden daha büyük bir topraksılığa sahiptir.
Muhtelif atramentler vardır ve bunlar muhtelif renklerde bulunur, hepsi de mezkûr minval üzere temizlenir. Cam ve borakslar hakkında.
Cam ve borakslar, şayet usulünce yapılmışlarsa, hazırlığa muhtaç değildir, En keskin sirkelerin temizlenmesi, Sirkeler, ne cins olursa olsun, keskin ve sert olanlar, inceltme (subtiliation) yoluyla temizlenir, faziletleri yahut tesirleri ise damıtma ile ıslah edilir.
Kusurlu cisimlerin, ateşin her daim usulünce tavassut etmesiyle kendileri vasıtasıyla hazırlanabileceği, arındırılabileceği, ıslah edilebileceği ve inceltilebileceği mezkûr şeylerin cümlesinin temizlenmesi ve tasfiyesi hakkında kâfi derecede söz söylemiş bulunuyoruz.
BÖLÜM IV. Umumiyetle Cisimlerin Hazırlanması ve Islah Edilmesi Hakkında.
Bunlar, ateşin muradına göre, mezkûr şeyler vasıtasıyla şu minval üzere hazırlanır ve arındırılır,
Bu kusurlu cisimler lüzumsuz nemlere ve içlerinde teşekkül edip onları ifsat eden karalık ile birlikte yanıcı bir kükürtlüğe sahiptir, ayrıca içlerinde nüfuz ve erimeye mâni olan murdar, tortulu, yanıcı ve gayet kesif bir topraksılık barındırırlar.
Mezkûr cisimlerde fazlalık olan bunlar ve benzerleridir ki tecrübemiz ve şeksiz, mahirane tahkikatımız ile onların içinde bulundukları tespit edilmiştir.
Ve bu lüzumsuzluklar mezkûr cisimlere kökensel olarak değil, arızi olarak hulul ettiğinden ve arızi olanın soyulup atılması kabil olduğundan, bu sebeple suni ateşle, mezkûr temizlenmiş şeyler vasıtasıyla, yalnızca cıva ve kükürdün kökensel cevheri baki kalacak surette bütün arızi fazlalıkları bertaraf etmemiz iktiza eder. Kusurlu cisimlerin kâmil hazırlığı ve kusursuz tasfiyesi bundan ibarettir.
Bunların ıslahı, tasfiyesi ve inceltilmesi (saf cevher baki kalmak kaydıyla), iksirin iktizasına göre pek çok yolla icra edilir, Binaenaleyh, umumiyetle hazırlama ve tasfiye etme yolu şudur,
Evvela, münasip ateş vasıtasıyla, cevherlerindeki bütün lüzumsuz ve fasit nem yükseltilmelidir, ayrıca latif ve yakıcı fazlalıkları da bertaraf edilmelidir, bu da kalsinasyon iledir.
Müteakiben, kalsine küllerinde (calx) baki kalan lüzumsuz yakıcı nemin ve karalığın bütün fasit cevheri, mezkûr kireç beyaz yahut kırmızı oluncaya (yahut cismin tabiatı ve hassasına göre renkleninceye) ve her türlü fazlalık ya da fesattan pâk ve saf hale gelinceye değin, mezkûr temizlenmiş, aşındırıcı, keskin yahut sert nesnelerle kemirilmelidir.
Bu kireçler, mezkûr aşındırıcılarla, öğütme, emdirme ve yıkama yoluyla temizlenmelidir. Ardından, bütün murdar topraksılık ile yanıcı ve kesif tortu giderilmeli ve mezkûr kireç ile birbirine karıştırılmış ve mezkûr minval üzere arındırılmış halde, benzer erimesi olmayan mezkûr temizlenmiş yahut saf nesnelerle bertaraf edilmelidir.
Zira bunlar, kirecin erimesi yahut indirgenmesi (redüksiyonu) esnasında, mezkûr kesif ve murdar topraksılığı kendi bünyelerinde alıkoyacak, cisim ise fesat veren bütün lüzumsuzluklardan temizlenmiş olarak saf kalacaktır, bu da iniş yoluyla vaki olur. Bunların saf cevherini ıslah etme ve inceltme yolu umumiyetle şudur, evvela, arındırılmış ve indirgenmiş bu cisim ateşle yeniden kalsine edilir, bu da mezkûr arındırıcı vasıtalarla yapılır, sonra da bunların çözücü olanlarıyla eritilmelidir.
Zira bu su bizim taşımızdır, cıvanın cıvası ve kükürdün kükürdüdür, ruhani cisimden tecrit edilmiş ve inceltilmiş yahut seyreltilmiştir, içindeki unsuri faziletler, kendi cinsinin cinsinden olan diğer hazırlanmış şeylerle takviye edilerek ve rengi, sabitlemesi, ağırlığı, safiyeti, erimesi ve kâmil bir iksire ait olan diğer bütün hususiyetleri artırılarak ıslah edilebilir.
Ve madeni cisimlerin umumiyetle hazırlanması, arındırılması, inceltilmesi ve ıslah edilmesinin (yalnızca tarafımızdan keşfedilmiş olan) yolu budur.
Şimdi her bir kusurlu cismin, kâmil madeni cisimlerin de olduğu gibi, bütün usulleriyle hususi yahut muayyen hazırlığına geçiyoruz. Ve evvela Jüpiter’den başlıyoruz.
BÖLÜM V. Hususi Olarak Kalayın Hazırlanması Hakkında.
Kalay türlü şekillerde hazırlanır, lakin en iyi şu minval üzeredir,
Onu kalsinasyon fırınındaki münasip bir kaba koy ve cismin layıkıyla erimesine kâfi gelecek bir ateşi altına yak, erimiş cismi delikli bir demir spatula ile karıştırarak yükselen köpüğü sıyırıp al ve cisme bu ateş hararetinde sebatla yeniden karıştırarak, yüzeyde mezkûr köpük yahut tozdan hayli miktar birikinceye dek devam et, bunu üzerinden al ve cismin tamamı toz haline gelinceye kadar karıştırmayı sürdür.
Bu tozu elekten geçir ve erime ateşini aşmayacak bir ateş ilave ederek yeniden fırına koy ve sıkça karıştır.
Yanıcı ve fesat verici kükürdüyle birlikte, bütün arızi ve lüzumsuz nemi zail oluncaya dek, bir tabii gün yahut o civarda bir müddet bu kalsinasyon ateşinde tut.
Zira ateş, uçucu ve tutuşabilir her cevheri yükseltir ve tüketir, sonra onu mezkûr şeyler ile, yani temizlenmiş adi tuz ve şap ile, tasfiye edilmiş sert sirke ile defalarca güzelce yıka, Güneş’te yahut havada kurut, ardından tekrar öğüt, yıka ve kurut, ve tuzların, şapların ve sirkenin keskinliği vasıtasıyla onun bütün nemi, karalığı ve murdarlığı tükenip, kemirilip zail oluncaya kadar bunu defalarca tekrarla.
Bu tamamlandığında, mezkûr maddelere toz haline getirilmiş cam ekle ve hepsini birbiriyle hamur ettiğinde, dibinde delik bulunan ve bir diğerinin içine oturtulmuş bir potada kafi ateş ile akıt, böylece saf ve temiz Beden aşağıya süzülecek, topraksı ve tortulu maddenin tamamı ise cam ile tuzların yahut şapların yanında yukarıda kalacaktır, zira aşağı inen ve indirgenen o Bedende, temiz cıva ile yanıcı olmayan beyaz kükürdün eşit ve kusursuz bir nispeti mevcuttur, çünkü ateş ve aşındırıcılar nemin tamamını, uçucu, parlayıcı, ifsada uğratıcı maddeyi ve Karalığı ayırmıştır, ve tuzlar, şaplar ve cam ile hamur edilerek o süzgeç vasıtasıyla tortulu topraksı cevherin tamamı tefrik edilmiş, geriye kendi nispetiyle saf cevher kalmıştır. Akabinde bu saf indirgenmiş Bedeni, saf ve temiz nişadır ile, ağırlıkça eşit yahut denk olana dek yeniden kalsine et. İyice ve kusursuzca kalsine edildiğinde, tamamını bir porfir taşı üzerinde uzun uzadıya ve iyice öğüt ve açık havaya, soğuk ve nemli bir mekâna, yahut cam kaplar içinde, bir Çözündürme Fırınına yahut at gübresine yerleştir, ta ki tamamı çözünene dek, hacet görülürse Güneşi artırarak. Bu Suya hürmet etmeliyiz, zira Beyaz için aradığımız şey işte budur. Kalayın Hazırlanmasına dair söylenecek bu kadarı kafi gelecektir.
BÖLÜM VI, Satürn'ün Hazırlanışı Üzerine.
O da şöyle hazırlanır, onu kalsinasyon için benzer bir Fırına koy, akışkan haldeyken, Kalayda yaptığın gibi karıştır, ta ki gayet ince bir Toza dönüşene dek.
Bunu ele ve mezkûr veçhile, Uçucu ve Parlayıcı Maddesi yok olana kadar kalsinasyon Ateşine yeniden koy.
Akabinde kızıl Kalsını çıkar, bunu arıtılmış Sofra Tuzu, saflaştırılmış zac-ı kıbrıs [NOT: Atrament, kara zaç veya vitriol türevi mineral boya/tuz] ve gayet keskin Sirke ile sıkça ıslat ve öğüt.
Zira Kızıl için, Beyazda Sofra Tuzu, tüylü şap ve Sirke ile yaptığın gibi bunları kullanmalısın.
Keza Kalay için söylendiği üzere, mezkûr şeylerin inayetiyle bu mezkûr murdarlık büsbütün giderilene kadar Maddenin sık sık ıslatılması, kurutulması ve öğütülmesi icap eder, sonra mezkûrlara cam karıştır ve Kalayda yaptığın gibi saf Bedenin aşağı inmesini sağla ki, aşağı inerek indirgenebilsin.
Onu yeniden saf nişadır ile kalsine et (Jüpiter için dendiği gibi) ve pek latif bir surette öğütüp mezkûr yolla çözündür.
Zira orantılı olarak vücuda getirilmiş bu cıva ve kükürt Suyu, Kızıl İksirin Terkibinde kullandığımız sudur, Satürn'ün Hazırlanışına dair bu kadarı kafi gelecektir.
BÖLÜM VII, Venüs'ün Hazırlanışı Üzerine.
Venüs, yahut Bakır, şu yolla hazırlanır,
Bir potanın içine gayet iyi arıtılmış Sofra Tuzundan bir Katman yap ve üzerine bir parça Bakır Levha koy ve bunun üzerine bir Katman Tuz ve akabinde daha fazla Levha koy, kap dolana dek bu minval üzere devam et, üzeri örtülüp sıkıca lüle balçığıyla sıvandığında, kalsinasyon Fırınına bir Tabii gün boyunca yerleştir, sonra çıkarıp Kalsine olmuş olan kısmı ayır ve kazı, ve evvelki gibi Yeni Tuz ile Levhaları yeniden Kalsine et, kalsinasyonu bütün Levhalar tükenene ve Tuz ile Ateşin inayetiyle aşınana kadar pek çok defa tekrarla, zira Tuz, fuzuli Nemi ve Yanıcı Kükürtlüğü aşındırır, Ateş ise Uçucu ve Parlayıcı Maddeyi layık bir Nispetle yukarı kaldırır.
Bu kalsine edilmiş maddeyi gayet latif bir Toz haline gelene dek öğüt ve Sirke ile yıka, ta ki üzerinden çıkan Su Karalıktan beri olana dek.
Başka bir sefer onu yeni Tuz ve Sirke ile ıslat ve Öğüt, ve Ufalama (yahut Öğütme) ameliyesinden sonra üstü açık bir Kapta Kalsinasyon Fırınına koy ve orada
üç Tabii gün boyunca kalmasını sağla, akabinde çıkar ve pek iyi ve latif bir surette Öğüt, Sirke ile iyice ve uzun uzadıya yıka, ta ki temizlenip bütün Murdarlıktan arınana dek.
Bu tamamlandığında, Güneşte iyice kurut, sonra ağırlığının yarısı kadar nişadır ekle, ele gelmez bir Madde olana dek iyice ve uzun uzadıya Öğüt.
Sonra açık Havaya maruz bırak, yahut çözünmesi için at gübresine koy, ta ki içinde latif olan her ne varsa çözünene dek, gerek görülürse, tamamı Su haline gelene kadar yeniden temiz nişadır ekleyerek.
İksirin kendisiyle Sonsuza değin boyandığı, sabit Kükürdün Suyu diye adlandırdığımız bu Suya hürmet et. Venüs'ün Hazırlanışına dair bu kadarı kafidir.
BÖLÜM VIII, Mars'ın Hazırlanışı Üzerine.
Mars, yahut Demir, en iyi şu şekilde hazırlanır,
Venüs gibi, arıtılmış Sofra Tuzu ile Kalsine edilsin ve saf Sirke ile yıkansın, yıkandıktan sonra Güneşte kurutulsun ve kurutulduğunda, yeni Tuz ve Sirke ile öğütülüp ıslatılsın ve sonra Venüs için dendiği gibi, aynı Fırına üç gün boyunca konulsun. Bu Çözeltiye, yani,
İksirin Rengini mucizevi bir surette artıran sabit Kükürdün Suyuna hürmet et.
Kusurlu Bedenlerin Hazırlanışına dair bu kadarı kafi gelecektir.
BÖLÜM IX, Güneş'in Hazırlanışı Üzerine.
Kusursuz Bedenler, kemalatları bakımından daha ileri bir Yetkinliğe erişmek için Hazırlanmaya muhtaç değildir, zira zaten kusursuzdurlar, lakin daha latif kılınabilsinler ve inceltilebilsinler diye kendilerine bu Hazırlığı tatbik ederiz, İnce Levhalar halinde dövülmüş Güneş, yani
Altın al, bunlarla ve gayet iyi hazırlanmış Sofra Tuzu ile bir Kalsinasyon Kabında Katman üstüne Katman yap, bunu bir Fırına yerleştir ve tamamı latifçe Kalsine olana dek üç gün boyunca iyice Kalsine et, sonra çıkar, iyice öğüt, Sirke ile yıka ve Güneşte kurut, akabinde ağırlığının yarısı kadar arıtılmış nişadır ile iyice öğüt, sonra tamamı (Sofra Tuzu ve nişadırın inayetiyle) berrak bir Suya çözünene dek çözünmeye bırak. Bu, Kızıl İksir için kıymetli Mayadır ve Ruhani kılınmış hakiki Bedendir.
BÖLÜM X, Ay'ın Hazırlanışı Üzerine.
Ay, yahut Gümüş, yukarıda Güneş için söylenen minval üzere latifleştirilir, inceltilir ve Ruhaniliğe irca edilir.
Binaenaleyh Ameliyenin her bir cüzünde, onun Latifleştirilmesinde, Altın ile yaptığın şeyin aynını yap. Ve çözünmüş Ay'ın bu Suyu, Beyaz İksir için Ruhani kılınmış Mayadır.
BÖLÜM XI, Büyük İksirin Hassaları Üzerine.
Kusursuz Cisimlerin Hazırlanışı ve İnceltilmesini, her basiretli Amil niyetine erişebilsin diye şimdiye dek yeterince tayin etmiş bulunuyoruz, bu sebeple Büyük İksirin terkibinin hususiyetlerine ve ameliye tarzlarına dikkat kesilsin,
Zira gayemiz, pek çok şeyden mürekkep ve müellef olmakla birlikte tek bir töz meydana getirmektir, öyle daimi biçimde sabitlenmiş olmalıdır ki ateşe konulduğunda ateş ona ziyan veremesin, ergimiş madenlerle karışabilsin ve onlarla birlikte aksın, içlerinde dühul kabiliyeti bulunan töze nüfuz etsin, içlerinde halitası kabil olan tözle karışsın, pekişmeye elverişli tözle pekişsin, sabitlenmeye elverişli tözle sabitlensin, altını ve gümüşü yakmayan şeyler tarafından yakılmasın ve münasip tavlama ile pekişmeleri ve ağırlıkları bertaraf etsin.
Lakin bütün bunların bir çırpıda, birkaç gün ve saat gibi pek kısa bir müddetteki bir hazırlama ile vücuda geleceğini sanmamalısınız, lakin diğer çağdaş tabiplerle kıyaslandığında ve dahi Tabiatın işleyişi nazara alındığında, Amelin hakikati bu yolla daha tez nihayete erer, nitekim Filozof şöyle buyurur, Uzun bir zaman aralığı gerektiren bir Devadır bu.
Bu sebeple size derim ki, zahmete sabırla katlanmalısınız zira iş uzun sürecektir, nitekim Acelecilik şeytanın tarafındandır,
Bu yüzden sabrı olmayan kimse Amelden el çeksin, zira kolay inanırlık, haddinden fazla acele etmesine yol açarak ona mani olacaktır.
Ve her Tabii Ameliyenin nihayete erdiği muayyen bir ölçüsü ve vakti vardır, yani daha büyük yahut daha küçük bir müddet içinde,
Bu Amel için üç şey elzemdir, bunlar Sabır, Müddetin Uzunluğu ve Aletlerin Elverişliliğidir, bunlardan Amile, Ustalığımızın Mükemmeliyetinin Hülasası adlı eserimizde, şayet yazdıklarımızda kafi derecede mahirse bulabileceği muhtelif Baplarda söz ederiz.
Burada, aşikar ve sarih bir bürhan ile neticeye bağlarız ki, Taşımız, Tabii Oran ile arındırılmış ve birbirlerinden asla ayrı düşmeyecekleri bir ittihad ile birleştirilmiş Velut (yahut feyizli) bir Ruhtan ve Kuru Su adını verdiğimiz Canlı Sudan gayrısı değildir.
Ameli kısaltmak maksadıyla bu ikisine bir üçüncüsü dahi ilave edilmelidir, bu da inceltilmiş kusursuz bir cisimdir.
Amelin Hatimesi ve Neticesi
Binaenaleyh yukarıda zikredilen mukaddemattan, Amelin hakikatinin yakın olduğu hususlar aşikardır, ve bizler bunu mütalaa etmiş bulunuyoruz.
Hakiki tetkikimiz ve kati tecrübemizle bu Ameli kemale erdiren hususları inceledik, böylelikle katiyetle emin olduk ki, Tecrübe ve Akıl ile bulup aynı yerde aktardığımıza binaen, sahifelerimizde şimdi (yalnızca tarafımızdan) yazılmış olan bütün Kelam haktır,
Lakin tecrübemizle bizzat amel ettiğimiz, gözlerimizle gördüğümüz ve ellerimizle tuttuğumuz şeyleri, Ustalığımızın Mükemmeliyetinin Hülasası içinde yazdık.
Öyleyse, Arif Amil Kitaplarımızı dikkatle tetkik etsin, habis ve cahil kimselere ifşa etmemek gayesiyle muhtelif yerlerde tasvir ettiğimiz dağınık Muradı derlesin, ve bu derlemesini bizzat İlime varıncaya dek sınasın, bütünün kamil bir idrakine erene kadar Mahirane Bir Emeğin sebatıyla mütalaa edip tecrübe eylesin.
Amil kendini talim etsin ve Mütalaamız yoluyla, şimdi (büyük bir muhabbetle) serdedilen bu Tetkik Tarzını keşfetsin, ve dahi kemale erdiren ve ifsat eden Madde ile Suretin hakikatinin tam bir ilmini edinsin, Zira biz Tetkikimizde,
Kusursuz Cisimlerin Madde ve Suretinin (ihtilatlarının kökünden nihayet bulmalarına dek) sonradan arız olan hiçbir fesat barındırmaksızın saf olduğunu mütalaa ettik.
Aksi manada, nakıs ve kusursuz Cisimlerin tözünün her yerde bir olduğunu da mütalaa ettik, yani ihtilatlarından evvel saf ve pak olan Cıva ve Kükürt,
Ve bu mütalaa ile, bizzat kendi amelimiz vasıtasıyla bulduk ki, nakıs cisimlerin Fesadı tesadüfen duhul etmekte, ve bu da yeni ve bozulmuş bir Suret vermektedir,
Zira nakıs cisimlerin, Tecrübemiz ve Maharetimiz sayesinde her türlü zait fesattan ve uçucu kirlilikten, kasti ve arzi tortulardan hazırlanıp arındırıldığını gördüğümüzde, onların fıtraten kusursuz olup hazırlanmamış cisimlerden daha büyük bir berraklıkta, parlaklıkta yahut saflıkta olduğunu müşahede ettik.
Bu mütalaa ile, Kitaplarımızda kusursuzca tasvir ettiğimiz bu İlimin mükemmel ve kamil nihayetine vasıl olduk.
Bu sebeple onları dikkatle mütalaa ediniz, Kadimlerin kitaplarından hülasa ettiğimiz bütün İlmimizi orada bulacaksınız.
Bu Tetkikin sonu.
Mükemmeliyetin Hülasası, Yahut Kusursuz Ustalık Üzerine İki Kitap, Meşhur Arap Prensi ve Filozofu Geber, Birinci Kitap
Bu Sanatın Tasvir Edilme Tarzına ve Layık Müritlere Dair Mukaddime.
Kadimlerin Kitaplarından muhtelif derlemelerle Ciltlerimizde hülasa ettiğimiz bütün Kimya İlmimizi, burada tek bir mecmuada topluyoruz.
Ve Tarafımızca yazılmış diğer Kitaplarda eksik bırakılan ne varsa, bu Kitabımızın Tahririnde layıkıyla ikmal ettik ve onların Noksanını pek veciz bir surette tamamladık.
Ve bir Kısımda Tarafımızca gizlenmiş olan her ne ise, Felsefenin böylesine Âli ve Soylu bir Kısmının Kemali Âlimlere aşikar olsun diye, bu Cildimizde onu aynı Kısımda beyan eyledik, Bu sebeple, Pek aziz Oğul, bilesin ki Sanatımızın bütün Ameliyesi bu Eserde Umumi Başlıklar altında, Külli bir Nutuk ile, hiçbir noksan olmaksızın kafi derecede dercedilmiştir.
Ve her kim bu Kitaba muvafık amel ederse, (Tanrı'nın inayetiyle) bu Sanatın hakiki nihayetine vasıl olduğunu sevinçle görecektir, Lakin şunu da bilmelisin ki, fıtratındaki Tabii İlkeleri bilmeyen kimse, Sanatımızdan pek uzaktır, zira muradını bina edeceği hakiki bir Kökten mahrumdur.
Ve Tabii İlkelerini ve Madenlerin bütün Sebeplerini bilip de henüz bu Sanatın hakiki Nihayetine ve Maharetine erişmemiş olan kimse, muradında Amelinin Usulünden bihaber olan kimseye nazaran bu Sanatın İlkelerine daha kolay bir vukufla yaklaşır, ve Sanatın Girişinden ancak pek az uzaktadır.
Lakin her şeyin ilkelerini, madenlerin sebeplerini ve tabiatın gayesine göre teşekkül eden oluşum yolunu bilen kimse, hakikatte bu amelin ikmaline pek yaklaşmıştır, bunlar olmaksızın ilmimiz kemale eremez, zira sanat, bütün amellerinde tabiatı taklit edemez, ancak onu elinden geldiğince tam bir surette taklit eder. Binaenaleyh pek aziz oğul, sana bir sırrı ifşa ediyoruz, şöyle ki,
Sanatkârlar şu hususta yanılırlar, yani tabiatı, fiilin hassalarının her bir ayrımında taklit etmek isterler. Bu sebeple ciltlerimiz üzerinde dikkatle çalış ve kelimelerimizin hakiki gayesini kavrayabilmek için onları zihninde pek sık tartmaya gayret et, çünkü zihnini üzerinde berkiteceğin temeli onlarda bulabilir, yanılgılardan nasıl kaçınacağını ve amelinin sanatında tabiatı ne ölçüde taklit edebileceğini onlar vasıtasıyla öğrenebilirsin. Bu Birinci Kitabın Dört Kısma Taksimi.
Evvela, sanatkârın hakiki gayeye ulaşmasını engelleyen ve ameline mani olan bütün engelleri kısaca serdetmek niyetindeyiz,
Ayrıca bu kısımda, mezkûr sanatın amilinin taşıması icap eden şartlardan bahsedeceğiz.
Saniyen, kendi cehaletleri ve bu sanatın üstatlığını ve maharetini araştırmadaki beceriksizlikleri yüzünden sanatın bizzat kendisini lanetleyen, onun hiçbir varlığı olmadığını yahut mevcut bulunmadığını iddia eden cahillere ve safsatacılara karşı deliller getireceğiz.
Fakat bu kısımda onların bütün gerekçelerini serdedip ardından bunları en açık şekilde cerhedeceğiz, öyle ki safsatalarının hakikatten mahrum olduğu hakîm kimseler için kafi derecede aşikâr olacaktır.
Salisen, tabiatın gayesine muvafık olan tabii ilkelerden bahsetmek niyetindeyiz, bu kısımda kadim filozofların reylerine göre, tabiatın amelinde bunların her birinin birbiriyle oluşum ve karışım tarzını ve meydana getirdikleri tesirleri ele alacağız.
Rabian, bu amelimizin gayesine muvafık olan ilkeleri izah edeceğiz, bunlarda tabiatı taklit etmeye ve tabiata mutabık olan karıştırma ve tağyir etme usulünü, sebepleriyle birlikte amelimizin gayesine irca etmeye muktediriz.
Bu Birinci Kitabın, sanatkârların bu sanatın hakiki gayesine erişmesine mani olan engelleri ele alan Birinci Kısmı. Bölüm 1. Engellerin Taksimi.
Bu amelde zuhur eden engeller umumi manada ikidir, yani tabii iktidarsızlık ve zaruri masrafların noksanlığı yahut meşgaleler ve zahmetlerdir. Yine de deriz ki, tabii iktidarsızlık türlü türlüdür, yani,
Kısmen sanatkârın uzuvlarından, kısmen de nefsinden neşet eder.
Sanatkârın uzvundan neşet eden de türlü türlüdür, zira uzuv ya zayıftır yahut bütünüyle bozulmuştur.
Nefsin iktidarsızlıklarından neşet eden dahi türlü türlüdür, ya nefis, aklı zail olmuş mecnun bir adamın nefsi gibi uzuvda fena halde bozulmuştur (kendi içinde istikamet yahut akıldan yana hiçbir şey barındırmaz), yahut vehimli olup suretlerin zıddını gayritabii bir surette kabule meyyaldir ve bilinebilir bir şeyden derhal onun zıddına, keza bir iradeden hemen onun zıddına savrulur. Bölüm 2.
Sanatkârın Bedeninden Neşet Eden Amel Engelleri Hakkında.
Bu amelin engellerini umumi surette evvelce tayin etmiştik, lakin şimdi bu fasılda daha hususi bir tarzda kelam edecek ve bu engellerin cümlesini size pek kâmil lakin veciz bir surette daha vazıh beyan edeceğiz. Binaenaleyh deriz ki, şayet bir kimsenin uzuvları noksansız değilse, kör yahut çolak bir kimseden farksız olarak, bu amelin ikmaline tek başına muvaffak olamaz, zira tabiata hizmet eden vasıtalar makamındaki bu azaların tefekkürüyle mezkûr sanat kemale erdirildiğinden, o uzuvların yardımından mahrumdur. Şayet sanatkârın bedeni zayıf, marazi ve hummalı ise, yahut azaları tutmayan cüzamlıların bedeni gibiyse, yahut ömrünün son demlerindeki veya takatten düşüren ihtiyarlıkla yıpranmış kimseler gibiyse, sanatın ikmaline erişemez. Demek ki sanatkâr, bedenin bu tabii iktidarsızlıkları sebebiyle maksadından mahrum kalır. Bölüm 3. Sanatkârın Nefsinden Neşet Eden Engeller Hakkında.
Sanatkârın bedenine taalluk eden engelleri mutlak ve zahir bir surette beyan ettiğimiz faslı mukaddem kıldık,
Şimdi ise bu amelin ikmaline ekseriyetle mani olan ve nefsine taalluk eden engelleri kısaca beyan etmek kalmıştır.
Binaenaleyh deriz ki, fıtri bir dirayete ve tabii ilkeleri, tabiatın esaslarını ve tabiatı fiilinin hassalarında takip edebilen marifetleri araştıran ve incelikle tetkik eden bir nefse sahip olmayan kimse, bu pek kıymetli ilmin hakiki kökünü bulamaz.
Nitekim her türlü tetkikten yana dirayetten mahrum, dik kafalı pek çok kimse vardır, bunlar alelade kelamı dahi güçlükle anlar ve avama mahsus müşterek işleri de zorlukla öğrenirler. Bunlardan maada,
Her vehmi kolayca hakikat zanneden bir nefse malik pek çok kimse de buluruz, fakat doğru bulduklarını zannettikleri şey bütünüyle vehimden ibarettir, akıldan sapmıştır, hata ile doludur ve tabii ilkelerden uzaktır, zira pek çok kesif buharla dolmuş olan dimağları tabii şeylerin hakiki gayesini kabul edemez.
Bunlardan maada, nefsi bir reiyden diğer reye, bir iradeden diğer iradeye mütemadiyen kayan başkaları da vardır, bunlar akıldan yana hiçbir mesnede dayanmaksızın bir şeye birdenbire inanıp onu arzu ederler, lakin az bir müddet sonra başka bir şeye meyledip keza diğerine inanır ve gayrısını arzu ederler. Bunlar öylesine sebatsızdır ki niyetlendikleri şeyin en cüzisini dahi pek nadir ikmal edebilirler, bilakis onu noksan bırakırlar.
Kezalik tabii şeylerde, tıpkı hayvanlar gibi hiçbir hakikati göremeyen başkaları da vardır, sanki akılsızlar, mecnunlar ve sıbyan gibidirler.
Bu ilmi hakir görüp onun mevcut olmadığını zanneden başkaları da mevcuttur, mezkûr ilim de onları aynı veçhile hakir görür ve bu pek kıymetli amelin nihayetinden onları defeder. Bir de paraya muhabbet besleyen haris köleler vardır, bunlar mezkûr ilmin hayranlık verici olduğunu ikrar ederler fakat zaruri masrafları sarf etmekten imtina ederler. Binaenaleyh onu tasdik etmelerine ve akla muvafık surette talep etmelerine rağmen, para tamahı yüzünden amelin tecrübesine nail olamazlar, bu sebeple mezkûr İlmimiz onlara nasip olmaz. Zira nasıl
İlmin arayışında cahil ya da ihmalkâr olan kimse, ona kolayca erişebilir mi? Bu Sanatın İcrasına Engel Olan Harici Engeller Hakkında.
Bu Sanatın gayesini geciktiren bütün engelleri, bu pek kıymetli Meşgalenin Sanatkârının tabiatına uygun olarak Asli İlkelerden neşet eden iki Başlık altında topladık.
Bundan ötürü, bu Pek Şanlı İşi engelleyen, haricen arız olan, tesadüf ve kazalarla vuku bulan Engelleri nihayet beyan etmek Bize düşmektedir, Tabiatın İşlerinde mahir ve onun İlkeleri ile İşlerinde elden geldiğince onun ardınca giden, ayrıca Ay Feleği altındaki, Tabiatın fiilleri ve tesirleriyle idare olunan bütün Şeylerde vehimden uzak bir Tahkik kabiliyetine sahip kimi dakik ve zeki Adamlar görürüz,
Yine de bunlar, aşırı Yoksulluk ile ezildiklerinden ve bir Zaruret Hali altında bulunduklarından, bu Mükemmel Üstatlığı ertelemek ya da ihmal etmek mecburiyetinde kalırlar.
Yukarıda zikredilen Meraklı Adamların haricinde, kendilerini bütünüyle Dünyevi İşlere vakfedip bu Dünyanın türlü türlü Kaygıları ve Meşgaleleri tarafından alıkonulan pek çok Başkaları da vardır, bizim bu kıymetli İlmimiz işte onlardan yüz çevirir. Şimdi, zikredilen Başlıklardan, İnsanları bu Sanattan alıkoyan Engellerin neler olduğu kâfi derecede aşikârdır. BÖLÜM IV [NOT: Kaynaktaki "GV" dizgi hatası muhtemelen IV. bölümdür]
Sanatkârın Vasıflarını İhtiva Eden Bu Birinci Kısmın Neticesi
Bundan ötürü, yukarıda zikredilenlerden şu neticeye varırız ki, bu İşin Sanatkârı, Tabiat Felsefesi İlimlerinde pek mahir ve kâmil olmalıdır, zira ne kadar Parası olursa olsun ve bu Sanatta fıtraten derin bir Zekâ ve Şevk ile donatılmış bulunsa dahi, Şayet Tedrisat yoluyla Tabiat Felsefesini kesbetmemişse, Gayesine ulaşamaz.
Zira Fıtri Deha ile elde edilmeyenin eksikliği, Tedrisat ile ikmal edilmelidir, Bu sebepten Sanatkâr, en derin Tahkik ve Fıtri Gayret ile desteklenmelidir. Zira sırf Tedrisatı sebebiyle ne kadar İlim kesbetmiş olursa olsun, Fıtri Gayret ile de desteklenmedikçe böylesine kıymetli bir Ziyafete davet edilmeyecektir. Sırf Tedrisatına güvendiği takdirde Çare tatbik etmeyi bilemeyeceği o husustaki Hatasını, Gayreti marifetiyle tashih etmelidir, aynı şekilde, sırf Gayret marifetiyle sakınamayacağı o husustaki Hatasına da Tabii Tedrisat ile kesbettiği Bilgisiyle çare bulabilir, zira Sanat Deha ile, Deha da aynı surette Sanat ile desteklenir. Keza, şimdi şunu, başka bir vakit ötekini denemeye cüret etmemesi için İşinde sebatkâr bir İradeye sahip olması icap eder, zira Sanatımız Şeylerin Çokluğundan ibaret değildir ve onlarla kemale ermez. Zira Üstatlığın dayandığı bir tek Taş, bir tek İlaç vardır, biz ona ne hariçten bir Şey katarız, ne de Hazırlık esnasında Fazlalıkları bertaraf etmemiz müstesna, ondan bir şey eksiltiriz. Keza, ansızın yüzüstü bırakmaması için İşinde gayretli olup onun nihai İmaline değin sebat göstermelidir, zira noksan bırakılmış bir İşten ne Bilgi ne de Menfaat devşirebilir, bilakis Yeis ve Ziyan biçecektir.
İş için zaruri olan bu Sanatın İlkelerini ve Asli Köklerini bilmesi de elzemdir, zira Başlangıçları bilmeyen, Nihayeti bulamaz.
Ve biz bu Sanatımızın icabına binaen, bütün o İlkeleri bilge İnsanlar için eksiksiz, kâfi derecede sarih ve aşikâr bir Kelam ile sizlere gösteriyoruz.
Sanatkârın, ansızın, Öfkenin galebesiyle, başladığı İşlerini heba ve tebah eylememesi için mutedil ve Öfkelenmekte ağır olması da aynı surette elzemdir. Keza, Sanatı bulamaması ve Sefalet içinde, Yoksulluğun Yeisinde terk edilmesi ihtimaline binaen ya da en azından, Gayretli Çabasıyla Üstatlığının Nihayetine yaklaştığında bütün Parası tükenip, biçare bir Adam olarak, Nihayeti ikmal edilmemiş bırakmak mecburiyetinde kalmaması için Parasını saklamalı ve onu cüretkârca, beyhude yere saçıp savurmamalıdır. Zira Başlangıçta bütün Hazinesini müsr蘭ifçe ziyan edenler, Nihayete yaklaştıklarında Çalışacak vasıtadan mahrum kalırlar. Bu kabilden Adamlar iki kat Keder ile sarsılırlar, şöyle ki, hem Paralarını faydasız Şeylere sarf ettikleri için, hem de arayışında oldukları en asil İlimden mahrum kaldıkları için.
Zira Sanatın İlkelerinden bihaber değilseniz ve sizlere beyan ettiğimiz şeyleri doğru fehmetmişseniz, pek cüzi bir bedel karşılığında Üstatlığın ikmaline erişebileceğinizden, Mallarınızı tüketmenize hacet yoktur.
Binaenaleyh, bu Küçük Kitapta yazılı olan sarih ve aşikâr Nasihatlerimize kulak asmayıp Paranızı heba ederseniz, Bize dil uzatmayınız, maruz kaldığınız şeyi kendi Cehaletinize ve Cüretinize hamlediniz.
Zira bu İlim, yoksul ve muhtaç bir Adamla pek uyuşmaz, bilakis ona hasım ve muhaliftir. Sanatkâr, İşinin Safsatadan ibaret nihayetini bulmaya da yeltenmemeli, yalnızca hakiki İk заинтересоvale [NOT: hakiki Kemale] meyil göstermelidir, zira Sanatımız Tanrı’nın İlahi İradesinde saklıdır ve Şanlı, Yüce, kemal-i Adalet ve İyilikle dolu olan O'nun dilediğine verilir yahut dilediğinden esirgenir.
Ve belki de, Safsatadan ibaret İşinizin cezası olarak, O sizden Sanatı esirger ve sizi acınası bir halde Hatanın Çıkmaz Yoluna, Hatanızdan da ebedi Bahtsızlığa ve Sefalete sürükler, zira İşinin ve Emeğinin Nihayetinden sonra Tanrı’nın Hakikatin temaşasını esirgediği kimse, insanların en sefili ve en bahtsızıdır.
Zira böyle bir Adam ebedi Zahmete mahkûm kılınmış, her türlü Talihsizlik ve Bahtsızlıkla kuşatılmış olup bütün Ömrünün Tesellisinden, Sevincinden ve Neşesinden mahrum kalır ve Hayatını Faydasız bir Keder içinde tüketir.
Keza Sanatkâr, İşi esnasında, her bir Kaynatmada [NOT: Metindeki "Decettion" dizgi hatası "decoction" olmalıdır] zahir olan bütün Alametleri Zihnine nakşetmeye ve bunların Sebeplerini tahkik etmeye gayret etmelidir. Sanatımıza liyakatli bir Sanatkâr için zaruri olan Hususlar bunlardır, lakin beyan ettiğimiz bunlardan herhangi biri kendisinde noksan ise, Sanatımıza yaklaşmamalıdır.
Bu Birinci Kitabın İkinci Kısmı, ki burada bu Sanatı inkâr eden İnsanların Muhakemeleri nakledilir ve akabinde cerhedilir, Müteakip Kısmın Umumi Taksimatı.
Bu küçük kitabın bir hülasasında bu amelin bütün engellerini toplamış ve bu sanatın icrası için size kafi bir öğreti sunmuş olduğumuzdan, niyetimizin gayesine uygun olarak, şimdi safsatacılara ve cahil kimselere karşı münazara etmek münasiptir.
Evvela, ta başından yapacağımızı vadettiğimiz üzere, onların gerekçelerini ortaya koyalım.
Son olarak, bu gerekçelerin hepsini öyle bir hükümsüz kılalım ki, içlerinde hakikatten hiçbir şey bulunmadığı basiret sahipleri nezdinde zahir olsun.
BÖLÜM I. Bu Sanatı Külliyen İnkar Eden Kimselerin Hakiki Gerekçeleri Üzerine
Bu sanatı inkar ve tezyif eden muhtelif kimseler vardır, kimi külliyen, kimi ise yalnızca var olduğunu varsayarak inkar eder.
Zira bu sanatın varlığını külliyen inkar eden kimi kimseler, argümanlarını safsatayla şöyle tahkim ederler,
Derler ki, şeylerin apayrı türleri ve çeşitlilikleri vardır, zira unsurların birbiriyle karışımındaki nispetler türlü türlü ve birbirinden farklıdır.
Zira bir eşek tür bakımından insandan farklıdır, çünkü terkibinde unsurların daha farklı bir nispeti bulunmuştur.
Şeylerin diğer bütün çeşitliliklerinde de durum böyledir, binaenaleyh madenlerde de bu geçerlidir. O halde, karışabilir şeylerin nispeti (ki şeyin suretleri ve mükemmelliği bununla hasıl olur) bilinmez iken, hem bu karışımı hem de karıştırılacak şeyi surete büründürmeyi nasıl bilebiliriz?
Fakat biz Güneş ve Ay unsurlarının hakiki nispetinden habersiziz, o halde onları nasıl surete büründüreceğimizi de bilmememiz iktiza eder. Aynı minvalde, başka türlü de muhakeme yürüterek üstatlığımızı mahkum ederler. Zira derler ki, unsurların nispetini bilseniz dahi, onları birbiriyle karıştırmanın yolunu bilmezsiniz, çünkü Tabiat bunları mağaralarda, maden ocaklarında ve gizli mahallerde tevlit eder, binaenaleyh onların karışımının yolunu (yahut usulünü) bilmediğinize göre, onları nasıl vücuda getireceğinizi de bilmezsiniz. Benzer surette, yine şöyle muhakeme ederler,
Bunu layıkıyla bilseniz dahi, karışım fiilinde, şeyin vasıtasıyla kemale erdiği fail harareti nasıl dengeleyeceğinizi anlamazsınız. Zira Tabiat'ın metalleri varlığa kavuşturduğu muayyen bir hararet miktarı vardır ki, siz bunun ölçüsünü bilmezsiniz.
Kezalik Tabiat'ın fail sebeplerinin farklarını da bilmezsiniz, onlar olmaksızın Tabiat gayesini hakikatiyle kemale erdiremez.
Binaenaleyh bunlar bilinmediğinde, bu sanatı icra etmenin bütün usulü de aynı şekilde bilinmez kalacaktır. Dahası, önünüze akıl ve tecrübeyi sererler,
Bu ilim (derler), basiret sahipleri tarafından öyle uzun müddet aranmıştır ki, şayet ona herhangi bir yoldan ulaşmak mümkün olsaydı, şimdiye dek bin kere onun üstadı olurlardı. Kezalik, filozoflar ciltlerinde bundan bahsediyor görünseler de, onlarda hiçbir hakikat bulamayız, bundan ötürü gayet zahir ve muhtemeldir ki bu ilim mevcut değildir.
Aynı şekilde, bu dünyanın nihayetsiz hazinelere ve pek çok filozofa malik nice hükümdarları ve kralları bu ilme ermeyi arzu etmiş, lakin bu pek kıymetli sanatın semeresine asla erişememişlerdir.
Bu, sanatın ispatı noktasında mesnedsiz olduğuna kafi bir hüccettir. Kezalik, türlerin zayıf karışımlarında dahi Tabiat'ı takip edemeyiz.
Zira karışımları zayıf ve duyulara adeta aşikar olan bir eşeği ve buna benzer diğer şeyleri nasıl surete sokacağımızı bilmeyiz.
Bu sebepten, metallerin pek muhkem olan ve duyularımız ile tecrübelerimizden de bütünüyle gizlenmiş bulunan karışımını nasıl surete sokacağımızı çok daha az bilmemiz gerekir.
Bunun alameti, unsurların onlardan ayrıştırılmasının meşakkatidir.
Kezalik, hiçbir öküzün bir keçiye dönüştüğünü yahut herhangi bir türün bir başkasına tahavvül ettiğini veya başka herhangi bir hünerle bu hale irca edildiğini görmeyiz.
Binaenaleyh metaller kendi aralarında farklılık gösterdiğine göre, birini türü veçhiyle diğerine dönüştürebilir misiniz, yahut böyle bir türden şöyle bir tür yapabilir misiniz?
Bu bize kafi derecede abes ve tabii ilkelerin hakikatinden uzak görünmektedir.
Zira Tabiat metalleri bin yılda kemale erdirir, lakin siz, ömrünüzü güçbela yüz yıla uzatabiliyorken, tahavvül hünerinizde bin yıl nasıl yaşayabilirsiniz?
Fakat buna şayet şöyle cevap verilirse, Tabiat'ın pek uzun bir zaman diliminde kemale erdiremediğini, biz hünerimizle kısa bir müddette tamamlarız,
Zira sanat pek çok şeyde Tabiat'ın noksanını ikmal edebilir, biz de tekrar deriz ki, bu da bilhassa metallerde imkansızdır, zira onlar, içlerindeki has rutubetin itidal üzere koyulaşabilmesi (yahut kesifleşebilmesi), onlardan uçup gitmemesi ve o cisimleri dövülme, yahut sıkışma ve genleşmeyi sağlayan her türlü rutubetten mahrum bırakmaması için ılımlı bir kaynatmaya (dekoksiya) muhtaç olan pek latif buharlardır.
Binaenaleyh madenlerde ve metalik cisimlerde Tabiat'ın kaynatma zamanını hünerinizle kısaltmak isterseniz, bunu çaresiz hararetin ifratıyla yapmanız gerekir, bu ise rutubeti dengelemeyecek, bilakis onu cisimlerinden çözüp dağıtacak ve yok edecektir. Zira rutubeti koyulaştıran ve karışımı kemale erdiren yalnızca ılımlı hararettir, ifrata kaçan hararet değil.
Aynı şekilde varlık ve mükemmellik, nesil ve fesat tabiatını türlerin varlığına ve yokluğuna sevk eden ilk kemale erdiriciler olarak yıldızlardan verilir. Lakin bu hal, bir yahut birden fazla yıldız hareketleriyle gök kubbede mükemmellik varlığının verildiği muayyen bir mevkiye ulaştığında, aniden ve bir lahzada vuku bulur, zira her bir şey kendine bir varlığı, yıldızların muayyen bir mevkiinden bir anda iktisap eder.
Ve yalnız tek bir mevki değil, semereleri muhtelif olduğu üzere, birbirinden farklı pek çok mevki vardır.
Ve biz bunların birbirinden farkını ve temyizini bilemeyiz, çünkü bizim için meçhul ve nihayetsizdirler.
O halde, yıldızların hareketlerine göre mevkilerinin çeşitliliğinden habersizken, amelinizdeki noksanı nasıl ikmal edeceksiniz?
Metallere mükemmelliğin verildiği bir veya daha fazla yıldızın muayyen mevkisini bildiğinizi farz etseniz dahi, amelinizi gayenize göre kemale erdiremezdiniz.
Zira sanat marifetiyle sureti kabul etmek üzere hiçbir amelin hazırlığı bir lahzada olmaz, tedricidir.
Binaenaleyh hazırlık bir lahzada yapılmadığından amele suret verilemez, kezalik
Aynı şekilde, Tabii Şeylerde de tertip böyledir, yani onları yok etmek meydana getirmekten daha kolaydır.
Fakat Altını güçbela yok edebiliyoruz, öyleyse aynı şeyi İmal etmeye nasıl cüret edebiliriz? Bundan ötürü, bu Safsatacı Gerekçeler ve bunlardan daha az aşikâr olan başkaları sebebiyle, bu İlahi Sanatı yok edebilecekleri vehmine kapılırlar.
Bunların tümü, Sanatın varlığını düpedüz inkâr eden Safsatacıların kanaatleridir, Lakin Sanatı bir Varsayımdan ötürü inkâr edenlerin Gerekçelerini, bunların Çürütülmeleriyle birlikte aşağıda zikredeceğim.
Yine de buradan, buraya Kaydedilmiş Gerekçelerin Çürütülmesine geçiyoruz, evvelemirde Çalışmanın Tamamlanması gayesiyle hakiki Gayemizi beyan ederek,
Sanatın, Tabiatı Eylemin Niteliklerinin bütün Farklılıklarında taklit edemeyeceğine ve bunun farz dahi edilmemesi gerektiğine dair. Ve Madenlerin İlkeleri üzerine kimi Talimatlar.
Bundan ötürü deriz ki, Tabiatın Eylemlerini sevk ettiği İlkeler, gayet sert ve gayet kavi bir Bileşimdendir, ve kimi Filozofların dediği gibi, bunlar kükürt ve cıvadır.
Nitekim, gayet sert ve gayet kavi bir Bileşimden oldukları cihetle, Çözünümleri de fevkalade müşkildir, fakat bu durum, dövülerek Ezilmeye ve Uzamaya mukavemet edebilmeleri ve kırılmamaları için, birbirleriyle Koyulaşmalarının (yahut Kesifleşmelerinin) ve Katılaşmalarının (yahut Sertleşmelerinin) bu minvalde husule gelmesi içindir. Bundan, Maden ocağında peş peşe Kaynatma yoluyla birbirleriyle Karışmaları esnasında onların dumanlı Rutubetinin muhafaza edildiğinden gayrı bir şey kastedilmez.
Bu sebeple pek Sevgili Oğlum, sana şu Umumi Kaideyi veririz, yani, hiçbir Rutubetin Koyulaşması, evvela Rutubet ile birlikte en latif Kısımların yücelmesi husule gelmedikçe yapılamaz, ve dahi aynı Rutubet ile, daha Kesif Kısımların Muhafazası (şayet Karışımdaki Rutubet Kuruyu geçerse) ve Kuru ile Nemlinin hakiki bir Karışımı vuku bulmalıdır, ta ki Rutubet Kurulukla, Kuruluk da Rutubetle mutedil kılınsın, ve her ikisi, Parçalarında Türdeş, sert ile yumuşak arasında mutedil ve Ezilmede uzayabilir tek bir Cevher haline gelsin. Lakin bu, yapışkan Rutubet ile latif Topraksılığın, ta Nemli Kuru ile, Kuru da Nemli ile bir olana dek, en küçük cüzleri vasıtasıyla Uzun Süreli Karışımı olmaksızın vücut bulmaz. Ve böylesi latif bir Buharın Çözünümü birdenbire değil, lakin gayet aheste ve binlerce Yılda husule gelir, ve bunun sebebi, onun Tabiatın İlkelerinin Müttehit Cevheri olmasıdır, Zira şayet onlardaki fuzuli Rutubetin Çözünümü birdenbire vuku bulsaydı (aralarındaki kavi Karışım hasebiyle Nemli Kurudan farklı olmadığından), Karışımın Rutubeti Kuruluk ile birlikte çözünür ve böylece külliyen Dumana dönüşüp yok olurdu, ne de birbirleriyle sahip oldukları kavi Birlik hasebiyle Rutubet Çözünüm esnasında Kuruluktan ayrılabilirdi. Bunun aşikâr bir Tecrübesini Ruhların Süblimasyonunda müşahede ederiz, zira onlarda Süblimasyon ile ani bir Çözünüm husule geldiğinde, Karışımlarının bütün Parçalarına taksim olunmuş vaziyetteki Nemli Kurudan, Kuru da Nemliden tefrik edilmez, aksine Cevherlerinin tamamı yükselir, yahut Karışımın pek azı hallolur.
Binaenaleyh, latif dumanlı Rutubetin peş peşe, uzun süreli ve müsavi Çözünümü, Madenlerin Koyulaşmasının Sebebidir. Lakin biz bu Koyulaşmayı bu tarzda meydana getiremeyiz, bu sebeple bunda Tabiatı takip edemeyiz, zira Eylemin Niteliklerinin bütün Farklılıklarında Tabiatı taklit edemeyiz. Bu yüzden Gayemiz İlkelerde, yahut karışabilir Unsurların Oranında, yahut bunları birbiriyle karıştırma tarzında, ne de koyulaştıran (yahut kesifleştiren) Isının tesviyesinde Tabiatı takip etmek değildir, zira bütün bu Hususlar Bizim için gayrikabildir ve bütünüyle meçhuldür.
Öyleyse şimdi, mezkûr Gerekçeleri, bu pek yüce İlmi Cehaletleri hasebiyle inkâr eden Safsatacıların gerekçelerini çürütmeye girişmemiz icap eder,
Sanatı Düpedüz İnkâr Eden Kişilerin Gerekçelerinin Çürütülmesi
Şayet Unsurların Oranını ve birbirleriyle Karışma tarzını, keza Madenleri koyulaştıran Isının Tesviyesini ve Tabiatın Eylemlerinin diğer pek çok Sebebini ve ardıl Arazlarını bilmediğimizi söylerlerse, bunu ikrar ederiz. Yine de bu sebepten ötürü İlahi İlmimizi zaafa uğratamazlar, zira bunlar, tıpkı onların Bizim Çalışmamıza erişemeyecekleri gibi, ne bilmek istediğimiz ne de bilebildiğimiz Şeylerdir. Lakin Biz Madenlerin Tevellüdü için, içinde Tabiatı takip edebildiğimiz başka bir İlke ve başka bir Tarzı kendimize rehber ediniriz.
Şayet Filozoflar ve bu Dünyanın Hükümdarları bu İlmi arzuladılar ve bulamadılar derlerse, deriz ki, Yalan söylerler.
Zira kimi Hükümdarlar (az sayıda da olsa) ve bilhassa Zamanımızda rastlanan Kadim ve bilge Kişiler, Gayretleri sayesinde (aşikâr olduğu üzere) bu İlmi bulup çıkarmışlardır, lakin layık olmadıklarından ötürü, bu gibi Kişilere bunu Kelamla yahut Yazıyla katiyen ifşa etmemişlerdir. Bu yüzden, bu İlme sahip olan hiçbir kimseyi görmediklerinden, Zihinlerinde bir Yanılgıya kapılır ve bundan ötürü hiç kimsenin onu bulamadığına hükmederler.
Dahası, acziyetimizi iddia ederek, bir Eşeğin yahut Öküzün Karışımında olduğu gibi zayıf Karışımlarda dahi Tabiatı taklit edemediğimizi, binaenaleyh kavi olanlarda hiç taklit edemeyeceğimizi beyanla batıl vehimlerle münakaşa ederlerse,
Onların türlü Yanılgılarını ifşa ederek cevap veririz ki, onların bu akıl yürütme Tarzından ötürü Sanatımızın var olmadığını kabul etmemiz icap etmez, zira onlar Hatalarını ve Vehimlerini bir Benzerlikten, yahut Büyüktan Küçüğe kıyastan tahkim ederler ki, bunda Pek çok şeyde olduğu gibi Zaruret değil, ancak İhtimaliyet mevcuttur.
Bunu başka bir yolla dahi gösterir, Hayvanların zayıf bir Karışımı ile Madenlerin metin ve kavi Bileşimi arasında hiçbir zahiri Benzerlik tayin edemediklerini ispat ederiz.
Zira Hayvanlarda ve Bileşimi zayıf olan diğer Canlılarda, yetkin kılıcı bir Oran, ne Oranın Karışanları, ne Karışanların Nitelikleri, ne de bu ilk Niteliklerin İctimaından doğan, bu Şeylerin birbirleriyle Eylemi ve Etkilenmesinden neşet eden bir Karışım mevcuttur, lakin (Pek çoğunun Kanaatine göre) bir Nefis mevcuttur ki, o da Tabiatın Gizli Derinliklerinden, bir beşinci özden yahut ilk Aether'den neşet eder.
Ve biz de bundan pek çoğunun kanaatine göre söz ederiz, ve bunun Sırrına vakıf değiliz.
Dolayısıyla, içlerinde zayıf bir karışım bulunsa dahi bu kabil şeyleri meydana getiremeyiz, zira yetkinleştirici olan Ruh’u [soul] nasıl zerk edeceğimizi bilmeyiz.
Fakat buradan şu netice çıkar ki, bir öküzü yahut bir keçiyi terkip edemeyişimiz veya var edemeyişimizdeki kusurumuz karışımdan ileri gelmeyip, Ruh’un zerk edilmesindeki noksanlıktan kaynaklanır, zira zayıf ve daha zayıf bir terkibi nasıl yapacağımızı bildiğimiz gibi, sanatımızın elverdiği ölçüde Tabiat’ın yolunu ve seyrini taklit ederek kuvvetli ve daha kuvvetli olanı yapmasını da biliriz.
Madenlerdeki yetkinlik hayvanlardakinden daha azdır, onların yetkinliği ise her şeyden ziyade oran ve terkipte yatar, binaenaleyh mademki madenlerde az evvel zikredilen diğerlerine nazaran daha az yetkinlik vardır, bizler bunları çok daha serbestçe yetkinleştirebiliriz, lâkin diğerlerini öyle değil.
Zira en Yüce ve Celil olan ALLAH, yetkinlikleri birbirinden pek çok surette tefrik etmiştir.
Terkibi (ki tabiata uygundur) zayıf olan şeyleri ALLAH daha büyük ve daha asil bir yetkinlikle, yani Ruh’a göre olan yetkinlikle donatmıştır, taşlar ve madenler gibi daha muhkem ve daha kuvvetli terkip ile var ettiği sair şeyleri ise daha az ve daha sefil bir yetkinlikle, yani karışım yolundan gelen yetkinlikle teçhiz etmiştir.
Bu sebeple, mezkûr kimselerin kurduğu benzerliğin isabetsiz olduğu aşikârdır, zira terkip cihetiyle bir öküzün yahut keçinin nasıl şekillendirileceğini bilmez değiliz, lâkin yetkinleştirici suret cihetiyle bunu bilmeyiz.
Zira bir öküzdeki yahut bir keçideki yetkinlik, bir madende bulunan yetkinlikten daha asil ve daha gizlidir.
Fakat şayet diğer bir cihetten, bir türün başka bir türe dönüşmeyeceğini iddia ederlerse, tekrar deriz ki, bu hususlarda hakikati ikrar etmektense yalan söylemeye daha ziyade alışmış oldukları üzere yine yalan söylemektedirler, zira tür türe tam da bu minval üzere tebeddül eder, yani bir türün ferdi diğer bir türün ferdine dönüştüğü vakit.
Görürüz ki bir kurtçuk, hem tabii yoldan hem de tabii zanaat marifetiyle, kendisinden türce büsbütün gayrı olan bir sineğe dönüşür, boğulmuş bir buzağı arılara döner, buğday delice otuna tebeddül eder ve boğulmuş bir köpek, kaynamanın hâsıl ettiği çürüme vasıtasıyla kurtçuklara müncer olur.
Fakat bunu yapan biz değiliz, bilakis hizmet ettiğimiz Tabiat bunu bihakkın icra eder.
Kezalik, madenleri de başkalaştıran biz değiliz, sanat dairesinde kendisine madde hazırladığımız Tabiat’tır, zira işi gören kendisidir, biz değiliz, bizler ancak onun hademeleriyiz.
Ve şayet başka bir delil getirerek şöyle iddia eder ve şu sözlerle mugalataya dayalı batıl fikirlerini takviye etmeye yeltenirlerse,
Tabiat madenleri binlerce yılda kemale erdirir, siz ise ömrünüzü bu kadar uzatamazsınız.
Biz de deriz ki, Tabiat kendi ilkeleri doğrultusunda hareket ederek (filozofların reyi uyarınca) onları binlerce yılda kemale erdirir, lâkin biz o ilkeleri bizzat takip edemediğimiz için,
Tabiat’ın bunları bin yılda mı, yoksa daha çok veya daha az müddette mi, yahut bir lahzada mı kemale erdirdiği hususunda onların kanaatleri kat’i bir hüküm vazetmez. Tabiat’ı ilkelerinde taklit edemeyeceğimizi evvelki menfi kelâmımızda kâfi derecede hulasa eyledik, beyan ettik ve müteakip bahislerde daha kâmil bir nutuk ile bunu ispat edeceğiz,
Fakat bazı basiretli ve hikmet sahibi zatların reyi uyarınca Tabiat, matlup olan amelini aniden, yani bir günde yahut daha kısa bir zamanda tamamına erdirir.
Bu doğru dahi olsa, Tabiat’ı ilkelerinde taklit edemeyeceğimizi gayet sarih bir hakikat kabilinden kâfi derecede ispat etmiş bulunuyoruz.
Binaenaleyh bu kıyasın mütebaki kısmını ikrar eder, tamamının kat’i surette hak olduğunu teslim ederiz.
Ve şayet bir veya birkaç yıldızın konumu marifetiyle madenlere yetkinlik ihsan edildiğini, bu konumu ise bizim bilmediğimizi söylerlerse,
Buna cevaben deriz ki, bu mevkii bilmeye ihtiyacımız yoktur, zira bu mevki oluş ve bozuluşa tâbi şeylerin nevinden değildir, bilakis onun cüzlerinden her gün bir şeylerin oluşu ve bozuluşu vücuda gelir, buradan anlaşılır ki yıldızların konumu fertlerin filan yahut falan türü için her gün hem yetkinleştirici hem de ifsad edicidir.
Şu hâlde yıldızların konumunu gözetmek lüzumlu değildir, her ne kadar faydalı olsa da, zira yalnız Tabiat’ın tertip etmesi kâfidir, çünkü bizzat kendisi hikmet sahibi olduğundan, amelini müteharrik cisimlerin muvafık konumları vasıtasıyla nizama sokar,
Hatta Tabiat, hareket eden şeylerin hareketi ve mevkii olmaksızın kendi hareketini dahi icra edemez.
Dolayısıyla şayet Tabiat’ın hünerini tertip eder ve bu Üstatlığın arızî ahvalinden sadır olacak her ne var ise hesaba katarsanız, bu amel Tabiat tarafından, kendisine muvafık düşen münasip bir mevkide, evvelce buna dair hiçbir tefekküre hacet kalmaksızın hakkıyla kemale erdirilecektir. Zira bir köpeğin yahut çürümeye müheyya başka bir hayvanın bünyesinden bir kurtçuğun vücut bulduğunu müşahede ettiğimiz vakit, derhal yıldızların konumunu tefekkür etmeyiz, bilakis etrafı saran havanın ahvalini ve (bunun haricinde) çürümeyi kemale erdiren sair sebepleri mülahaza ederiz. Böyle bir mülahaza ile kurtçukların tabiat dairesinde vücuda geldiğini kâfi derecede idrak ederiz, zira her ne kadar bizim tarafımızdan bilinmese de Tabiat kendisine münasip mevkii bizzat bulur.
Kezalik şayet derlerse ki yetkinlik bir anda ihsan olunur, bizim hazırlığımız ise bir anda vücuda gelmez,
Ve buradan şu neticeye varırlarsa, Üstatlığımız zanaat ile ikmal edilemez, binaenaleyh böyle bir sanat mevcut değildir,
Deriz ki onların dimağları ahmaktır, insani akıldan mahrumdur ve kendileri insanlardan ziyade behimelere benzer, zira zikredilen şeyle hiçbir rabıtası bulunmayan mukaddemelerden netice çıkarmaktadırlar.
Şu hâlde (Merkep koşar, öyleyse sen keçisin) kabilinden bir akıl yürütme tarzı, onlarınki ile tamamen müsavidir.
Bunun sebebi şudur, her ne kadar hazırlık bir lahzada vaki olmasa da bu keyfiyet, suretin yahut yetkinliğin hazırlanmış maddeye bir anda bahşedilmesine mani teşkil etmez, zira hazırlık yetkinliğin kendisi değil, sureti kabule matuf bir istidat kazandırmadır.
Bundan gayrı, şayet tabii olan şeyleri tahrip etmenin zanaat yoluyla vücuda getirmekten daha asan olduğunu, altını ise güçbela ifna edebildiğimizi söyler ve buradan hareketle onu imal etmenin imkânsız olduğu neticesine varırlarsa, cevaben deriz ki, böyle söylemekle,
Altının imal olunamayacağını ikrar etmemize bizi icbar eden zaruri bir neticeye ulaşmış olmazlar,
Zira altının müşkülatla ifna edildiği ve daha büyük müşkülatla imal edildiği bedihidir, lâkin imal edilmesinin imkânsız olduğu manasına gelmez (ki bu müşkülatın sebebini şöyle tayin ederiz, yani,
Kuvvetli bir terkibe sahip olduğundan, daha güç bir çözülmeye muhtaçtır ve bu sebeple ancak güçlükle yok edilir, yine de buradan hareketle onun inşasını yahut yapılmasını imkânsız zannederler, zira Doğanın akışına uygun olan o yapay yok edilişini bilmezler.
Belki tecrübe ile onun kuvvetli bir terkibe sahip olduğunu ispat etmişlerdir, lakin ne denli kuvvetli bir terkibe sahip olduğunu tecrübe etmemişlerdir.
Böylelikle pek aziz Oğlum, safsatacıların hezeyanlarını sana sunduk ve bunları çürüttük. Bundan ötürü şimdi, vaadimize uygun olarak, verili şeylerden hareketle yahut bir varsayım üzerine Sanatı inkâr eden kimselerin gerekçelerine dair tayin edilecek hususlara geçmemiz münasiptir.
Bunlar layıkıyla incelendiğinde, Doğanın niyetinin ilkeleri olan şeyleri tayin etmeye geleceğiz, ki bunların özü hakkında ileride daha etraflıca kelam edeceğiz.
Lakin bu tayinden sonra, Üstatlığımızın ilkeleri olan şeylerden de bahsedeceğiz.
Yine de ilkine dair bahiste genel, sonraki bahiste ise ilkelerin her birine dair tekil bir kelam eyleyeceğiz. Lakin şimdilik ilk evvel, verili şeylerden hareketle Sanatı inkâr edenlerin gerekçelerine ve bunların çürütülmesine yöneliyoruz.
BÖLÜM V. Sanatın Varlığını Varsayanların Muhtelif Fikirleri
Pek çok kimsenin, farklı bir niyetle bu Sanatın varlığını varsaydığını görüyoruz.
Nitekim bazıları bu Sanatın ve Üstatlığın ruhlarda bulunduğunu ikrar eder, diğerleri ise cisimlerde olduğunu söyler, kimi tuzlarda, şaplarda, güherçilelerde ve borakslarda, kimi ise cümle nebatatta olduğunu öne sürer.
Ve mezkûr kimselerin cümlesi arasında, bu İlahi Üstatlığı kısmen iyi ve kısmen fena, diğerleri ise büsbütün şer ile tartıp, bu hükümlerini ardıllarına devrederler. Yine de onların hatalarının çokluğundan biz Hakikati derledik, ve bu durum bizim için çetin ve meşakkatli tahmini ihtiyatlarla, uzun ve usandırıcı tecrübelerle ve büyük masrafların araya girmesiyle hasıl oldu, zira onların hatası zihnimizin ve aklımızın intizamını pek sık bozmuş ve neredeyse bizi yeise sürüklemiştir.
Bu sebeple ebediyete kadar lanetlensinler, zira ardıllarına küfürler ve bir lanet bırakmışlar, hatalarıyla felsefe yapan insanların başına da aynısını getirmişlerdir. Çünkü onlar vefatlarından sonra arkalarında Hakikati değil, bilakis şeytani bir kışkırtmayı bıraktılar, ve şayet ben bu kimselerin hatalarını düzeltmez ve bu Hakiki Sanatın bilhassa talep ettiği üzere bu ilimdeki Hakikati öğretmezsem melun olurum, zira bu Üstatlık ne gizli ne de bütünüyle aşikâr bir kelama muhtaçtır.
Bu sebeple ondan, hikmet sahiplerinden gizlenmeyecek, lakin idraki kıt kimselere gayet derin gelecek sözlerle bahsedeceğiz ve ahmakların oraya dahil olması mutlak surette men edilecektir.
Ki biz burada tek ve aynı kelamda bunu murat etmekteyiz. Lakin maksadımıza dönecek olursak, bu Sanatı ruhlara atfedenlerin pek çok bakımdan muhtelif olduğunu söyleriz.
Bazıları, Filozof Taşının behemehal cıvadan yapılması gerektiğini ikrar eder, diğerleri kükürtten ve onunla hısımlığı olan arsenikten, diğerleri markasitten, kimi tutyadan ve magnezyadan, azımsanmayacak bir kısmı ise nişadırdan yapılacağını söyler.
Ve onun cisimlerde olduğunu söyleyenlerin kimisi kurşunda, kimisi diğer cisimlerin her birinde olmasını ister, nitekim kimi camda, kimi kıymetli taşlarda, diğerleri tuzların, şapların, güherçilelerin ve boraksların çeşitliliğinde, kimi ise nebatatın her bir nevinde olduğunu iddia eder.
Ve bu varsayım sahiplerinin her biri, kendi varsayımına göre diğerine muhaliftir, ve bunlara muhalif olmakla, kendisinin düpedüz Sanata muhalif olduğuna inanır.
Ve ekseriyetle bu fırkaların her ikisini de akıldan yoksun bulmaktayız.
BÖLÜM VI. Sanatın Kükürte Dayandığını Varsayıp Onu İnkâr Eden Kimselerin Gerekçeleri Üzerine
Bu Sanatı kükürtte bulacağını varsayan kimi kimseler, bütün emeklerini kükürte hasrederler ve terbiyenin mükemmelliğinden bihaber olduklarından, terbiyenin kendisini noksan bırakırlar, zira yalnızca temizleme ve arıtmanın mükemmel bir terbiye olacağını zannederler. Lakin bu süblimasyon ile yapılır, bu sebeple kendi niyetlerine ulaştığını sanırlar, zira kükürtte yalnızca süblimasyonun, onun terbiyesinin mükemmelliği olduğuna hükmederler, ve keza onun akranı olan arsenikte de benzer bir hükme kapılırlar. Bu sebeple tebdil etme niyetiyle atım (projeksiyon) safhasına geldiklerinde, onun yandığını ve yok olduğunu, cisimlerde uzun süre sebat etmediğini ve o cisimlerin, üzerlerine maddelerinin atımından (projeksiyonundan) önceki hallerinden daha murdar kaldığını görürler.
İmdi, ameliyelerinin tamamlanmasında bu aldanışı ve bunun uzun bir zamanda vuku bulduğunu görerek, daha önce zihinlerinde bu ilmin yalnızca kükürtte bulunabileceği neticesine varmışken, fakat şimdi onda bunu bulamamış olduklarından, başka herhangi bir şeyde bulunmasının imkânsız olduğunu iddia ederler, bundan ötürü şunda veya bunda bulunmadığından, hiçbir yerde bulunamayacağı neticesine varırlar.
Önceki gerekçelerin cerhedilmesi.
Bunlara kısaca cevap verir ve deriz ki, bunda pek az şey anlarlar ve daha az hikmet sahibidirler, zira yalnızca kükürtün Taşımızın maddesi olduğunu varsayarlar.
Şayet bu varsayımları doğru olsaydı dahi, terbiye usulünde aldanmışlardır, zira yalnızca süblimasyonun kâfi geleceğini zannederler.
Zira onlar, ilk doğum haritasından ihtiyarlığına dek bir evin içine kapatılmış, âlemin enleminin kendi evinin enleminden yahut evde gözleriyle görebildiğinden daha öteye uzandığını düşünmeyen bir sabiye benzerler. Öyle ki onlar, emeklerini pek çok taşa hasretmediklerinden, İlacımızın hangisinden çıkarılması ve hangisinden çıkarılmaması gerektiğini ayırt edemediler, ki bunlardan imtina ederek ellerinin pek çok emeğinden de tasarruf edebilirlerdi. Bu sebeple, hangi emeğin kemale erdirici olduğunu yahut kemale erdirici olmadığını haklı olarak bilmezler. Lakin onların işi niçin kusurluydu?
Deriz ki, zira kükürtün içindeki yakıcı tabiatı ve uçuculuğu bıraktılar, ki bunların her ikisi de sadece kemale erdirmemekle kalmaz, aynı zamanda dağıtır ve yok eder.
BÖLÜM VII. Sanatın Arsenikte Olduğunu Varsayanların Gerekçeleri ve Bunların Çürütülmesi Üzerine
Fakat bu Taşın mutlaka onda ve onun dengi olan arsenikte bulunması gerektiğine hükmeden ve eserin ikmaline daha derin bir dikkatle yönelen başkaları da vardır ki, bunlar yalnızca süblimasyon yoluyla yakıcı kükürtlüğü arındırmakla kalmaz, aynı zamanda uçuculuğu onda bırakarak topraksılığı da gidermeye çalışırlar. Bunlar da benzer şekilde, atım (projeksiyon) safhasına geldiklerinde onda bir yanılsamayla karşılaşırlar, zira ilaçları o bedenlere kararlı bir şekilde yapışmaz, bilakis art arda ve yavaş yavaş yok olup gider, geride ise mezkûr bedeni eski halinde bırakır.
Bu sebeple, sanatı kınayan bu kimseler de öncekiler gibi akıl yürütürler, onlara da ilki için yaptığımız gibi sanatı teyit ederek cevap veririz; sanatın hakiki olduğunu biliriz, zira onun hakikatini görmüş ve ona dokunmuşuzdur.
BÖLÜM VIII
Sanatın Kükürt, Cıva, Tutyada, Manyezya, Markazit ve Nişadırda Bulunduğunu Varsayan Kimselerin İleri Sürdüğü Gerekçeler ve Bunların Çürütülmesi
Daha başka kimseler ise esere daha derinlemesine nüfuz eder ve hem uçuculuğu hem de yanıcılığı uzaklaştırarak konularını arındırırlar, ateşte iyi bir erimesi olmayan, yalnızca camsı bir erimeye sahip, sabit ve topraksı bir madde meydana getirirler, bu yüzden atım (projeksiyon) esnasında bedenlerle karışamaz.
Bundan ötürü onlar da ilki gibi akıl yürütürler, bunlara da ilki gibi cevap veririz,
Çünkü eserlerini nasıl tamamlayacaklarını bilemeyerek noksan bırakmışlardır.
Zira nihai kemal mertebesi olan girişi [NOT: Maddenin içine nüfuz etme yetisi] nasıl araştıracaklarını bilememişlerdir. Bütün diğer ruhlarda da hazırlama usulü aynıdır, ancak cıva ve tutyada yanıcılıklarının giderilmesinden daha büyük bir zahmetten muaf tutuluruz, zira bunlarda yanıcı ve alev alıcı bir kükürtlük bulunmaz, yalnızca uçuculuk vardır.
Fakat manyezya ve markazitler her türlü kükürtlüğe sahiptir (markazit daha çok, manyezya daha az), yine de hepsinde uçuculuk mevcuttur; en çok cıvada, kükürtte ise dengi arsenikten daha azdır,
ve dördüncü olarak markazitte ondan daha az, beşinci olarak manyezyada bundan daha az ve nihayet tutyada hepsinden azdır.
Fakat bunlardan her biri uçuculuktan öyle ya da böyle pay aldığından, bazı tecrübe sahipleri bu kaçıcılık sebebiyle hazırlık ameliyatlarında ve keza atım (projeksiyon) ameliyatlarında şiddetle aldanmışlardır. Bu sebeple bunlar da sanatı kükürtte vehmeden diğerleri gibi tartışıp sanatı kötülerler, bunlara da kükürtte vehmedenlere verdiğimiz cevabı veririz.
BÖLÜM VIII [NOT: Orijinal metinde bölüm numarası mükerrer basılmıştır]
Sanatın Ruhlar İçinde Olduğunu ve Bedenlerle Birlikte Sabitlendiğini Vehmeden Kimselerin İleri Sürdüğü Gerekçeler ve Bunların Çürütülmesi
Daha önceden başka hiçbir hazırlık yapmaksızın ruhları bedenlerde sabitlemeye çalışan başkaları da vardır, lakin onları şaşırtan yanılsama üzerlerine keder ve ümitsizlik getirmiştir, bu yüzden mezkûr ilmin mevcut olmadığına inanmaya ve neticede ona karşı delil getirmeye mecbur kalmışlardır. Zira bedenlerin erimesi esnasında, bedenlere yapışamayıp ateşin şiddetinden kaçan ruhlarını kaybetmeleri, onlarda bir kargaşa ve inançsızlık sebebi olmuştur, ateşin içinde yalnızca bedenler kalır, çünkü üzerlerinden giderilmemiş olan uçuculuk sebebiyle ateşin şiddetinin baskısına dayanamazlar.
Kezalik bazen de o ruhlarla birlikte bedenlerin de uçup gitmesi yüzünden yanılsama hasıl olur, bu durum, sabit olmayan ruhların bedenlerin derinliğine ayrılmaz biçimde yapışması halinde vuku bulur, çünkü uçucu olanın toplamı sabit olanın toplamına galebe çalar. Bu sebeple onlar da ilki gibi akıl yürütürler ve biz de onlara ilki gibi cevap veririz. Dolayısıyla bu durum tamamen onların kendi ayıbıdır. Ey ilmin oğulları, bedenleri dönüştürmek isterseniz, o vakit (deriz ki) şayet bunu herhangi bir maddeyle gerçekleştirmek mümkünse, bu mutlaka ruhlar vasıtasıyla yapılmalıdır, fakat sabitlenmemiş bu ruhların bedenlere fayda sağlayacak şekilde yapışması mümkün değildir, zira uçup giderler ve bedenleri murdar bırakırlar.
Sabitlendiklerinde akıcı olmayan bir toprağa dönüştüklerinden, bu ruhların bir girişe sahip olması da mümkün değildir.
Bedenlerin içine hapsedilen bu gibi ruhlar sabit görünseler dahi sabit değillerdir, ya bedenler kaldığı halde onlardan çekip giderler ya da her ikisi birlikte firar eder.
Dolayısıyla, daha yakın bir maddede bu sanatı bulmak hiçbir surette kabil olmadığına göre, daha uzak bir maddede hiç bulunamaz. Ergo, derler, hiçbir yerde bulunamaz.
Bunlara cevabımız şudur, bu sanatta bilinebilir olan her ne varsa hakkıyla bilmezler, bu yüzden onun ne olduğunu ya da onunla nelerin amel edilebileceğini layıkıyla bulup çıkaramazlar. Binaenaleyh, eserlerindeki bu noksanlık bizzat kendi aceleciliklerinin neticesidir.
BÖLÜM IX
Sanatın Bedenlerde, Evvelemirde Beyaz Olanda, Yani Kalay Yahut Jüpiter'de Olduğunu Vehmeden Kimselerin İleri Sürdüğü Gerekçeler ve Bunların Çürütülmesi
Bazıları sanatı bedenlere yerleştirir, lakin işin bizzat kendisine geldiklerinde aldanırlar, kurşunun, yani kurşuni olan ile beyazın (beyazlığında saf olmayan) Güneş ve Ay'ın tabiatına pek benzediğine ve yakın olduğuna hükmederler, kurşuni olan cidden Güneş'e çok yakındır, fakat Ay'a pek azdır, beyaz olan ise Ay'a çok yakındır, fakat Güneş'e pek azdır.
Bu sebeple bu kimselerden bazıları kalay yahut Jüpiter'in Ay'a veya gümüşe pek benzediğini zannederek (yalnızca tiz bir ses, yumuşaklık ve pek süratli erime bakımından farklı olduğunu düşünürler), neminin fazlalığı sebebiyle kolayca eridiğine, o tiz sese sahip kısımlarında ikamet eden cıvanın kaçıcı cevheri sebebiyle de yumuşak olduğuna inanarak onu kalsine ederler, kalsinde beyazlaşıncaya kadar dayanabileceği bir ateşte tutarlar, bilahare bunu indirgemeye kalkıştıklarında başaramazlar, bu sebeple bunun icrasının imkansız olduğuna hükmederler.
Bunlardan bazıları ise ondan bir miktar indirgeyebilmiş, lakin onda evvelki tiz sesi, yumuşaklığı ve kolay erimeyi yine aynı şekilde bulmuşlardır. Bu sebeple bunun bu yolla imkansız olduğuna inanmış ve böylece inançsızlığa sevk edilmişlerdir, onu sertleştirme sanatının bulunmasının mümkün olmadığını düşünmüşlerdir. Lakin bunlardan bazıları kalayı kalsine edip indirgemiş, cürufunu ayırarak daha büyük bir ateş kuvvetiyle tekrar kalsine edip indirgemişlerdir, bu ameli sık sık tekrarlayarak kalaylarının sertleştiğini ve o tiz sesin kaybolduğunu görmüşlerdir. Fakat erimesindeki sürati bütünüyle gideremediklerinden zihinleri yanılmış ve buna erişmenin mümkün olmadığına hükmetmişlerdir.
Bundan ötürü bunlardan başkaları da, sert cisimlerin tatbikiyle ona sertlik kazandırmayı ve erimesini geciktirmeyi arzu ederek bir yanılgıya düşmüş, kendisiyle karıştırılan her nevi sert cismi kıracağına ve bu işte hiçbir hazırlığın kendilerine fayda vermeyeceğine inanmışlardır.
Dolayısıyla onu ne sert cisimlerle ne de ateşle hazırlayabildiklerinde, sanatı bulmakta bu denli gecikmelerine mazeret olarak bunun imkânsız olduğuna inanmalarını göstermiş, sanata karşı hararetle delil getirerek onun katiyen var olmadığını iddia etmişlerdir.
Bunların haricinde diğer bazıları, pek çok ilaç katarak bunların hiçbir kaynaşma sağlamadığını yahut tabiatlarıyla uyuşmadığını, bilakis onu bozduğunu ve maksatlarının hilafına işlediğini görmüş, bu yüzden kitaplarını bir kenara fırlatmış, başlarını çevirmiş ve bu hakiki ve ilahi sanatın beyhude olduğunu öne sürmüşlerdir. Bu sebeple bu kimselere ilk cevabımızla karşılık veririz.
Sanatın Kara Kurşunda Yahut Satürn'de Olduğunu Zannedip Varlığını İnkâr Edenlerin Gerekçeleri
Aynı yanılgıyı kara kurşunda, yani Satürn'de de bulurlar, şu farkla ki o cisimleri kırmaz ve Jüpiter'den daha çabuk kireç haline (calx) indirgenir.
Yine de onun kurşuni rengini gideremezler, zira bundan habersizdirler, bu yüzden iyi bir beyazlatma ile onu ağartamazlar, hayallerinde kurdukları gibi onu kararlı cisimlerle kalıcı surette birleştirmeyi de asla başaramamışlardır, zira ateşin şiddetli tesiriyle o karışımdan ayrılıp geri çekilirdi. Hakikaten kurşun onları ziyadesiyle aldatır (zira hazırlanmasında pek çok şeyin sabitlendiğini ve bu ilmin ondan başkasında bulunamayacağını zannederler), çünkü kirecinden yapılan iki indirgemenin ardından daha fazla sertlik kazanmaz, bilakis ilk halindekinden daha büyük bir yumuşaklık peydahlar, diğer hususlarda da onun ıslah olmadığını görürler. Bu yüzden onda daha yakın ve daha iyi olanı bulacaklarını umarken bulamayınca, ilmin bir yanılgıdan ibaret olduğuna inanmak ve bunu savunmak mecburiyetinde kalırlar, böylece öncekiler gibi hataya düşerler.
Sanatın Sert Cisimlerin Sertlerle, Yumuşakların da Yumuşaklarla Karışımında Olduğunu Zannedip Varlığını İnkâr Edenlerin Gerekçeleri
Lakin başkaları münasebet gereği sert cisimleri sertlerle, yumuşakları da yumuşaklarla birleştirir, cisimlerin birbirine dönüşmesini ve dönüştürmesini isterlerdi, fakat cehaletleri yüzünden buna muvaffak olamadılar.
Zira onlar Güneş'i yahut Ay'ı, Venüs ile ya da metallerden herhangi biriyle iyice karıştırdıklarında, onları sağlam bir dönüşümle altına yahut gümüşe dönüştüremediler, bilakis her birinin ateşin şiddetli tesiriyle karışımdan ayrıldığını ve yandığını yahut eski tabiatına rücu ettiğini gördüler.
Yine de bu cisimlerin bazıları karışımda sebat eder, bazıları ise etmez, nitekim bu tarafımızca kâfi derecede bilinmektedir.
Bundan ötürü cehaletten neşet eden bu yanılgılar, bu gibi kimseleri sanattan ümit kesmeye sevk eder ve onun var olmadığını iddia etmelerine yol açar.
Sanatın Sert Cisimlerin Yumuşaklarla, Kusursuz Cisimlerin Kusurlularla Karışımında Olduğunu Zannedip Varlığını İnkâr Edenlerin Gerekçeleri
Daha derin ve etraflıca araştıran başkaları ise, yumuşaklarla birleşen sert cisimlerin sebatla dayanmasını, kusursuz olanlarla birleşen kusurlu cisimlerin ise kemale erdirilmesini sağlamanın bir yolunu bulabileceklerine ve umumiyetle bunların sağlam bir dönüşüm ile birbirine dönüşüp dönüştüreceklerine inanmış ve buna ikna olmuşlardır.
Bu sebeple hem ilaçlar vasıtasıyla hem de ateş tatbikiyle, Venüs ve Mars gibi kesif olanları incelterek, Jüpiter ve benzerleri gibi latif olanları ise koyulaştırarak aralarındaki yakınlığı ve benzerliği bulmak istemişlerdir. Bu tatbiki ikmal edebileceklerine inanan bazısı, bu sert cisimlerin yumuşaklarla karışımında aldandı, zira ya biri diğerini bütünüyle kırılgan kıldı yahut yumuşak olan sert olandan hiçbir surette başkalaşmadı ya da sert olan yumuşak olandan asla değişime uğramadı.
Böylece münasebeti bulamadıklarından, sanatın mevcudiyetini inkâr ettiler.
Sanatın Ruhun Çıkarılmasında Yahut Ateşin İdaresinde Olduğunu Zannedip Varlığını İnkâr Edenlerin Gerekçeleri
Fakat diğerleri, daha da derinden ve etraflıca tetkik ederek, cisimleri ruhlarını çıkararak başkalaştırmak ve bu çıkarılan ruh ile diğer her şeyi de aynı şekilde dönüştürmek istediler.
Yine de o kimselerin tecrübesi buna kifayet etmedi, niyetlerinde aldandılar, buna binaen sanatın bulunmasının kabil olmadığına hükmettiler. Cisimleri yalnızca ateşle kemale erdirmeye gayret eden başkaları ise zanlarında aldandılar, zira buna nasıl erişileceğini bilmiyorlardı.
Bunlar da aynı şekilde sanatın var olmadığını düşünürler. Bütün bunlara ilk cevabımız gibi karşılık veririz.
Sanatın Camda ve Kıymetli Taşlarda Olduğunu Zannedenlerin Gerekçeleri ve Bunların Çürütülmesi
Bu sanatı camda ve kıymetli taşlarda görenler, kıymetli taşlar ve cam vasıtasıyla cisimlerde başkalaşma meydana getirilemeyeceğini anlamışlardır, zira nüfuz etmeyen şey başkalaştıramaz. Hakikaten ne camın ne de kıymetli taşların nüfuzu vardır, binaenaleyh başkalaştırmazlar.
Camı bunlarla birleştirmeye gayret ettiklerinde ise (ki bunu yapmak müşkildir), maksatlarına ulaşamadılar, çünkü cisimlerini de cam haline getirdiler, bundan ötürü bu hatanın bütün sanata şamil olduğu neticesine varıp onun mevcut olmadığını iddia ettiler.
Onlara cevabımız şudur, layık olan madde üzerinde amel etmediler, bu yüzden yersiz hüküm vererek kendi hatalarına dayanıp bu sanatı mahkûm etmekten geri duramazlar.
Sanatın Orta Minerallerde, Bitkilerde Yahut Başka Şeylerin Karışımında Olduğunu Zannedip Varlığını İnkâr Edenlerin Gerekçeleri
Sanatın tuzlarda ve şaplarda, güherçilelerde ve borakslarda bulunacağını zanneden başkaları da vardır ki, bunlar şüphesiz bunlarla tecrübeler yapabilirler lakin (bizim kanaatimizce) sanatı bunlarda bulamazlar.
Bu sebeple her ne kadar tecrübeleriyle çözerek, pıhtılaştırarak ve [okunamadı] küçük bir dönüşüm faydası bulsalar da, bu durum hem malum hem meşhur olan bu ilahi sanatı hükümsüz kılmaz. Bununla birlikte bütün bu nesnelerde bir nebze başkalaşma bulmaları mümkündür, fakat bu pek uzaktır ve fevkalade zahmetlidir, diğer bütün nebatatta ise bunun daha da zahmetli olduğu sabit olmuştur.
[okunamadı] zahmetlidir. Bu sebeple, bu sanatı bütün nebatatta arayanlar, hakikaten neyin mümkün olduğunu tayin ederler, lâkin bu imkân kendileri için geçerli değildir, zira üzerinde çalışılan eser kemale ermeden evvel, kendi emekleri tükenecektir. Şu halde, eğer bu kabil kimseler emekleriyle sanata erişemezlerse, sanatın hiçbir emekle bulunamayacağı iddia edilmemelidir.
Yukarıda zikredilen hataya düşmüş kimselerin tamamı, kendilerine ait tek bir maddeyi yegâne madde olarak tayin etmiş ve bundan gayrı hiçbir madde olmadığını zannetmişlerdir, nitekim bunlar şimdi diğer her şeyi hakikaten mahkûm etmektedir. Lâkin diğer pek çok kimse vardır ki, sayıları neredeyse sonsuzdur, bunlar cehaletle ve bilgisizce, bu şeylerin tamamından yahut bazılarından muhtelif nispetlerde bir terkip meydana getirirler, karışabilen şeylerin nispetindeki sonsuz çeşitliliğe ve karışabilir maddelerin sonsuz çeşitliliğine binaen, bunların hataları dahi sonsuzluğa kadar uzanır.
Ve bu iki sonsuzlukta da nihayetsizce yanılırlar, bazen aşırılık sebebiyle ve bazen [okunamadı], tashihi mümkündür. Ve biz, sözü uzatıp usandırmaksızın,
kelimelerin usandırıcılığına düşmeden, bu sonsuzluklar üzerinde durmaya ve hatalarının sonsuzluğunu açıkça ıslah edip düzeltebilecekleri Evrensel İlimden muhtasaran bahsetmeye azmettik.
Lâkin şu vakitte, evvela tabii ilkeleri (size daha evvel bildirdiğimiz üzere) sebeplerine göre ve onları yad ederek müzakere etmeliyiz.
Bu Birinci Kitabın Üçüncü Kısmı, Tabii İlkeler ve Tesirleri Hakkında
Kadimlerin Kanaatine Göre Madeni Cisimlerin Tabii İlkeleri Hakkında
Şimdi size bildiririz ki (bizim mezhebimizden olan ve sanat ile iştigal eden Kadimlerin kanaatine göre), Tabiatın ameli dahilindeki tabii ilkeler kokuşmuş bir ruh ve aynı zamanda kuru su olarak da adlandırılan canlı sudur. Bunları kabul ederiz ve kokuşmuş ruhu şöyle tarif ederiz, bu eserin üstatlığında [NOT: Magistery, Büyük Eser sürecindeki ustalık veya yetkinlik mertebesi] gizlide (in occulto) beyaz, her iki cihette kırmızı ve siyahtır, lâkin aşikârda (in manifesto), her iki cihetinde de kırmızılığa meyleder. Binaenaleyh, muhtasar,
ve aynı zamanda sade, eksiksiz ve kifayetli bir kelam ile, bunların her birinin tevellüdünü ve tevellüt tarzını beyan ederiz.
Yine de kelamımızı, her bir müstakil tabii ilkeye dair hususi bir fasıl takdim edecek derecede genişletip tafsilatlandırmalıyız. Şimdi umumi olarak deriz ki, bunlardan her biri gayet kuvvetli bir terkipten ve yeknesak bir cevherdendir, zira içlerindeki topraksı cüzler, en küçük zerreleri vasıtasıyla havi [NOT: Havai / hava unsuru], sulu ve ateşi olanla birleşmiştir, öyle ki tahlil vaktinde bunların hiçbiri diğerinden ayrılamaz, bilakis her biri en küçük zerrelerinde yekdiğeriyle sahip oldukları o kuvvetli ittihat sebebiyle, hepsiyle ve her biriyle birlikte çözünür, nitekim bu hal, bazı Kadim Filozofların kanaatine göre, Arzın madeni bağrında, kesifleşmiş, katmerlenmiş ve (Tabiatın nizami seyrine muvafık olarak) cevherlerinin icabına göre itidal bulmuş hararet vasıtasıyla, aheste aheste vuku bulur.
Müteahhir Filozofların ve Müellifin Kanaatine Göre Madenlerin Tabii İlkeleri Hakkında
Lâkin başkaları hilafını söyler, tabii halindeki cıvanın ilke olmadığını, bilakis başkalaşıp kendi toprağına tehavvül ettiğini, kükürdün dahi keza başkalaşıp toprağa dönüştüğünü beyan ederler.
Bundan ötürü derler ki, Tabiatın maksadında ilke, kokuşmuş bir ruh ve uçucu bir ruhtan gayrısı idi. Ve onları buna sevk eden hüccet şu idi, gümüş maden ocaklarında yahut diğer madenlerin ocaklarında, kendi tabiatında cıva olan yahut aynı şekilde kükürt olan hiçbir şeye rastlamadılar, bilakis her birini kendi hususi madeninde, kendi tabiatı üzere ayrışmış buldular.
Ve bunu başka bir sebepten ötürü dahi tasdik ederler, zira dediklerine göre, bir vasat hâl olmaksızın zıddiyetten zıddiyete intikal mümkün değildir.
Binaenaleyh, mademki vaziyet böyledir, cıvanın yumuşaklığından herhangi bir madenin sertliğine intikalin, bunların sertliği ile yumuşaklığı arasında vasıta olan bir hâl müstesna, mümkün olmadığını ikrar ve kabul etmeye mecbur kalırlar. Lâkin maden ocaklarında, bu vasat hâlin kendisinde muhafaza edilebileceği hiçbir şeye rastlamazlar, bundan ötürü, cıva ve kükürdün kendi tabiatları itibarıyla Tabiatın maksadına göre ilkeler olmadığını, bilakis bunların cevherlerinin Tabiatın kökünde topraksı bir cevhere başkalaşmasından hasıl olan başka bir şey olduğunu kabul etmeye mecbur kalırlar.
Ve her birinin topraksı bir tabiata tahavvül etme yolu budur, ve bu iki
topraksı tabiattan, Arzın bağrında katmerlenen hararet vasıtasıyla gayet latif bir buhar çözünür,
ve bu çifte buhar madenlerin bilvasıta maddesidir. Bu buhar, maden ocağının mutedil hararetiyle piştiğinde muayyen bir toprağın tabiatına döner, böylece muayyen bir sabitleme kazanır, daha sonra (maden filizinin bağrından ve arzın süngerimsi dokusundan süzülen) su bunu çözer ve tabii ve muhkem bir ittihat ile onunla yeknesak surette birleşir.
Binaenaleyh, bu kanaatte olarak şöyle dediler, arzın menfezlerinden süzülen su, arzın bağrındaki toprak cevherinden çözünebilir bir cevher bulur, onu çözer ve ocaktaki toprağın cevheri de çözünene dek onunla yeknesak surette birleşir, neticede süzülen çözücü su ile o cevher Tabii İttihat ile bir vücut bulur. Ve böylesi bir karışıma bütün unsurlar, meşru ve tabii bir nispet dahilinde dahil olur ve en küçük cüzlerine varıncaya dek karışarak yeknesak bir terkip hasıl ederler. Ve bu terkip, ocaktaki tedrici pişme vasıtasıyla koyulaşır, katılaşır ve bir maden haline gelir.
Ve hakikaten, bu kimseler hakikate yakın olsalar dahi, hakikatin tam kendisini keşfedebilmiş değillerdir.
Üç İlkeye, Yani Kükürt, Arsenik ve Cıvaya Dair Söylenecek Olanların Taksimi
Madenlerin Doğal İlkeleri üzerine Evrensel İncelememizi nihayete erdirdiğimize göre, şimdi burada İlkelerin her birine ayrı bir Bölüm ayırmamız gerekmektedir, Dolayısıyla, bunlar Üç tane olduğundan, yani kükürt, arsenik ve cıva, ilki kükürt üzerine, ikincisi arsenik üzerine ve üçüncüsü cıva üzerine olacaktır, Daha sonra, bu İlkelerin neticeleri olan madenlerin her birine, Tabiatın Amelinden ne şekilde hasıl olduklarına göre müstakil bir Bölüm ayıracağız.
Bu tamamlandığında, bu Üstatlığın esasları olan şeylere ve bunların ameliyatına geçerek, bütün bunların sebeplerini beyan edeceğiz.
BÖLÜM IV. Kükürt Üzerine.
Bunun için deriz ki, kükürt, Yeryüzünün maden ocağında ılımlı kaynama vasıtasıyla sertleşip kuruyuncaya dek koyulaşmış bir Yer yağıdır, sertleştiğinde ise kükürt olarak adlandırılır.
Doğrusu kükürt, türdeş ve pek kuvvetli bir terkibe sahiptir, türdeş olması hasebiyle de tabii kısımlarında yeknesak bir cevherdedir.
Bu sebepten, yağa sahip diğer şeylerden damıtma yoluyla yağ alındığı gibi, onun yağı kendisinden alınamaz.
Bu bakımdan, kendisiyle ıslah edilmesi gereken şeyin cevherinden hiçbir şey zayi etmeksizin onu kalsine etmeye çabalayanlar boşuna emek verirler, zira kükürt, büyük bir maharet olmaksızın ve cevherinin pek çoğu yitirilmeden kalsine edilemez.
Zira yüz kısımdan ancak üç kısmını kalsinasyondan sonra kendine saklayabilirsin.
Kezalik, evvela kalsine edilmedikçe sabitlenemez, lakin karıştırılabilir, uçuculuğu bir mertebe geciktirilebilir ve yanıcılığı bastırılabilir, birbirine karıştırıldığında ise daha kolay kalsine edilebilir.
Bu nedenle, onu kendi başına terbiye ederek İşimizi ondan çıkarmaya yeltenen kimse maksadına vasıl olamaz, çünkü karışım ile kemale erdirilmelidir, bu olmaksızın Üstatlık ümitsizlik derecesinde uzayıp giderdi, Yine de kendi dengiyle bir tentür meydana getirilir, madenlerin her birine tam ağırlık verir, onları temizler ve parlatır, bizim Üstatlığımız ile kemale erer, bu olmaksızın zikredilen şeylerin hiçbirini yerine getiremez, bilakis bozar ve karartır, Bu sebepten onu bu Üstatlık olmaksızın kullanma. Kezalik, Hazırlık esnasında onu Bedenlerle dostane bir surette birbirine katmayı ve birleştirmeyi bilen kimse,
Tabiatın En Büyük Sırlarından birini ve Kemale ermenin bir yolunu bilir, zira tek bir neticeye ve tek bir maksada varan pek çok Yol vardır.
Ve onunla kalsine edilen her Beden, şüphesiz ağırlık kazanır, evet, Bakır ondan Güneş'in suretini devralır.
Kezalik cıva da onunla birleşir ve süblimasyon yoluyla Usifar (yahut Cıva Filizi) halini alır, Nihayetinde, Güneş ve Jüpiter müstesna bütün Bedenler onunla kolayca kalsine edilir, fakat Güneş pek büyük bir güçlükle kalsine olur.
Ve cıva, birtakım ahmak Filozofların zannettiği gibi, alelade bir hüner ile onun vasıtasıyla Altına veya Gümüşe (ki kâr bundadır) pıhtılaştırılamaz.
Dahası deriz ki, daha az rutubete sahip olan Bedenler, çok rutubeti olanlara nazaran kükürt ile daha kolay kalsine edilir, En Yüce ALLAH'ın izniyle o, her Bedene aydınlık verir, zira o Işıktır, Şaptır ve Tentürdür, Kezalik, pek güç erir, zira tuzlu değil, Su içinde kolayca çözünmeyen yağlı kısımlara sahiptir, Neyin Su içinde kolayca yahut güçlükle çözündüğünü, Çözme Bölümünde kafi derecede açık göstereceğiz, Doğrusu o, Ruh olduğu için süblime edilir, Şayet Venüs ile karıştırılır ve ona raptedilirse, fevkalade bir Menekşe Rengi halini alır, Cıva ile de karıştırılabilir ve kaynatılmalarıyla Semavi ve latif bir Renk hasıl olur,
Yine de hiç kimse kükürdün Simya İşini kendi başına tamamlayabileceğini zannetmesin.
Zira böyle düşünmek beyhude bir vehimden başka bir şey olmazdı, bunu müteakip kısımlarda layıkıyla ispat edeceğiz, Lakin Kesif ve Parlak olanı seçilmelidir, Kükürt hakkında söylenecek bu kadarı kafidir.
BÖLÜM V. Arsenik Üzerine.
Şimdi sıra Arsenikten bahsetmeye geldi, Onun latif bir maddeden olduğunu ve kükürde benzediğini söyleriz, bu sebeple kükürtten farklı tarif edilmesine hacet yoktur.
Lakin kükürtten şu cihetle ayrılır, yani kolayca Beyazlığın tentürü olur, fakat pek güç Kızıllık verir, kükürt ise Beyazlığı pek güç, fakat Kızıllığı kolayca verir, Kükürdün ve Arseniğin iki türlü cinsi vardır, yani,
Bu Sanat için faydalı olan Sarı ve Kızıl nevileri, lakin diğer pek çok cinsi öyle değildir, Arsenik de kükürt gibi sabitlenir, fakat her ikisinin de süblimasyonu en iyi Maden Kireçlerinden elde edilir.
Yine de kükürt ve arsenik bu İşin kemal buldurucu Maddesi değildir, zira Kemalat hususunda tam değillerdir, yine de bu hususta Kemale ermeye bir muavenet sağlayabilirler, Lakin Parlak, Pullu ve Yarılabilir olanı alınmalıdır.
BÖLÜM VI. Cıva Üzerine.
Kadimler tarafından Merkür olarak da adlandırılan Cıva, Yer'in Karnında, pek ılımlı bir Hararet ile, en küçük zerrelerine dek tam bir birleşmeyle beyaz latif Toprağın cevheriyle kaynaşmış yapışkan bir Sudur, ta ki Rutubetli olan Kuru olanla, Kuru olan da Rutubetli olanla eşit mertebede imtizaç edene dek, Bu sebepten, Sulu Rutubeti hasebiyle düz bir Yüzey üzerinde kolayca akar, lakin yapışkan bir Rutubeti olmasına rağmen, kendisini imtizaç ettiren ve yapışmasına mani olan Kuruluk sebebiyle yapışmaz.
Bazılarının dediği gibi, kükürt ile birlikte Madenlerin Maddesidir.
Ve üç Madene kolayca yapışır, yani Satürn, Jüpiter ve Güneş'e, lakin Ay'a daha güçlükle yapışır.
Venüs'e, Ay'a nazaran daha güçlükle, fakat Mars'a, hile olmaksızın katiyen yapışmaz, Bu sebepten buradan pek büyük bir Sır çıkarabilirsin.
Zira madenlere dostanedir, hoştur ve Tentürleri birleştiren Vasatıdır, Güneş müstesna hiçbir şey cıvanın içine batmaz.
Yine de Jüpiter ve Satürn, Ay ve Venüs onun tarafından çözülür ve karıştırılır, o olmaksızın madenlerin hiçbiri yaldızlanamaz.
Sabitlenir ve pek taşkın bir
besleyiciliğe ve parlak bir Işıltıya sahip bir Kızıllık Tentürüdür, sonra kendi Tabiatına dönene değin Karışımdan geri çekilmez.
Yine de kendi Tabiatı itibarıyla İlacımız değildir, fakat bu hususta bazen yardımcı olabilir.
Maden Bedenleri olan Tabiat İlkelerinin Neticeleri Üzerine.
Şimdi, Tabiatın bu İlkelerinin Semereleri olan Madensel Cisimlerden söz edelim, Bunlar sayıca altıdır, şöyle ki, Altın, Gümüş, Kurşun, Kalay, Bakır ve Demir.
Bundan ötürü deriz ki, bir Maden, Çekiç altında her Boyutta genişleyebilen, eriyebilir Madensel bir Cisimdir.
Fakat bir Maden, dediğimiz üzere, kesif bir Cevherden ve gayet muhkem, sebatkâr bir Bileşimdendir.
Madenlerin birbiriyle büyük bir yakınlığı vardır, yine de kusursuz olan, karışımı vasıtasıyla noksan olanı kusursuz kılmaz.
Zira Altın eriyik halde Kurşun ile karıştırılırsa, bu Kurşun Altına dönüşmez, lâkin Karışımdan zail olur ve yanar, Altın ise bu esnada Sınamaya mukavemet eder, Keza diğerleri misal verildiğinde de, Umumi Seyre göre böyle vaki olur.
Lâkin Üstatlığımıza göre, Kusursuz olan Kusurlu olana imdat eder, kusurlu olan ise Üstatlığımızda, Hariçten hiçbir Şeyin İdaresi olmaksızın kendi kendine Kusursuzlaşır, Ve ALLAH'ın izniyle birbirlerini tebdil ederler ve tebdil olunurlar, birbirlerini kusursuzlaştırırlar ve kusursuzlaşırlar, tek başına olan dahi, bir başkasının yardımı olmaksızın kendi kendine kusursuzlaşır.
Bölüm VIII. Güneş, yahut Altın Hakkında
Umumi bir Bölümde, Madenlerin Gayesinin Hülasasını sizlere evvelce vermiştik, burada ise her birini hususi surette Beyan etmek niyetindeyiz, Evvelemirde Altından başlayalım.
Deriz ki, Altın, Turunç renginde, ağır, dilsiz [NOT: çekiçle vurulduğunda çınlamayan], parlak, Yerin Bağrında kemaliyle sindirilmiş ve Maden Suyu ile pek uzun müddet yıkanmış, Çekiç altında genişleyebilir, eriyebilir, Kupel ve Siman Sınamasına mukavemet eden Madensel bir Cisimdir.
Bu Tarife göre, Altının tarifindeki bütün Hâllere ve Farklılıklara malik olmadıkça hiçbir şeyin hakiki Altın olamayacağına hükmedebilirsiniz, Yine de, kökeni itibarıyla Turunç renginde olan, Dengeye kavuşturan ve arındıran her ne Maden olursa olsun, her nevi Madenden Altın hasıl eder.
Bundan ötürü, Tabiatın Ameli vasıtasıyla mülahaza eder ve idrak ederiz ki, Bakır Sanat marifetiyle Altına tebdil edilebilir.
Nitekim Bakır Madenlerinde, dışarı doğru akan ve Bakırın ince pullarını sürükleyen muayyen bir Su görürüz, bu su, devamlı ve pek uzun süren bir Akış ile bu pulları yıkar ve arındırır.
Lâkin böylesi bir Suyun akması nihayete erdikten sonra, bu ince pulların kuru Kum ile birlikte üç senelik bir müddet zarfında Güneşin Hararetiyle sindirildiğini görürüz, bu pulların arasında en saf Altına tesadüf edilir.
Bundan ötürü Hükmederiz ki, mezkûr pullar Suyun bereketiyle temizlenmiş, lâkin Kumun Kuruluğunda, Güneşin hararetiyle kemaliyle sindirilmiş ve böylece Dengeye ulaştırılmıştır.
Bu sebepten, muktedir olduğumuz nispette Tabiatı taklit ederek biz de benzer şekilde tebdil ederiz, yine de bunda Tabiatın ardınca bütünüyle gidemeyiz, Aynı zamanda Altın, Madenlerin en kıymetlisidir ve Kızıllığın Tentürüdür, çünkü her Cismi boyar ve dönüştürür.
Faydasız yere kalsinasyona uğratılır ve çözündürülür, Cismi ferahlatan ve Gençlikte muhafaza eden bir Devadır.
Cıva ile ve Kurşunun Rayihası marifetiyle pek kolaylıkla parçalanır.
Cevher bakımından, fiiliyatta onunla Jüpiter ve Ay'dan daha ziyade uyuşan başka hiçbir Cisim yoktur, lâkin Ağırlık, Sağırlık [NOT: ses vermeme] ve Çürüme kabiliyetinde Satürn, Renkte ise Venüs uyuşur, Kuvvet cihetinde ise Venüs, hakikatte Ay'a Jüpiter'den, sonra da Satürn'den daha yakındır, en nihayetinde ise Mars gelir, Bu dahi Tabiatın Sırlarından biridir.
Keza Ruhlar onunla harmanlanır ve onun vasıtasıyla sabitlenir, lâkin bu iş, dik kafalı bir Zanaatkârın harcı olmayan pek büyük bir Maharet gerektirir.
Bölüm IX. Ay, yahut Gümüş Hakkında
Güneş Bölümünü takdim ettikten sonra, umumiyetle Gümüş namıyla tesmiye olunan Ay hakkında kelam etmeye geldik.
Bundan ötürü deriz ki, Gümüş, saf Beyazlık ile Beyaz, Temiz, Sert, Tınlayan, Kupelde gayet sebatkâr, Çekiç altında genişleyebilir ve eriyebilir Madensel bir Cisimdir.
Beyazlığın Tentürüdür, Sanat vasıtasıyla Kalayı sertleştirir ve onu kendine tebdil eder, Güneş ile karışır ve kırılmaz, lâkin İmtihanda Sanat olmaksızın sebat gösteremez.
Onu daha ziyade latifleştirmeyi, latifleştirdikten sonra ise Altın ile mezcederek koyulaştırıp sabitlemeyi bilen kimse için, İmtihanda onunla birlikte baki kalır ve onu hiçbir surette terk etmez, Sirke, nişadır ve benzeri keskin Şeylerin buharına maruz bırakıldığında, harikulade bir Semavi Renk iktisap eder, Soylu bir Cisimdir, lâkin Altının Soyluluğundan noksandır, Maden cevheri belirli halde bulunur, lâkin ekseriyetle diğer Cisimlerle karışmış vaziyette bir Maden cevherine sahiptir, o Gümüş ise o kadar soylu değildir.
Keza büyük bir Zahmetle ve hiçbir Fayda olmaksızın çözündürülür ve kalsinasyona uğratılır.
Bölüm X. Satürn, yahut Kurşun Hakkında
Kurşundan dahi aynı veçhile bahseder ve deriz ki, Kurşun, kurşuni renkte, topraksı, ağır, dilsiz, ziyadesiyle solgunlukla birlikte az miktarda Beyazlıktan pay alan, Kül kabını ve Simanı reddeden, cüzi bir Tazyik ile her boyutunda kolaylıkla genişleyen, Ateşleme olmaksızın süratle eriyen Madensel bir Cisimdir.
Yine de bazı ahmak Kimseler vehmeder ve derler ki, Kurşun kendi Tabiatı icabı Altına pek yakındır, Lâkin dik kafalı olduklarından ve her türlü Akıldan mahrum bulunduklarından, en latif Şeylerin Hakikatini kendi mahiyetinde kavrayamazlar, onlar hakkında ancak Duyularına göre Hüküm verirler.
Ağır, dilsiz olduğunu ve çürümediğini gördüklerinden ötürü, Hassa cihetinden Güneşe pek yakın olduğuna inanırlar, lâkin bu tamamen batıldır, nitekim zikri geçen husus tarafımızdan etraflıca ve aşikâr surette ispat olunacaktır.
Keza Kurşun, Topraksı Cevherden bolca ihtiva eder, bundan ötürü yıkanır ve bir Yıkama marifetiyle Kalaya tebdil edilir, Kalayın Kusursuz olana daha ziyade benzediği buradan aşikârdır.
Kurşun benzer şekilde yakılır ve Sülüğen yapılır, Sirke Buharlarına maruz bırakılır ve Üstübeç hasıl edilir, Kusursuzluğa pek yakın olmamasına rağmen, Sanatımız marifetiyle ondan kolaylıkla Gümüş yaparız, başkalaşım esnasında kendi has ağırlığını muhafaza etmez, yeni bir ağırlığa tebdil olur, Bütün bunları Üstatlığımız dairesinde iktisap eder.
Kurşun aynı zamanda Gümüşün Kupeldeki Sınayıcısıdır, bunun Sebeplerini de beyan ederiz.
Bölüm XI. Jüpiter, yahut Kalay Hakkında
Binaenaleyh, Jüpiter hakkında kelam etmeyi ihmal etmeksizin, İlim Talebelerine bildiririz ki, Kalay, beyaz, lâkin saf olmayan, kurşuni ve az tınlayan, az miktarda Topraksılıktan pay alan, Özünde Sertlik, Yumuşaklık ve Ateşleme olmaksızın Süratli Eriyebilirlik barındıran, Kupele yahut Simana mukavemet göstermeyen, lâkin Çekiç altında Genişleyebilen Madensel bir Cisimdir.
Bundan ötürü Jüpiter, yetkinlikten eksilmiş cisimler arasında, kendi tabiatının kökünde daha yetkin olanlara, yani Güneş ve Ay’a yakınlık taşır, Ay’a daha fazla, fakat Güneş’e daha az yakındır ki bu durum ileride açıkça beyan edilecektir. Jüpiter, meydana gelişinin kökünden bolca beyazlık aldığından, beyaz olmayan bütün cisimleri beyazlatır, yine de onun kusuru, Satürn ve en saf Güneş haricindeki her cismi kırmasıdır.
Jüpiter, Güneş ve Ay’a kuvvetle yapışır, bu sebepten kupelasyon denamisiyle onlardan kolayca ayrılmaz.
Bu sanatın üstatlığında bir kırmızılık tentürü kabul eder ve bu tentür onun içinde paha biçilmez bir parlaklıkla ışıldar. Satürn’den daha kolay sertleştirilir ve arındırılır.
Onun kırma kusurunu nasıl gidereceğini bilen kimse, emeğinin meyvesini sevinçle ve çarçabuk toplayacaktır.
Zira o, Güneş ve Ay ile uyuşur ve onlardan asla ayrılmayacaktır.
Venüs veya Bakır Hakkında
Şimdiki meramımız Venüs, yani bakır üzerinedir.
O kurşuni, donuk bir kırmızılıktan pay alan, ateşlenebilir (veya ateşe dayanabilen), eriyebilir, çekiç altında dövülüp uzayabilen, lâkin kupelasyonu ve sementasyonu reddeden madeni bir cisimdir.
Bundan ötürü Venüs (beyan edildiği üzere), cevherinin derinliğinde altının rengine ve özüne meyleder ve gümüş ile altın gibi, kor haline gelene dek ısıtıldığında çekiçle dövülür.
Demek ki buradan bir sır öğrenebilirsiniz, zira o Güneş ile Ay’ın vasatıdır ve tabiatını kolayca her ikisine de dönüştürmeye gelir, süratli bir dönüşüme tabidir ve az emek gerektirir.
Kendisini iyi bir sarılık ile safranileştiren (veya renklendiren) tutya [çinko cevheri] ile pek iyi uyuşur, bundan fayda sağlayabilirsiniz, zira onun sayesinde sertleştirme ve ateşe tutma zahmetinden kurtulmuş oluruz.
Bu sebeple onu, Küçük ve Orta Ameliyatta diğer bütün noksan cisimlerden önce tutunuz, fakat Büyük Ameliyatta değil.
Yine de bunun Jüpiter’den öte bir kusuru vardır, yani kolayca kurşunileşir, keskin ve yakıcı nesnelerden leke ve pas kapar, bunu söküp atmak ise kolay değil, derin bir hünerdir.
Bölüm XII, Mars veya Demir Hakkında
Fakat Mars’ın beyanı ve onun bütün sırrı doğanın amelindendir, zira o pek kurşuni, az kırmızı, saf olmayan bir beyazlıktan pay alan, ateşe dayanan, hakiki bir erimeyle erimeyen, çekiç altında uzayan ve çok ses çıkaran madeni bir cisimdir.
Lâkin Mars’ı işlemek erimesindeki acziyet sebebiyle güçtür, şayet tabiatını değiştiren bir deva ile akıcı kılınırsa, Güneş ve Ay’a kavuşur ve büyük bir emek sarf edilmeksizin denamiyle ayrılmaz, lâkin terbiye edilirse bağlanır, şayet onunla o sabitlemenin tabiatı değiştirilmez ve sadece eriyiğin pisliği giderilirse hiçbir marifetle ayrılamaz.
Bundan ötürü kırmızılık tentürünü kolayca, fakat beyazlık tentürünü güçlükle kabul eder.
Kavuştuğunda başkalaşmaz, karışımın rengini de değiştirmez, ancak miktarını artırır.
Bu yüzden bütün cisimler arasında Jüpiter, bir Güneş ya da Ay cismine daha debdebeli, daha berrak, daha parlak ve daha yetkin biçimde tebdil edilir.
Fakat işlenmesi kolay olsa da, ameli uzun bir emek gerektirir.
Jüpiter’den sonra Venüs seçilir, işlenmesi daha güç, lâkin emeği Jüpiter’den daha kısadır.
Venüs’ün ardından Satürn, dönüşümde eksilmiş bir yetkinliğe sahiptir, işlenmesi kolaydır, fakat emeği son derece usanç vericidir.
Oysa Mars, bütün cisimler arasında dönüşümdeki yetkinliği en az olanıdır, işlenmesi en müşküldür ve haddinden fazla uzun bir emek ister. Dolayısıyla, hangi cisimler erimenin süratinden daha uzak iseler, dönüşüm amelinde işlenmelerinin o denli güç olduğu görülür.
Venüs ve Mars bu kabildendir, lâkin ne kadar uzak iseler, o kadar güçtürler ve en uzak olanlar en güç olanlardır. Toprağın kurşuniliğinden ve kirliliğinden daha çok pay alan cisimlerin de aynı şekilde daha fazla emek istediği ve yetkinliklerinin daha az olduğu görülür.
Fakat tarafımızdan az evvel belirlenen türlü yetkinlik dereceleri, Küçük veya Orta Ameliyatın hünerinde bulunur, oysa Büyük Ameliyatta bütün cisimler tek bir yetkinliktedir, lâkin hepsi aynı işleyişte veya emekte değildir.
Cisimlerin tabiatının kökünde hangi işleme kolaylığının veya güçlüğünün, hangi emek kısalığının veya uzunluğunun bulunduğu hususu halen bilinmeyi beklemektedir. Bu yüzden Biz burada, doğanın maksadına uygun düşen mezkûr cisimlerin yaratılış ilkelerini hakiki bir kelam ile tasvir ettik, doğanın gizli şeylerini ayırt edebilen kimselerin reyi mucibince ve bizzat durup dinlenmeksizin çalışarak bunun bilgisine erişmiş olan kendi takdirimize göre, o cisimler hakkında ne tayin ettiğimizi muhtelif fasıllarda dosdoğru şerh ettik. Lâkin şimdi, vaat ettiğimiz üzere, bu Birinci Kitabımızın son kısmında bu üstatlığın bütün ilkelerini vaz ederek bu sanatın eksiğini ikmal etmek ve gördüğümüz yetkinliği, icabına binaen sebepleriyle beraber ispat etmek münasiptir.
Bu Birinci Kitabın Dördüncü Kısmı, Bu Sanatın Sanatsal İlkelerine Dairdir
Bölüm I, Bu Kısımda Bahsedilecek Şeylerin Taksimi ve İkinci Kitapta Ele Alınacak Yetkinliğin İma Edilmesi
Belirlenmesi gereken iki husus vardır, yani bu üstatlığın ilkeleri ve bu üstatlığın yetkinliği. Bu sanatın ilkeleri, üstadın bu amelde tatbik ettiği ameliyat yolları yahut yöntemleridir. Bu yollar hakikaten kendi içlerinde muhteliftir.
Zira bir yol süblimasyon, bir diğeri iniştir, damıtma dahi bir yoldur, kalsinasyon bir başka yoldur, eritme (solüsyon) bir başkası ve pıhtılaşma da bir diğeridir, lâkin yedinci yol sabitleme ve sekizinci yol mumlaştırmadır (serasyon).
Tüm bunlara dair tekil beyanlarda bulunmayı murat etmekteyiz. Yetkinlik bu şeylerden, ona eriştiren vasıtaların mütalaasından, muavenet eden şeylerin mütalaasından, nihai olarak yetkinleştiren şeyin mütalaasından ve sanatın (magistery) yetkinlikte olup olmadığının bilinmesini sağlayan ölçütün mütalaasından hasıl olur. Amelin ikmaline varmamızı sağlayan hususların mütalaası, zahir cevherin, zahir renklerin, dönüştürülecek bu cisimlerin her birindeki ağırlığın ve mezkur hüner olmaksızın tabiatlarının kökünden (radix) değişmeyen cisimlerin mütalaasıdır, hüner vasıtasıyla tabiatlarının kökünde bulunanların da hakeza mütalaasıdır, cisimlerin ilkelerinin derin, batıni ve zahiri cihetlerine göre mütalaasıdır, hünersiz tabiatlarına göre ve aynı şekilde hüner dairesindeki tabiatlarına göre mütalaasıdır.
Zira cisimler ve onların ilkeleri tabiatlarının derininde ve zahirinde, hünerle ve hünersiz bilinmezse, içlerindeki fazlalık ve noksanlık bilinemez, bunları bilmememiz ise onların dönüşümünün yetkinliğine erişmemize bi’z-zarure mani teşkil eder. Yetkinliğe yardım eden şeylerin mütalaası, bir hüner olmaksızın cisimlere yapıştığını ve başkalaşım meydana getirdiğini gördüğümüz şeylerin tabiatlarının mütalaasıdır, bunlar markasit, magnezya, tutya, antimon ve lâciverttaşıdır (yahut Lazur taşı). Cisimlere yapışmaksızın onları arındıran şeylerin mütalaası ise tuz, şaplar, güherçileler, borakslar ve bunların tabiatında olanların mütalaasıdır, benzer bir tabiat vasıtasıyla arındıran camlaşmanın mütalaası da böyledir. Lakin kemale erdiren şeyin mütalaası, saf cıva cevherinin intihap edilmesinin mütalaasıdır, bu öyle bir maddedir ki başlangıcını onun maddesinden almış ve ondan halk edilmiştir.
Bu madde ne tabiatı itibarıyla ne de tüm cevheriyle cıvadır, bilakis onun bir cüzüdür, üstelik şimdi değil, ancak Taş hasıl olduğunda mevcuttur.
Zira o aydınlatır ve yanmadan muhafaza eder, bu da yetkinliğin bir alametidir. Nihayetinde, sanatın yetkinlikte olup olmadığının bilinmesini sağlayan şeyin mütalaası, kupelasyonun, çimentolamanın, akkorlaştırmanın, keskin şeylerin buharına maruz bırakmanın, söndürmenin, cisimleri yakan kükürt karışımının, kalsinasyon sonrası erimenin ve cıvanın kabulünün mütalaasıdır.
Tüm bunları ve evvelkileri, illetleriyle ve zahmetsiz tecrübelerle aşağıda beyan edeceğiz, bu sayede kelamımızın hataya düşmediğini açıkça bilesiniz. Bu tecrübeler malumunuz olacaktır.
Süblimasyon Üzerine, Niçin İcat Edildiği
Binaenaleyh, meramımızı takip ederek süblimasyondan bahsetmekteyiz. Bunun icadının sebebi şudur, ecdadımız cisimlerle birleşebilecek ruhlardan gayrı hiçbir şey bulamadığı gibi, biz de bulamayız, bizden sonra gelecek olanlar da bulamayacaktır, keza kendi içinde cismin ve ruhun tabiatını barındırabilen başka bir şey de mevcut değildir, bunların (temizlenmeksizin yahut arındırılmaksızın) cisimlerin üzerine saçıldığında ya kusursuz renkler vermediğini yahut büsbütün ifsat ettiğini, yaktığını, kararttığını ve kirlettiğini görmekteyiz. Bu durum, mezkur ruhların muhtelif oluşuna göredir.
Zira kükürt, arsenik ve markasit gibi bazıları yakıcıdır, bunlar hakikaten büsbütün ifsat eder.
Her nevi tutya gibi diğerleri ise yakıcı değildir, yine de noksan renkler verirler, bunu da iki sebepten ötürü yaparlar.
Biri, kolayca alev alan, alevlenmeyle kararan ve neticede karartan kükürdün yakıcı yağlılığının (ki onun hususiyetidir) bunlardan giderilmemiş yahut uzaklaştırılmamış olmasıdır.
Diğer sebep ise aynı şekilde bunlardan ayrıştırılmamış olan topraksılıktır.
Zira kusursuz bir rengin verilmediği bu maddelerde, topraksılık rengi kurşuni kılan bir sebeptir. Yanma da kurşuni bir renk husule getirebilir. Dolayısıyla bunları yakıcı yağlılıklarından ve hepsinde mevcut olan topraksı fazlalıktan temizlemeye mecbur kaldık.
Bunu da süblimasyondan gayrı hiçbir sanat ameliyle gerçekleştiremezdik.
Zira ateş tebahhur ettirdiğinde, daima daha latif kısımları yükseltir, binaenaleyh daha kesif olanları harekete geçirmez.
Buradan zahirdir ki ruhlar süblimasyon ile topraksılıklarından arındırılır, zira bu arızî topraksılık nüfuza mani olmakta ve aynı zamanda gayrisaf bir renk vermekteydi. Lakin süblime edildiklerinde, tecrübenin gözlerinizin önüne serdiği üzere, bu kirlilikten azade olurlar. Zira onları daha parlak, daha nüfuz edebilir, cisimlerin kesafetine daha kolay girip işler halde görürsünüz, evvelki gibi fena bir renk de bırakmazlar.
Kezalik yanmanın süblimasyon vasıtasıyla giderilebileceği de tecrübeyle sabittir, nitekim süblimasyonundan evvel habis ve yanmaya meyyal olan arsenik, süblimasyonundan sonra alev almaz, yalnızca alevlenmeksizin uzaklaşır, kükürtte de tecrübe edecek olursanız aynı hali müşahede edebilirsiniz. Ruhlardan maada hiçbir şeyde başkalaşım ile birlikte cisimlere yapışma görmediğimizden, onlardan sarfınazar etmek için başka bir sebebimiz olamazdı, bilakis süblimasyon vasıtasıyla hasıl olan tasfiyeleri için bunları hazırlamaya bi’z-zarure mecburduk.
İmdi, bu süblimasyonun icadı için zaruri bir sebep mevcuttu, bunun bütün nizamını hiçbir noksanlık olmaksızın beyan etmeyi murat etmekteyiz.
Süblimasyonun Ne Olduğu ve Onda Riayet Edilecek Ateş Dereceleri Üzerine
Bu sebeple deriz ki, süblimasyon, kuru bir şeyin kabına yapışarak ateş vasıtasıyla yükseltilmesidir.
Lakin süblimasyon, süblime edilecek ruhların çeşitliliğine göre türlü şekillerde icra edilir.
Zira kiminin süblimasyonu şiddetli akkorlukla, kimininki mutedil, kimininki ise ateşin zayıf hararetiyle yapılır. Binaenaleyh, arsenik yahut kükürt süblime edileceği vakit, bunların süblimasyonu bi’z-zarure zayıf ateşle yapılmalıdır, zira en latif cüzleri kesif olanlarla yeknesak surette birleştiğinden, bütün cevherleri hiçbir tasfiyeye uğramadan, hatta kararmış ve yanmış halde yükselir. Bu sebeple, hüner sahibi kimse murdar topraksı cevheri ayırabilsin diye,
Töz, iki türden tedbirin bulunmasını zorunlu kılar, yani ateşin nispeti ve tortuların karıştırılmasıyla temizleme, zira tortularla karışma, kaba kısımları kavrar ve süblimasyon kabının dibinde basılı tutarak yükselmelerine izin vermez. Bundan ötürü sanatkarın, süblimasyonuna üç dereceli bir ateş tatbik etmesi de zaruridir,
Biri öyle bir nispette olmalıdır ki, onun vasıtasıyla yalnızca başkalaşmış, daha temiz ve daha berrak olan yükselebilsin, ta ki bu sayede onların topraksı tortularından arındığını aşikar surette görene dek. Diğer derece ise, tortularda kalan saf özlerinin daha büyük bir ateş kuvvetiyle, yani kabın dibinin ve içindeki tortuların gözle görülecek şekilde akkorlaşmasıyla süblimleşmesidir.
Ateşin üçüncü derecesi şudur ki, tortusuz süblimate son derece zayıf bir ateş tatbik edilmeli, öyle ki ondan hemen hiçbir şey yükselmemeli, yalnızca en latif olan ve amelimizde hiçbir kıymeti bulunmayan kısmı yükselmelidir, zira bu, vasıtasıyla kükürtlerde yakıcılığın meydana geldiği bir şeydir. Dolayısıyla, süblimasyonun bütün gayesi, süblimatın topraksılığının ateşin layıkıyla tatbikiyle giderilmesi, aynı şekilde yakıcılık getiren en latif ve dumanlı kısmının da bozularak [NOT: metindeki bozuk "Correption, guption" ifadesi bozulma ve çürüme manasındadır] atılması ve geriye bizler için, itidal üzere bulunan, ateş üzerinde yalın erime gösteren ve herhangi bir yanma olmaksızın, alev almadan ateşten kaçan kısmın kalmasıdır.
En latif olanın yakıcı olduğu, en açık delillerle ispat edilmiştir. Zira ateş, kendine yatkın olan şeylerin her birini kendi tabiatına dönüştürür, çünkü her yanabilir şeye yatkındır, latif yanabilir olana yatkınlığı daha fazladır ve daha latif olana yatkınlığı ise daha da fazladır, binaenaleyh en latif olana yatkınlığı da en üst derecededir.
Aynı keyfiyet tecrübe ile de sabittir, zira süblimleşmemiş kükürt yahut arsenik pek süratle alev alır, lakin ikisi arasında kükürt daha kolay tutuşur.
Buna mukabil her ikisi de süblimleştirildiğinde doğrudan alev almaz, lakin uçar ve alev almaksızın incelir, yine de bundan evvel bir erime vuku bulur.
Bunlardan ötürü sözümüzün hakikate mutabık olduğu aşikardır.
BÖLÜM LV. Süblimasyonlarında Ruhlara İlave Edilecek Madeni Cisimlerin Tortuları Hakkında, Bunların Miktarı ve Mahiyeti Üzerine.
Lakin tortuların tatbiki ile nispetlerinin sınanması şöyledir, süblimleştirilecek ruhların en iyi uyuşabileceği ve kendisiyle en derin şekilde karışabileceği bir madde seçilmelidir, zira ruhların daha ziyade birleştiği madde, süblimleştirilecek ruhların tortularını tutmada, bu denli birleşmediği maddeye kıyasla daha muktedirdir. Bunun ispatı gayet makul ve aşikardır.
Fakat tortu ilavesinin zaruri olduğunun ispatı şudur, süblimleştirilecek kükürt yahut arsenik, şayet sabit bir şeyin tortularıyla birleştirilmezse, arınmamış halde bütün tözleriyle zorunlu olarak yükseleceklerdir.
Ve süblimasyonda maharet kesbetmiş olanlar, tecrübe vasıtasıyla doğru söylediğimizi bilirler.
Aynı şekilde, süblimleştirilecek şeylerin uyuşabileceği ve derinden birleşebileceği bu tür tortuların tatbikinin zaruri olduğunun ispatı da şudur, şayet tortular onlarla en küçük cüzlerine kadar karıştırılmazsa, o vakit sanki hiç tortu yokmuş gibi bir netice hasıl olur, yani bütün özleri, tortusuz halde bütün tözleriyle yükseldikleri gibi, hiçbir temizlenme olmaksızın yükselir, binaenaleyh aynı durum, birleşmedikleri tortulardan süblimleştirilen şeylerde de vuku bulmalıdır.
Bunu görmüş ve bilmiş olan kimse, tecrübe ile bunun hakikat olduğunu bilir, zira cisimlerin tabiatına yabancı bir şeyden süblimasyon yaptığında, beyhude süblimleştirmiş oldu, öyle ki yükselmelerinden sonra onları hiçbir surette arınmış bulamadı. Lakin herhangi bir cismin kireciyle süblimleştirdiğinde, o vakit layıkıyla süblimleştirdi ve suhuletle mükemmelen arındırabildi.
Binaenaleyh tortulardan murat, madenlerin kireçlerinden tatbik edilmeleridir, zira onlarda süblimasyon ameli kolaydır, lakin diğer şeylerde gayet müşkildir. Bu sebeple, onların yerine ikame edilebilecek hiçbir şey yoktur.
Yine de cisimlerin kireçleri olmaksızın süblimasyonun imkansız olduğunu söylemiyoruz, lakin pek müşkil olduğunu, uzun ve usandırıcı bir emek ve yeise düşürecek kadar gecikme getirdiğini söylüyoruz.
Bununla birlikte bunda bir fayda da mevcuttur, zira tortu olmaksızın yahut cisimlerin kireçleri olmaksızın süblimleştirilen şey miktar olarak daha fazladır, lakin tortularla olanı daha azdır.
Dahası, cisimlerin kireçleriyle kalsine edilen şey miktar bakımından en azdır, fakat ameli en kolay ve en süratlisidir. Bizi cisimlerin tortularını kullanmaktan büyük ölçüde muaf tutan şey ise, her tür hazırlanmış tuz ve tabiatça ona benzer olan şeylerdir. Ve
bizim için onlarla büyük bir miktarın süblimasyonunu yapmak da mümkündür, zira süblimleştirilecek şeylerin tortulardan ayrılması, tuzların çözünmesiyle kolaylıkla gerçekleşir, ki bu durum diğer şeylerde vuku bulmaz. Lakin tortuların nispeti, süblimleştirilecek şeylerin miktarına denk olmalıdır. Zira bu hususta acemi bir sanatkar dahi yanılamaz.
Orta maharetteki bir sanatkar ise, süblimleştirilecek şeylerin ağırlığının yarısı kadar tortu koyabilir ve şayet dikkatli olursa, amelinde yanılmaması için bu miktar ona kafi gelecektir, zira iyi talim görmüş ve ehil kimseye tortunun en az cüzü dahi kafidir.
Zira tortu miktarı ne kadar az olursa, tortunun eksiltilmesine muadil orantılı bir ateş eksiltmesi yapılması kaydıyla, süblimat bir o kadar daha üstün bir arınmışlıkta olmak iktiza eder.
Çünkü az miktarda küçük bir ateş yetkinliğe hizmet eder, çok miktarda büyük bir ateş, daha büyük miktarda ise daha da büyük bir ateş icap eder.
BÖLÜM VI. Süblimasyonda Ateşin İdaresi Üzerine.
Lakin ateş ölçülebilen bir nesne olmadığından, uygulayıcı amelde bulunurken onda sıklıkla hataya düşülmesi vaki olur
fail ehil değilse, ocakların ve yakılacak odunların çeşitliliği sebebiyle olduğu kadar, kapların ve bunların birbirine intibak ettirilmesinin (yahut gereğince bitiştirilmesinin) muhtelif oluşundan ötürü de yanılır, ki bütün bu hususlarda sanatkarın pürdikkat ve ziyadesiyle ihtiyatlı bulunması icap eder. Bu sebepten sizlere umumi bir kaide bildiriyoruz,
Evvelemirde, süblimasyona tabi tutulacak şeylerden yalnızca sululuğun gayet cüzi bir ateş ile giderilmesi icap eder, bu giderildikten sonra şayet onunla birlikte herhangi bir şey yükselecek olursa, en latif cüzün (bu pek zayıf ateş marifetiyle) ayrışabilmesi ve yanmaya sebebiyet veren bu kısmın bir kenara konulabilmesi gayesiyle, başlangıçta mezkur ateş ziyadeleştirilmemelidir. Lakin imbik tepesindeki deliğe pamuktan bir fitil sokularak tecrübe edilebileceği üzere, az bir şey yahut hiçbir şey yükselmez olduğunda, altındaki ateşi artırınız, ateşinizin ne mertebe kuvvetli olması iktiza ettiğini pamuk fitil gösterecektir.
Zira fitille beraber pek az süblimleşmiş madde çıkarsa yahut bu madde pak olursa, ateşinizin zayıf olduğuna delalet eder ve binaenaleyh artırılması lazımdır, şayet çok ve gayripak olursa, bu takdirde pek ziyadedir ve eksiltilmesi icap eder. Bundan ötürü, süblimleşmiş maddenin fitille beraber hem pak hem de bol miktarda çıktığını müşahede ettiğiniz vakit, ateşinizin nispeti bulunmuş demektir.
Süblimleşmiş maddenizin pak yahut gayripak yükseldiği mezkur işaret ile malum olur.
Zira sanatkar, pamuğuna yapıştığını gördüğü süblimleşmiş maddenin paklık veya gayripaklık derecesine nazaran, süblimasyonun tamamında ateşi için zaruri nispetin ne olduğuna hükmedebilir.
Böylece ateşin ıslahını hiçbir hataya düşmeksizin keşfetmiş olacaktır. Yine de tortu usulü, yani demir pulları yahut kalsine edilmiş bakır almak daha evladır.
Nitekim bunlar, muzır rutubetten tecerrüt etmiş olmaları hasebiyle, kükürt veya arseniği kolaylıkla masseder ve kendileriyle birleştirirler. Fakat bunun usulünü yalnızca ziyadesiyle mücerrep olanlar bilir.
Bölüm VI
Kükürt ve Arseniğin Süblimasyonunda Tortunun Miktarına ve Ocağın Tertibine, Keza Ocağın İnşasına ve Odunların İntihabına Dair Hatalar Hakkındadır.
Bu iki ruhun süblimasyonunda sanatkarın cehalet sebebiyle yanılabileceği her hususta onun muhakemesini ıslah etmemiz icap etmektedir.
Buna mebni, evvelemirde deriz ki, şayet pek çok tortu koyar da ateşi ona muvafık surette artırmazsa, süblimleşecek maddeden hiçbir şey yükselmeyecektir.
Bunun nasıl bilineceği ise evvelce kafi derecede beyan edilmiştir. Şayet pek az miktarda tortu kor veya cisimlerin kirecinden hiçbir şey koymazsa, o vakit (şayet ateşteki nispetini bulamazsa) süblimleşen madde bütün cevheriyle beraber yükselecektir.
Bunu bilmenin kafi bir yolunu dahi göstermiş idim. Aynı vechile, ocaktan ötürü de hataya düşmesi muhtemeldir.
Zira yakacak odunlar ve hava menfezleri de mütenasip olduğu takdirde, büyük ocak büyük ateş harareti, küçük ocak ise küçük hararet hasıl eder. Binaenaleyh küçük bir ocak içine süblimleştirilecek pek çok madde koyarsa, tebhir için kafi ateşi temin edemeyecektir, büyük bir ocağa az miktarda madde koyduğu takdirde ise hararetin ifratı sebebiyle süblimasyonu heba edecektir. Keza kalın cidarlı bir ocak kesif ve kuvvetli bir ateş verir, ince cidarlı bir ocak ise seyrek ve zayıf bir ateş peyda eder, ki her iki halde de yanılması mümkündür.
Aynı minval üzere, geniş menfezleri olan bir ocak hem berrak hem kuvvetli bir ateş husule getirir, lakin dar ve küçük menfezleri olan ocak zayıf ateş verir.
Bunun gibi, ocak ile içine yerleştirilen kap arasındaki mesafe geniş olursa ocak büyük bir ateş hasıl eder, şayet dar olursa daha az ateş verir. Bu hususta sanatkar fahiş hataya düşebilir. Binaenaleyh bu hataların ıslahı, sanatkarın ocağını temin etmek istediği ateşe muvafık surette inşa etmesindedir, şöyle ki,
Şayet büyük bir ateş kastediyorsa, kalın cidarlı, serbest menfezli ve kabın ocağın kenarlarından münasip mesafede duracağı şekilde inşa etmelidir, şayet mutedil bir ateş niyetindeyse bütün bu hususlarda vasat bir nispet bulmalıdır, şayet zayıf bir ateş murat ediyorsa bunlarda aynı nispeti gözetmelidir. Bütün bu nispetleri, hakiki hazırlık ve kat'i tecrübe marifetiyle bulmayı sizlere talim edeceğiz.
İmdi, şayet süblimleştirilecek maddeden külliyetli bir miktar yükseltmek dilerseniz, evvela yükseltilecek maddenin kabın dibinden bir el ayası yüksekliğe vasıl olmasını temin edecek vüs'atte bir süblimasyon kabı tedarik ediniz. Ocağınızı bu kaba öyle uydurunuz ki,
Aludel (yahut süblimasyon kabı), ocağın cidar ve kenarlarından her cihette iki parmak mesafede kalacak surette içine yerleşebilsin, bu ikmal edildikten sonra, her cüzüne eşit mertebede ateş isabet etsin diye, ocakta müsavi aralıklarla aynı nispette on adet hava menfezi açınız. Badehu ocağın içine, iki ucu ocak kenarlarına raptedilmiş enlemesine bir demir çubuk yerleştiriniz, bu çubuk ocağın dibinden bir karış [NOT: Başparmak ile serçe parmak arası açıklık] mesafede bulunmalı ve süblimasyon kabı bunun yaklaşık bir parmak kalınlığı kadar fevkine metin bir surette oturtulmalıdır, müteakip tasvirin beyan ettiği vechile etrafı ocağa sımsıkı kapatılmalıdır. Lakin o vakit tetkik ediniz, ocağınız dumanları kolayca ve serbestçe defedebilmekte midir ve alev, aludelin çevresinde bütün ocağın içinden engelsizce geçebilmekte midir, şayet öyleyse kemaliyle mütenasiptir, öyle değilse intizam bulmamıştır.
O vakit menfezlerini açmanız icap eder, şayet bu tarik ile salah bulursa pek aladır, şayet düzelmezse mecburen tağyir edilmelidir, zira kabın ocak cidarlarından mesafesi pek dardır. Bu sebepten cidar kenarlarını
tıraşlayınız, mesafeyi tevsi ediniz ve akabinde tecrübe ediniz.
Ve ocak dumandan büsbütün kurtuluncaya, alev aludelin çevresinde parıldayıncaya ve duman menfezlerden gayet serbest bir surette tahliye oluncaya değin, ihtiyaç hasıl oldukça menfezleri genişletmeyi ve kenarları yontmayı tekrar ediniz. Bu usul, süblimleştirilecek her miktar için kafi olup, ocağın cesametini tayin etmeye, menfezlerini tevsie ve kabın ocak cidarlarından fasılasını tespite matuf bir tecrübedir.
Fakat fırının kalınlığı hususundaki maksat şudur, şayet şiddetli bir ateş kastedilmekteyse, bu kalınlık başparmak da dahil olmak üzere bir el ayası genişliğine denk olmalıdır, fakat mutedil bir ateş niyet edildiyse, bu takdirde kalınlık bir el ayası kadar olmalıdır ve eğer daha hafif bir ateş kastedildiyse, iki parmak kalınlığında teşkil edilmelidir.
Aynı şekilde ağaçlardan da bir nispet tayin edilmelidir, zira sert ve sıkı dokulu ağaçlar kuvvetli bir ateş verir, süngersi olanlar zayıf bir ateş temin eder, kuru odunlar büyük ve çabuk tükenen bir ateş hasıl eder, yaş odunlar az ve uzun süren bir ateş verir, sert ağaçlar da pek uzun müddet dayanan bir ateşi besler, fakat süngersi ağaçların ateşi pek çabuk nihayete erer. Binaenaleyh aludel kabının mesafesi, havalandırma deliklerinin büyüklüğü ve küçüklüğü, fırının kalınlığı ile inceliği ve evvelce zikredilen odunların muhtelif nevileri dikkate alınarak, bütün ateşlerin çeşitleri ve bunların hakiki tecrübesi keşfedilmiş olur. Lakin havalandırma deliklerinin yahut odunların içeri atıldığı fırın kapısının daha fazla veya daha az kapatılmasıyla ve bunlara yapılacak ilave yahut eksiltmelerle, ateşin yanış müddetinin muayyen vakti tayin edilmiş olur, şöyle ki,
Böylece, adeta muayyen bir ilim vasıtasıyla, her ateşin kendi derecesinde ne kadar müddet muvazenet üzere kalabileceği malum kılınır. Bu tetkik sizin için gayet menfaatli ve elzemdir, zira bunun sayesinde emeğinizin mühim bir kısmından tasarruf edersiniz.
Bu cihetle, burada tarafımızdan zikredilen bu meselede ve sair hususlarda bizzat temrin ediniz, çünkü kendini bu işe hasreden öğrenir, bunu yapmayan ise bihakkın öğrenemez.
BÖLÜM VII Aludel (Yahut Süblimleştirici) Kabının Hangi Maddeden ve Ne Surette İmal Edileceğine Dair
Aludel kabındaki maksat, onun kalın camdan mamul olmasıdır, zira cam misali bir cevherden ve kalın olmadıkça başka hiçbir madde kifayet etmez.
Çünkü yalnızca cam ve onun gibi gözeneksiz olanlar, ruhların uçup gitmesine ve ateşle helak olup yok olmasına mani olabilir, oysa başka hiçbir madde buna münasip değildir, zira gözenekleri vasıtasıyla ruhlar tedricen eksilir ve zayi olup gider.
Bu ahvalde madenler de işe yaramaz, zira ruhlar, aralarındaki meyil ve yakınlık sebebiyle madenlerin içine nüfuz eder ve onlarla birleşir, bu yüzden madenlerin içinden geçip zayi olurlar, nitekim tarafımızdan ortaya konan delillerle de bu hakikat bedahetle ispat edilmiştir.
Hem tecrübe hem de zaruret ile sabittir ki, beyan ettiğimiz bu husus bihakkın doğrudur.
Binaenaleyh aludel terkibinde cam kullanmaktan içtinap etmemiz kabil değildir. Bu tertip mucibince,
Düz ve yuvarlak bir tabanı olan yuvarlak bir cam kap yahut konka yapılsın ve cidarlarının ortasını kuşatan bir cam kuşak veya kemer bulunsun [NOT: Bu tarifin anlaşılması güçtür.] ve mezkur konkanın kapağının kalınlığı nispetinde, kapağın cidarından eşit mesafede bulunacak surette bu kuşağın üzerine yuvarlak bir cidar inşa edilsin, ta ki kapağın kenarı bu aralığa hiçbir tazyik olmaksızın serbestçe oturabilsin.
Lakin bu cidarın yüksekliği, kuşağın yukarısında bulunacak ve konka cidarının yüksekliğine denk yahut bundan biraz daha fazla veya eksik bir mikyasta olmalıdır.
Bu ikmal edildikten sonra, bu iki cidar arasındaki boşluğun ölçüsüne muadil iki kapak yahut başlık yapılsın, her iki kapağın boyu mütesavi ve bir karış miktarınca olmalı, şekilleri de piramidal surette yeknesak teşkil edilmelidir, bunların üst kısmında, biraz sonra daha sarih izah edileceği üzere, bir tavuk tüyünün rahatça sığabileceği genişlikte, birinde bir, diğerinde bir olmak üzere iki denk delik açılmalıdır.
Şu halde bu konka kabındaki gaye, kapağının sanatkarın arzusuna göre serbestçe hareket ettirilebilmesi ve yapısının gayet mahirane tertiplenmesi suretiyle, herhangi bir balçık yahut sıva kullanmaksızın ruhların firar edebileceği hiçbir menfez bırakılmamasıdır.
Lakin bu kabı daha mükemmel bir surette tertip edebilen kimse, tarifimize mukayyet kalmaksızın dilediği gibi yapabilir. Yine de bu hususta hususi bir gayemiz vardır, şöyle ki,
Dahili konka, cidarlarıyla birlikte kapağın içine yarı yarıya girmelidir.
Zira dumanların tabiatı aşağı inmek değil yukarı yükselmek olduğundan, bu tertip sayesinde ruhların harice sızıp zayi olmadığını müşahade ederiz, bu sebeple zihnimizle idrak ettiğimiz bu usul, sair bütün yollardan üstündür. Sanatkar bunu bizzat tecrübe ettiğinde, bu babda hakiki bir tespitte bulunduğumuzu bizzat tasdik edecektir. Keza aludel başlığının sık sık tahliye edilmesi hedeflenir, aksi halde yükselen miktar haddinden fazla olduğunda süblimleşen cevherin bir kısmı dibe geri dökülür ve bu mükerrer hal sebebiyle süblimasyon müddeti lüzumsuz yere uzar.
Aynı şekilde bir diğer maksat da, aludel başlığının deliğine yakın yerde toz halinde yükselen cevherin, dipte gözenekli, berrak ve kap cidarlarına yapışık vaziyette, küçük topaklar halinde sabit ve yoğun olarak yükselmiş bulunan kısımdan daima ayrı tutulmasıdır, zira dipteki cevherin, başlığın deliğine yakın toplanan kısımdan daha az yanmaya maruz kaldığı bilinmektedir. Bu husus, akıl ve tecrübe mucibince evvelce zikredilenlerle sarih bir biçimde tevsik edilmiştir.
Lakin süblimasyonun letafet ve kemalatının delili zaten beyan edilmiştir, yani,
Cevherin berrak ve parlak bulunması, alevle kavrulmamış olması iktiza eder. Binaenaleyh kükürt ve arseniğin süblimasyonundaki maksadın kemali işte budur.
Eğer bu evsafta bulunmazsa, ameliyenin bütün maksatları yeniden mütalaa edilerek, süblime edilmiş madde zikredildiği veçhile kamil bir mertebeye erişene dek iş tekrar edilmelidir.
BÖLÜM VIII Cıva ve Ham Cıvanın Süblimasyonuna Dair
Şimdi ham cıvanın süblimasyonuna matuf bütün gayeyi tayin ve beyan edeceğiz.
Bu amel, maddenin topraksılığı fevkalade saflaştırıldığında ve sululuğu bütünüyle izale edildiğinde hitama erer.
Zira onda yanma bulunmadığından, bu yanıklığı bertaraf etme zahmetinden muaf kılınmış bulunuyoruz. Binaenaleyh fazlalık teşkil eden topraksılığı ayırmanın mahareti, cıvayı aralarında yakınlık ve meyil bulunmayan maddelerle karıştırmak ve bunların vasıtasıyla süblimasyonu defalarca tekrarlamaktır, deriz.
Talk, yumurta kabuğu kalsinasyonu ve beyaz mermer tozu bu kabildendir. Gayet ince dövülmüş cam ve hazırlanmış her neviden tuz da aynı şekilde bu maksada hizmet eder.
Zira bunlar vasıtasıyla o temizlenir, lakin onunla yakınlığı olan diğer şeyler vasıtasıyla (yetkinlik cisimleri olmadıkları müddetçe) bilakis bozulur, zira bu kabil tüm şeylerin kükürtsülüğü vardır ve bu kükürtsülük, süblimasyonda onunla birlikte yükselerek onu bozar. Ve bunu tecrübe ile doğru bulursunuz, zira kalay yahut kurşundan onu süblime ettiğiniz vakit, süblimasyonun ardından onun karalıkla lekelendiğini görürsünüz. Bu sebepten onun süblimasyonu, kendisiyle uyuşmayan bu kabil şeyler vasıtasıyla daha iyi icra edilir, lakin şayet kükürtsülükleri olmasaydı, kendisiyle uyuşan şeyler vasıtasıyla yapılması daha evla olurdu.
Bundan ötürü, bu süblimasyon kireçlerden (calx) diğer her şeyden daha iyi icra edilir, çünkü kireç onunla pek az uyuşur ve kükürtsülüğü yoktur.
Lakin onun fuzuli sululuğunu gidermenin yolu şudur, kendisinden süblime edileceği kireçlerle karıştırıldığında, ondan geriye hiçbir şey görünmeyene dek emdirme (imbibition) yoluyla kireçlerle iyice öğütülüp birbirine katılması ve akabinde emdirmenin sululuğunun ateşin gayet latif bir hararetiyle giderilmesidir, bu hararet çekildiğinde, diricıvanın (argentvive) sululuğu da onunla birlikte çekilir.
Yine de ateş öyle pek latif olmalıdır ki, onun vasıtasıyla diricıvanın bütün cevheri yükselmesin.
Bu sebepten, ufalama ve latif pişirme ile emdirmenin çok kereler tekrarından ötürü, onun büyük sululuğu yok edilir, bunun bakiyesi ise süblimasyonun sıklıkla tekrar edilmesiyle giderilir. Ve onun, beyazlığında karı geride bırakarak gayet ak olduğunu ve kabın cidarlarına adeta ölü gibi yapıştığını gördüğünüzde, süblimasyonunu tortular olmaksızın yeniden tekrarlayınız, zira onun bir kısmı tortularla sabitlenmiş halde yapışıp kalır ve hiçbir hünerle onlardan asla ayrılamaz.
Yahut daha sonra, aşağıda size açıkça öğretileceği üzere, onun bir cüzünü sabitleyiniz. Ve onu sabitlediğiniz vakit, geriye kalan cüzün süblimasyonunu tekrarlayınız ki o da aynı veçhile sabitlenebilsin. Sabitlendiğinde onu muhafaza ediniz, lakin evvela ateş üzerinde tecrübe ediniz.
Şayet iyi akarsa, o vakit cıva süblimasyonunu layıkıyla idare etmişsiniz demektir, lakin akmazsa, ona süblime edilmiş diricıvanın küçük bir cüzünü ekleyiniz ve muradınıza erene dek süblimasyonu tekrarlayınız, zira şayet parlak, gayet ak bir renge sahip ve gözenekli ise, o vakit onu iyi süblime etmişsinizdir, değilse, hayır.
Bu sebepten, süblimasyon vasıtasıyla yapılan terbiyesinde asla ihmalkâr olmayınız, zira kusurlu cisimlerden herhangi birine ve kendi terbiyesiz cismine atımında (projeksiyonunda), onun arılığı yahut temizliği nasıl ise yetkinliği de öyle olacaktır. Yine de burada dikkat ediniz ki, bazıları onun vasıtasıyla demir husule getirmiştir, bazıları kurşun, kimi bakır ve diğerleri de kalay.
Bu durum onların başına, bazen yalnızca onun, bazen de kükürdün yahut onunla karışmış olan eşinin terbiyesindeki ihmalkârlıktan ötürü gelmiştir. Lakin şayet mezkûr mevzuyu süblime ederek dosdoğru temizler ve yetkinleştirirseniz, benzeri olmayan, sağlam ve kusursuz bir beyazlık tentürü olacaktır.
Markazitin Süblimasyonu Hakkında
Böylece, diricıvanın süblimasyonundaki maksadın hulâsası kâfi derecede beyan edildiğinden, şimdi markazitin süblimasyonuna geliyoruz, bunun iki yolu vardır.
Biri akkorlaşma (ignition) olmaksızın icra edilir, diğeri akkorlaşma ile, zira onun iki türlü cevheri vardır, yani biri tabiatında saf olan kükürt, diğeri öldürülmüş diricıvadır.
İlki kükürt olarak faydalıdır, ikincisi ise öldürülmüş ve itidalle terbiye edilmiş diricıva olarak faydalıdır. Bu sebepten biz bu sonuncusunu alırız, çünkü onun sayesinde evvelki diricıvadan ve onu öldürme zahmetinden kurtulmuş oluruz.
Bu mevzunun süblimasyonunun kâmil yolu, onun toz haline getirilip bir aludele konulması ve mezkûr sebepten ötürü süblime olan şey daima ve pek sık aralıklarla uzaklaştırılarak, kükürdünün akkorlaşma olmaksızın süblime edilmesidir, daha sonra ateşin şiddeti aludelin akkorlaşmasına dek artırılır. Ve markazitin ilk süblimasyonu bir süblimasyon kabında yapılmalı ve kükürt ayrılana dek sürdürülmelidir, ameliyeye, içindeki kükürtten ne varsa hepsinin büsbütün dışarı çıktığı aşikâr olana dek, ardı ardına ve nizamla devam edilmelidir. Bu durum şu bariz tecrübelerle ispatlanabilir.
Zira bütün kükürdü yükseldiğinde, onun renginin gayet berrak, hoş ve semavi bir renkle karışık, son derece ak bir renge dönüştüğünü göreceksiniz.
Ayrıca bunu başka türlü de ispat edersiniz, zira kükürt tabiatında olacak şey, kükürt gibi yanacak ve alev verecektir.
Lakin o süblimattan sonra, ikinci olarak süblime edilecek olan şey ne alev alacak ne de kükürt hususiyetleri gösterecektir, bilakis süblimasyonun tekrarında öldürülmüş diricıvanın hususiyetlerini gösterecektir.
Markazitin İçinde Layıkıyla Süblime Edilebileceği Kap Hakkında
Bu sebepten, onun şu şekilde olan süblimasyon yolu vasıtasıyla bunu anlıyoruz,
Bir insanın boyunun yarısı uzunluğunda, lakin kutru itibarıyla genişliği elin rahatça girebileceğinden fazla olmayan, gayet sağlam ve iyi pişmiş kilden bir kap yapılmalıdır.
Bu kabın, ayrılıp birleştirilebilecek şekilde yapılması gereken dibi, düz bir kâsenin yahut pek derin bir çorba kâsesinin benzeri veçhiyle yapılmalıdır, yani üst ağzından dibine kadar olan derinliği parmaklarıyla birlikte bir el uzunluğunda olmalıdır.
Ve o mahalden yahut hareketli dipten başlığa kadar kap, içeriden pek kalın bir sır ile gayet itinalı bir şekilde sırlanmalıdır.
Ve kabın başlığına, geniş burunlu yahut emzikli bir imbik uydurulmalıdır, zira o şey en iyi bu kabil bir kapta süblime edilir.
Bu sebepten dip kısmı, gayet muhkem ve tutucu bir balçıkla (lute) kabına birleştirilmeli ve markazit o dibin üzerine yahut içerisine yayılmalıdır, ardından imbik üst kısma oturtulmalıdır, böylece gümüşün yahut bakırın erime ateşi gibi kuvvetli bir ateş verme hususiyetine sahip olan bir fırına yerleştirilmelidir, bunu eserimizin hulâsasında, bütün aletlerin çeşitlerini beyan edeceğimiz yerde size kâfi derecede tarif edeceğiz.
Ve bu tamamlandığında, fırınınızın üst kısmını, kabın büyüklüğüyle mütenasip, ortasında bir delik bulunan yassı bir demir çember yahut halka ile çevrelemelisiniz ki kap onun içinde sabit durabilsin.
Akabinde kabın ve fırının çevresindeki yarıkları balçıkla sıvayınız ki oradan çıkan ateş süblimasyonunuzun yapışmasına mâni olmasın, mezkûr yassı halkada yahut çemberde, fırının cidarlarının etrafına kömürlerin atılabileceği, açılıp kapanabilen yalnızca dört küçük pencere yahut kapak bırakınız.
Aynı şekilde, kömürlerin içeri atılması için bunların altında ve aralarındaki boşluklarda dört başka delik ve serçe parmağın cesametine denk, hiçbir surette kapatılmaması icap eden altı yahut sekiz daha küçük delik bırakılmalıdır, ta ki ateş bunlar vasıtasıyla kendisini dumanlı buharlardan [exosities/fumofities] kolayca kurtarabilsin. Bu son delikler, ocağın mezkûr çemberle birleştiği hatta açılsın.
Lakin o ocak büyük bir ateşleme gücüne maliktir ki yan cidarları iki arşın yüksekliğinde olup, ortasında birbirine pek yakın çok sayıda küçük delikle delinmiş ve balçıkla ocağa muhkem surette bağlanmış yuvarlak bir ızgara yahut çark bulunur. Kül yahut kömürlerin bunlardan daha serbestçe düşebilmesi ve ızgaranın havanın daha serbest kabulü için mütemadiyen açık kalabilmesi maksadıyla, bu deliklerin üst kısmı yukarıda daha dar yahut küçük, lakin aşağıda daha geniş yahut ferah olmalıdır. Zira havanın alt deliklerden serbest ve bolca girmesi, ocağın büyük bir ateşleme hasıl etmesinin başlıca sebeplerindendir. Bu sebeple bu işte maharet kesbet ve sırra vakıf ol. Lakin kabın bu denli uzun olmasının sebebi, büyük bir kısmının dik durması, ateşin ötesine uzanması ve soğuk tutulmasıdır, ta ki yükselen süblimleşmiş maddenin buharları soğuyacak bir mahal bulup oraya yapışsın, bir kaçış yolu bulup yok olup gitmesin.
Kısa süblimleştiricilerde süblimasyon yapıp da süblimleşmiş maddeden geriye hiçbir şey bulamayan kimse bunu pek iyi bilir, zira kabının kısalığı sebebiyle ateş, kabın tamamında müsavi hararetteydi. Bu sebeple, süblimleştirilecek madde buhar cevherine dönüşmüş vaziyette kaldı, hiçbir mahalle yapışamadı ve kabın gözeneklerinden azar azar yok olup gitti.
Bundan ötürü, her şeyin süblimleştirilmesinde kabın büyük kısmı ateşin hayli üzerinde yükselmeli, ta ki aynı uzatılmış kısım bir soğutucu vazifesi görsün.
Lakin kabın sırlanmasının, camla kaplanmasının sebebi, yükselen buharların yükseliş mahallinde aludelin [NOT: Aludel, üst üste geçen başlıksız süblimasyon çömlekleridir] çeperlerini gözenekli bulup bunlardan sızarak kaçmalarına mani olmaktır. Bu sebeple, kaçış yollarının önü kesilsin diye yükseliş mahalleri sırlanır.
Fakat kabın dibi sırlanmaz, zira ateşin içinde durur ki bu da sırrı eritir, o sır eridiğinde ise hem dibin kendisi hem de süblimleştirilecek madde eriyip cama döner.
Zira camın tabiatı her şeye galip gelmek ve onları kendine çevirmektir. Bu sebeple, bütün bu hususlar ve sebepleri nazara alınarak, kamil bir tecrübe ile tamamının yükseldiğinden emin oluncaya değin ateşin kabın altında devam ettirilsin.
Bunun tecrübesi, süblimasyonun hasıl edildiği maddenin yakınına, ucunda neredeyse ortasına kadar uzanan ve serçe parmak cesametine uyan küçük bir delik bulunan, iyi fırınlanmış kilden bir çubuk sokmaktır.
Şayet bu deliğe yükselen bir şey yapışırsa tamamı süblimleşmemiş demektir, lakin yapışmazsa o vakit süblimasyon nihayete ermiştir.
Bu usul vasıtasıyla, süblimleştirilecek her maddede ameliyenizin nihayetinden emin olabilirsiniz.
Magnezya ve Tutyanın Süblimasyonu, Kusurlu Bedenler ve Onları Yükselten Maddenin İlavesi Hakkında
Magnezya ve tutyanın süblimasyonundaki niyet, markasitin son süblimasyonundaki niyetle aynıdır. Zira bunların hiçbiri yüksek ateş olmaksızın süblimleştirilemez.
Bu sebeple hepsinin maksadı birdir, sebepleri ve tecrübeleri aynıdır ve umumi tek bir nizama tabidir. Çünkü yüksek ateşle süblimleştirilen her şeyin tortusuz süblimleştirilmesi zaruridir, zira kendi içlerinde kafi miktarda, hatta haddinden fazla tortu barındırırlar, bunun nişanesi de süblimasyonlarındaki müşkülattır.
Aynı şekilde kemalden noksan kalmış bütün bedenler de aynı nizamda süblimleştirilir, şu farkla ki bedenlerdeki süblimasyon ateşi magnezya, markasit ve tutyaya nispetle daha şiddetli olmalıdır, başkaca bir tefriki yoktur.
Ve yine, bazı bedenlerin kendilerini yükseltmek için bir başka şeyin zammına muhtaç olması, diğerlerinin ise olmaması haricinde bedenler süblimasyonlarında bir tefrik göstermezler. Lakin bedenlerin süblimasyonunda tecrübe ile makbul bulunmuş hususi bir mülahaza vardır, o da süblimleştirilecek bedenin kabın dibine birden ve büyük miktarda konulmamasıdır, zira maddenin çokluğu süblimasyona mani olur. Keza süblimleştiricinin dibi çukur değil düz olmalıdır, ta ki dip üzerine müsavi ve ince bir surette yayılmış olan beden, bütün cüzleriyle müsavi ve bol miktarda yükselsin.
Yükseltici maddelerin karışımına muhtaç olan bedenler, erimelerindeki ağırlık sebebiyle Venüs ve Mars'tır. Bu yüzden Venüs tutyaya, Mars ise arsiniğe muhtaçtır, bunlarla kolayca yükselirler, zira tabiatları ekseriyetle bunlarla uyuşur.
Binaenaleyh, bunlar teemmül edildikten sonra süblimasyon, tutyada ve süblimasyon hususunda ona benzeyen şeylerde olduğu veçhile icra edilsin, süblimasyonları da sebepleri ve tecrübeleriyle birlikte aynı nizam üzere tertip edilsin.
İniş (Descensio) ve Pastiller Yoluyla Tasfiye Usulü Hakkında
Süblimasyonun maksatları bütün sebepleriyle beyan edilmiş olduğundan, geriye iniş (descensio) ameliyesini, sebepleri ve keza mukarrer ve kamil nizamı ile göstermemiz kalmaktadır. Zira bunun icadının üç türlü sebebi vardı, birincisi, kimyevi iniş kabı denen o kaba herhangi bir madde konulduğunda, erimesinin akabinde kabın deliğinden aşağı inebilmesi ve bu iniş vasıtasıyla onun akışkanlık kazandığından emin olunmasıdır.
Diğer bir sebep, zayıf bedenlerin kireçlerinden [calx] indirgenmelerinden sonra yanmaktan bu yolla muhafaza edilmesidir.
Zira zayıf bedenleri kireçlerinden indirgemeye kalkıştığımızda, onların bütün cevherini bir defada indirgeyemeyiz.
Bu sebeple, evvela bedene irca olunan o cüz tamamının indirgenmesini bekleyecek olursa, büyük bir miktarı ateş sebebiyle zayi olup gider.
Bundan ötürü, bir cüzün indirgenir indirgenmez ateşten uzaklaştırılabilmesi zaruret icabı akıl edilmiştir. Ve bu amel iniş kabı ile vücuda gelir.
Bunun icadının üçüncü sebebi, bedenlerin her türlü yabancı nesneden tasfiyesi idi.
Zira Beden akış halinde safça aşağı iner ve kendine yabancı olan her şeyi kabın çukurluğunda bırakır. Bu sebeple iniş usulü (descension) bu üç zaruri illetten ötürü icat edilmiş olduğundan, şimdi bunun usulünü, evvelemirde aleti ve kısımlarıyla tayin edelim.
Bunun temini için deriz ki, kabın sureti öyle olmalıdır ki dibi sivri, cidarları pürüzsüz bulunmalı ve mezkur sivriliğe, yahut dipteki noktaya doğru farksız bir meyil ile nihayetlenmelidir, kapağı ise (şayet gerekirse) düz yahut yassı bir tabak şeklinde yapılmalı ve kaba layıkıyla intibak etmelidir, kap ile kapağı ise ateşte kolayca çatlamayan, iyi ve muhkem balçıktan imal edilmelidir.
Bundan sonra, inmesini arzu ettiğiniz maddeyi, aynı balçıktan mamul ve kabın dibinden ziyade ağzına yakın surette yerleştirilmiş yuvarlak çubukların üzerine koyun. Müteakiben kabın üzerini örtüp birleşim yerlerini lületerek kömür ateşi içine yerleştirin ve maddenin tamamı altta duran kaba inene değin körükleyin.
Fakat (şayet maddenin erimesi güç ise) bu madde düz yahut hafif çukurluğu haiz bir tabla üzerine konulabilir, böylece madde akış haline geçtiğinde, iniş aletinin (descensory) başı eğilerek maddenin kolaylıkla aşağı süzülmesi sağlanır.
Zira bedenler bu usulle tasfiye olunur. Lakin pastiller vasıtasıyla daha iyi tasfiye edilirler ki bu tasfiye tariki, iniş aletinin tasfiye edişiyle birdir. Bu sebeple o usul sayesinde bu zahmetten muaf oluruz, zira o bedenlerin tortularını, tıpkı bir iniş aleti gibi ve hatta daha iyi tutar, bu yüzden onun tarzını beyan ederiz.
Temizlenmesi murat edilen bir bedeni alır, onu gayet ince zerreler veya eğe talaşı yahut (ki bu daha mükemmeldir) bir kireç (calx) haline getiririz, bununla erimesi murat edilmeyen başka bir kireci karıştırırız, sonra bedeni [okunamadı]. Zira bu usulün sıkça tekrarıyla bedenlerin temizlendiğini müşahede ederiz, lakin bu kamil bir arınma değildir ki kamil arınmanın yetkinliğin ta kendisi olduğunu biliriz, yine de faydalı bir arınmadır ve bu sayede yetkinliğe kabiliyeti olan bedenler daha iyi ve daha kamilen dönüştürülebilir.
Zira bu dönüşümden evvel yerine getirilmesi icap eden bir ameliyat vardır, lakin her bir ameliyat aşağıda size layıkıyla beyan olunacaktır. Burada sizlere sadece iniş aletinin bir tarifini vermekteyiz.
BÖLÜM XIII
Damıtma ve İlletleri ile Bunun İmbik, İniş Aleti ve Süzgeç ile Olmak Üzere Üç Nevi Hakkındadır.
GAYEMİZE tebaan, damıtmadan ve bunun illetlerinden bahsetmemiz münasiptir, damıtma, sulu buharların kendi kapları içerisinde yükselmesidir. Ve damıtma muhtelif nevilere ayrılır. Zira kimi damıtmalar ateş ile, kimileri ise ateşsiz vuku bulur. Ateş ile yapılanlar iki kısımdır, biri imbiğin içine yükselme yoluyladır, diğeri ise nebati yağların vasıtasıyla çıkarıldığı kimyevi iniş aleti iledir. Damıtmanın icat edilme sebebi ve umumiyetle her damıtmanın icadının umumi sebebi, akışkan maddenin bulanık tortularından tasfiyesi ve çürümeden muhafaza edilmesidir.
Zira damıtılmış bir nesnenin (hangi nevi damıtmayla olursa olsun) daha saf kılındığını ve çürümeden daha iyi muhafaza olunduğunu görürüz. Lakin imbiğin içine uruç ederek yapılan damıtmanın hususi sebebi, topraktan ari, saf su elde etme arzusudur.
Bunun tecrübesi ise şudur ki bu suretle damıtılan suyun hiçbir tortu barındırmadığını görürüz. Saf suyun icadının sebebi, tinsel özlerin (spirit) ve pak ilaçların içirilmesi (imbibition) idi.
Misal vermek gerekirse, içirmeye ihtiyaç duyduğumuzda, çözülmesinden sonra geriye hiçbir tortu bırakmayan saf suya muhtaç oluruz, aksi halde bu tortu sebebiyle ilaçlarımız ve temizlenmiş tinsel özlerimiz bulaşabilir ve bozulabilirdi.
Lakin iniş yoluyla yapılan icadın sebebi, tabiatı itibarıyla saf yağın çekilip çıkarılması idi, zira yükselme yoluyla, yağ yanıcı tabiatı muhafaza olunarak elde edilemez.
Ve böyle bir arayış hem de cevherine karışmış bulunan rengin elde edilebilmesi içindi, zira bu hal işe yarayabilir. Lakin süzgeç ile yapılan damıtma ateşsiz icra olunur ve bunun icadının sebebi yalnızca suyun berraklığı idi. Şimdi sizlere damıtmanın usullerini illetleriyle göstereceğiz.
Bu sebeple, yükselme ile yapılan damıtmanın iki tariki yahut usulü vardır.
Zira biri kül dolu toprak bir çanakta icra edilir, diğeri ise amel kemale erdirilmeden evvel matara yahut damıtma imbiği kırılmasın diye saman veya yünle tertiplice yerleştirilmiş su kabıyla icra olunur.
Kül ile yapılan, daha büyük, daha kuvvetli ve daha şiddetli bir ateşle; su ile yapılan ise hafif ve mutedil bir ateşle icra olunur. Zira su, kül gibi ateşin şiddetini kabul etmez.
Binaenaleyh, külde yapılan damıtmayla renklerin ve toprağın daha kesif kısımlarının yükselmesi mutat iken, suda yapılanla daha latif, renksiz ve yalın su tabiatına daha ziyade yaklaşan kısımlar yükselir.
Bu yüzden, suda damıtma ile külde damıtmaya nispetle daha latif bir ayrışma hasıl olur. Kül vasıtasıyla yağı damıttığında, yağı toplama kabına neredeyse hiç tebeddül etmeksizin alan, lakin onun cüzlerini tefrik etmek isteyerek zarureten onu suyla damıtmaya mecbur kalan kimse bunun hakikat olduğunu bilir.
Ve ardından bu meşakkati tekrarlayarak yağı unsuri cüzlerine ayırdı, öyle ki gayet kızıl bir yağdan son derece beyaz ve gayet berrak bir su çıkardı, yağın bütün kırmızılığı ise kabın dibinde kaldı. Dolayısıyla bu üstatlık ameliyatı (magistery) vasıtasıyla, her nebati şeyin, nebattan neşet ederek varlığa gelen şeylerin ve bunlara benzeyen her nesnenin cümle unsurlarının mutlak tefrikine zaruri olarak varmalıyız, iniş yoluyla yapılan ameliyatla ise her şeyin, yani cümle nebatatın ve benzerlerinin yağını katiyetle elde edebiliriz, süzgeç ile yapılanla da her akışkan nesnenin berraklığını kesbederiz.
Yine de bütün bu hususlar, pek az şey bilen ya da hiçbir şey bilmeyen kimselerce dahi bilinir, lakin şayet bir kimse bunları bilmiyorsa, bu üstatlıktan yana hiçbir şey bilmiyor demektir. Bundan ötürü ameliyatta bizzat tecrübe etsin, böylelikle hakikate erişecektir.
Kül vasıtasıyla yapılanın tertibi şöyledir, fırına uygun, mezkûr süblimasyon fırınına benzer, fırının çeperlerine aynı mesafede ve benzer hava deliklerine sahip sağlam bir toprak tava alınır. Bu tavanın tabanına bir parmak kalınlığında elenmiş kül konulmalı, külün üzerine damıtma kabı oturtulmalı ve etrafı neredeyse ibriğin boynuna varacak yükseklikte aynı külle kuşatılmalıdır. Bu yapıldıktan sonra, damıtılması murat edilen madde içine konur. Nihayetinde kap, kendi ibriğiyle örtülür, damıtılacak olanın uçup gitmemesi için bu ibriğin boynu alttaki cucurbitin [NOT: cucurbit, damıtma kabının alt gövdesidir] boynunu ibriğin kavisli kanalına kadar içine almalıdır, ibrik, cucurbitine sıkıca kille sıvanıp balçıklanır ve damıtmaya başlayana dek ateşe verilir. Ancak hem ibrik hem de cucurbiti camdan olmalıdır.
Ateş, damıtmanın icabına göre artırılmalı, ta ki ateşin zorlamasıyla, damıtılması gereken her şeyin damıtılıp ayrıldığı anlaşılana dek sürdürülmelidir.
Su vasıtasıyla yapılan ikinci damıtma maksadının tertibi, kap ve ibrik hususunda buna benzer, yine de şu cihetten ayrılır, şöyle ki,
Bunda, demir yahut pirinç bir tava alınmalı ve söylendiği üzere fırına uydurulmalıdır. Akabinde, cucurbit kırılmasın diye tavanın iç tabanına üç parmak kalınlığında bir saman, yün yahut benzeri bir maddeden yatak serilmelidir. Cucurbitin etrafı neredeyse ibriğin boynuna varacak kadar aynı saman veya benzeri şeylerle kuşatılmalı, bunların üzerine pek çok küçük çırpı yahut çubuk yayılmalı ve çubukların üzerine ağırlıklarıyla samanı yahut benzeri maddeyi cucurbit ve ibrikle birlikte bastıracak, tavanın dibine doğru sıkıca ve kımıldamadan basılı tutacak ağır taşlar konmalıdır, ta ki su sebebiyle hareket etmesinler yahut yukarı kalkmasınlar ve bu kımıldanma camın kırılmasına ve damıtılacak maddenin ziyan olmasına yol açmasın.
Müteakiben, taşlarla bastırılmış samanın ve çubukların üzerine, tava dolana dek su dökülür.
Bu tamam olunca, altına ateş verilir ve her şey damıtılıp bitene kadar damıtılır.
İniş yoluyla yapılanın tertibi şöyledir, kapağıyla birlikte camdan bir iniş kabı (descensory) yapılır, damıtılacak olan içine konur, ardından kapağı kille sıvanır ve tepesine yahut üzerine ateş yakılır, zira bunun damıtması aşağıya doğru iner.
Süzgeç vasıtasıyla yapılanın tertibi şöyledir, damıtılacak sıvı taştan bir çanağa konur, süzgecin daha geniş kısmı mezkûr sıvının içine, çanağın ta dibine kadar daldırılır, lakin dar kısmı mezkûr kabın ağzından dışarı sarkar.
Damıtılanı toplamak için süzgecin bu ucunun altına başka bir kap konmalıdır.
Binaenaleyh, süzgeç damıtmaya başladığında, evvela ıslatıldığı su damıtılacaktır, bu kesilince, damıtılacak sıvı arkasından gelir. Şayet bu sıvı henüz berrak değilse, gayet berrak bir surette damıtılana dek tekrar tekrar çanağa dökülüp yeniden damıtılmalıdır.
Lakin gayet kolay olan bütün bu ameliyeler, büyük bir ispata muhtaç değildir, bu sebeple orayı sükûtla geçmek isterim.
Her türlü damıtmanın bütün kaplarına dair tarafımızca burada ikmal edilen tasvir işte bundan ibarettir.
BÖLÜM XIV. Gerek Cisimlerin Gerekse Ruhların Kalsinasyonu, Sebepleri ve Usulleri Üzerinedir.
Damıtmanın bahsinden sonra, kalsinasyon üzerine kelam etmeye geçiyoruz.
Kalsinasyon, cüzleri bir arada tutan rutubetin yok edilmesi suretiyle bir nesnenin ateşle toz haline getirilmesidir.
Bunun keşfedilmesinin sebebi, yakıcı, bozucu ve kirletici kükürtlüğün ateş marifetiyle giderilebilmesidir. Yine de bu, kalsine edilecek nesnelerin muhtelif oluşuna göre değişiklik arz eder.
Zira cisimler kalsine edilir, ruhlar da kalsine edilir, hatta bunların tabiatına yabancı başka nesneler dahi kalsine edilir, lakin farklı bir maksatla. Kusurlu cisimler iki türlü olduğuna göre, şöyle ki,
Venüs ve Mars gibi sert olanlar ile Jüpiter ve Satürn gibi yumuşak olanlar, ki bunların hepsi kalsine edilir, bunları umumi ve hususi olmak üzere muhtelif maksatlarla kalsine etme zarureti hâsıl olmuştur.
Bunların hepsi tek bir umumi maksatla kalsine edilir, bu da onların bozucu ve kirletici kükürtlüğünün ateşle yok edilmesidir.
Zira kalsinasyon olmaksızın uzaklaştırılamayacak her yakıcı kükürtlük, her nesneden bu yolla yakılıp atılır. Cismin kendisi katı olduğundan ve bu katılık sebebiyle cıvanın cevherindeki kesintisizliğin içine gizlenmiş olan batıni kükürtlük yanmaktan korunduğundan, ateşin en ufak cüzlerine dahi serbestçe ulaşıp kükürtlüğü ondan yakıp uzaklaştırabilmesi ve cisimdeki cıva sürekliliğinin bunu muhafaza etmemesi için, onun bu kesintisizliğini ayırmak zaruri olmuştur.
Aynı şekilde, bundaki müşterek maksat, topraksılığın tasfiyesidir,
Zira cisimlerin mükerrer kalsinasyon ve indirgeme (redüksiyon) ile arındığı görülmüştür, nitekim bunu ileride izah edeceğiz.
Hususi kalsinasyon ise yumuşak cisimlere mahsustur ve şu iki maksadı taşır, bunun vasıtasıyla sertleştirme ve sabitleme gayesi güdülür, bu da üzerlerinde kalsinasyonun ateşli ve mahirane tekrarıyla elde edilir, bunun hakkında sonraki risalede söz söylememiz münasiptir. Zira bu hüner marifetiyle onların aşikâr bir biçimde sertleştiğini görmekteyiz.
Lakin ruhların kalsinasyonunun keşfedilme sebebi, daha iyi sabitlenebilmeleri ve suya daha kolay çözünebilmeleridir.
Zira kalsine edilmiş nesnelerin her türü, kalsine edilmemiş olanlardan daha sabittir ve daha kolay çözünür, nitekim ateşle daha ziyade letafet kazanmış kalsine maddenin cüzleri, sularla daha kolay karışır ve suya dönüşür.
Tecrübe sahibi iseniz, bunun hakikaten böyle olduğunu görürsünüz. Diğer nesnelerin kalsinasyonu ise zaruri ihtiyaçlara hizmet eder [okunamadı]
Ruhların ve Bedenlerin Hazırlanışı
Ruhların ve bedenlerin hazırlanması gerekliliği üzerine, ki bu hazırlıktan ileride daha geniş bir şekilde bahsedeceğiz, ancak bu şeylerden herhangi biri veya benzerleri mükemmellik mertebesinde değildir. Dolayısıyla, kalsine edilecek şeylerin çeşitliliği sebebiyle kalsinasyonun yolu veya yöntemi muhteliftir. Zira bedenler, ruhlardan veya diğer şeylerden farklı biçimde kalsine edilir.
Ayrıca bedenler, birbirinden farklı oldukları cihetle benzer şekilde muhtelif tarzda kalsine edilir. Zira yumuşak bedenlerin, kalsinasyonun gayesine uygun umumi tek bir yolu vardır, nitekim her ikisi de yalnızca ateş ile kalsine edilebileceği gibi, hazırlanmış veya hazırlanmamış tuzun keskinliği vasıtasıyla da aynı şekilde kalsine edilebilir. Binaenaleyh, yalnızca ateş ile icra edilen ilk kalsinasyon şu suretle hazırlanır,
Bir çorba kâsesi biçiminde şekillendirilmiş, yapısı gayet muhkem, kalsinasyon fırınına altına kömürlerin atılabileceği ve körüklenebileceği tarzda oturtulmuş, demirden veya topraktan bir kaba sahip olmalısınız. Bunlar bu tertip üzere tanzim edildikten sonra, demir bir sacayak veya üç taş sütun üzerine sağlamca yerleştirilmiş, aynı şekilde kıpırdamaması için fırın kenarları ile kap arasına sıkıştırılmış üç veya dört taş vasıtasıyla fırınının duvarlarına muhkemce tespit edilmiş kabınızın içine kurşun yahut kalay atmalısınız. Fırının sureti, yukarıda zikredilen ve ileride daha etraflıca beyan edilecek olan büyük korlaşma fırınının suretiyle aynı olmalıdır. Bu sebeple mezkûr fırında, süblimasyon kabınızın altında, kalsine edilecek bedenin erimesine kâfi gelecek ateşi yakınız.
Beden, ateşin hararetiyle üzerinde siyah bir kabuk bağladığında, bunu bir spatula veya demirden yahut taştan yapılmış, kalsine edilen maddeyi kirletecek surette yanmasına izin vermeyecek diğer münasip bir alet ile üzerinden toplayınız.
Kabuğun bu şekilde çekilip alınması yahut sıyrılması, bedenin tamamı toza tebdil oluncaya dek sürdürülmelidir. Şayet bu Satürn ise, kalsine edilen madde pek sarı veya kırmızı bir renge dönene kadar daha şiddetli bir ateş tatbik edilmelidir.
Şayet Jüpiter ise, o da benzer surette, kalsine edilen madde tam bir beyazlığa tebdil oluncaya dek ateşe maruz bırakılmalı ve kalsinasyonu tahkik edilmelidir. Yine de bu hususta sanatkârın iyice tembih edilmesini isteriz ki, Satürn kendi kalsine edilmiş hâlinden kolaylıkla geri dönüştürülür, fakat Jüpiter son derece müşkülatla geri döner. Bu sebeple ihtiyatlı davranmalıdır ki, Satürn'ü ilk toz hâline getirişinden sonra haddinden fazla ateşe maruz bırakıp yanılmasın ve böylece mükemmelleşmeden evvel kalsine edilmiş maddeyi tekrar bedene dönüştürmesin.
Zira o, ateşte itidale muhtaçtır ve bu ateş, kalsine edilmiş hâlinde sabitlenene, kolayca geri dönüştürülemez bir hâl alana dek ihtiyatla, tedricen ve yavaşça artırılmalıdır, ta ki kalsine edilmiş özü bütünüyle kemale erdirmek için kendisine daha şiddetli bir ateş verilebilsin. Kezalik, geri dönüşümündeki müşkülat sebebiyle Jüpiter hususunda da hata yapmamaya dikkat etmelidir, öyle ki kalsine edilmiş hâlini geri dönüştürmeyi murat ettiğinde, onu dönüştürülmüş bulamayıp önceki hâlinde kalmış yahut cama dönüşmüş görmesin ve bundan ötürü onun geri dönüşümünün gayrimümkün olduğuna hükmetmesin.
Zira deriz ki, kalayın geri dönüştürülmesinde şiddetli bir ateş tatbik edilmezse geri dönüşüm vaki olmaz, şayet şiddetli bir ateş tatbik edilirse de mutlaka geri dönüşeceği hükmü çıkmaz, bilakis cama tebdil olması pek mümkündür.
Bunun sebebi şudur ki Jüpiter, tabiatının derinliğinde cıvanın uçucu cevherini saklar, bu cevher ateşte uzun müddet tutulursa uçar gider ve bedeni rutubetinden mahrum bırakır, öyle ki madeni bir bedenin eriyişine dönmektense camlaşmaya daha yatkın bulunur.
Zira kendi tabii rutubetinden mahrum kalmış her şey, camlaştırıcı bir ergimeden başkasını vermez.
Buradan zaruri olarak şu netice çıkar ki, sanatkâr şiddetli bir ateşin süratli kuvvetiyle onu çarçabuk geri dönüştürmek için acele etmelidir, zira aksi takdirde geri dönüştürülemez. Bu sebeple bu hususta pratik yapsın, böylece onun bilgisine vasıl olacaktır.
Bu iki bedenin, tuzun keskinliği vasıtasıyla icra edilen kalsinasyon yolu şöyledir ki erimeleri esnasında üzerlerine parça parça, pek çok kereler tuz dökülür ve ateş üzerinde bir demir çubukla ziyadesiyle karıştırılarak harman edilir, ta ki tuzun karışımı sayesinde küle tebdil olana kadar.
Ve daha sonra, aynı mükemmelleştirme yoluyla, kendi hususi kaideleri dairesinde bunların kalsine edilmiş hâlleri yetkinleştirilir.
Fakat bu iki bedenin kalsinasyonunda dahi bir tefrik mevcuttur. Zira kurşun, kalsinasyonun ilk safhalarında kalaya kıyasla daha kolay toza tebdil olur, lakin kalsine edilmiş hâli, kalayın kalsine edilmiş hâline nazaran daha kolay yetkinleşmez. Bu farklılığın sebebi, Satürn'ün Jüpiter'e kıyasla daha sabit bir rutubete malik olmasıdır.
Venüs ve Mars'ın kalsinasyon yolu ise birdir, ancak erimelerindeki müşkülât sebebiyle evvelkinden farklıdır. Şöyle ki plaka hâline getirilmiş bu bedenlerin her ikisi de korlaşana dek ısıtılmalı, fakat eritilmemelidir.
Zira ihtiva ettikleri büyük miktardaki topraksılık ile yakıcı ve uçucu kükürt bileşeninin geniş mikyası sebebiyle, bu yolla kolaylıkla kalsine hâle getirilirler. Bunun sebebi şudur ki cıvanın cevheriyle karışmış olan ziyade topraksılık yüzünden, cıvanın layıkıyla devamlılığı kesintiye uğrar.
Böylelikle içlerinde gözeneklilik hâsıl olur, bu gözeneklerden kükürt bileşeni geçerek uçup gidebilir ve ateş bu vesileyle ona nüfuz ederek mezkûr maddeyi yakar ve yükseltir.
Bundan dolayı kısımlar daha seyrek bir hâl alır ve bu seyreklik sebebiyle sürekliliğin inkıtaa uğraması neticesinde küle tebdil olur.
Bunun tecrübesi aşikârdır, zira kor hâline getirilen bakır plakalar kükürtlü bir alev neşreder ve yüzeylerinde toz hâline getirilebilir cüruflar peydahlar.
Bunun sebebi ise, daha yakın kısımlardan kükürdün daha kolay bir yanışının zaruri surette vücut bulmasıdır. Fakat bu kalsinasyonun fırın sureti,
damında dumanlı buharlardan arınmasını temin edecek büyük bir menfezin bırakılması haricinde, damıtma fırınının suretiyle aynıdır.
Ve kalsine edilecek şeylerin mekânı fırının tam ortasında olmalıdır ki, ateş her bir cihetten onlara serbestçe nüfuz edebilsin.
Lakin kap, topraktan mamul, çorba kasesi veya derin bir çanak biçiminde olmalıdır. Ruhların kalsinasyon usulü şöyledir, sabitlemeye yaklaşan bu maddelere, en şiddetli ateşe dayanabilecek hale gelene dek uçup gitmesinler diye, tedricen ve pek yavaşça artırılan bir ateş verilmelidir. Kapları yuvarlak, her yanından kapalı olmalı, fırınları ise az evvel zikredilen ile aynı bulunmalıdır.
Benzer bir fırın ve benzer bir kap ile diğer her nesne de aynı minval üzere kalsine edilir. Yine de bizler, bunların uçmasını önlemek için sarf edilmesi icap eden emekten daha büyük bir meşakkatten muaf tutulmuşuzdur, zira diğer nesneler (ruhlar ve tabiatı ruhlara yakın olanlar müstesna) uçup gitmez.
BÖLÜM XV. Çözünme ve Sebebi Üzerine
Şimdi çözünmeden bahsetmek niyetindeyiz. Çözünme, kuru bir nesnenin suya irca edilmesidir. Binaenaleyh deriz ki, her bir mükemmellik, çözünmenin mükemmelliği, latif sularla ve bilhassa tortusu bulunmayan keskin, yakıcı ve tuzlu sularla ikmal edilir, damıtılmış sirke, koruk suyu, gayet ekşi armutlar, nar ve bunların damıtılmış benzerleri gibi.
Bu usulün keşfedilme sebebi, ne erimesi ne de nüfuzu bulunan nesnelerin letafet kazanmasıdır, zira bu noksanlık yüzünden sabit ruhların ve tabiatı bunlara benzeyen nesnelerin muazzam faydası ziyan olmaktaydı. Zira çözünen her nesne, zaruri olarak tuzun, şabın veya bunların benzerlerinin tabiatını taşımalıdır.
Bunların tabiatı ise camlaşmalarından evvel erime vermeleridir. Bu sebeple çözünmüş ruhlar da benzer şekilde erime verecektir.
Mademki bunlar kendi tabiatları icabı bedenlerle ve birbirleriyle uyuşurlar, erime hasıl olduğunda bu sayede bedenlere zaruri olarak nüfuz etmeli ve nüfuz ederek onları dönüştürmelidirler.
Lakin bizim üstatlığımız (magistery) olmaksızın ne nüfuz ederler ne de dönüştürürler, bu üstatlık ise şudur, bedenin çözünmesi ve pıhtılaşmasından sonra, ona arındırılmış lakin sabitlenmemiş ruhlardan biri verilmeli ve bu ruh, onunla kalana, ona daha çabuk bir erime bahşedene ve onu erime esnasında camlaşmaktan muhafaza edene kadar üzerinden defalarca süblime edilmelidir.
Zira ruhların tabiatı camlaşmamak ve karışımın içinde bulundukları müddetçe onu camlaşmaktan muhafaza etmektir. Bundan ötürü, ruhların tabiatını daha çok muhafaza eden ruh, camlaşmaya karşı daha ziyade müdafaa sağlar.
Lakin yalnızca arındırılmış bir ruh, arındırılmış, kalsine edilmiş ve çözünmüş bir ruhtan daha ziyade muhafaza eder, bu sebeple böyle bir ruhun beden ile karıştırılması bir zarurettir.
Zira bunlardan iyi bir erime, nüfuz ve muhkem bir sabitleme hasıl olur. Lakin biz tabiatın amelleriyle ispat edebiliriz ki, yalnızca tuzların, şapların ve benzerlerinin tabiatına malik olan nesneler çözünebilir.
Zira tefekkür ettiğimizde, tabiatın bütün amellerinde bunlardan gayrı hiçbir nesnenin çözünmediğini görürüz.
Binaenaleyh, her ne çözünürse çözünsün, zaruri olarak bunların tabiatı vasıtasıyla çözünmelidir.
Yine de, hakiki surette kalsine edilmiş bütün nesnelerin, kalsinasyon ve çözünmenin tekrar edilmesiyle çözündüğünü gördüğümüzden, kalsine edilmiş her şeyin tuzların ve şapların tabiatına yaklaştığını ve bu yüzden bizzat mezkur hassalarla bezenmiş olmalarının zaruri bulunduğunu bununla ispat ederiz.
Lakin çözünmenin yolu ikilidir, sıcak gübre ile ve kaynar yahut sıcak su ile.
Her ikisinin de gayesi birdir ve tesiri tektir. Sıcak gübre ile çözme usulü şöyledir, kalsine edilmiş madde cam bir kaba konur, üzerine ağırlığının iki misli damıtılmış sirke yahut benzeri dökülür, kabın ağzı hiçbir şey nefes almayacak veçhile iyice kapatılır, sonra bu madde kaplarıyla birlikte çözünmesi için sıcak gübreye oturtulur ve çözelti akabinde süzgeç ile ayrılır. Çözünmeyen kısım ise yeniden kalsine edilmeli ve kalsinasyondan sonra, bu amel tekrar edilmek suretiyle tamamı çözünene kadar yine aynı minval üzere çözündürülmelidir.
Kaynar su ile çözme usulü daha süratlidir ve şöyledir, kalsine edilmiş madde benzer şekilde kabına konmalı, evvelce zikredildiği gibi üzerine sirke dökülmeli ve ağzı hiçbir şey uçup gitmeyecek surette iyice kapatılmalıdır, sonra kap saman içine gömülerek, daha önce su ile damıtma usulünde tayin ettiğimiz veçhile, su dolu bir tavanın içine oturtulmalı ve ardından su bir saat müddetle kaynayana dek altına ateş yakılmalıdır.
Bu tamam olunca, çözelti süzülmeli ve ayrı tutulmalıdır. Çözünmeyen kısım ise yeniden kalsine edilmeli ve amel tekrar edilmek suretiyle tamamı çözünene dek yine aynı minval üzere çözündürülmelidir.
BÖLÜM XVI. Pıhtılaşma, Sebepleri, Cıvanın ve Çözünmüş İlaçların Muhtelif Pıhtılaştırma Usulleri Üzerine
Pıhtılaşma, rutubetin giderilmesi vasıtasıyla sıvı bir nesnenin katı bir cevhere irca edilmesidir. Lakin bunun keşfedilmesinin iki sebebi vardır, biri cıvanın (argentvive) sertleştirilmesi yahut katılaştırılmasıdır, diğer keşif sebebi ise çözünmüş ilaçların kendilerine karışmış olan sululuktan halas edilmesidir. Binaenaleyh pıhtılaştırılacak nesnelerin çokluğuna göre bu amel teferruatlanır, zira cıva başka bir pıhtılaşmaya muhtaçtır, çözünmüş ilaçlar ise bir başkasına.
Yine de cıvanın iki türlü pıhtılaşması vardır, biri onda fıtraten bulunan bütün rutubetin yıkanıp uzaklaştırılmasıyla, diğeri ise katılaşana kadar rutubetinin koyulaştırılması (inspissation) iledir. Lakin onu dondurmak, basiretli bir gayretin derinliğiyle dahi olsa, pek müşkil ve zahmetli bir ameldir. Bu sebeple onun pıhtılaştırılmasındaki maharetin tamamını beyan edeceğiz.
Bazıları pıhtılaştırmadaki maharetin onu mutedil bir ateşte uzun müddet tutmak olduğunu zannetti, bunlar onu pıhtılaştırdıklarını sandıklarında, ateşten çıkardıktan sonra evvelki gibi aktığını gördüler.
Bundan ötürü hayret ve dehşete düştüler, bunun vuku bulmasının kabil olmadığını hararetle iddia ettiler.
Lakin diğerleri, tabii kaidelerden hareketle her rutubetin ateşin hararetiyle behemehal kuruluğa inkılap etmesi gerektiğini varsayarak, sebatkâr bir ısrar ile onu ateşte tutmaya devam ettiler, bu devamlılık sayesinde nihayetinde şu neticeye vardılar, bu kimselerden bazıları onu beyaz bir taşa, bazıları kırmızıya, diğerleri ise ne erimesi ne de nüfuzu olan turunç yahut sarı bir taşa tebdil ettiler, bu farklılıkların sebebine akıl erdiremediklerinden onu bir kenara attılar.
Başkaları ise onu ilaçlar ile pıhtılaştırmaya gayret etti lakin bunu başaramadılar, bilakis bunun neticesi
Onlar için bir aldanış olduğu kanıtlandı, ya onu pıhtılaştırmadıklarından, ya fark edilmeksizin zayıflayıp tükendiğinden, yahut pıhtılaşmaları herhangi bir cisim suretinde olmadığından. Bu şeylerin çeşitliliğinin sebebini ise bilmediler.
Başkaları, yapay ilaçlar terkip ederek, onu atım (projeksiyon) esnasında pıhtılaştırdı, fakat pıhtılaştırmaları fayda vermedi, zira onu kusurlu bir cisme dönüştürdüler, bunun sebebini dahi göremediler.
Bu sebeple, sanatkar onun pıhtılaşmasının maharetine erişebilsin diye, bu şeylerin sebeplerini beyan etmemiz münasiptir. Nitekim tarafımızdan kafi derecede açıklandığı üzere, cıvanın cevheri tekdüzedir, bu yüzden kısa bir zaman zarfında, aralıksız sürdürülen bir ateşte tutularak onun sululuğunu gidermek kabil değildir.
Binaenaleyh, ilk hatanın sebebi aşırı acele idi. Latif bir cevhere sahip olduğundan ateşten geri çekilir, bu yüzden kaçtığı kimselerin hatasının sebebi aşırı ateştir. Doğanlarındaki ortaklık sebebiyle arsenik ve markazit ile kolayca karışır [NOT: Metinde araya giren bozuk söz dizimi bir sonraki cümleyle bağlanmaktadır].
Bir cismin doğası, lakin ateşin tesiriyle onunla birlikte uçarlar, bu sebeple onu bu şekilde pıhtılaştıranların hatasının sebebi budur.
Aynı şekilde cıva, kendi zâtına raptolmuş çok miktarda neme sahiptir, bu nem, kendi ateşi içinde muhafaza edilerek ihtiyatla uygulanan şiddetli bir ateş haricinde ondan katiyen ayrılamaz.
Ve onlar, bu kendi ateşini dayanabileceği nispette artırarak cıvanın nemini alırlar, madeni erimeye yetecek hiçbir cüz bırakmazlar, bu alınınca da eriyemez.
Ve onu erimeyen bir taşa dönüştürerek pıhtılaştıranların hatasının sebebi budur. Benzer şekilde cıva, tabiatı gereği kükürtlü cüzlerle karışmıştır, yine de kimi cıvada bu daha çok, kiminde daha azdır ki bunu sanatla gidermek imkansızdır.
Bu bakımdan, kükürdün cıva ile birlikte (miktarına göre) kırmızı yahut turunç bir renk hasıl etmesi kendi vasfı olduğundan, bunun ayrılması yahut giderilmesi vuku bulduğunda, cıvanın vasfı ateş vasıtasıyla beyaz bir renk vermektir.
Bir taşa pıhtılaşmasından sonraki renk çeşitliliğinin sebebi budur.
Aynı şekilde onunla karışmış kükürt topraksılığı vardır ki bütün pıhtılaşmaları bundan zorunlu olarak etkilenip bozulmalıdır.
Onu kusursuz bir cisme dönüştürerek pıhtılaştıranların hatasının sebebi budur. Dolayısıyla, pıhtılaşma ilaçlarının çeşitliliğinden ötürü, pıhtılaşmasında muhtelif cisimlerin vücuda geldiği ve keza pıhtılaştırılacak olanın çeşitliliğinden de bunun hasıl olduğu vuku bulur.
Zira eğer ilacın yahut onun sabitlenmemiş bir kükürdü varsa, ondan meydana gelen cisim muhakkak yumuşak olmalıdır. Lakin sabitlenmiş ise, cisim zorunlu olarak sert olmalıdır.
Ayrıca, eğer beyaz ise beyaz, kırmızı ise kırmızıdır. Ve eğer kükürt beyazdan yahut kırmızıdan uzaksa, cisim dahi elbette uzak olmalıdır, eğer toprak ise cisim kusurludur, değilse, öyle olmaz.
Ayrıca sabitlenmemiş her kükürt kurşuni renkte bir cisim hasıl eder, lakin sabitlenmiş olan, elverdiğince öyle etmez.
Ve onun saf cevheri saf bir cisim meydana getirir, saf olmayanı ise öyle değildir. Aynı çeşitlilik benzer şekilde, kükürdün karışımı olmaksızın, sırf ilaçlar içindeki arındırılma ve hazırlanış tarzlarının çeşitliliği sebebiyle yalnız cıvada da meydana gelir.
Bu sebeple ilaçların çeşitliliği cihetinden bir yanılsama hasıl olur, öyle ki pıhtılaşmasında bazen kurşun, bazen kalay, bazen bakır, bazen de demir yapılır, bu durum saflık yoksunluğu sebebiyle vuku bulur.
Ve bazen ondan altın yahut gümüş meydana getirilir, bu durum, renklerin gözetilmesiyle birlikte muhakkak saflıktan neşet etmelidir. Lakin cıva, kuvvetli ateşin zorlu ısısına şiddetle sık sık çöktürülmesiyle pıhtılaştırılır, zira ateşin haşinliği onun sululuğunu kolayca giderir.
Ve bu ameliyeyi en iyi icra eden, çeperlerinde soğuyup tutunacak bir yer bulabileceği ve (kabın uzunluğu sebebiyle) firar etmeyip kalabileceği büyük uzunlukta bir kaptır, ta ki ateş saçan dibine yeniden çökeltilebilsin, orası daima büyük bir akkorlukla gayet sıcak kalmalıdır ve tamamen sabitlenene dek aynı çöktürme sürdürülmelidir.
O, son derece uzun boyunlu ve yuvarlak karınlı bir cam kapta, ateş içinde uzun ve sabit bir tutuşla da pıhtılaştırılır, boynun ağzı açık tutulur ki nem bu yolla uçup gitsin.
Ayrıca kendisine uygun ilaçlar vasıtasıyla da pıhtılaştırılır, bunu ileride size daha açık biçimde beyan edeceğiz.
Ve burada dahi, tecrübeyle bulduğumuza göre, ona dair niyetimizin tamamını beyan etmek üzere deriz ki, onun ilacı, derinliğinde ona en yakından yapışan ve kaçışından evvel en küçük cüzlerine kadar onunla karışmış olandır.
Bu sebeple, onu kendisine münasip yahut onunla uyuşan şeylerden derleme zorunluluğu vardır.
Her tür cisim, kükürt ve arsenik bu kabildendir. Lakin cisimlerden hiçbirinin kendi doğasıyla onu pıhtılaştırdığını görmeyip, bilakis her ne kadar büyük bir münasebetleri olursa olsun onlardan kaçtığını gördüğümüzden, hiçbir cismin onun en derindeki cüzlerine yapışmadığını mütalaa ettik.
Bu bakımdan, o ilacın metallerin kendisinden daha latif bir cevhere ve daha akışkan bir erimeye sahip olması gerekir.
Ayrıca doğalarında kalan ruhlar vasıtasıyla, onun muhkem ve kararlı bir pıhtılaşmasının hasıl olduğunu görmeyiz, bilakis uçucudur ve pek çok bozulma barındırır.
Bu ise hakikatte ruhların kaçışı sebebiyle vuku bulur, diğeri ise onların yanıcı ve topraksı cevherlerinin karışımından ileri gelir. Dolayısıyla, buradan açıkça anlaşılmaktadır ki, onun ilacı her ne şeyden elde edilecekse, kendi tabiatı gereği ona yapışan, gayet kolay eriyen, su gibi akıcı, son derece latif ve pek saf bir cevherden olmalı ve ateşin şiddetine karşı da sabitlenmiş bulunmalıdır.
Zira bu onu pıhtılaştıracak ve Güneş'e yahut Ay'a ait bir tabiata dönüştürecektir. Böylelikle size, kendisine nail olabileceğiniz ilacın vasıflarını gösterdik ve bunu gayet yerinde bir kelamla tayin ve teyit ettik.
Bu sebeple gayretle bu hususta kendini terbiye et, onu bulacaksın, lakin bundan kâfi derecede bahsetmemişiz gibi bizi suçlamayasın diye deriz ki, bu İlaç, kükürtleri yahut arsenikleri hazırlanmış halde madeni cisimlerin kendilerinden çıkarılır, keza yalnızca kükürtten yahut hazırlanmış arsenikten de çıkarılır ve sırf cisimlerden dahi çıkarılması mümkündür.
Fakat yalnız cıvadan [Argentvive] çok daha kolay, çok daha yakın ve çok daha mükemmel surette elde edilir, zira Tabiat kendi öz tabiatını daha dostane kucaklar ve harici bir tabiata kıyasla onda daha ziyade sevinç bulur. Ve fiiliyatta zaten latif bir cevhere malik olduğundan, onun cevherinin çıkarılmasında da kolaylık vardır.
Lakin bu İlacı iktisap etmenin yolları, tarafımızca kâfi derecede beyan edildiği üzere, süblimasyon iledir.
Ve onu sabitlemenin yolu dahi kendi bahsinde gösterilmiştir. Fakat halledilmiş şeyleri pıhtılaştırmanın yolu, boğazına kadar küle gömülü bir cam kap ve sululuğu zail olana dek ona mutedil ateş tatbik edilmesi iledir.
BÖLÜM XVII
Sabitleme, sebepleri ve cisimler ile ruhları sabitlemenin muhtelif yolları üzerine
Sabitleme, uçucu bir şeyin ateşe mukavemet etmesi ve ateşte sebat bulması için münasip surette tanzim edilmesidir.
Bu sabitlemenin icadının sebebi, her tentürün ve her başkalaşımın başkalaşan şeyde ebedileşmesi ve tebeddül etmemesidir. Lakin bu da sabitlenecek şeylerin muhtelif oluşuna göre farklılık arz eder, ki bunlar Satürn, Jüpiter, Mars ve Venüs gibi kemalden noksan kalmış muayyen cisimlerdir, ve ruhların muhtelif oluşuna göre de değişir, zira bunlar bir mertebede kükürt ve arsenik, diğer mertebede cıvadır, üçüncü mertebede ise markasit, magnezya, tutya ve bunların benzerleridir. Binaenaleyh kemalden noksan kalmış bu cisimler, kalsinasyonları vasıtasıyla sabitlenir, zira bu suretle uçucu ve ifsat edici kükürtlü maddelerinden azade kılınırlar. Ve bunu Kalsinasyon bahsinde kâfi derecede beyan etmiş bulunuyoruz.
Lakin kükürt ve arsenik iki yolla sabitlenir, yani aludel kabında süblimasyonlarının sabit kalıncaya dek tekrar edilmesiyle.
Buna göre, onların sabitlenmesini süratlendirmenin gayesi, kısa zamanda çok defa tekrarlanan bir süblimasyon buluşunun onda tatbik edilmesidir, bu tekrar ise, onları sabitleme işinden hiçbir vakit geri durmayasınız diye, iki aludel ve bunların iki başlığı yahut kapağı marifetiyle şu tertip üzere icra edilir.
İmdi, bir kapta yükseldikleri anda onları diğerine koyunuz ve bunu mütemadiyen tekrarlayınız, her iki kabın da kenarlarına yapışıp uzun müddet kalmalarına asla müsaade etmeyiniz, yükselmeleri nihayete erinceye kadar onları daima ateşin tazyikiyle yukarı sevk ediniz.
Zira süblimasyonun çoklu tekrarlarını ne kadar çabuk çoğaltabilirseniz, onun sabitlenme müddetini o kadar süratle ve iyi kısaltırsınız. Bu sebepten ötürü, sabitlemenin ikinci bir yolu bulunmuştur, bu da süblime olan maddenin, sabitleninceye değin orada devamlı kalabilmesi için hararetin içine çöktürülmesi iledir.
Ve bu ameliye, dip kısmı (cam çatlar korkusuyla camdan değil, topraktan mamul) iyi bir luting harcıyla sanatkarane birleştirilmiş uzun bir cam kap ile yapılır ve yükselen madde kabın kenarlarına yapıştığında, demir yahut taştan bir spatula ile dibin hararetine doğru aşağı itilir, bu çökeltme ameliyesi tamamı sabitlenene dek tekrarlanır.
Cıvanın sabitlenme usulü, kükürt ve arseniğin sabitleme usulü ile birdir, ve bu sabitlemenin nihai yolu vasıtasıyla, kükürt ve arseniğin en ince alev alıcı cüzleri latif bir ayrıştırma marifetiyle kendilerinden tefrik edilmedikçe sabitlenememesi müstesna, bu usuller birbirinden ayrılmaz. Lakin cıva için böyle bir mülahaza mevzubahis değildir, dolayısıyla bu usulde, cıvaya nispetle daha mutedil bir hararete muhtaçtırlar. Benzer şekilde farklılık gösterirler, zira ağırlıkları sebebiyle cıvadan daha yükseğe kaldırılmaları icap eder, hem de cıvaya kıyasla daha uzun bir müddette sabitlenirler.
Binaenaleyh sabitlenmeleri için cıvaya nazaran daha uzun bir kaba muhtaçtırlar.
Markasit, magnezya ve tutyanın sabitlenmesi ise şöyledir, ilk süblimasyonları hitam bulduktan sonra posaları atılır, yukarı yükselen kısım, her ikisinde de aşağıda kalan kısma iade edilerek, sabitleninceye dek süblimasyonları defalarca tekrarlanır. Bunların kaplarının tarifi evvelce verilmiştir.
BÖLÜM XVIII
Mumyalama (ceration) ve sebepleri üzerine
Mumyalama, erimeye kabil olmayan sert bir nesnenin eriyebilir hale getirilerek yumuşatılmasıdır.
Bundan sarihtir ki, bu usulün icadının sebebi, erime kabiliyetinden mahrumiyeti hasebiyle başkalaşım için cisme sirayet edemeyen maddenin, akıcı kılınması ve sirayet edebilmesi maksadıyla yumuşatılmasıdır, bu yüzden bazıları mumyalamanın mayi yağlar ve sular ile yapılması gerektiğini zannetmiştir, lâkin bu vehim batıldır, bu Tabii Üstatlığın [Magistery] esaslarından büsbütün uzaktır ve Tabiatın aşikar işleri tarafından cerhedilmiştir.
Zira mezkûr madeni cisimlerde görüyoruz ki, Tabiat onların erimesi ve yumuşaması zaruretine binaen çabuk zail olan bir rutubet değil, aksine uzun müddet baki kalan bir rutubet dercetmiştir, zira şayet içlerine çabuk zail olan bir rutubet koysaydı, cisimlerin tek bir tavlamada bundan tamamen mahrum kalması zaruri bir netice olurdu.
Bundan dahi her cismin tek bir tavlamadan sonra ne dövülebileceği ne de eritilebileceği neticesi çıkardı.
Bu sebeple, elimizden geldiğince Tabiatın amellerini taklit ederek, mumyalama bahsinde de zaruri surette onun yoluna tebaa etmeliyiz.
O, eriyebilir şeylerin kökünde, cümle rutubetlerin fevkinde olup ateşin hararetine tahammül edebilen bir rutubet ile mumyalama yapar, binaenaleyh bizim dahi benzer bir rutubetle mumyalamamız zaruri ve münasiptir.
Fakat bu mumyalayıcı rutubet, bunlardan, yani kükürtte ve yakinen arsenikte, lâkin en yakın olarak cıvada bulunandan daha ehven, daha kabil ve daha yakın hiçbir yerde bulunmaz.
Bu sebepten, Tabiatın ihtilat amelesinde malik oldukları kuvvetli rabıta hasebiyle, bunların rutubetinin topraklarını terk ettiğini görmeyiz.
Lakin bünyesinde rutubet bulunan sair cümle şeylerde tecrübe ile göreceksiniz ki, aynı rutubet erime esnasında topraksı cevherlerinden ayrılır ve bu tefrikten sonra cümle rutubetlerinden mahrum kalırlar. Ne var ki evvelce zikredilen ruhlarda hal böyle değildir.
Dolayısıyla, mumlama (ceration) ameliyesinde onları almaktan bizi alıkoyacak başka hiçbir şey yoktur. Onlar vasıtasıyla yapılacak mumlamanın yolu, mumlanacak nesne üzerine süblimasyonlarının defalarca tekrarlanmasıdır, ta ki nemleriyle birlikte onun içinde kalarak iyi bir erime kabiliyeti bahşedene dek. Ne var ki bu durum, ifsat edici her türlü şeyden onlar mükemmel surette arındırılmadan evvel hasıl olamaz.
Fakat bana öyle görünmektedir ki, bunların yağları evvelemirde tartar yağı ile sabitlenmeli ve bu sanata layık ve elzem olan her bir mumlama onlarla icra edilmelidir.
Mükemmelliğin Toplamı, yahut Mükemmel Ustalık Üzerine Geber’in Birinci Kitabının Sonu.
Mükemmelliğin Toplamı Yahut Mükemmel Ustalık Üzerine İkinci Kitap
Yazarın Bu İkinci Kitabı Üç Kısma Ayıran Önsözü
Bu ustalığın ilkelerine dair kelam nihayete erdirildiğinden, vaadimize binaen, bu sanatın maksadını ona münasip ve layık bir lisan ile tastamam takip etmemiz zaruridir. Bu maksat ise, bu amelin mükemmelliğinin daha aşikâr biçimde gösterilmesini sağlayacak her bir şeyin tefekkür edilmesidir.
Ve bu, ilacın mükemmelliğinin lüzumunun tefekkür edilmesidir, şöyle ki, kusurlu olanın noksansız mükemmelliği namına, onun en iyi ve en yakın biçimde nereden özütlenebileceğinin kavranmasıdır.
Ve bu keza, mükemmelliğin tamamlanıp tamamlanmadığını bilmemize yarayan hünerlerin tefekkür edilmesidir. Binaenaleyh bu üç husus vazolunduğunda, sanatımızın iktizasına göre mükemmelliğin bütün ilmi serdedilmiş olacaktır.
Bu İkinci Kitabın Birinci Kısmı Mükemmelliğin imkânı ve yolunun kendisiyle kavranabileceği şeylerin bilgisi üzerine.
BÖLÜM I Bu Sanatın Mükemmelliğinin Bilgisinin, Ruhların ve Bedenlerin Tabiatının Bilgisine Bağlı Olduğu Üzerine
Sanatkârın zihninde bedenlerin yahut cıvanın köklerine göre tabiatının bilgisi layıkıyla nakşolunmadıkça, bedenlerin yahut cıvanın başkalaşımlarını bilmek kabil değildir. Bu sebeple bedenlerin ilkelerini bildireceğiz, yani sebeplerine göre ne olduklarını ve kendi içlerinde ne derece iyi yahut kötü barındırdıklarını.
Lakin daha sonra, bütün bu bedenlerin tabiatlarını cümle hassalarıyla göstereceğiz, yani onların ifsadının sebepleri nelerdir, bunu da tecrübeleriyle ispat edeceğiz.
BÖLÜM II Kükürt ve Arseniğin Tabiatı Üzerine
Evvelemirde bu bedenlerin ilkeleri olan ruhların tabiatını ele alarak deriz ki, kükürt ve arsenik, yukarıda beyan edildiği üzere toprağın bir yağlılığıdır, bunun tecrübesini ve aşikâr kanıtını, onun kolayca alev almasından ve hararetle kolayca sıvılaşmasından devşirebilirsiniz.
Zira yağsı olan ya da tabiatında bu vasfı taşımadıkça hararetle kolayca eriyen şeyler haricinde hiçbir şey alev almaz.
Bu sebepten kükürt ve onun akranı, alev alabilen bir cevhere ve ifsatlarının sebebi olan topraksı bir tortuya sahiptir. Lakin onların, bununla şunun arasında duran yetkinleştirici bir vasat sebebi vardır.
İçindeki topraksılık ifsat sebebidir, zira ne erime kabiliyetine ne de nüfuza maliktir, alev alabilen cevher de keza öyledir, zira ne ateşte durur ne de durdurur, hem de her türünden bir karalık hasıl eder.
Dolayısıyla onların vasat cevheri, içlerindeki mükemmelliğin sebebidir, zira onun nüfuzuna topraksılığı mani olmaz, bu da iyi bir erime kabiliyetiyle kemale erdirilir, letafeti sebebiyle de tesiri kaçıp gitmek üzere kolayca zail olmaz. Yine de onların vasat cevheri, sabitlenmedikçe bedenlerin yahut cıvanın mükemmellik sebebi olamaz, sabitlenmediğinde ise her ne kadar tesiri kolayca zail olmasa da sebatkârane baki kalmaz.
Buradan aşikârdır ki, sanatkâr onun vasat cevherini behemehal ayırmalıdır.
Fakat bazıları, kuvvetli karışımı sebebiyle bunu ayırmanın imkânsız olduğunu zannetmiştir.
Ve hakikatte onlar kendi bariz amellerine ters düşmüşlerdir. Zira kükürdü, pek fazla olmasa da ne erimesi ne de alev alması kalacak surette kalsine etmişlerdir. Lakin bu durum tefrik yoluyla zaruri olarak vuku bulmalıdır, çünkü kükürt tabii karışımında kaldığı müddetçe kaçınılmaz olarak alev alıp yanacaktır. Dolayısıyla içindeki muhtelif cevherlerin tefrikiyle, aynı hüner dahilinde, onun daha ziyade alev alabilen cüzünün alev almayan cüzlerinden ayrıldığı bediddir.
Zira kalsinasyon marifetiyle içindeki cümle alev alabilir cüzlerin izalesine vasıl olmak kabilse, kendi tabii amellerinden hareketle cüzlerin her türlü tefrikinin elde edilmesinin mümkün olduğunu zorunlu olarak ikrar etmeleri gerekir. Lakin bu husus gayet latif bir hünere dayandığından, onun imkânsız olduğunu düşünmüşlerdir.
Binaenaleyh, evvelce zikredilenlerden zahirdir ki, kükürt sanatımızın hakikati değil, yalnızca onun bir cüzüdür.
Ve şimdi sizi, onun tefrikine vasıl olmanın mümkün bulunduğu hünerin bilgisine ulaştırmış bulunuyoruz. Lakin arsenikte, madeninin kökünde tabiatın fiili vasıtasıyla onun alev alabilir pek çok cüzü çözüldüğünden, tefrikinin hüneri kolaydır. Yine de o, beyazlığın tentürüdür, kükürt ise kırmızılığın.
Bu sebeple, kükürdün tefrikinde pek büyük bir ihtiyat gösterilmesi elzemdir.
BÖLÜM III Cıvanın Tabiatı Üzerine
Cıvada da keza lüzumsuz fazlalıkların izale edilmesi zarureti vardır. Zira ifsat sebepleri barındırır, bunlar alev alma kabiliyeti bulunmayan topraksı bir cevher ve yanıcı bir sululuktur.
Yine de bazıları onun hiçbir lüzumsuz toprağa ve murdarlığa sahip olmadığını zannetmiştir, lâkin zannettikleri şey batıldır. Zira onun beyazlıktan değil, ziyadesiyle kurşuni renkten ibaret olduğunu görmekteyiz.
Ve keza siyah ve tortulu toprağın, metodunu göstereceğimiz bir yıkama ile kolay bir hüner vasıtasıyla ondan ayrıldığını görmekteyiz.
Fakat onun marifetiyle iki katlı bir mükemmellik iktisap edeceğimizden, yani bir ilaç yapıp onu yetkinleştireceğimizden, onu iki katlı bir arındırma derecesiyle hazırlamamız zaruridir, zira cıvanın iki defa temizlenmesi iktiza eder.
Biri, ilaç namına süblimasyon iledir ki burada gösterilmiştir, diğeri ise pıhtılaşma namına yıkama iledir ve o dahi gösterilecektir. Zira şayet yaratmak [okunamadı] istiyorsak,
ondan bir İlaç elde edilecekse, atım (projeksiyon) esnasında kurşuni bir renk meydana getirmemesi için süblimasyon vasıtasıyla topraksılığının tortusundan temizlenmesi, atım (projeksiyon) esnasında bütün İlacı uçucu kılmaması için de firari sululuğunun giderilmesi ve İlaç için onun orta cevherinin muhafaza edilmesi zaruridir,
Bunun hassası yanmamak, yanmadan korumak, kendiliğinden uçup gitmemek ve aynı zamanda sabit kılmaktır.
Bu sebeple pek çok tecrübe ile onun kemale erdirici olduğunu ispat ederiz.
Zira cıvanın cıvaya daha nizamlı yapıştığını ve onun tarafından daha çok sevildiğini görürüz, lakin ona en yakın olanı Altın, ondan sonra ise Gümüştür. Bundan ötürü, cıvanın kendi tabiatına daha dost olduğu neticesi çıkar, fakat diğer cisimlerin ona böylesine büyük bir uygunluk göstermediğini görürüz ve bu yüzden fiiliyatta onların cıvanın tabiatından daha az pay aldıklarını müşahede ederiz.
Ve yanmadan daha ziyade koruduğunu gördüğümüz her ne cisim varsa, onların bu cevherin tabiatına daha çok malik olduğunu kabul ederiz. Dolayısıyla cıvanın, kemalatın son mertebesi olan yanmanın kemale erdiricisi ve koruyucusu olduğu aşikardır. Lakin arındırmanın ikinci derecesi, onun pıhtılaşması içindir.
Ve topraksılığının yalnızca bir gün boyunca yıkanıp giderilmesi bunun için kafidir. Bu yıkamanın usulü şöyledir,
Topraktan bir çanak alınız ve içine cıvanızı koyunuz, üzerine onu örtmeye yetecek miktarda gayet keskin sirke yahut buna benzer başka bir nesne dökünüz.
Sonra çanağı hafif bir ateşin üzerine yerleştiriniz, öyle ki her tarafı ılık olsun ama pek ziyade ısınmasın, cıva ince beyaz bir toz gibi ayrılıncaya dek parmaklarınızla çanağın dibinde durmaksızın karıştırınız, ta ki bütün sirke buharlaşsın ve cıva yeniden canlansın. Sirkenin tortulu ve siyah olarak ayrıldığını gördüğünüzde onu dökünüz ve cıvayı taze sirkeyle yıkayınız, topraksılığının renginin kusursuzca berrak bir renge dönüştüğünü, mükemmel bir yıkamanın alameti olan beyaz ve semavi bir renkle karıştığını görünceye kadar bu yıkamayı tekrarlayınız.
İmdi o mertebeye geldiğinde, üzerine pıhtılaşma İlacını atınız (projeksiyon yapınız), İlaç nasıl hazırlanmışsa ona göre Güneş yapıcı yahut Ay yapıcı bir surette pıhtılaşacaktır, bunun tafsilatını ileride beyan edeceğiz. Bu zikredilenlerden aşikardır ki, cıva kendi tabiatında kemale erdirici değildir, kemale erdirici olan, Sanatımız marifetiyle ondan hasıl edilen şeydir. Ve kükürt ile onun denginde de durum böyledir. Binaenaleyh bunlarda tabiaten Tabiatı takip etmek mümkün olmayıp ancak Tabii Sanatımız marifetiyle mümkündür.
Markasit, Magnezya ve Tutyanın Tabiatı Üzerine
Lakin cisimler üzerinde büyük tesir icra eden diğer ruhlardan, yani markasit, magnezya ve tutyadan da bahsetmemiz zaruridir.
Binaenaleyh bunların ne olduklarını, ispatlarıyla birlikte bu fasılda göstereceğiz. Markasit yaratılışında iki türlü cevhere maliktir, yani cansız kılınmış ve sabitleşmeye yaklaşmış cıva ile yakıcı kükürte,
Kükürtlüğü haiz olduğunu zahir tecrübeyle bilmekteyiz, zira süblimasyona tabi tutulduğunda ondan aşikar, yakıcı kükürtlü bir cevher sadır olur ve onun kükürtlüğü süblimasyon olmaksızın da bulunur.
Zira ateşe konulduğunda, akkor haline gelir gelmez kükürtlü bir alevle tutuşur ve yanar. Aynı zamanda cıva cevherine malik olduğu da hislerle müşahede edilir, zira Venüs'e has gümüşün beyazlığını verdiği gibi cıvaya da verir, süblimasyonunda semavi bir renk peyda ettiğini ve aşikar bir madeni parlaklığa malik olduğunu görürüz.
Bütün bunlar Sanat ehline, onun kökünde (radix) bu cevherleri ihtiva ettiğini katiyetle bildirir. Aynı tecrübelerle, magnesyanın daha bulanık bir kükürte ve daha topraksı ve tortulu bir cıvaya malik olduğunu, aynı kükürtün daha sabit ve daha az yanıcı olduğunu ve Mars'ın tabiatına daha yakın bulunduğunu da açıkça ispat edebilirsiniz.
Lakin tutya, beyaz cisimlerin dumanıdır ve bu aşikar delille ispat olunur.
Zira Jüpiter ile Venüs'ün karışımının dumanı, bu madenleri işleyen Sanatkarların ocaklarının veya fırınlarının cidarlarına yapışarak onunla aynı tesiri husule getirir. Ve madeni bir duman bir cismin karışımı olmaksızın neyi icra edemezse, bu duman da aynısını yapamaz.
Binaenaleyh bu duman beyaz cisimlerden neşet ettiğinden, cisimleri sarartamaz yahut renklendiremez, bunu ancak kırmızı olan yapabilir. Zira sarılık, beyaz ile kırmızının muayyen bir nispetinden gayrısı değildir.
Bu sebeple letâfeti hasebiyle cismin derinliğine daha ziyade nüfuz eder ve neticede kendi cisminden daha fazla tebdil eder, şimdi size beyan olunduğu üzere ufak bir marifetle imtihanda daha kuvvetle sebat eder.
Bundan ötürü, cıvanın yahut kükürtün ya da bunların benzerlerinin kuvvetiyle her ne cisim tebdil olunursa, zaruri olarak tebdil edilmelidir, zira bu cisimlerle tabiatça iştirak edenler yalnızca bunlardır.
Güneşin Yahut Altının Tabiatı Üzerine
Şimdi cisimlerin batıni tabiatlarını daha etraflıca beyan edeceğiz. Evvela Güneşten, lakin akabinde Aydan ve nihayetinde tecrübe ile elde edilen ispatlarıyla birlikte münasip görüldüğü veçhile diğerlerinin hepsinden bahsedeceğiz. Güneş, cıvanın en latif cevherinden, en berrak sabitesinden ve temiz, saf kırmızılıkta, sabit, berrak ve kendi tabiatından tebeddül ederek onu boyayan cüzi bir kükürt cevherinden halk edilmiştir.
Ve bu kükürtün renklerinde bir çeşitlilik vuku bulduğundan, Altının sarılığının da benzer bir çeşitliliğe malik olması iktiza eder. Zira sarılık bazısında daha koyu, bazısında daha açıktır. Altının cıvanın en latif cevherinden olduğu pek aşikardır, zira cıva onu suhuletle tutar. Zira cıva, kendi tabiatından olmayan hiçbir şeyi tutmaz.
Ve onun berrak ve temiz cevherine malik olduğu, yalnızca gündüz değil gece dahi kendini gösteren parlak ve şaşaalı aydınlığından bellidir. Yanıcı her türlü kükürtlükten berî, sabit bir cevhere malik olduğu ise ateşteki her ameliyesinde aşikardır, zira ne eksilir ne de tutuşur.
Ve boyayıcı bir kükürt olduğu şundan aşikârdır, zira diricıva ile karıştırıldığında onu kırmızı bir renge dönüştürür, ve cisimlerden kuvvetli bir ateşleme ile süblimleştirildiğinde, öyle ki bunların cevheri yukarı yükselir, bununla gayet sarı bir renk meydana getirir. Dolayısıyla bellidir ki, cevheri saf olduğunda saf bir renk husule getirir, lakin saf olmadığında saf olmayan bir renk doğurur.
Lakin onun sarılığının ispatına dair bir işaret talep eden kimse, duyularından mahrumdur, zira bu keyfiyet gözle idrak olunur. Binaenaleyh, sabitlemeye eriştirilmiş diricıvanın en latif cevheri ile bunun saflığı, ve kükürdün sabit olup yanmayan en latif maddesi, altının bütün kurucu maddesidir.
Fakat onda kükürtten ziyade diricıva miktarı bulunur, bu sebepten diricıvanın ona nüfuzu daha büyüktür.
Bu sebeple, her ne cismi başkalaştırmak isterseniz, onları bu numuneye göre başkalaştırınız, ta ki onları bunun denkliğine getirebilesiniz.
Bunu ifa etmenin yolunu şimdi bildirmiş bulunuyoruz. Zira latif ve sabit cüzlere sahip olan altının bu cüzleri, yaratılışında ziyadesiyle kesifleşebilmiştir, ve onun büyük ağırlığının sebebi bu idi.
Lakin doğanın icra ettiği büyük pişirme ile, ateşte eriyebilmesi için, iyi bir koyulaşma ve nihai karışımıyla birlikte, onun yavaş ve mertebeli bir çözünmesi vuku bulmuştur. Evvelce zikredilenlerden aşikârdır ki, bol miktarda diricıva yetkinliğin sebebidir, lakin kükürdün fazlalığı bozulmanın sebebidir.
Ve doğal pişirmede karışım vasıtasıyla hasıl olan cevherdeki yeknesaklık yetkinliğin sebebidir, lakin cevherdeki çeşitlilik bozulmanın sebebidir.
Ve uzun ve mutedil pişirmeyle meydana gelen katılaşma (yahut sertleşme) ile koyulaşma yetkinliğin sebebidir, lakin bunun zıddı bozulmanın sebebidir.
Binaenaleyh, şayet kükürt mezkûr diricıvanın üzerine layıkıyla tesir etmezse, onun çeşitliliğine göre türlü bozulmaların doğması kaçınılmazdır.
Zira onun üzerine sabit olarak tesir eden kükürt, kükürt tabiatında tamamen yanıcı olmayabilir, yahut tamamen yanıcı ve uçucu olabilir, yahut uçucu olup kükürt tabiatında bulunmayabilir, yahut bir kısmı uçucu ve bir kısmı sabit olabilir, yahut kısmen kükürt tabiatını haiz olup kısmen haiz olmayabilir, yahut kâmilen temiz veya yarı yarıya gayrisaf olabilir, yahut miktarca çok ya da az olabilir, karışımda ziyadesiyle baskın veya onda az miktarda olup mağlup edilmiş olabilir, yahut ne galip ne de mağlup olabilir, yahut beyaz, ya kırmızı, ya da her ikisinin arasında bulunabilir.
Bundan ötürü, bütün bu çeşitliliklerden dolayı, doğada türlü cisimlerin ve bunların benzerlerinin yaratılması bir zaruret idi.
Ki tüm bu çeşitliliklerden açık ispatlarla bahsetmek niyetindeyiz.
BÖLÜM VI. Ay’ın yahut Gümüşün Tabiatı Üzerine
Binaenaleyh, evvelkilerden artık açıktır ki, şayet temiz, sabit, kırmızı ve berrak kükürt, diricıvanın saf cevheri üzerine tesir ederse (kendisinin miktarı baskın olmayıp az bulunmak ve mağlup edilmek kaydıyla), ondan saf altın meydana gelir.
Lakin diricıva cevheri üzerine tesir eden kükürt temiz, sabit, beyaz ve berrak olursa, miktarca haddi aşmadığı takdirde saf gümüş hâsıl olur, gelgelelim bu, altının saflığına erişemeyen bir arılığa ve altındakinden daha kaba bir koyulaşmaya sahiptir. Bunun işareti şudur ki, cüzleri altınla aynı ağırlıkta olabilecek kadar kesifleşmemiştir, ne de onun kadar sabit bir cevhere maliktir, bunun işareti de ateşte eksilmesidir, ve onun ne sabit ne de yanmaz olan kükürdü bu eksilmenin sebebidir. Lakin bir cisim veya bir diğeri nazarında, aynı şeye sabit veya sabit değil şeklinde hükmetmek imkânsız yahut gayrimuhtemel değildir.
Zira Ay’ın kükürtsülüğü, Güneş’in kükürtsülüğü ile kıyaslandığında sabit ve yanmaz değildir, fakat diğer cisimlerin kükürdü nazarında sabittir ve yanıcı değildir.
BÖLÜM VII. Mars’ın yahut Demirin Tabiatı Üzerine
Ayrıca kükürt ile cıvanın tesirleri, ve bozulma ile yetkinliğin sebepleri üzerine. Lakin şayet sabit topraksı kükürt, sabit topraksı diricıva ile karıştırılırsa, ve bunların her ikisi de saf olmayıp kurşuni bir beyazlıkta bulunursa, ve bunda miktarca baskın olan şey ziyadesiyle sabitlenmiş kükürt olursa, bunlardan demir hâsıl olur, zira sabit kükürdün baskınlığı erimeye mani olur.
Binaenaleyh, buradan zahirdir ki kükürt, sabitleme ameliyesiyle, akışkanlaşmanın kolaylığını diricıvadan daha süratle yok eder. Lakin sabitlenmemiş kükürdün diricıvadan daha çabuk eridiğini müşahede ederiz.
Her bir cisimdeki erimenin sürat ve yavaşlığının sebebi bunlarla aşikâr kılınmıştır. Zira sabit kükürdü daha çok olan şey, daha kolay ve daha çabuk eriyen yanıcı kükürtten pay almış olana kıyasla, erimeyi daha yavaş kabul eder, ve bu tarafımızdan zaten yeterince açık bir surette beyan edilmiştir.
Lakin sabit kükürdün erimeyi daha yavaş kıldığı şundan bellidir, zira kalsine edilmedikçe asla sabitlenmez, ve kalsine edilmiş hiçbir şey erime vermez, bu sebeple her şeyde buna mani olması zaruridir. Kalsine edilmedikçe sabitlenmediği keyfiyeti, onu kalsine etmeksizin sabitlemek isteyen kimsenin tecrübesiyle sabittir, zira onun, kireç tabiatına benzer bir toprağa dönüşene kadar daima uçtuğunu görmüştür.
Yine de bu hal diricıvada vaki olmaz, çünkü o, toprağa dönüştürülmeksizin sabitlenebileceği gibi, toprağa tahvil edilerek de sabitlenebilir.
Zira çökeltme ile icra edilen sabitlemeye acele ettirilmekle sabitlenir ve toprağa döner.
Ayrıca, art arda ve sıklıkla tekrarlanan süblimasyonu ile de aynı şekilde sabitlenir, ve toprağa dönüşmeyip madeni bir erime kabiliyeti bahşeder.
Bu keyfiyet, onun her iki sabitlemesini amelin nihayetine kadar tecrübe etmiş kimse için aşikârdır ve onun tarafından ispatlanmıştır, gerek acele çökeltme ile, gerekse aralıksız tekrarlanan süblimasyonlarla yavaşça yapılan ile. Zira o, bunu bizzat görmüş ve tarafımızca yazıldığını gördüğü veçhile bulmuştur.
Ve bu hal, onun yapışkan ve kesif bir cevhere sahip olmasındandır, bunun işareti de diğer şeylerle emdirilerek ve karıştırılarak dövülüp ezilmesidir.
Zira kuvvetli yapışkanlığı sebebiyle onda kıvamlılık açıkça hissedilir.
Kesif bir cevhere sahip olduğunu ise, tek gözü olan bir kimse dahi suretine bakarak ve onun muazzam ağırlığını tartarak açıkça görebilir.
Zira o, kendi tabiatında bulunduğu müddetçe, ağırlıkça altından üstündür, ve beyan olunduğu üzere, gayet kuvvetli bir terkibe maliktir.
Dolayısıyla, buradan açıkça anlaşılmaktadır ki, rutubeti tükenmeksizin ve toprağa dönüşmeksizin sabitlenebilir. Zira cüzlerinin birbirine kuvvetle tutunması ve karışımının metaneti sebebiyle, şayet cüzleri ateş vasıtasıyla bir şekilde koyulaştırılmışsa, kendisinin daha fazla bozulmasına müsaade etmez, şiddetli bir alevin içine nüfuz etmesiyle dumana dönüşüp yükselmesine de cevaz vermez, çünkü kesafeti ve yanıcılıktan yoksun oluşu hasebiyle kendisinin seyreltilmesini kabul etmez, ki bu yanıcılık onda bulunmayan tutuşabilir kükürtlükten neşet eder.
Bu minvalde, mezkûr hususlardan hareketle, iki sırrın o harikulade çifte nev'i şüpheye yer bırakmayacak bir keşifle bulunmuştur, yani biri, metallerin her birinin ateşle bozulmasının sebepleridir, bunlardan biri, cevherlerinin derinliğinde yanan bir kükürtlüğün hapsolmuş bulunmasıdır ki onları alevlenme ile eksiltir ve içlerinde iyi sabitleme vasfına sahip ne kadar cıva varsa aşırı bir tükenişle dumana dönüştürerek yok eder. Diğeri ise, onların üzerine nüfuz eden ve içlerindeki sabitleme ne denli büyük olursa olsun onları kendisiyle birlikte dumana dönüştürüp dağıtan haricî bir alevin çoğalmasıdır.
Bozulmanın üçüncü sebebi, kalsinasyon yoluyla onların seyreltilmesidir, zira o vakit alev yahut ateş içlerine nüfuz edebilir ve onları yok edebilir. Bu sebeple, şayet bozulmanın bütün sebepleri bir araya gelirse, bu gibi cisimler kaçınılmaz olarak son derece bozulacaktır. Lakin hepsi birleşmezse, her bir cismin bozulma sürati, bu sebeplerin hafiflemesine nispetle azalır. İkinci nev'i ise şudur,
Cisimlerde onun vasıtasıyla mütalaa edilen iyiliktir. Zira cıvanın, terkibinde hiçbir yok edici sebeple cüzlerine ayrılmasına izin vermediği görüldüğünden (çünkü ya bütün cevheriyle ateşten geri çekilir yahut bütünüyle onun içinde baki kalır), onda zaruri olarak bir yetkinlik sebebi müşahede edilir. Öyleyse, onu yaratan, ona bir cevher ve doğadaki şeylerin hiçbirine bahşedilmeyen cevherî hassalar bahşeden o şanlı ve mübarek Yüce Tanrı’ya hamdolsun, ta ki bu yetkinlik, bizim ona yakın bir kudretle bulduğumuz gibi, muayyen bir sanat vasıtasıyla onda bulunabilsin.
Zira o, ateşe galip gelen ve ateşle mağlup edilemeyendir, bilakis onun içinde dostça dinlenir, orada sevinç bulur.
Venüs'ün Yahut Bakırın Tabiatı Üzerine
Maksadımıza avdetle deriz ki, şayet kükürt murdar, kaba ve ekseri cüzü itibarıyla sabit, fakat daha az olan cüzü itibarıyla sabitlenmemiş, kızıl ve kurşunî renkte olursa, bütününe nispetle ne galip gelen ne de mağlup edilen olursa ve bu kükürt kaba cıvanın üzerine düşerse, bundan zaruri olarak bakır meydana gelir.
Bütün bunların ispatı, onların tabiatından gelen şeyler vasıtasıyla kolaydır. Zira bakır ateşe maruz bırakıldığında, ondan kükürtlü bir alevin yükseldiğini fark edebilirsiniz ki bu, sabitlenmemiş kükürdün bir alametidir.
Ve onun mükerrer yanması neticesinde buharlaşma yoluyla miktarından kaybetmesi, sabit kükürde sahip olduğuna delalet eder.
Zira erimesindeki ağırlık ve cevherinin katılaşması (yahut sertliği) bundan ileri gelir ki bunlar sabit kükürdünün çokluğunun alametleridir.
Ve murdar cıva ile birleşmiş kızıl ve murdar bir kükürdün varlığı duyularla bilinir, binaenaleyh başka bir ispata muhtaç değildir.
Bu suretle, tecrübe vasıtasıyla sırrın tamamına vakıf olabilirsiniz. Zira hararetin tesiriyle toprağa dönüşmüş her şeyin kolaylıkla çözündüğünü ve suyun tabiatına irca edildiğini görürsünüz. Bu, cüzlerin ateş vasıtasıyla latifleşmesi sebebiyle vuku bulur.
Binaenaleyh, kendi tabiatında daha latif olan bir şey, bu topraksı tabiata irca edildiğinde, bu sayede daha da latifleşir, çünkü daha fazla çözünür, öyle ki en latif tabiatta olanlar, en çok ve en iyi çözünen ve latifleşenlerdir.
Buradan, bu iki cismin, yani Mars ve Venüs'ün bozulma ve marazının sebebi zahir olur, zira bu hal, bol miktardaki sabit kükürtten ve Venüs'te az miktarda, fakat Mars'ta daha da az miktarda bulunan sabitlenmemiş kükürtten ileri gelir. Bu sebeple, sabit kükürt ateşin hararetiyle sabitleme mertebesine erdiğinde cüzleri latifleşir, lakin cevherinin çözünme kabiliyetinde olan cüzü çözünür.
Bunun alameti, bu iki cismin sirke buharına maruz bırakılmasıdır, zira bu yolla, kükürtlerinin (latifleştirici hararetle onda hasıl olan) şapsılığı yüzeylerinde çiçeklenir. Ve şayet bu iki cismi tuzlu bir mayiye koyarsanız, kaynama ile pek çok cüzleri kolaylıkla çözünür.
Ve şayet bu ikisinin madenlerine bakacak olursanız, çözünmüş açık bir şapsılık cevherinin onlardan damladığını ve içlerinde yapışıp kaldığını görürsünüz.
Bu şapsılık, tuzlu sululuk ve kolay çözünme vasıtasıyla suya tehavvül eder. Zira şap ve onun tabiatında olanlar haricinde sulu ve kolayca çözünür hiçbir şey bulunmaz. Lakin bu iki cismin her birinde ateşin husule getirdiği karalık, içlerinde hapsolmuş bulunan sabitlenmemiş kükürt sebebiyledir, nitekim bu Venüs'te çok, fakat Mars'ta azdır ve sabit kükürdün tabiatına pek yaklaşır. Bu sebeple, böyle bir izin Mars'tan kolayca izale edilmesi kabil değildir.
Buradan artık tebeyyün etmektedir ki, erime sabitlenmemiş kükürtten hasıl olur ve erimeye onunla yardım edilir, lakin erime sabit kükürtten meydana gelmez, bilakis onun tarafından engellenir.
Erimenin meydana gelmediğini ve erimenin sabit cıva tarafından engellendiğini düşünmeye mahal yoktur. Sabitlemesinden sonra hiçbir eritme sanatıyla kükürdü akıtmayı başaramayan, lakin sabit cıvaya sahip olup onun süblimasyonunu defalarca tekrarlamak suretiyle onun iyi bir erimeyi kabul etmeye istidatlı olduğunu gören kimse, bunun katiyen doğru olduğunu bilir. Buradan binaenaleyh zahirdir ki, terkibinde daha fazla cıva ihtiva eden cisimler daha büyük bir yetkinliğe sahiptir, daha az ihtiva edenler ise daha az yetkinliktedir.
Bu sebeple, bütün amellerinizde karışımın içinde cıvanın üstün gelmesine gayret ediniz.
Ve şayet yalnız cıva ile kemale erdirebilirseniz, pek kıymetli bir yetkinliğin ve tabiatın amelini alt eden şeyin yetkinliğinin kâşifi siz olursunuz.
Zira onu en içten temizleyebilirsiniz ki Tabiatın arındırması [NOT: Latince *adunificatio* ya da *mundificatio* kastedilmektedir] oraya erişemez, Lakin bunun, yani daha büyük miktarda cıva ihtiva eden o Cisimlerin daha büyük bir Kemalde olduğunun İspatı, onların cıvayı kolayca Kabul etmesidir, Zira Kemal Cisimlerinin cıvayı dostça kucakladığını görürüz, Dolayısıyla önceki Kelamdan aşikârdır ki, Cisimlerde iki türlü Kükürtlülük vardır,
Biri hakikaten Karışımlarının bidayetinde cıvanın Derinliğine dâhil olmuştur, lakin diğeri sonradan gelip eklenmiştir.
Bunlardan biri Emek ile bertaraf edilir, lakin diğeri, İşlemimizin münasip ve faydalı bir surette erişebileceği Ateş vasıtasıyla icra edilen hiçbir Sanatla katiyen giderilemez, zira o denli muhkem ve kökten birleşmiştir,
Ve bu, Tecrübe ile sabit kılınmıştır, zira yanıcı Kükürtlüğün Ateş ile yok edildiğini görürüz, lakin sabit Kükürtlüğün öyle olmadığını, Dolayısıyla, Cisimlerin Kalsinasyon ile Temizlendiğini söylediğimiz vakit, bunun onların Tabiatının Kökünde birleşmemiş olan Topraksı Cevher manasına geldiğini anlamalısınız.
Zira Ateş Sanatıyla, birleşmiş olanı temizlemek kabil değildir, meğerki cıvanın Devası (bunu gizleyip itidale kavuşturan ya da Katışıktan ayıran) dâhil olmaya, Bir Madene tabiatın kökünde birleşmiş bulunan Topraksı Cevherin kendi Bileşiğinden Ayrılması şöyle vuku bulur,
Ya Tatia ve Markasit gibi cıva Cevherini yükselten ve onlarla olan münasebeti sebebiyle Kükürtlüğü geride bırakan şeylerle, Yükseltme yoluyla yapılır, çünkü bunlar Dumanlardır ve bir kısımları Kükürtten ziyade cıva İhtiva eder.
Bunun Tecrübesini, bunları Cisimlerle kuvvetli ve ani bir Ergitmede birleştirdiğiniz vakit müşahede edebilirsiniz, zira bu Ruhlar Uçuşlarında Cisimleri de kendileriyle birlikte yukarı taşırlar, Bu sebeple onlarla yükseltebilirsiniz.
Yahut da, size söylediğimiz veçhile, cıva ile Karıştırma ve Yıkama yoluyla olur.
Zira cıva kendi Tabiatından olanı tutar, yabancı olanı ise dışarı atar.
BÖLÜM IX. Jüpiter’in ya da Kalayın Tabiatı Üzerine.
Soruşturma ortaya konmuş olup niyetimize binaen deriz ki, Şayet Karışımın Kökündeki Kükürt cüzi bir Sabitlemeden pay alırsa, saf olmayan bir Beyazlıkla Beyaz olursa, Galip gelmeyip alt edilirse, kısmen sabit ve kısmen sabit olmayan, beyaz ve gayrisaf cıva ile karışırsa, bu Karışımdan behemehal Kalay hâsıl olacaktır. Bunların İspatını Hazırlama esnasında bulacaksınız.
Zira Kalayı kalsine ettiğinizde, ondan Kükürtlü bir kokunun yükseldiğini görürsünüz ki bu, sabit olmayan Kükürdün alametidir.
Ve her ne kadar Alev vermese de, bundan ötürü onun sabit olduğunu düşünmemelisiniz.
Zira alev vermeyişi Sabitleme sebebiyle değil, Karışımdaki cıvanın Üstünlüğü ve Yanmadan muhafaza edişi sebebiyledir.
Binaenaleyh Kalayda iki katlı bir Kükürtlüğün ve keza iki katlı bir cıva Cevherinin bulunduğu ispat edilmiştir.
Bir Kükürtlüğü daha az sabittir, zira kalsinasyon sırasında Kükürt gibi bir koku salar. Karışımın Tecrübesi İlki ile ispat olunur.
Diğerinin daha sabit olduğu ise, maruz kaldığı Ateşte, Kalsi [NOT: *calx*, kalsine edilmiş kül ya da toz kalıntı] içindeki sebatı ve buna rağmen kokmayışı ile ispat edilir. Keza
içinde biri sabit olmayan ve diğeri sabit olan iki katlı bir cıva Cevherinin bulunduğu da ispat edilmiştir, zira Kalsinasyonundan evvel bir gıcırtı sesi çıkarır, lakin üç kez kalsine edildikten sonra bu gıcırtı kalmaz, bunun sebebi, cıvanın o gıcırtıyı hasıl eden uçucu Cevherinin uçup gitmiş olmasıdır.
Cıvanın uçucu Cevherinin bu Gıcırtıyı veya çıtırtıyı meydana getiren bir Sebep olduğu, Kurşunun cıva ile yıkanmasıyla ispat edilir.
Zira şayet Kurşun cıva ile yıkanırsa ve yıkandıktan sonra Erime Ateşini aşmayan bir Ateşte ergitilirse, onunla birlikte cıvanın bir kısmı kalır ki bu da Kurşuna bu Gıcırtıyı verir ve onu Kalaya tebdil eder, Lakin bilakis bunu, Kalayın Kurşuna Tahavvülü üzerinden de mütalaa edebilirsiniz,
Zira Kalsinasyonunun çok kez Tekrarı ve onun İndirgenmesine münasip Ateşin Tatbiki ile Kurşuna dönüşür, lakin bilhassa Curufunun çekilip alınmasıyla ulu bir Ateşte kalsine edildiğinde böyledir. Bu Cevherlerin Farklılıklarına dair şüpheleriniz, bunları münasip Aletlerde Muhafaza etmenin Bilgisiyle ve bunları ayıran Ateşin Ölçüsüyle zail olabilir, ki biz buna büyük bir Emek Gayretiyle vasıl olduk ve kesin bir İtikatla gördük ki, Hakikate de bununla Hükmettik, Lakin Kalayın Terkibini kamilen bilesiniz diye, Jüpiter’den bu iki
Cevherin, yani Kükürt ve cıvanın bertaraf edilmesinden sonra geriye ne kaldığını size bildirmemiz elzem olduğundan deriz ki, o kurşuni renktedir ve Kurşun gibi ağırdır, yine de Kurşundan daha büyük bir Beyazlıktan pay alır, binaenaleyh en saf Kurşundur.
Ve onda, bileşimi oluşturan iki Şeyin, yani
Cıva ve Kükürdün Sabitleme Eşitliği vardır, lakin Miktar Eşitliği yoktur, zira Karışımda cıva galip gelir.
Bunun alameti, cıvanın kendi Tabiatı içinde onun bünyesine Girişinin Kolaylığıdır.
Dolayısıyla şayet içinde daha büyük Miktarda cıva bulunmasaydı, o (kendi Tabiatında alındığında) ona kolayca yapışmazdı, Bundan ötürü, pek ince bir Hüner olmaksızın Mars’a yapışmaz, Venüs’e de Karışımındaki cıva azlığı sebebiyle yapışmaz.
Ve bu aşikârdır, zira Mars’a gayet güçlükle yapışır, lakin Venüs’e daha kolay yapışır, çünkü o Mars’tan daha bol cıvaya maliktir.
Bunun alameti, birinin kolayca Erimesi, diğerinin ise gayet müşkil Erimesidir. Lakin baki kalan bu iki Cevherin Sabitliği muhkem Sabitlemeye pek yaklaşır, yine de bundan ötürü ebediyen sabit değildir.
Ve bunun İspatı, Cisminin Kalsinasyonu ve Kalsinasyondan sonra onun en kuvvetli Ateşe maruz bırakılmasıdır.
Zira bununla Ayrışma vuku bulmaz, lakin bütün Cevher yukarı yükselir, yine de daha ziyade tasfiye edilmiş olarak.
Binaenaleyh Kalaydaki yanan Kükürdün, Kurşundaki aynı Kükürtten daha
kolay ayrıldığını görürüz.
Ve bunun bir Tecrübesini Kalayın kolay Katılaşmasında (yahut sertleşmesinde), Kalsinasyonunda ve Parlaklığının İyileşmesinde müşahede edersiniz.
Buradan mülhem mütalaa ettik ki, bu ifsat edici Nitelikler onun Kökünde bulunmayıp, ona sonradan dâhil olmuştur.
Ve ilk karışımdaki mevcudiyetleri sebebiyle ona pek fazla raptolunmadıklarından, kolayca ayrılabilirler, bu sebepten ötürü, onda vuku bulan başkalaşımlar süratli bir ameliye iledir, yani onun temizlenmesi, sertleşmesi ve sabitlemesi.
Ve bunların sebeplerini, yukarıda beyan edilenler vasıtasıyla açıkça mülahaza edebilirsiniz, ve çünkü, bu amellerden, yani kalsinasyon ve indirgemenin ardından, onun dumanında, yüksek bir yüceltme ve ateşin tazyiki ile yükseldiğini müşahede ettiğimiz bir turuncumsu sarılık (yahut sarılık) müşahede ettik, kalsine edilmiş kükürdün hassasından olan bu keyfiyet sebebiyle, mutlak bir kanaat getirdiğimiz hakiki bir takdir ile hükmettik ki, kendi cevherinde sabit kükürt tabiatından çokça barındırmaktadır. Bu sebeple, ilmimizdeki hakikati görmek dileyenler, cehitle sarf edilen bir emekle bütün bu şeylerin tetkikine çalışsınlar, ta ki bu sayede cisimlerin köklerini ve ruhların hassalarını, zanna dayalı olmayan, kesin bir keşif ile bulup çıkarsınlar, nitekim bu cildimizde sanatın iktizasına muvafık surette bunlardan kifayet derecesinde bahsettik.
Satürn'ün yahut Kurşunun Tabiatına Dair
İmdi geriye Satürn'ün tavsifi kaldı, onun hakkında deriz ki, tekrarlanan kalsinasyonunun ardından indirgenmesine değin kalaydan hiçbir farkı yoktur, şu kadar var ki, daha kesif iki cevherin karışmasından meydana gelen daha gayripak bir cevhere sahiptir, yani
Kükürt ile canlı cıvadan [NOT: Argentvive; saf, tabii cıva cevheri kastedilmektedir], ve içindeki kükürt yakıcı olup, kendi canlı cıvasının cevherine daha ziyade yapışıktır, hem terkibinde Jüpiter'den daha fazla sabit kükürt cevheri barındırır.
Bunların ispatını açık tecrübelerden çıkarmaktayız. Jüpiter'den daha ziyade topraksı tortuya malik olduğu, gözle ve canlı cıva ile yıkanması suretiyle aşikâr kılınmıştır, şöyle ki,
Canlı cıva ile yıkandığında ondan Jüpiter'e kıyasla daha çok tortu hâsıl olur, hem kalsinasyonun ilk derecesini kalaydan daha kolay kabul eder ki bu da yüksek miktarda topraksılığın alametidir.
Zira topraksılığı daha çok olan cisimlerin daha kolay kalsine olduğunu, topraksılığı az olan cisimlerin ise daha güç kalsine olduğunu görmekteyiz.
Bunun delili ise, Güneş'in kamilen kalsine edilmesinin gayet müşkil oluşudur.
Ve murdarlığı, Jüpiter'de olduğu gibi müteakip kalsinasyonlar ile tashih olunamadığından, bu hal
onun kendi tabiatındaki köklerinde, kalayın kendi tabiatındaki köklerine nazaran daha büyük bir gayripaklık bulunduğunun alametidir. Ve içindeki yanıcı kükürt miktarının, canlı cıva cevherine kalaydakinden daha kuvvetle yapışık olduğu şununla sabittir, yani, zikredilen miktar dumanda ondan ayrılmaz, bilakis koyu bir sarılığa sahip turuncu bir renktedir ve bunun bir benzeri de dipte bulunan şeyle beraber aşağıda kalır, bu durum zaruri olarak şu üç şeyden birinin alameti olmalıdır, ya içinde yanıcı kükürt hiç yoktur yahut pek cüzi miktardadır, ya da karışımının köküne, esaslarının yakınlığına pek kuvvetle bağlanmıştır, lakin kokusu vasıtasıyla emin bulunmaktayız ki onda bir miktar mevcuttur, hem de az değil, pek çoktur, zira o kükürt kokusu kısa zamanda ondan bertaraf edilemez. Bu sebeple, öyle bir mülahaza ile teemmül ettik ki, yakıcı kükürdün, sabit olup yanıcı olmayan kükürdün tabiatına yaklaşarak, canlı cıva cevherine yeknesak surette karıştığından emin olduk.
Binaenaleyh, dumanı yükseldiğinde, zaruri olarak yanıcı olmayan kükürtle birlikte yükselmelidir ki onun da hassası, yani turunculuk meydana getirmektir. Lakin yanıcı olmayan kükürt miktarının onda kalaydakinden daha fazla olduğu tarafımızca en doğru surette ikrar edilir, zira kalsinasyonlarında onun renginin kamilen turuncuya, kalayın renginin ise beyaza tebeddül ettiğini görmekteyiz, binaenaleyh
bu minval üzere, Jüpiter'in (kalsinasyonda) Satürn'e kıyasla daha kolay sert bir cisme dönüşmesinin, lakin erime yavaşlığında Satürn kadar çabuk olmamasının sebebini bulma yolu bize açılmış olmaktadır, ve bunun sebebi şudur ki, tabiattaki sertliğin sebebi sabit kükürt ve sabit canlı cıvadır, lakin erimenin sebebi iki türlüdür, yani
Canlı cıva ve yanıcı kükürt, bunlardan biri, füzyonun kemali hususunda, onun her derecesinde kifayet eder, yani akkorlaşma ile yahut akkorlaşma olmaksızın canlı cıva. Binaenaleyh, Jüpiter'de hakikaten sabitlenmemiş külliyetli miktarda canlı cıva görüldüğünden, erimenin hazır bir sürati onda baki kalır ve ondan kolayca tefrik olunamaz. Yumuşamanın sebebi dahi iki türlüdür, yani, canlı cıva ve yanıcı kükürt.
Ve yakıcı kükürt vasfı Jüpiter'den Satürn'e kıyasla daha kolay bertaraf edildiğinden, yumuşaklığın sebeplerinden biri ondan izale olununca, kalsine edildiğinde zaruri olarak sertleşir.
Fakat Satürn, yumuşaklığın her iki sebebini de kuvvetle mezcetmiş bulunduğundan, kolayca sertleşmez. Yine de canlı cıvadan neşet eden yumuşaklık ile kükürtten neşet eden yumuşaklık arasında bir fark vardır, zira kükürtten gelen yumuşaklık esnek ve çökücüdür [NOT: Baskı altında şekil değiştiren, ezilen], fakat canlı cıvadan gelen yumuşaklık uzayabilir, dövülebilir niteliktedir.
Ve bu durum zaruri olarak gözle ispat edilmelidir, zira çok canlı cıva ihtiva eden cisimlerin çok uzama kabiliyetine, az ihtiva eden cisimlerin ise az uzama kabiliyetine malik olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple Jüpiter
Satürn'den daha kolay ve daha incelikle uzatılır, Satürn Venüs'ten, Venüs Mars'tan daha kolaydır, Ay Jüpiter'den daha ince, fakat Güneş Ay'dan daha ince uzatılır.
Binaenaleyh aşikârdır ki, sertleşmenin sebebi sabit canlı cıva yahut sabit kükürttür. Yumuşaklığın sebebi ise bunun zıddıdır. Füzyonun sebebi iki türlüdür, yani, sabit olmayan kükürt ve her ne neviden olursa olsun canlı cıva. Sabit olmayan kükürt, akkorlaşma olmaksızın vuku bulan füzyonun zaruri sebebidir.
Ve bunun tecrübesini, güç eriyen cisimler üzerine arsenik atımı (projeksiyonu) icra etmekle açıkça görürsünüz, zira onları akkorlaşma olmaksızın kolay füzyona sevk eder.
Ve kolay füzyonun sebebi keza canlı cıvadır, fakat akkorlaşma ile vuku bulan füzyonun sebebi sabit canlı cıvadır. Binaenaleyh her türlü füzyonun mani sebebi sabit kükürttür. İmdi zikredilenlerden gayet mühim bir sır çıkarabilirsiniz,
Şöyle ki, en yüksek kemale malik cisimlerin en yüksek miktarda canlı cıva ihtiva ettiği görüldüğünden, kemalden noksan kalmış cisimler daha fazla canlı cıva miktarına malik oldukça, zaruri olarak kamile daha yakın olmak icap eder.
Binaenaleyh şu netice dahi hasıl olur ki, kükürdü bol olan cisimler, fesadı çok olan cisimlerdir.
Bundan ötürü, yukarıda serdedilenlerden imdi vazedilmiştir ki, Jüpiter kamile en ziyade yaklaşmış olandır, zira kemale meyledişi daha çoktur, Satürn ise daha az, Venüs daha da az ve Mars kemalin bağlı olduğu şey bakımından en az derecede bulunmaktadır.
Ve başka bakımdan, İlaç ile ilgili olarak kendi içlerinde farklılık gösterirler, kusuru tamamlayıp ikmal ederler ve Bedenlerin yoğunluğunu derinliklerine kadar kusursuzca inceltip, onların bulutluluğunu parlak bir aydınlığın cevheri altında örterler.
Zira İlacı en çok yetkinleştiren Venüs’tür, fakat Mars daha az, Jüpiter daha da az ve Satürn en azdır.
Bundan ötürü, Bedenlerin çeşitliliğine göre, Emeğin Hakikat söyleyen Araştırması sayesinde, Hazırlama yoluyla muhtelif İlaçlar keşfedilmiştir.
Zira akkorlaşmaya dayanabilen sert Beden bir İlaç gerektirir, fakat akkorlaşmaya dayanamayan yumuşak olanı ise bir başkasını.
Tâ ki biri yumuşatılabilsin, derinliğinde inceltilebilsin ve cevherinde dengelenebilsin, diğeri ise sertleştirilip gizli Kısımları koyulaştırılabilsin. Bu sebeple şimdi Bizim vazifemiz, bunlardan İlaçlara geçmektir,
aşikar Tecrübelerle muhtelif İlaçların Sebeplerini ve neleri noksan bıraktıklarını, neleri ise tamama erdirdiklerini beyan etmektir.
Bu İkinci Kitabın İkinci Kısmı, Umumiyetle İlaçlar Hakkında ve Kusurlu Bütün Bedenleri Yetkinleştiren İlacın Yetkinliğinin Lüzumu Üzerine, ve Hangi Şeyden En İyi ve En Yakın Şekilde Çıkarılabileceği Hakkında. BÖLÜM I.
Her kusurlu Bedenin ve keza Cıvanın İlacının zaruri olarak iki türlü olması gerektiği, yani,
Biri Beyaz için, diğeri Kırmızı için, lakin tek bir en yetkin İlaç sayesinde bunlardan muaf kılındığımız hakkındadır.
Ruhların, Tabiatta bulunan diğer her Şeyden daha ziyade Bedenlere benzediğini şu şekilde ispat ederiz, yani,
Zira Ruhlar, diğer bütün Şeylere kıyasla Bedenlerle daha fazla birleşmiş ve onlara daha dostanedir.
Bu sebeple, ilk Keşifteki bu Beden Dönüşümlerinin, onların hakiki İlacı olduğunu buna uygun olarak ikrar ederiz.
Ve Biz, kusurlu Bedenlerin her birini sarsılmaz bir Dönüşüm ile yetkin bir Ay ve Güneş Bedenine tahvil edebilmek için her türlü hüner ve zekayı sarf ettik. Bu yüzden, dönüştürülecek Bedenlerin muhtelif Maksatlarına göre, onlar için İlacın da zaruri olarak Çeşitli yaratılması gerektiğini anlıyoruz. Ve dönüştürülecek Metaller iki türlü Cinsten olduğundan, yani,
Yetkinlikte pıhtılaşabilir Cıva ve Yetkinlikten noksan kalmış Bedenler, ve bunlar da yine çok çeşitlidir, zira bazıları sert olup Akkorlaşmaya dayanır, fakat diğerleri yumuşak olup buna dayanamaz (sert olanlar Mars ve Venüs, yumuşak olanlar ise Satürn ve Jüpiter’dir), yetkinleştirici İlacın da zaruri olarak çok çeşitli olması icap eder.
Zira Mars ile Venüs tek bir cinsten olsalar da, muayyen bir hususi Nitelikte farklılık gösterirler, biri ergimez iken, diğeri ergiyendir. Bu sebeple Mars bir İlaç ile, Venüs ise bir başkasıyla yetkinleştirilir, ve nitekim birincisi bütünüyle murdardır, diğeri ise öyle değildir.
Ayrıca bu, donuk bir Beyazlıktan pay alır, fakat o, Kırmızılık ve Yeşillikten pay alır, bu durumlar da keza İlaçta Çeşitlilik lüzumunu doğurur. Diğer cinsin yumuşak Bedenleri, yani Jüpiter ve Satürn de, daha az farklı olmadıklarından, zaruri olarak keza muhtelif bir İlaç talep ederler. Zira bu, yani Jüpiter temizdir, fakat o temiz değildir.
Ve nitekim bütün bunlar, Güneş Bedenlerinden ziyade, şimdi Ay Bedenleri kılınarak daha değişken hale getirilmiştir, bu sebeple her birinin İlacı iki türlü olmalıdır.
Biri Limon rengi olup, Limon rengi bir Güneş Bedenine dönüştürür, diğeri Beyaz olup, keza Beyaz bir Ay Bedenine dönüştürür. Bu sebeple, kusurlu Bedenlerin her birinde iki türlü Madde bulunduğundan, yani,
Güneşsel ve Aysal, bütün Bedenleri yetkinleştiren İlaçlar Toplamda Sekiz olacaktır. Cıva da keza bir Güneş ve Ay Bedenine dönüştürülerek yetkinleştirilir, bu sebeple onu dönüştüren İlaçta da iki türlü Farklılık vardır.
Bundan ötürü, her kusurlu Bedenin tam Dönüşümü için Bütünlükleriyle birlikte icat ettiğimiz tüm İlaçlar On tane olacaktır. Fakat Biz, sebatkar ve mütemadi bir Emekle ve büyük bir Araştırmanın gayretiyle, tek bir İlacın nimeti sayesinde bu on İlacın Emeğinden muaf tutulmayı arzuladık, ve uzun ve pek meşakkatli Araştırmamız ile bulduk ve kesin bir Tecrübe ile tek bir İlaç yaptık ki, onunla sert yumuşatıldı, yumuşak Beden sertleştirildi, uçucu olan sabitlendi ve murdar olan, tabiatın ötesinde ve tarif edilmez bir parlaklıkla nurlandırıldı.
Bununla birlikte, burada bütün bu İlaçlardan, Sebepleri ve Sınamalarının aşikar Tecrübeleri ile hususi olarak bahsetmemiz münasiptir. Bu sebeple evvela on İlacın ve buna bağlı olarak bütün Bedenlerin Silsilesini, ardından Cıvayı beyan edeceğiz ve nihayetinde kusurlu Bedenlerin muhtaç olduğu Hazırlık ile birlikte bütün Bedenleri yetkinleştiren Sanat İlacına geçeceğiz. Ve Sanatın yetersiz bir Risalesini sunduğumuz ithamıyla Hasetçiler tarafından kınanmamak için, ilk olarak burada, kusurlu Bedenlerin Hazırlıklarının Beyanını arz ediyor, onların
İcatlarının Zaruret Sebeplerini bildiriyoruz; öyle ki bunlar vasıtasıyla (bizim Sanatımızda) kusurlu Bedenler, Beyazlığın ve Kırmızılığın her Derecesinde Yetkinliğin İlacını kabul etmeye ve onunla yetkinleşmeye elverişli hale getirilirler.
Lakin bunlardan sonra, evvelce zikredilen bütün İlaçların kafi ve mutabık bir Rivayeti eklenecektir. BÖLÜM II.
Kusurlu Bedenlerin her birinin kendine mahsus bir Hazırlığa sahip olması gerektiği hakkındadır.
Evvelce serdettiğimiz hususlardan aşikardır ki, Tabiatın kusurlu olan bu Bedenlerin her birinde Fazla ya da Noksan bıraktığı şeyler kısmen beyan edilmiştir, fakat burada daha etraflı bir Bahis ile, yukarıda bu meseleye dair ihmal ettiğimiz hususları ikmal etmek niyetindeyiz.
Bu sebeple, Kusurun değişken Bedenleri iki türlü cinsten meydana geldiğinden, yani,
Yumuşak ve Tutuşabilir (yahut Ateş ile yanabilir), Satürn ve Jüpiter gibi, ve Sert olup Ergimeyen yahut Akkorlaşma ile Ergiyen, Mars ve Venüs gibi; ilki sahiden Ergimez, fakat diğeri Akkorlaşma ile Ergiyendir, Tabiat bize zaruri surette bildirerek öğretmiştir ki,
Cevherlerinin Çeşitliliğine göre, Doğalarının Kökünde, İhtiyaçlarına uygun muhtelif Hazırlıklar onlara tatbik edilmelidir.
Dönüştürülmesi gereken aynı cinsten iki Kusur Bedeni vardır, yani,
Kara olarak adlandırılan ve Sanatta Satürn denilen Kurşun, ve Beyaz olarak adlandırılan ve Sanat Hükmünde Jüpiter denilen Çatırtılı Kurşun; bunlar Doğalarının fıtri Kökünden ötürü, gizli Kısımlarının Derinliğinde ve keza Aşikar kısımlarında birbirlerinden farklıdırlar.
Zira Satürn bulutlu, kurşuni renkte, ağır ve karadır, Çatırtı (yahut Çatlama sesi) olmaksızın bütünüyle dilsizdir, fakat Jüpiter beyazdır, biraz kurşuni renktedir, lakin çok çatırdar ve mutezil bir Ses vererek Parlaklık bahşeder.
Bunların derinliklerindeki farklılıkları, zorunlu sebepleriyle birlikte, açık tecrübelerle sizlere göstermek niyetindeyiz, Ki bu farklılık sebeplerinden, azlığına ve çokluğuna göre, kabiliyetli sanatkâr hazırlıkların sırasını çıkarır.
Bu sebeple, sıraya uygun olarak, evvela cisimlerin hazırlıklarını beyan ederiz, lakin bundan sonra pıhtılaşabilir cıvanınkini bildiririz. Yine de ilkin bir türün, yani yumuşaklığın, bundan sonra ise diğerininkini ele alırız.
Ve buna binaen, birinci tür cisimlerden Satürn ile Jüpiter’in hazırlanışı ilk olarak tarif edilecektir, akabinde diğerinin hazırlanışı belirlenmiş sırasına göre takip edecektir.
Zira cisimlerin hazırlanışında, fuzuli olan hiçbir şey onların derinlikteki cüzünden değil, bilakis zahirdeki cüzünden giderilmelidir.
Kusurlu madenlerin eksiğinin İlaç ile ikmal edilmesi, fazlalıklarının ise hazırlık yoluyla giderilmesi gerektiğine dair.
Yetkinliğe çok yönlü yakınlaşmalarının yahut ondan uzaklaşmalarının derecesine göre, Satürn’ün cevherine ve keza Jüpiter’inkine çok çeşitli hazırlıklar tatbik edilebilir.
Öyle ki, hakikatte derinliklerinde fesat getiren şeylerden biri, onların tabiatının fıtri kökünden gelen bir nesnedir; bu da kükürtlüğün topraksılığı ile yaradılışlarının başlangıcında onların cevheri tabiatına karışmış olan cıva toprağının murdarlığıdır, bir diğeri ise sonradan arız olan, onların ilk karışımından sonra fesadı celbeden nesnedir; bu da birinci türden yakıcı bir kükürtlük ile onun murdarlığı ve cıvanın habis maddesidir, dolayısıyla Satürn ve Jüpiter’in yetkinlik cevherini ifsat eden şeyler bunlardır.
Bunlardan birini gidermek imkânsızdır, zira birinci mertebeden olması hasebiyle hiçbir gayretin İlacı buna kâr etmez, lakin diğeri az bir yardımla defedilebilir.
İlkinin kökünü kazımak hakikaten imkânsız görünür, çünkü bu türden cisimlerin kendilerine has tabiatının asıllarında, mezkûr hususlar hakiki bir cevher teşkil edecek surette karışmış ve tek bir hakiki cevher meydana getirmiştir.
O halde, tabiatta mevcut herhangi bir şeyin hakiki cevherini, o şeyin kendisi baki kalacak şekilde ortadan kaldırmak mümkün olmadığına göre, bu ifsat edici şeyleri onlardan ayırmak da imkânsızdır. Bu sebepten ötürü, kimi filozoflar bu sanatın bu yolla elde edilmesinin mümkün olmadığını düşünmüşlerdir, nitekim biz ve devrimizdeki bu ilmin diğer araştırmacıları da tastamam bu hale duçar olduk, şöyle ki,
Bizler de mahirane hazırlık yollarının hiçbiriyle cisimleri parlaklıklarını ikmal ederek aydınlatamadık, bilakis büsbütün bozuldukları ve daha ziyade karardıkları vaki oldu.
Bu sebepten ötürü, biz de onlar gibi hayret içinde kaldık, uzun bir müddet yeis gölgesi altında yattık.
Yine de kendimize gelip, nihayetsiz düşünce ve tefekkürlerin azametli meşakkatiyle zihnimiz karışmış haldeyken, yetkinlikten eksilmiş cisimlerin, tabiatlarının derinliğinde murdar olduklarını ve içlerinde parıldayan (yahut sırf temiz) hiçbir şeyin bulunmadığını mülahaza ettik, zira tabiat iktizasınca bu onların içinde yoktu.
Çünkü bir şeyin içinde bulunmayan, o şeyde zuhur etmez. O halde, mademki yetkinliğe dair hiçbir şey onların içinde bulunmamaktadır, bu sebeple zaruri olarak, onlardaki muhtelif maddelerin tefriki esnasında ve tabiatlarının derinliğinde fuzuli hiçbir şeyin kalmadığı da görülür.
Bundan ötürü, bu yolla onlarda bir şeylerin eksildiğini anladık ki, bu noksanın ona münasip bir madde ile mutlaka ikmal edilmesi icap eder, onlardaki eksik kusuru ikmal eden şey ise, cıvanın azlığı ve layıkıyla koyulaşmamış olmasıdır.
Bu cihetle onlardaki itmam, cıvanın çoğaltılması, iyi bir koyulaştırma ve kalıcı bir sabitleme olacaktır. Lakin bu iş, ondan yaratılmış bir İlaç vasıtasıyla icra edilir.
Zira bu İlaç, cıvadan bir varlığa büründürüldüğünde, aydınlığının ve debdebesinin lütfuyla onların bulanıklığını saklayıp örter, parlaklıklarını ortaya çıkarır ve onu berraklığa tebdil eder.
Ve cıva, bir İlaç halinde hazırlandığında, sanatımızla arındırılıp en saf ve en parlak bir cevhere irca edildiğinde ve yetkinlikten eksilmiş cisimler üzerine atıldığında (projeksiyon yapıldığında), onları aydınlatacak ve sabitlemesiyle yetkin kılacaktır. Bu İlacı, vaktinde ve münasip makamında beyan edeceğiz.
İmdi, zikredilenlerden zaruri olarak netice çıkar ki, yetkinliğin iki veçheli bir keşfi elzem olacaktır, biri murdar cevheri karışımdan ayıran madde vasıtasıyla, diğeri ise berraklığının parıltısıyla onu örten ve aydınlatarak tezyin eden bir İlaç vasıtasıyladır. Dolayısıyla mademki,
Mademki cisimlerin derinliğinde fuzuli hiçbir şeyin bulunmadığı, bilakis eksik bulunduğu vaki olur, şayet fuzuli olanın mutlak surette bertaraf edilmesi gerekliyse, onun tabiatının zahir cüzünden sonradan arız olan şeyin muhtelif hazırlıklarla hem defedilmesi hem de uzaklaştırılması vaciptir, bunu da takip eden kelamda beyan etmeyi uygun görürüz, sıraya tebaan evvela Jüpiter ve Satürn’den, akabinde diğerinden bahis açarak.
Satürn ve Jüpiter’in Hazırlanması Üzerine
Satürn ve Jüpiter, yetkinliğe daha ziyade yakınlaşmanın lüzumuna göre, muhtelif hazırlıklarla hazırlanır, yani umumi ve hususi bir hazırlık yolu ile.
Umumi olanı, yetkinliğe yakınlaşmanın muhtelif dereceleri iledir. Zira yakınlaşmanın bir derecesi vardır ki, o da arı cevherden hasıl olan parlaklıktır. İkincisi erimesinin tutuşmasıyla hâsıl olan sertliktir, üçüncüsü ise uçucu cevherinin bertaraf edilmesiyle hâsıl olan sabitlemedir. Binaenaleyh bunlar üç veçhile temizlenir ve parlak kılınır, ya arındırıcı şeylerle, ya kalsinasyon ve ihya yoluyla, yahut çözünme vasıtasıyla.
Böylece temizleyici nesnelerle iki yoldan arındırılırlar, ya kirece (calx) irca edilerek yahut cisimlerin tabiatı dairesinde.
Kirece irca edildiklerinde şu minval üzere tasfiye olunurlar, ya tuzlar vasıtasıyla, ya şaplar vasıtasıyla, yahut cam ile, usulü de şöyledir,
Cisim kalsine edildiğinde, kirecinin üzerine şapların yahut tuzların suyu dökülür, yahut cam onunla karıştırılır ve bir cisme irca edilir. Dolayısıyla bu ameliyenin, bu cisimler kendilerini tamamen temiz gösterene kadar tekrar edilmesi iktiza eder.
Zira tuzlar, şaplar ve cam, cisimlerden gayrı bir erime ile eridiklerinden, onlardan ayrılırlar ve topraksı cevheri kendi bünyelerinde tutarak geride yalnızca cisimlerin safiyetini bırakırlar.
Bunları arıtmanın bir diğer yolu şöyledir, Bu iki cisim son derece ince bir şekilde eğelensin, bu talaşlar ile şaplar, tuzlar ve cam karıştırılsın, ardından cisim haline indirgensin. Bu ameliyye, gereğince temizlenene dek defalarca tekrar edilsin.
Ayrıca bunlar, usulünü daha evvel verdiğimiz cıva ile yıkama vasıtasıyla da temizlenir.
Aynı şekilde bu cisimler, daha temiz görünene dek, kafi bir ateş ile kalsinasyon ve indirgeme ameliyyelerinin tekrar edilmesiyle temizlenir.
Zira bu tasfiye vasıtasıyla, mükemmellikten noksan kalmış bu cisimler iki türlü ifsat edici maddeden azat edilir, bunlardan biri alev alıcı ve uçucu, diğeri ise topraksı bir tortudur. Ve bunun sebebi şudur,
Zira ateş her türlü uçucu cevheri yükseltir ve tüketir, aynı ateş indirgeme usulünde de toprağa ait her cevheri kendi nispeti dairesinde ayırır.
Bu nispetten, tertip uyarınca işbu kitaptan evvel gelen öteki cildimizde (Yetkinliğin Tahkiki Hakkında başlıklı olan) bahsetmiştik. Zira onda, kendi aklımızın muhakemesiyle neyi araştırıp bulduysak onu yazdık, lâkin burada gördüğümüz ve tecrübe ettiğimiz şeyi, ilmin tertibine uygun olarak bihakkın karara bağladık. Ayrıca bu cisimler, cevherlerinin çözündürülmesiyle (ki bunun usulünü evvelce beyan etmiştik) ve bunlardan çözünmüş olanın indirgenmesiyle de temizlenir.
Zira bu şekilde indirgenmiş olan çözelti, bu bahsi geçen hazırlama usulüyle, diğer bütün hazırlama nevilerinden çok daha temiz ve daha mükemmel bulunur.
Ve süblimasyon ile yapılandan maada hiçbir yol bununla kıyaslanamaz, binaenaleyh bu ameliyye ona denktir. Bunların bir diğer hazırlanışı da erimeleri esnasında tavlama ile yumuşak cevherlerinin sertleştirilmesidir (veya katılaştırılmasıdır). Ve bu usul şöyledir,
Bunların derinliklerine cıvanın sabit cevheri yahut sabit kükürt ya da onun benzeri bir cevher karıştırılmalıdır, yahut bunlar markasit ve tutya kalsı gibi sert ve erimez nesneler ile karıştırılmalıdır. Zira bunlar onlar tarafından ihtiva edilir ve kucaklanır,
Onlar tarafından kucaklanır, onları öyle bir sertleştirir ki, akkor hale gelene değin akmazlar. Aynı ameliyye, bahsini etmeye niyetlendiğimiz mükemmelleştirici ilaç ile de tamamlanır.
Bir diğer hazırlama yolu da, uçucu cevherlerinin bertaraf edilmesidir, bu da kalsinasyonun ilk derecesinden sonra, kendilerine münasip bir ateşte muhafaza edilmeleriyle hasıl olur. Hazırlama usullerinde tertip zaruri olduğundan, bunları hazırlamanın kamil tertibini buraya kaydediyoruz.
İlk evvel, bunların bütün uçucu ve ifsat edici yakıcı cevherleri kendilerinden temizlenmelidir, ardından topraksı fazlalıkları giderilmelidir.
Akabinde çözündürülüp indirgenmeli yahut cıva yıkaması ile kamilen yıkanmalıdır. Bu tertip faydalı ve zaruridir. Bununla birlikte bu cisimlerin, bilhassa Jüpiter'in hususi hazırlığı pek çeşitlidir. Biri kalsinasyon iledir ve bununla cevheri daha fazla sertleşir, bu durum Satürn'de vaki olmaz.
Ayrıca şaplar ile de yapılır, zira bunlar Jüpiter'i layıkıyla sertleştirir. Bir diğer hazırlık, kalsinasyon ateşinde muhafaza edilmesidir.
Zira bu suretle gıcırtısını (yahut çıtırtısını) ve aynı şekilde cisimleri kırma hassasını kaybeder, bu hal Satürn'de vaki olmaz, zira onda gıcırtı yoktur ve cisimleri kırmaz. Ve,
Tuzun keskinliği ile kalsinasyonun tekrarı vasıtasıyla da gıcırtısını kaybeder. Lâkin ikinci olarak,
Satürn'ün hususi hazırlığı tuzların keskinliği ile yapılan kalsinasyon iledir, zira bu suretle sertleşir, bilhassa talk vasıtasıyla beyazlatılır, keza markasit ve tutya ile de öyle.
Bu hazırlıkların bütün yollarını mezkûr,
Yetkinliğin Tahkiki Hakkında adlı kitabımızda daha kamil bir surette tayin ettik, zira işbu kitapta bunların hulâsasını verdik.
Venüs'ün Hazırlanması Hakkında
Binaenaleyh zikredilen tertibe uyarak, iki cismin hazırlıklarını da beyan ederiz. Evvela Venüs'ün, akabinde Mars'ın.
Venüs'ün hazırlanma yolu pek çeşitlidir. Bir yolu yükseltme iledir, diğeri ise yükseltme olmaksızın nihayete erdirilir. Yükseltme ile olan yol, Venüs ile gayet iyi uyuşan tutyanın alınması ve onunla hünerle birleştirilmesidir.
Sonra süblime edilmek üzere süblimasyon kabına konulmalı ve en ali derecedeki bir ateş ile, en parlak letafette bulunacak olan daha latif cüzü yükseltilmelidir. Yahut kükürt ile karıştırılıp, az evvel zikredilen yükseltme usulüyle yükseltilebilir. Lâkin süblimasyon olmaksızın ya kalsında ya da cisminde temizleyici nesneler ile hazırlanır,
Tutya, tuz ve şaplar ile yahut usulünü verdiğimiz cıva ile yıkama vasıtasıyla, ya da cisim tabiatına çözünmüş olanın kalsinasyonu ve indirgenmesi vasıtasıyla veya mükemmellikten noksan kalmış diğer bütün cisimlerde olduğu gibi, dediğimiz üzere cıva ile yıkanarak temizlenir.
Mars'ın Hazırlanması Hakkında
Mars'ın hazırlıkları da pek çeşitlidir. Zira bazıları süblimasyon ile, bazıları ise süblimasyon olmaksızın nihayete erdirilir.
Süblimasyon ile yapılanı arsenik iledir ve şu minval üzredir,
Erime esnasında onunla birlikte eriyebilsin diye, sabit kılınmamış arseniği onunla olabildiğince derinden birleştirmeye gayret ederiz. Lâkin akabinde münasip bir süblimasyon kabında süblime edilir.
Ve bu hazırlık, diğerleri arasında en iyisi ve en mükemmeli olarak bulunur.
Ayrıca Mars'ın, kendisinde bir miktar arsenik kalana dek defalarca üzerinden süblime edilen arsenik ile yapılan bir diğer hazırlığı da vardır. Zira bu indirgenecek olursa beyaz, temiz, eriyebilir ve iyi hazırlanmış olarak akacaktır. Keza aynı cismin kurşun ve tutya ile eritilmesiyle yapılan üçüncü bir hazırlama yolu daha vardır. Zira bunlardan temiz ve beyaz olarak akar. Lâkin,
Lâkin kalsinasyon yoluyla sert cisimlerin maharetle yumuşatılmasından ve yumuşak olanların sertleştirilmesinden (yahut katılaştırılmasından) kat'i surette bahsedeceğimizi evvelce vaat ettiğimiz halde yeterince konuşmamış göründüğümüzden, bunu ihmal etmemeliyiz, evvela yumuşak olandan, ardından sert olandan bahsedeceğiz. Usul şöyledir, çöktürülmüş cıva çözündürülmeli ve kalsine edilmiş cisim (ki bunu sertleştirme niyetindesinizdir) aynı şekilde çözündürülmelidir.
Bu çözeltilerin her ikisi birbiriyle karıştırılmalı ve kalsine edilmiş cisim, sık sık yapılan emdirmelerle ve benzeri işlemlerle bunlara katılmalıdır; ta ki akkorlaşma ile sert ve eriyebilir bir hale gelinceye değin durmaksızın öğütmeli, emdirmeli, kalsine etmeli ve indirgemelidir. Aynı netice, cisimlerin kireciyle, kalsine edilmiş, çözündürülmüş ve emdirilmiş tutya ve markasit ile de tastamam elde edilebilir.
Ve nitekim bunlar ne kadar temiz olursa, o kadar mükemmel surette dönüşürler. Tıpkı bunun gibi, sert cisimler de benzer bir ustalıkla yumuşatılır, bunun yolu şöyledir,
Bunlar arsenik ile sıkça birleştirilmeli ve süblime edilmelidir; arseniğin süblimasyonundan sonra, Fırınlar Kitabımızda ölçüsünü bildirdiğimiz üzere, kendilerine münasip ateş nispetiyle kavrulmalı (yahut kalsine edilmeli) ve nihayetinde, cismin sertliğinin icabına göre, erimede yumuşayıncaya değin kendi has ateşlerinin (kendi yerinde zikredilen) kuvvetiyle indirgenmelidirler. Ve hakikaten bütün bu
bu başkalaşımlar birinci derecedendir; onlar olmaksızın üstatlığımız kemale ermez. Cıvanın Arındırılması Hakkında.
Binaenaleyh, şimdi cıvanın arındırılmasını tastamam beyan etmek icap eder, buna binaen deriz ki, cıva iki yolla temizlenir; ya
süblimasyon ile, ki bunun yolunu evvelce gösterdik; yahut bir yıkama ile, ki bunun yolu şöyledir, cıvayı topraktan veya taştan bir kaba dökün ve üzerine, kendisini örtmeye yetecek miktarda sirke ilave edin.
Sonra onu hafif bir ateşin üzerine koyun ve parmaklarınızı içinde rahatça tutabileceğiniz kadar, daha fazla değil, ısınmaya bırakın.
Bu yapıldıktan sonra, toz suretinde en küçük zerrelerine ayrılıncaya kadar parmaklarınızla karıştırın; koyduğunuz sirkenin tamamı büsbütün tükeninceye kadar karıştırmaya devam edin. Akabinde bakiye kalan topraksılığı sirke ile yıkayın ve bunu döküp atın, cıvanın topraksılığı gayet kusursuz bir gök mavisi renge dönüşünceye değin bu yıkamayı tekrar edin, ki bu onun kusursuzca yıkandığına işarettir. Bunlardan sonra, artık ilaçlara geçmemiz gerekir.
Beş Farklı Mükemmellik Niteliğinin Zorunlu Olarak Gayet Kusursuz Bir İlacı Meydana Getirdiği, Buradan Hareketle Bu İlacın Hangi Şeylerden Alınacağının Tahmin Edilebileceği Hakkında
Biz evvelemirde, ilaçlara, bunların sebeplerine ve aşikâr tecrübelerine dair umumi bir bahis sunarız,
Bu sebeple tasdik ederiz ki, noksan cisimlerden (ister ilaç vasıtasıyla, ister hazırlama yoluyla olsun) fuzuli olan her şey çekilip alınmadıkça; yani onlardan fuzuli her kükürtsülük ve her murdar topraksılık giderilmedikçe arındırılamazlar, şöyle ki, onları başkalaştıran ilacın atımından (projeksiyonundan) sonra, erimede karışımdan ayrılmaz hale gelmelidirler.
Bunu bulduğunuzda, mükemmelliğin beş farkından birini bulmuş olursunuz.
Kezalik, şayet ilaç parıldatmaz ve (muradınız ne ise ona göre) beyaz yahut turunç bir renge dönüştürmezse, ki bu durum parlak bir aydınlığı ve latif bir berraklığı intaç eder, mükemmellikten noksan kalmış cisimler tam bir kemalat ile kemale erdirilmemiş demektir. Bundan maada, şayet ona kati surette Ay yahut Güneş erimesi kazandırmazsanız,
cisim kemal mertebesinde başkalaşamaz; zira sınamalara dayanamaz, büsbütün ayrışır ve karışımdan geri çekilir. Lakin tarafımızdan daha etraflıca tayin edilen bu husus, ileride, Kupelasyon Bölümünde gösterilmiştir.
Dördüncüsü, şayet ilaç, tesirin sarsılmaz başkalaşımıyla bekaya mazhar kılınmazsa, onun dönüşümü bir fayda sağlamaz, çünkü kalıcı değildir ve tesir yok olup gider.
Nihayet, şayet mükemmellik ağırlıklarını kazandırmazsa, saflığın hatası yüzünden hiçbir hilenin dahil olamayacağı, tabiatın muhkem ve hakiki bir kemalatı ile değişmez.
Zira tabiatın ağırlığı, mükemmelliğin işaretlerinden biridir, Binaenaleyh, mükemmelliğin farkları beş olduğuna göre, üstatlığımızın ilacının atımda (projeksiyonda) bu farkları izhar etmesinin zaruri olduğu aşikârdır. Buradan, ilacımızın hangi şeylerden çıkarılması gerektiği vuzuha erer.
Zira o, cisimlere yakından bağlandığında onları süratle başkalaştıran ve derinliklerine dostane bir surette yapışan şeylerden hazırlanmalıdır.
Bu yüzden biz, tahkikatımızla diğer bütün şeyleri araştırdığımızda, cisimlerin tabiatına,
bu çalışmamızla hazırlanan cıvadan daha dost başka hiçbir şey bulamadık; onun, hakiki ve alelade olmayan hususi bir başkalaşımla, başkalaşabilir olanların kemal mertebesindeki hakiki ilacı olduğunu açıkça müşahede ettik.
İlacın Muvafık Nitelik Farklarını Kazanabilmesi İçin Kendisine Tatbik Edilecek Hazırlıklar Hakkında
Şimdi geriye, onun cevherini ve bu cevherin niteliklerinin farklarını katiyetle tarif etmemiz kalmaktadır.
Ve onun, tabiatının başkalaşımı idare edilmeksizin değişmediğini gördüğümüz gibi, hazırlanmasının da zaruri olduğunu gördük; çünkü hazırlama yöntemi olmaksızın cisimlerin derinliğine karışamaz.
Bu yöntem ise, onun cevherinin, başkalaşabilir cismin ta derinliğine kadar, ebediyen ayrılmayacak surette karışabilecek hale getirilmesidir.
Lakin bu, Süblimasyon Bölümünde zikredilen muayyen ve kati hazırlıkla fevkalade inceltilmedikçe husule gelemez.
Kezalik, sabitlenmedikçe tesiri kalıcı olamaz; en parlak cevheri, yönteminin ve ameliyat yolunun ustalığıyla, münasip ateş vasıtasıyla kendisinden çekip çıkarılmadıkça da parıldatamaz. Ayrıca bu ilaç, sert cisimleri yumuşatabilmesi ve yumuşakları sertleştirebilmesi için sabitlemesinde büyük bir ihtimam gösterilmedikçe kusursuz bir erimeye malik olamaz.
Zira o, ancak talep edilen erimenin icabına denk gelecek kafi miktarda nemi muhafaza edildiğinde bu vasfa erer.
Binaenaleyh, evvelkilerden zahirdir ki, kendisine, kendisinden gayet parlak ve safi temiz bir cevher hasıl olacak bir hazırlık tatbik edilmelidir. Akabinde sabitlenmelidir, lakin gayet büyük bir ihtimam ile, yani sanatkâr, sabitleme yolunda ateşin idaresinde öyle mahir olmalıdır ki, nemi yalnızca kusursuz erimeyi tamamlamaya yetecek mertebede gidermelidir. Bunu gerçekleştirmenin yolu şöyledir,
Şayet bu ilaçla, erimesi sert cisimleri yumuşatmak murat ederseniz, onun meydana getirilişinin başlangıcında hafif bir ateş tatbik edilmelidir; zira hafif ateş, nemi muhafaza edici ve erimeyi kemale erdiricidir.
Lakin onun yumuşak Cisimleri sertleştirmesini murat ederseniz, Ateşinin şiddetli olması iktiza eder. Zira bu kabil Ateş Rutubeti tüketir ve erimeyi meneder.
Ve filhakika, hüsnüniyet sahibi her Sanatkâr için bütün bu Kaideleri mülahaza etmek münasiptir.
Ayrıca, Sebepleri ve mutabık Düzenleri ile birlikte, Ağırlığa dair diğer pek çok Mülahazanın da lüzumu vardır.
Zira büyük Ağırlığın Sebebi, Cisimlerin Maddesinin Letafeti ve Cevherlerdeki Tevafuktur.
Ve bu sayede, aralarına hiçbir şeyin giremeyeceği derecede onların cüzleri kesifleşebilir, cüzlerin Kesafeti ise Ağırlığın tezayüdü ve onun Kemalatıdır.
İlaçların Farklılıkları, Yani Bir Kısmının Birinci, Bir Kısmının İkinci ve Diğerlerinin Üçüncü Dereceden Oluşu Hakkında
Burada aşikârdır ki Letafet, gerek Cisimlerin Hazırlanmasında, gerekse Ameliyenin Maharetleri ile İlacın kemale erdirilmesi Yolunda zaruri olarak talep edilir, zira tehavvül ettirilecek Cisimler ne kadar büyük Ağırlıkta olurlarsa, Sanat ile vaki olan Tahkikatımızda o nispette ve daha büyük kemalatta bulunurlar.
Binaenaleyh, şayet bütün İlaçların Farklılıklarını beyan edersek, İlaçlara dair Nutkumuz faideli kılınmış olacaktır.
Bunun temini için deriz ki, İlaçların zaruri surette üç veçheli bir Farklılığı mevcuttur.
Biri birinci Derecedendir, bir diğeri ikinciden ve bir başkası da üçüncüden.
Yetkinlikten noksan kalmış Cisimler üzerine atım (projeksiyon) yapıldığında bir Değişim husule getiren her bir Maden Hazırlığını birinci Dereceden İlaç olarak tesmiye ederim, ki bu kafi bir Tamamlanma intaç etmez, bilakis başkalaşmış Cisim, üzerindeki İlacın Tesirinin kâmilen buharlaşmasıyla birlikte tebeddüle ve ifsada uğrar, tıpkı Venüs yahut Mars'ı beyazlatan fakat sabitleme kabul etmeyen her süblimasyon gibi.
Ve Güneş ile Ay'ın yahut Venüs'ün mahlut Rengine ilave edilen ve Zintar [NOT: Verdigris, bakır pası] ve emsali gibi Simantasyon Fırınına konulan her bir katkı maddesi dahi bu kabildendir.
Zira bu, payidar olmayan bir Başkalaşım ile tebeddül eder, bilakis Buharlaşma marifetiyle kendi nefsini tenkis eyler.
Yetkinlikten noksan kalmış Cisimler üzerine atım (projeksiyon) yapıldığında, İfsadın diğer Farklılıklarını kâmilen baki bırakarak onları bir miktar Kemalat Farklılığına tehavvül ettiren her bir Hazırlığı ikinci Dereceden İlaç olarak tesmiye ederim, tıpkı Cisimlerin kalsinasyonu gibi, ki bununla uçucu olan her ne varsa yanıp zayi olur.
Ve Ay'ı mütemadiyen sarıya boyayan yahut içlerindeki diğer İfsat Farklılıklarını terk ederek Venüs'ü mütemadiyen beyazlatan bir İlaç dahi bu kabildendir.
Atımı (projeksiyonu) ile Cisimlere vasıl olduğunda bütün İfsadı izale eden ve onları cümle Kemalat Farklılığı ile yetkinleştiren her Hazırlığı üçüncü Dereceden İlaç olarak tesmiye ederim. Lakin bu, yalnızca birdir.
Ve binaenaleyh, onun vasıtasıyla, ikinci Dereceden on adet İlacın İcadının Zahmetlerinden muaf tutuluruz.
Bu sebepten birinci Derecenin Ameline Küçük Amel, ikincinin Ameline Orta Amel, fakat üçüncününkine Büyük Amel tesmiye olunur. Ve cümle İlaçların bu Farklılığı kafidir.
Birinci Dereceden, Venüs'ü Beyazlatan İlaç Hakkında
Vadimiz veçhile, muayyen bir Derecedeki cümle İlaçların Farklılıklarını beyan etmek niyetindeyiz.
Ve mademki Cisimlerin bir İlacı ve cıvanın da bir başkası vardır, Cisimlerden dahi biri birinci Dereceden, bir diğeri ikinciden ve bir başkası da üçüncüden olup, cıva için de aynı hal caridir, evvela birinci, badehu ikinci ve nihayetinde üçüncü Dereceden bahsolunacaktır. Ve biz noksansız bir kelam ve mutabık bir Düzen dahilinde, evvela Cisimlerin İlacından, badehu cıvadan söz edeceğiz. İmdi, birinci Dereceden Cisimlerin İlacına temas ederek deriz ki, biri sert Cisimlerindir, bir diğeri yumuşaklarındır. Sert Cisimlerden biri Venüs'e, diğeri Mars'a ve bir başkası da Ay'a aittir.
Venüs ve Mars'a ait olan, onların Maddesinin safi Beyazlatılmasıdır, lakin Ay'a ait olan, hoşa giden bir Parlaklığın Sarılığı ile onun Kızartılmasıdır. Zira zahir bir Parlaklık ile Kızartılma keyfiyeti, birinci Dereceden İlaç ile Venüs ve Mars'a bahşolunmaz, zira onlar kâmilen murdar olduklarından, Parlaklık hasıl eden bir Hazırlık ile müheyya kılınmazdan evvel Kırmızılığın debdebesini kabule gayrikabildirler.
Binaenaleyh, evvela birinci Derecede mündemiç olan Venüs İlaçlarının cümlesinden, badehu Mars'ınkinden bahsedeceğiz. Venüs'ü beyazlatan İlacın biri cıva ile, diğeri arsenik iledir. Cıva ile onu beyazlatan İlaç şu minval üzere ikmal edilir, Evvela çöktürülmüş cıva eritilir, badehu kalsine edilmiş Venüs dahi aynı veçhile eritilir.
Bu iki Eriyik birbiriyle mahlut kılınır ve pıhtılaşmalarının ardından Venüs Cismi üzerine atım (projeksiyon) yapılır. Bu İlaç Venüs'ü beyazlatır ve paklar. Yine gayrı bir tarikle,
Cıva ve mürdesenk ayrı ayrı eritilir ve Eriyikler birleştirilir, badehu Beyazlatılması murat edilen Cismin Kalsinasyonu dahi aynı veçhile eritilir ve mezkûr Eriyik evvelkine katılarak hepsi birlikte pıhtılaştırılır, bu Pıhtılaşmış Madde Cisim üzerine atım (projeksiyon) yapılır ve Cisim bununla beyazlatılır. Gayrı bir tarikle, bir Miktar cıva, kâmil bir Korlaşma ile bir cüzü onunla baki kalana değin kendi Cisminden mükerreren süblime edilir, Sonra bu Mahlut, onun derinliğine daha iyi nüfuz edip karışabilsin diye taktir edilmiş Sirke ile gayet sık ıslatılıp ezilir, badehu kavrulur (yahut mutedil surette kalsine edilir) ve nihayetinde taze cıva aynı minval üzere ondan süblime olunur ve geride kalan Madde evvelki gibi tekrar ıslatılıp mutedil surette kalsine edilir.
Ve bu Amel, kâmil bir Korlaşma ile kafi bir Miktar cıva onda karar kılana dek defalarca tekrar olunur. Bu, birinci Dereceden hayırlı bir Beyazlatmadır. Gayrı bir tarikle, bizzat Kendi tabiatındaki cıva, onda sabitlenip iyi bir Erimiş Hal kabul edene dek, çöktürülmüş cıvadan mütemadiyen süblime edilir. Bu sabitlenmiş Madde Venüs'ün Maddesi üzerine atım (projeksiyon) yapılır ve o, mümtaz bir surette beyazlatılır.
Gayrı bir tarikle, Ay ve mürdesenk ayrı ayrı eritilir ve Eriyikler meczedilir, Venüs'ün Maddesi dahi bunlarla beyazlatılır.
Lakin filhakika Venüs, şayet cümle İlaçlarda cıva daim kılınırsa, daha layıkıyla beyazlatılır. Süblime edilmiş arsenik ile şu veçhile beyazlatılır, Venüs'ün Kalsinatı alınır ve üzerine, onunla baki kalıp onu beyazlatıncaya değin arsenik Süblimasyonu tekrar edilir. Lakin şayet Süblimasyon yollarında ziyadesiyle mahir değilseniz, arsenik onda hiçbir Başkalaşım hasıl etmeksizin sebat etmeyecektir.
Bu sebeple, süblimasyonun ilk derecesinden sonra, markasitin süblimasyonunda öğrettiğimiz minval üzere, ikincil olarak ameliyeyi tekrarla. Keza Venüs başka bir yolla da beyazlatılır, zira süblime edilmiş arseniği Ay üzerine, sonra da bu terkibin tamamını Venüs üzerine atım edersen, onu fevkalade surette beyazlatır.
Yahut evvelemirde mürdesengi, yani çözünmüş yanık kurşunu Ay ile karıştır, bunların üzerine arsenik dök ve tamamını Venüs üzerine atım et, böylelikle beyazlanacaktır. Ve bu, ilk mertebeden muteber bir beyazlatmadır.
Yahut yalnızca çözünmüş ve indirgenmiş mürdesengin üzerine süblime edilmiş arsenik atım et ve bunun tamamını akış halindeki Venüs üzerine dök, zira onu hayranlık uyandırıcı bir surette beyazlatır.
Yahut Ay ile Venüs birbirine karışsın ve yukarıdaki beyazlatıcı ilaçlardan biri bunların üzerine atım edilsin.
Zira Ay, bedenlerden herhangi birine kıyasla arseniğe daha dostanedir ve bundan ötürü kırılganlığı ondan giderir, lâkin Satürn ikinci derecede dosttur, bu sebeple onu bunlarla karıştırırız. Başka bir surette ise süblime arseniği tek bir külçe halini alacak şekilde eritiriz, bu külçe kırıldıktan sonra Venüs üzerine parça parça atım ederiz. Toz halinde olmasından ziyade parça parça atım edilmesini buyururuz, zira toz, bir külçeye nazaran daha kolay alev alır ve dolayısıyla ondan daha çabuk yok olup gider ve bedenin üzerine akkor halde düşmeden önce tükenir.
Benzer şekilde kırmızılık Venüs’ten giderilir ve tutya ile beyazlatılır.
Fakat tutyanın beyazlatması kâfi gelmediğinden ötürü yalnızca turunç rengi verir. Yine de her turunçlaşmanın beyazlık ile bir yakınlığı vardır.
Bunun tarifi şöyledir, her nevi tutya kalsine edilir ve çözündürülür, Venüs de aynı şekilde kalsine edilip çözündürülür, akabinde bu iki çözelti birleştirilir ve bunlarla Venüs’ün cevheri turunçlaştırılır.
Şayet tutya ile amelde mahir olursan, onda fayda bulursun.
Lâkin süblime markasit ile de beyazlatılır, tıpkı süblime cıva ile olduğu gibi ve usulü aynıdır.
BÖLÜM XII: Mars’ı Beyazlatan İlaçlar Üzerine
Şimdi geriye, Mars’ı kendine mahsus ilaçlarla beyazlatmayı beyan etmemiz kalmıştır, bu ilaçlar onun mahiyeti bakımından ilk mertebedendir ve Mars bu mertebeye göre muntazam bir erimeye malik değildir. Dolayısıyla onu akıcı kılan bir ilaç ile beyazlatmamız icap eder.
Venüs’ün ve keza Mars’ın her beyazlatıcı ilacı, hazırlığı ile birlikte aynı mertebedendir.
Lâkin onun hususi sabitleyicisi, her nevi arseniktir. Dolayısıyla hangisiyle beyazlatılır ve eritilirse eritilsin, onunla birleştirilmesi ve bütün murdarlığı giderilip beyaz ve eriyebilir olana dek cıva ile yıkanması münasiptir, yahut şiddetli bir ateş ile akkor derecesine getirilsin ve üzerine arsenik atım edilsin, akış haline geldiğinde ise üzerine bir miktar Ay dökülsün.
Zira Ay onunla birleştiğinde, kolay hiçbir sanat hüneriyle ondan ayrılamaz.
Yahut Mars kalsine edilsin ve fesada yol açan bütün çözünür şapımsı vasfı, az evvel zikredilen çözme usulüyle yıkanıp giderilsin.
Lâkin sonrasında, temizlenmiş arseniğin ondan süblime edilmesini sağla ve arseniğin bir kısmı onunla sabitlenene kadar bu süblimasyonu defalarca tekrarla.
Ardından bir mürdeseng çözeltisi ile karıştır, emdir, öğüt ve birkaç defa mutedil surette kalsine et, nihayetinde Jüpiter’in kirecinden indirgenmesinde öğrettiğimiz ateş ile onu indirge. Zira bundan beyaz, pak ve eriyebilir halde çıkacaktır.
Yahut sadece süblime arsenik ile kendi kirecinde indirgensin, böylelikle beyaz, pak ve eriyebilir olarak akacaktır. Lâkin sanat ehlinin, arseniğin onun derinliğine nüfuz edip sabitlenmesi babında süblimasyonun tekrarlanmasında, Venüs bahsinde yukarıda zikrettiğimiz ihtiyatı burada da gözetmesi elzemdir.
Mars keza markasit ve tutya vasıtasıyla, evvelce beyan ettiğimiz deha ve gayretle de beyazlatılır. Lâkin bunların beyazlatması yahut temizlemesi kâfi değildir.
BÖLÜM XIII: Ay’ı Turunçlaştıran (Yahut Boyayan) İlaçlar Üzerine
Bu itibarla, zikredilenlerin tertibini takip ederek, ilk nevi mertebede yer alan ve Ay’ın cevherini turunçlaştıran ilacı kati bir hakikat ile beyan ederiz.
Bu ilaç, Ay’ın derinliğine yapışan ve yapışarak ya kendi tabiatı yahut bu sanatın hüneri sayesinde onu boyayandır.
Dolayısıyla, kendi kökünden neşet edip ona yapışan o ilacı beyan ederiz.
Lâkin her neviden bir şeyin sağlam bir giriş ile yapışmasını sağladığımız sanat hünerleri mevcuttur.
Yine de bu ilacı ya kükürtten, ya cıvadan, yahut her ikisinin karışımından elde ederiz, kükürtten daha nakıs surette, lâkin cıvadan daha kâmil surette çıkarırız.
Ayrıca bu ilaç, bakır sakızı olarak da tesmiye edilen zaç (vitriol) ve koperas [NOT: Demir ya da bakır sülfat tuzları] gibi bu türden olmayan muayyen madeni şeylerden ve bunların damıtılmasından hasıl edilir.
Bu sebeple ilk evvel cıvadan neşet eden ilaçların bütün usullerini, akabinde kükürtten yahut her ikisinin karışımından olanları ve nihayetinde bakır sakızından ya da benzerinden elde edilen ilacı zikredeceğiz.
Cıvadan yapılanın usulü şöyledir,
Çöktürülmüş cıvayı, yani çöktürme vasıtasıyla öldürülmüş ve sabitlenmiş olanı al, sonra daha evvel öğrettiğimiz kireçlerin muhafazası tarzında, Usfur çiçeği [NOT: Yalancı safran] gibi kırmızı olana dek onu şiddetli ateşli bir fırına koy.
Şayet kırmızı olmazsa, öldürülmemiş cıvadan bir cüz al ve kükürtle onun süblimasyonunu tekrarla.
Yine de kükürt bütün murdarlıktan temizlenmiş olmalıdır, cıva da keza öyle. Ve onun çökelek üzerine süblimasyonunu yirmi defa tekrarladıktan sonra, onu suların çözücü keskinliği ile çözündür ve ziyadesiyle kâfi gelene dek tekrar kalsine edip çöz. Bundan sonra bir cüz Ay çözündür, çözündüğü vakit çözeltileri karıştır, onları pıhtılaştır ve pıhtıyı akış halindeki Ay üzerine atım et. Zira onu hususi bir turunçluk ile ziyadesiyle boyayacaktır.
Lâkin cıva çökelmesinde kırmızı ise, yukarıda zikredilen muamele, onu boyayan herhangi bir şeyin karışımı olmaksızın, atımının kemali için kâfidir.
Ay kükürtle de kızartılır, lâkin kızartılması müşkül ve haddinden fazla zahmetlidir. Ay keza bir Mars çözeltisi ile de turunçlaştırılır, lâkin bu amelin icapları bizi evvela onu kalsine etmeye, sonra da sabitlemeye sevk eder ki bu da pek büyük bir zahmettir.
Bundan sonra Biz, onu aynı Hazırlık ve aynı atım (projeksiyon) ile tatbik eder, Ay cevherinin üzerine dökeriz, lakin bundan parlak ve ışıltılı bir Renk hasıl olmaz, bilakis ölümcül bir Sarılık ile donuk ve kurşunî bir renk peydah olur. Fakat onun zaç (vitriol) yahut şap ile yapılan boyama usulü şöyledir,
Bunların herhangi birinden muayyen bir Miktar al ve süblimleşebildiği kadarıyla, şiddetli bir Ateş tazyiki altında süblimleşene dek süblimleştir. Bundan sonra bu Süblimatı, kendisine münasip bir Ateş ile yeniden süblimleştir ki, ondan cüz cüz kısımlar sabitlensin ve nihayetinde ekseri kısmı sabit kılınsın.
Lakin akabinde, Kemaline ermesi maksadıyla daha büyük bir Ateş tatbik edilebilsin diye, ihtiyatla kalsine edilmelidir.
Bu tamamlandığında, eşi benzeri bulunmayan gayet Kırmızı bir Suya eriyip çözülür.
Sonra öyle amel et ki, ona Ay Cismine dâhil olma (ingress) kabiliyeti kazandırabilesin.
Şayet tarif ettiğimiz veçhile mükemmel Amelin hakiki bir Arayıcısı isen, bu Usuller sana kâfi derecede gösterilmiştir, Zira Biz, bu neviden şeylerin Ay'a derinden ve dostane bir surette yapıştığını görerek mülahaza ettik ki (ve bu kesindir), bunlar onun kendi Kökündendir, Ay'ın bunlar vasıtasıyla başkalaşması da işte bu sebeptendir.
Burada zikrettiğimiz bu İlaçların cümlesi birinci Mertebedendir.
Yine de Boyar Maddelerin Cevherini muhafaza etmek kaydıyla, Usullerin Çeşitliliği içinde bu İlaçların pek çok başka Yolu bulunabilir, Zira cıva İlacı bu birinci Mertebede değildir, çünkü o Ay'ı yalnızca tek bir Başkalık ile değil, kâmil bir Bütünlük içinde baştanbaşa tebdil eden bir İlaçtır.
Başkaları nice İlaçlar icat etmiştir, fakat şu iki halden biri zaruri olarak vuku bulur, yani ya İlacı aynı Şeylerden yahut aynı Tabiatı haiz Şeylerden meydana getirmeye mecbur kalırlar, ya da kendi Başkalaşımı ile aslında olmadığı şeye muadil kılınan ve Muharrik Güç, Tabiatın yüce Hareket Edicisinde bozulmadan kalana dek, ne Arı Olana ne de Arı Olanın Cüzlerine zerre fayda sağlamayan bir İlaç tertip ederler.
BÖLÜM XIV.
İkinci Mertebe İlaçların Nitelik Farklılıkları Üzerine.
ŞİMDİ gerekliliklerine ve aşikâr Delillerine muvafık, hakiki Tecrübeye dayanan kâfi bir Kelam ile ikinci Mertebenin İlaçlarına geçmemizin vaktidir. İmdi, arındırılacak Cisimlerin İlacı başka, mükemmelen pıhtılaşabilir Cıvanınki başka olduğundan, her şeyden evvel Cisimlerin İlaçlarını etraflıca beyan edeceğiz, akabinde ise hakiki bir Güneş-yapıcıya ve Ay-yapıcıya, yani Güneş ve Ay Cismine pıhtılaşabilir olan aynı Cıvanın İlacını açıklayacağız. İkinci Mertebeden bir İlaç, nakıs Cisimleri cidden kemale erdiren, lâkin bunu Kemalin yalnızca tek bir farkıyla yapan İlaçtır.
Yine de nakıs Cisimlerin her birinde fesadın birçok Sebebi bulunduğundan, yani Satürn'de, uçucu bir Kükürt-özelliği, Cıvasının kaçıcılığı (ki her ikisi sebebiyle fesat kaçınılmaz olarak hasıl olur) ve onun Topraksılığı mevcuttur, bu sebeple İlaç öyle yapılır ki, hakikaten bunlardan birini külliyen bertaraf edebilir yahut üzerini örterek onu tezyin eder, Kusurun diğer bütün Sebeplerini ise öylece bırakır. Binaenaleyh, Cisimlerde Köklerine fıtraten yerleşmiş ve ikinci Mertebenin İlacıyla izale edilemeyen tebdil olunmaz bir şey bulunduğundan, onu Karışımdan tamamen söküp atan İlaç, ikinci değil, üçüncü ve daha büyük Mertebenin İlacı tesmiye edilir. Ve Biz, uçucu şeylerin Fuzuliliklerinin Kalsinasyon yoluyla bertaraf edildiğini ve fıtrî olmayan Topraksılığın İndirgeme ameliyesinin tekrarıyla yok edildiğini müşahede ettiğimizden, fıtrî olanı hakikaten gizleyebilecek (yahut örtebilecek), serti yumuşatıp yumuşağı sertleştirebilecek, yani sert ve yumuşak Cisimlerde, safsata ile değil, Kemale erdirme yoluyla, nakıs Cisimlerden mükemmelen hakiki bir Güneş-yapıcı yahut Ay-yapıcı teşkil edebilecek ikinci Mertebeden bir İlaç icat etme zarureti hasıl olmuştur.
Binaenaleyh, yalnızca yumuşak Cisimlerde, Sıvılaşma süratinin bu Amelin mahirane Sanatlarıyla bertaraf edilemeyeceği ve İlkelerinin Kökünde fıtraten bulunan Murdarlığın izale olunamayacağı aşikâr olduğundan, atım (projeksiyon) esnasında onların Akışkanlığını koyulaştırabilecek ve koyulaştırırken Sıvılaşmalarıyla birlikte kâfi bir Tutuşmaya dek onları sertleştirebilecek, keza sert Cisimlerde de Kesafetlerini inceltebilecek ve inceltirken kendilerine has Tutuşma kabiliyetiyle birlikte onları kâfi bir Sıvılaşma Süratine eriştirebilecek, her iki Türden Cisimlerin Bulanıklığını örterek tezyin edecek ve birini kusursuz Beyaza, diğerini ise en mükemmel Kırmızıya dönüştürecek bir İlacın icadı zaruri hale gelmiştir.
Bu İlaç, daha noksan bir Hazırlığın kusuru haricinde, üçüncü Mertebeden bir İlaçtan farklı değildir.
Ve kendisinden de farklı olmadığı, muhtelif Cisimlerin atımında (projeksiyonunda) ve Boyar Maddeleri kabul edişinde aşikârdır, başkalık yalnızca Hazırlanış tarzındadır.
Zira yumuşak Cisimlerin Akışkanlığını koyulaştıran İlaç bir başka Hazırlık mahareti gerektirirken, sert Cisimlerin Kesafetini incelten İlaç ise bambaşka bir maharet talep eder.
Şüphesiz bunlar Tüketici Ateş Usulüne muhtaçtır, berikiler ise Rutubetlerinin Muhafazası ameliyesine muhtaçtır.
BÖLÜM XV.
Nakıs Cisimler için Ay'a ve Güneş'e Dair Bir İlaç Üzerine.
ŞİMDİ bu ikinci Mertebenin İlacına dair Küllî Kelamımızı, kesin ve hakiki bir vukufla nihayete erdirmek niyetindeyiz.
Ve evvela bütün nakıs Cisimlerin Ay İlaçlarını, Hazırlıklarının Farklılıklarıyla birlikte tarif edeceğiz, akabinde ise keza kendilerine mahsus Farklılıklarıyla birlikte Güneş İlaçlarını beyan edeceğiz.
Kelamımızda Kükürdün her neviden Kemali Bozan olduğunu, lâkin Cıvanın, Tabiatın Amellerinde tam bir İdare ile Kemali Sağlayan olduğunu evvelce ispat etmiş bulunmaktayız.
Bu sebeple Biz dahi, Tabiatı tebdil etmeyip ardınca gidebilmemizin mümkün olduğu Amellerde onu taklit ederek, bu Amelin Üstatlığında, gerek nakıs Cisimlerin gerekse Pıhtılaşabilir Cıvanın her iki Kemal türünün, yani Ay'a ve Güneş'e dair İlacı için keza Cıva alırız.
Lakin yukarıda zikrettiğimize binaen, İlacın iki katlı bir Farklılığı olduğunu, Birinin Cisimlerin, diğerinin ise hakikaten pıhtılaşabilir Cıvanın İlacı olduğunu ifade ettiğimizden, buradan kesin bir Anlatı vazetmeye sevk olunmaktayız.
Evvela Cisimlerin, sonra da Cıvanın. Her neviden bu İlacın bizatihi Maddesi yalnızca birdir, o da zaten kâfi derecede bilinendir.
Bundan ötürü onu alınız ve vadettiğimiz üzere Ay Tertibi uyarınca amel etmek isterseniz, Ameliyatta mahir olmayı öğreniniz ve bu Muallimliğin [Magistery] malum usulleriyle Onu hazırlayınız.
Bunun gayesi, saf Cevheri ondan ayırmanız, bir cüzünü sabitlemeniz, bir cüzünü ise mumlaştırma (ceration) için bırakmanız ve matlup olan erimeyi ikmal edene değin bütün Muallimlik boyunca böylece ilerlemenizdir.
Şayet sert Cisimlerde aniden akarsa kâmildir, lakin yumuşak Cisimlerde bunun hilafınadır.
Zira bu İlaç, nakıs Cisimlerden herhangi biri üzerine atıldığında, şayet mezkûr İlaç evvelemirde malum Hazırlıklardan geçirilmiş ise, o Cismi kâmil bir Ay Cismine tahvil eder, şayet geçirilmemiş ise, onu kusurlu bırakır, yine de yegâne bir farkla,
Kemalat cihetinden, bu kabil bir İlacın Tertibinin tatbik edilmesine bağlı olduğu nispette kemale erdirir.
Lakin üçüncü Tertip uyarınca, muayyen ve layık bir Tatbik mukaddem bulunmadığında, yalnızca Atım (projeksiyon) ile kemale erdirir.
Nakıs Cisimlerin her birine mahsus (bu ikinci Tertipten olan) bir Güneş İlacı, aynı Maddeden ibarettir ve aynı Hazırlama Rejimine iştirak eder, Lakin şu cihetle tefrik olunur, yani, münasip Sindirme [Digestion] Yollarıyla Cüzlerin daha ziyade letafet kazanmasında ve latif kükürdün (tatbik edilen Hazırlama Rejimi ile beraber) halihazırda malum olan Maddenin ilavesiyle karıştırılmasında.
Bunun Rejimi, malum olduğu üzere, saf kükürdün Sabitlenmesi ve onun Çözünmesidir.
Zira İlaç bununla boyanır ve bununla, Kemalat cihetinden nakıs olan Cisimlerin her biri üzerine atıldığında, nakıs Cismin malum ve muayyen Tatbiki mukaddem olmak şartıyla, bu ikinci Tertibin bir İlacının Hazırlanmasına bağlı olduğu nispette, onu bir Güneş Kemale Ermişliği ile ikmal eder, Keza aynı şey Ay üzerine atıldığında, onu hususi bir Güneş kemalatı ile pek ziyade yetkinleştirir.
Canlı Cıvayı Pıhtılaştıran İlaç Hakkında
Mukaddematın Tertibi mucibince, Amelin İkmali için, canlı cıvayı [Argentvive] pıhtılaştıran İlacın beyanına geçmemiz iktiza eder.
Bundan ötürü deriz ki o, maddenin bizatihi kendisi gibi olan bir Maddeden alınır, yani bu Eserin pek çok Babında tafsil edildiği üzere.
Ve bunun sebebi şudur, mademki canlı cıva hiçbir Alev alma olmaksızın kolayca uçucudur, onun derinliğine aniden yapışabilsin, en cüzi parçalarına kadar onunla birleşebilsin ve keza kendi Sabitlemesi marifetiyle onu Ateşte kesifleştirip muhafaza edebilsin, ta ki onun Rutubetini tüketen Ateşin kuvvetine daha iyi mukavemet edinceye kadar, ve bu sayede, İlacın ne maksatla hazırlandığına bağlı olarak, onu bir Anda hakiki Güneş-yapıcıya ve Ay-yapıcıya tahvil etsin.
Lakin onun kendi Tabiatından olan Şeyden gayrı hiçbir Şeyin onunla daha fazla uyuşmadığını gördüğümüzden, bu sebepten ötürü onun İlacının ancak bununla ikmal edilebileceğine hükmettik, ve Maharet marifetiyle İlacın Suretini ona muvafık kılmaya ceht ettik.
Yani mezkûr Usul ve Tarz ile, uzun ve sebatkâr bir Emeğin gayretiyle hazırlanmalıdır, öyle ki onun bütün latif ve en saf Cevheri Ay için mükemmelen beyaz, Güneş için ise koyu Turunç rengine tebeddül etsin.
Yine de bu keyfiyet, kendi Tabiatından olan ve onu boyayan bir Şeyin Karışımı olmaksızın, bir Turunç Rengi husule getirecek surette ikmal olunamaz.
Lakin, bu Muallimliğin Amelinin Maharetleri vasıtasıyla, canlı cıvaya en ziyade yapışan, gayet kolaylıkla eriyen ve onu pıhtılaştıran İlaç, canlı cıvanın bu en saf Cevheri ile mükemmelleştirilir.
Zira o Şeyin hazırlanması her daim mukaddem olmak kaydıyla, onu hakiki bir Güneş-yapıcıya ve Ay-yapıcıya tahvil eder.
Asıl mühim Mesele, bu canlı cıva Cevherinin en iyi hangi Şeylerden çıkarılabileceğidir.
Buna cevaben deriz ki, İçinde bulunduğu Şeylerden alınmalıdır. Lakin Tabiat cihetinden, mademki aynı Tabiatta oldukları görülmüştür, canlı cıvanın bizatihi kendisinde olduğu kadar Cisimlerde de mevcuttur.
Cisimlerde daha müşkülatla, canlı cıvada daha yakın, fakat daha kâmil değil.
Binaenaleyh, İlaç her ne neviden olursa olsun, kıymetli Taşın ilacı canlı cıvanın Cevherinde arandığı gibi, Cisimlerde de aranmalıdır.
Sanat Marifetiyle İlaçlarda Nüfuzun Nasıl Temin Edildiği Hakkında
Lakin, bir İlacın bazen karışması bazen de karışmaması vaki olduğundan, bundan ötürü tam karışma Usulünü, yani girmeyen her bir Şeyin veya her bir müstakil İlacın bir Cisme en derin surette nasıl Nüfuz kesbedebileceğini beyan edeceğiz.
Usul şudur, giren şeyin Çözünmesi, girmeyen şeyin Çözünmesi ve her iki Çözeltinin birbirine Karıştırılması ile. Zira bu ameliyeler, ne neviden olursa olsun, en küçük cüzlerine kadar onunla birleşmiş olan her Şeyi nüfuz edici kılar.
Yine de bu [okunamadı] ile ikmal edilir, ve erimeyen şeylerde Erime aynı surette İkmal olunur, binaenaleyh, Nüfuz etmeye ve tebeddül eylemeye daha müstaittirler.
Bunların Tabiatından olmayan bazı şeyleri Kalsine etmemizin İlleti de budur, yani daha iyi çözünsünler diye, ve bunlar çözünürler ki Cisimler onlardan daha iyi Tesir kabul etsin ve keza bunlar vasıtasıyla onlar tarafından hazırlanıp tasfiye edilsinler.
Yahut Kesafetleri sebebiyle girmelerine müsaade edilmeyen bu şeylere, üzerlerine alev almayan Ruhların Süblimasyonunu, yani
Arseniğin ve sabitlenmemiş canlı cıvanın süblimasyonunu defalarca tekrar ederek, yahut Nüfuzu bulunmayanın Çözünmesini defaatle Tekrar ederek Nüfuz bahşederiz.
Yine de karışmaz Şeylere Nüfuz kazandırmak için muteber bir İhtiyat şudur, bunlar vasıtasıyla tebeddül etmesini ve değişmesini murat ettiğiniz Cismin çözünmesi ve keza hem girmesini hem de değiştirmesini murat ettiğiniz Şeylerin de çözünmüş olmasıdır.
Bununla beraber Çözünme, bütün Cüzlerden değil, ancak bazılarından hasıl olabilir, ki bununla şu veya bu Cisim, bir başkası değil, peyderpey emzirilmelidir.
Zira bu inayet ile, zaruri surette yalnızca bu veya şu Cisme Nüfuz eder, lakin bu hal başka herhangi bir Cisimde zaruri olarak vaki olmaz.
Binaenaleyh, her Şey bu Yollar marifetiyle muhakkak Nüfuz kazanmalıdır, ki bunun inayetiyle, nüfuz etmek (dediğimiz gibi) ve değiştirmek onun Tabiatına bağlı kılınır,
Karışım keşfedildi, bu önceki inceleme ile on ilacın sayısı ve bunların yeterli bir bahsi tamamlanmış oldu.
BÖLÜM XVIII. Genel Olarak Üçüncü Dereceden İlaçlar Üzerine
Şimdi üçüncü derecenin ilacına geçiyoruz, bu dereceden iki yönlü bir ilaç vardır, yani Güneşsel ve Aysal.
Yine de öz bakımından tektir ve tek bir tesir ediş tarzı vardır, bundan dolayı yazmalarını okuduğumuz kadim atalarımız tarafından Yalnızca Tek İlaç olarak tesmiye edilmiştir.
Bununla birlikte, sabit kükürdün en saf maddesinden mamul, sitrin renginde bir eklenti mevcuttur ki bu, beriki ile öteki, yani Aysal ve Güneşsel ilaç arasındaki farkı oluşturur, zira Güneşsel olan bu rengi kendi içinde ihtiva ederken diğeri etmez. Bu derece, Büyük İş'in üçüncü derecesi olarak adlandırılır, zira bunun tatbikinde ve kemalatının hazırlanmasında daha büyük bir sanatkârane feraset iktiza eder, aynı şekilde onun hakikatinin ikmali daha uzun bir emeğe muhtaçtır.
Dolayısıyla bu derecenin ilacı, yaratılışındaki en latif hazırlık mertebeleri ve uzun süre sebatla sürdürülen emek haricinde, öz bakımından ikinci derecenin ilacından farklı değildir. Bütün bu mertebeleri eksiksiz bir kelam ile beyan etmek, sebeplerini ve aşikâr tecrübelerini sunarak hazırlanma usulünü ve bu üçüncü derecenin hazırlık yollarının pek çok mertebesini tastamam göstermek niyetindeyiz.
Zira Güneşsel ilaç, boyaların noksansız hazırlanmasında bir yolu gerektirirken, Aysal olan başka bir yolu iktiza eder.
İlki cidden ona tentür veren bir kükürdün tatbiki iledir, lakin ikincisi öyle değildir.
BÖLÜM XIX. Üçüncü Derecenin Aysal İlacı Üzerine
Aysal ilacın tatbik yolunu beyan edeceğiz ki şöyledir,
Onun malum taşını al ve ayrıştırma yoluyla en saf maddesini ayırarak bir kenarda muhafaza et.
Sonra en saf olan bu kısmın bir miktarını sabitle ve geri kalanını bırak.
Ve o sabitlendiğinde, onun çözünebilir olan kısmını çöz, lakin çözünmeyen kısmını kalsinasyona bırak, çözünebilir olan kısmı bütünüyle çözülene dek kalsine edilmiş olanı tekrar çöz. Daha büyük miktar çözünene değin bu ameliyeye devam et.
Sonra bütün eriyikleri birbirine karıştır ve onları pıhtılaştır, bu tamamlandığında, kemalatı için daha yüksek bir ateş elverişli biçimde tatbik edilene kadar, pıhtılaşmış olanı mutedil bir ateşte yavaşça pişirerek muhafaza et.
Bu sebeple, hazırlanmanın bütün bu mertebelerini onun üzerinde dört kez tekrarla ve son olarak onu kendi usulüyle kalsine et, zira böyle tatbik ederek Taşın en kıymetli toprağını kâfi derecede idare etmiş olursun. Sonra hünerin latif yolu ile, yukarıda saklanan kısımdan bir miktarı, hazırlanmış olan bu toprağın bir kısmı ile, en küçük zerrelerine varıncaya dek birleştir.
Bu yapıldığında, yükseltme maksadıyla, sabit olan ile sabit olmayan bütünüyle yükselene dek onu mezkûr süblimasyon yoluyla süblime et. Şayet bunu görmezsen, onun yükselmesi için kâfi miktar eklenene kadar sabit olmayan kısımdan tekrar bir miktar ekle. Bu sebeple bir defa bütünüyle yükseldiğinde, bu ameliyenin tekrarı ile büsbütün sabit hale gelene dek onun süblimasyonunu tekrarla. Sabitlendiği vakit, tamamı yeniden yükselene kadar sana malum olan yol ile sabit olmayandan miktar be miktar katarak onu tekrar emzir.
Sonra akkor haliyle birlikte kolayca erir hale gelene değin onu yeniden sabitle.
Zira kemalden noksan kalmış her cismi ve hangi cinsten olursa olsun her cıvayı en mükemmel Aysal cisme dönüştüren ilaç budur.
BÖLÜM XX. Üçüncü Derecenin Güneşsel İlacı Üzerine
Bu Güneşsel ilacın hazırlanması, yanıcı olmayan kükürdün eklenmesiyle, sabitleme ve kalsinasyon yoluyla, latif bir hünerle mükemmelen tatbik edilerek ve temiz kılınana değin eriyik kılmanın çok defa tekrar edilmesiyle vücuda gelir. Zira bu öncekilerin mükemmelen tatbik edilmesiyle, onun süblimasyon vasıtasıyla arındırılması ikmal edilecektir.
Bu eklentinin usulü şöyledir,
Taşın sabit olmayan kısmının mezkûr kükürt ile süblimasyonunu tekrarla, onları hünerle birleştir, ta ki önce birlikte yükselsinler ve ardından ateşin hararetinde yükselmeden duracak şekilde sabitlensinler.
Bereketin ikmaline dair bu tertip ne denli çok tekrarlanırsa, bu ilacın bereketi o denli çoğalacak, fazileti ziyadeleşecek ve kemalatının artışı da fevkalade katlanacaktır.
Burada fasıkların haset dolu feryatlarını dindirmek için bu Ustalığın bütün ikmalini kısa, noksansız ve malum bir kelam ile beyan edeceğiz, bunu şöyle kabul et,
Bunun maksadı, Taşın ve onun eklentisinin süblimasyon yoluyla en kusursuz biçimde arındırılabilmesi ve buna muvafık olarak hüner yoluyla içlerindeki uçucu olanın sabit kılınmasıdır. Akabinde sabit olan uçucu kılınır ve uçucu olan yeniden sabitlenir. Bu tertip ile, bu dünyanın ilimlerinin her bir sırrının fevkinde olan ve paha biçilmez bir hazine teşkil eden en Kıymetli Sır tamamlanmış olur.
Çok büyük bir emek gayreti ve nihayetsiz bir tefekkürün devamlılığı ile kendini buna talim etmeye hazırla. Zira onu bunlar sayesinde bulacaksın, lakin bunlar olmaksızın bulamazsın. Ve hakikaten, Taşın hazırlanmasında, bu ilaca tatbik edilen hüsnüidarenin tekrarlanması, mahir bir teyakkuz ile cıvayı nihayetsiz hakiki bir Güneş yapıcıya ve Ay yapıcıya dönüştürebilecek ve onun çoğaltılmasından gayrı hiçbir şeye ihtiyaç bırakmayacak mertebeye erişebilir.
Şimdi tabiatın Yüce Rabbine, mübarek ve celil olana hamdolsun, zira O'nun sevkinin inayetiyle ve kendi durmaksızın sarf ettiğimiz emeğimizle araştırıp bulduğumuz ve Ustalığımızda aranan ikmali gözlerimizle görüp ellerimizle tuttuğumuz bütün ilaçlar silsilesini, tecrübeleriyle birlikte Bize vahyetmiştir.
Şayet bunu gizlediysek, İlim Talebesi taaccüp etmesin. Zira bunu ondan gizlemedik, lakin öyle bir lisanla tebliğ ettik ki şerir ve adaletsiz olanlardan zaruri olarak gizlensin ve hikmetsiz olanlar onu idrak edemesin. Bu sebeple, ey Öğreti Talebeleri, arayınız, yalnızca sizin için saklanmış olan Allah'ın bu en mükemmel lütfunu bulacaksınız. Siz ey cehaletin, kötülüğün ve fena ahlakın evlatları, bu ilimden fersah fersah uzaklaşın, zira o size düşmandır, muhaliftir ve sizi sefalet dolu bir fakirliğin içine yuvarlayacaktır.
Zira Tanrı'nın bu Lütfu, İlahi Takdir'in hükmüyle sizden kesin olarak gizlenmiş ve ebediyen esirgenmiştir. Dolayısıyla bütün ilaçların usullerini araştırdıktan sonra, niyetlendiğimiz gayeyi takip ederek, bu Üstatlığın mükemmelliğini ve onun sınanma sebeplerini bildiren şeylere buradan geçmeliyiz.
Bu İkinci Kitabın Üçüncü ve Son Kısmı: Mükemmelliğin Sınanması Üzerine. Ardından Gelenlerin Taksimi
Herkesçe bilinen ve muhakkak olan, hiçbir maharet ve gayret sarf edilmeksizin ayırt edilen ağırlığa, renge ve çekiç altındaki uzamaya dair aşikâr tecrübeleri zikretmeksizin bir kenara bırakarak, bu Sanat'ın tatbikinden hâsıl olan atımın (projeksiyonun) hakikatle tamamlanıp aynı neticeyi verip vermediğini sanatkârların tecrübeleriyle ihtiyatla sınarız, ki bunlar küpeleme (yahut kupel denen kap), çimentasyon, akkorlaşma, erime, keskin buhara maruz bırakma, karışım yoluyla yanan kükürdün sınanması, söndürme, kalsinasyon ve indirgemenin tekrarlanması ile cıvanın kolay yahut güç kabulüdür.
Bu sebeple evvelemirde sırasına göre bunlardan bahsedeceğiz, ardından aynı sırayı muhafaza ederek, vadettiğimiz üzere malum sebepleriyle beyan etmeyi niyet ettiğimiz diğer şeylere geçeceğiz.
Küpeleme Üzerine, Kimi Cisimler Onda Sabit Kalırken Diğerlerinin Neden Kalmadığı Hakkında
Evvela bütün aşikâr sebepleriyle küpelemeden ve onun hazırlanış usulünden bahsedeceğiz.
Küpeleme sınavında yalnızca Güneş ve Ay cevheri sebat gösterir.
Bu sebeple, bu kusursuz cisimlerin cevherinin hakiki farklarını ve keza küpelemenin sebeplerini araştırarak, kusurlu cisimlerin hangisinin bu Üstatlığın tetkikinde daha çok, hangisinin daha az sebat gösterdiğini sınayacağız.
Fakat bu iki cismin cevherlerinin derinliğindeki sır, tarafımızdan zaten kâfi derecede beyan edilmiştir.
O da şudur, onların ilk kökü bol miktarda cıva ve onun en saf cevheri idi, evvela ziyadesiyle latif iken sonradan akkorlaşma ile erimeyi kabul edene dek koyulaşmıştır.
Bu yüzden, mükemmellikten noksan olan cisimlerden hangisi daha fazla topraksılığa sahipse, bu tetkikte daha az sebat gösterir, hangisi daha az topraksılığa sahipse daha çok sebat gösterir. Çünkü bunlar, cüzlerinin letafeti sebebiyle birbirine sıkıca karışıp birleşerek hakikaten daha kuvvetle yapışırlar.
Bunun gibi, mükemmellik üzere bulunan cisimlere nispetle daha büyük bir akışkanlığa yahut bilakis daha büyük bir kesafete sahip olan cisimler, mutlaka bu karışımdan tamamen ayrılmalıdır. Zira aynı erime kabiliyetinde olmadıklarından ayrılırlar. Ve hakikaten, daha az miktarda cıvadan pay alan cisimler, karışımdan daha kolay ayrılır.
Binaenaleyh aşikârdır ki, Satürn bolca topraksılığa malik olduğundan, az miktarda cıva ihtiva ettiğinden ve küpeleme tetkikinin mükemmelliğine ziyadesiyle zıt düşen kolay bir erime akışkanlığına sahip bulunduğundan, küpeleme marifetiyle bütün cisimler arasında karışımda en az dayanan odur, hatta en süratle ayrılır ve yok olur.
Bu cihetle, mükemmellikten noksan olan bütün cisimler arasında en çok o boyun eğip çekildiğinden, Üstatlığımızın tetkiki için en münasip olanıdır, bunun sebebi de daha çabuk firar etmesi ve kusurlu cisimlerin her birini karışımdan kendisiyle beraber daha çabuk çekip almasıdır.
Ayrıca bu sayede, mükemmel cismin daha büyük bir kısmı tetkik ateşinin şiddetli yanmasından muhafaza edilir, bu sebeple kurşunla sınandığında daha az yanar ve daha kolay arınır.
Fakat Jüpiter'in cevheri daha çok cıva ihtiva ettiğinden, daha az miktarda topraksılıktan pay aldığından, daha büyük bir saflığa ve daha latif bir cevhere sahip olduğundan, karışım içinde Satürn ve Venüs'e nazaran daha emniyettedir, zira onun derinliğine daha kuvvetle yapışır.
Birleşmiş olan Jüpiter karışımdan ayrılabilmeden evvel, mükemmel cisimden daha büyük bir miktarın tüketilmesinin sebebi de budur.
Yine de Venüs akkorlaşma ile erime verir, lakin erimesi mükemmel bir cisme nazaran daha yavaş olduğundan karışımdan ayrılır, ancak eriyebilir cevherinin akkorlaşması sebebiyle Satürn'den daha yavaş ayrılır.
Fakat daha az miktarda cıva ihtiva ettiğinden, daha büyük bir topraksılığa ve daha kesif bir cevhere malik olduğundan, karışımdan Jüpiter'e nazaran daha kolay ayrılır, zira Jüpiter derinliğe Venüs'ten daha çok nüfuz edip yapışır.
Mars erimeye sahip değildir ve bu sebeple karışmaz, bu da rutubetten mahrum oluşu sebebiyle vuku bulur.
Lakin ateşin şiddetiyle karışması vaki olursa, rutubeti bulunmadığından, Güneş'in yahut Ay'ın rutubetini massederek onunla en küçük cüzlerine varıncaya dek birleşir, bu yüzden çok toprağa ve az cıvaya sahip olmasına, erimeden mahrum bulunmasına rağmen, hiçbir basit marifetle onlardan ayrılamaz.
Binaenaleyh şayet sanatkâr yazdıklarımızın tesirini layıkıyla bilirse, onun mahareti her bir cismin hakiki ıslahına doğru genişler.
Fakat ham hayallere kapılarak anlarsa, bunun hakikatine dair hiçbir şey bilemez. İyi karışımlarından ve saf cevherlerinden neşet eden iyi terkipleri sebebiyle bu sınava dayanan iki mükemmellik cismi vardır, bunlar Güneş ve Ay'dır.
Küpeleme Sınavı (Yahut Kupel) Üzerine, Nasıl Terkip Edileceği ve Kullanılacağı Hakkında
Şimdi onun yapılış usulünden bahsediyoruz, ki şöyledir,
Elenmiş kül yahut kireç veya yakılmış hayvan kemiklerinin tozunu, yahut bunların hepsinin veya bazılarının karışımını al, bunları su ile nemlendir ve karışımı elinle sert ve katı hale getir, yuvarlak ve yassıca bir kütle şeklinde işleyip ortasında yuvarlak ve pürüzsüz bir çukurluk aç, dibine toz haline getirilmiş az miktarda cam serp. Ardından kurumaya bırak.
Kuruduğunda, bu tetkikle sınamak istediğin metali o çukurluğun içine koy, üzerine ateş korları yerleştir ve ardından körükle, sınanacak cismin yüzeyine akıcı hale gelene dek üfle. Erimiş olan bu cismin üzerine peyderpey kurşun at ve kuvvetli akkorlaşma aleviyle üfle.
Onun şiddetli bir sarsıntının hareketiyle çalkalandığını gördüğün müddetçe saf değildir, bu yüzden kurşunun tamamı buharlaşana dek bekle.
Eğer o kaybolur ve yine de hareket durmazsa, saf değildir. Bu sebeple üzerine yeniden kurşun at ve kurşun kayboluncaya dek daha önce olduğu gibi körükle.
Hâlâ durulmazsa, hareketsiz yahut dinginleşinceye ve yüzeyini temiz ve berrak görünceye kadar daha fazla kurşun atma ve üzerine körükleme işini tekrarla.
Bu görüldüğünde, kömürleri aç ve ateşi dağıt, ardından bunun yüzeyine su dök, zira onun kusursuzca sınandığını göreceksin. Bu sınamayı körüklerken içine cam atarsan, cisim daha iyi ve daha kusursuz bir şekilde arınacaktır, çünkü bu işlem yabancı maddeleri giderir ve onları ayrıştırır.
Yine de cam yerine tuz, boraks yahut biraz şap atılabilir.
Aynı şekilde bu küpel sınaması [NOT: Metindeki "cineritium", küpelasyon işlemine işaret eder], sınanacak cismin daha çabuk erimesi ve kemale ermesi için ateş etrafına ve ayrıca potanın yüzeyine körüklendiği takdirde, kilden bir pota içinde de yapılabilir.
Bunlar kafi derecede beyan edildikten sonra, şimdi sebepleriyle, zahir ve malum tecrübeleriyle sement sınamasına geçiyoruz.
BÖLÜM IV. Sement Üzerine, Neden Bazı Cisimler Ona Daha Fazla, Diğerleri Daha Az Dayanır.
Ateşin kalsinasyonuyla bazı cisimlerin daha fazla, diğerlerinin ise daha az yandığını söylemiştik, şöyle ki, daha büyük miktarda yakıcı kükürt ihtiva edenler daha çok, lakin daha az ihtiva edenler daha az yanar.
Bu sebeple, Güneş diğer metalik cisimlerden daha az miktarda kükürt ihtiva ettiğinden, ateşin alevlenmesiyle (bütün madeni cisimlerin ortasında) yanmaz.
Ve Ay, Güneş'ten sonra, diğer dört cisimden daha az, lakin Güneş'ten daha çok miktarda kükürt payına sahiptir. Bu sebeple, buna binaen, uzun bir zaman boyunca alevin korlaşmasına Güneş'ten daha az dayanabilir, ve neticede benzer bir tabiatla yanan şeylere daha az mukavemet gösterir, lakin Venüs ondan da az dayanır, zira o Ay'dan daha fazla kükürtten ve daha büyük bir topraksılıktan müteşekkildir, bu yüzden ateşin alevlenmesine daha az dayanabilir.
Jüpiter de Güneş yahut Ay'dan daha az dayanır, çünkü her ikisinden de daha büyük bir kükürt ve topraksılık payına sahiptir, yine de alevlenmeyle Venüs'ten daha az, fakat Güneş ve Ay'dan daha çok yanar.
Satürn tabiatı gereği karışımında, şimdi zikredilen bu cisimlerin hepsinden daha fazla topraksılık ve kükürt barındırır, bu sebeple mezkur cisimlerin tamamından daha çabuk ve daha kolay alev alır, ve alevlenmeyle daha süratle yanar, çünkü Jüpiter'e kıyasla daha yakından bitişmiş ve daha sabit bir kükürde sahiptir.
Mars kendi kendine yanmaz, ancak arızi olarak yanar. Zira çok rutubetli cisimlerle karıştırıldığında, kendisinde bunun noksanlığı sebebiyle o rutubeti emer, ve bu sebeple birleştiğinde, şayet kendisiyle birleştiği cisimler ne alev alabilir ne de yanabilir türdense, ne alevlenir ne de yanar.
Lakin yanıcı cisimler onunla karıştırılırsa, (onların yanma tabiatına göre) Mars'ın yanması ve alev alması zaruridir. Bu sebeple, sement alev alabilir şeylerden teşekkül ettiğinden, onun icadının zaruri sebebi aşikardır, ve bu sebep, bütün yanıcı şeylerin yakılabilmesiydi. Ve mademki yanmayan tek bir cisim vardır, yalnızca o yahut onun tabiatına göre hazırlanan şey sement içinde selametle muhafaza edilir. Yine de bazıları sementte daha çok, diğerleri daha az kalır.
Fakat hangilerinin daha çok, hangilerinin daha az kaldığı, mezkur sebepleriyle malumdur. Bu sebeple,
Ay semente daha çok dayanır, fakat Mars daha az, Jüpiter Mars'tan daha az, ve Venüs Jüpiter'den daha az, lakin Satürn hepsinden az dayanır.
BÖLÜM V. Sement Sınaması, Nasıl Terkip Edileceği ve Nasıl Tatbik Edileceği Üzerine.
Şimdi sementleme usulünü beyan edeceğiz.
Kemale erme sınamasında sementin pek lüzumlu olduğu tarafımızca bilindiğinden, onun alev alabilir şeylerden terkip edildiğini söylüyoruz.
Karartan, uçucu, nüfuz edici ve yakıcı olan bütün şeyler bu kabildendir, zaç (vitriol), nişadır, bakır pası (flos aeris) ve kadim yarılabilir taş [NOT: Muhtemelen killi şist veya mika türevi bir mineral], ve pek az miktarda (yahut hiç) kükürt ve insan idrarı ile benzer keskin ve nüfuz edici şeyler gibi. Bütün bunlar insan idrarıyla yoğrulur ve bu sınama yoluyla yoklanmasını murat ettiğin cismin ince levhaları üzerine yayılır. Sonra mezkur levhalar, toprak bir kap içine yerleştirilmiş demir bir ızgara üzerine konulmalıdır, lakin ateşin tesiri onlara serbestçe ve eşit şekilde ulaşabilsin diye birbirlerine dokunmamalıdırlar.
Böylece tamamı, muhkem bir toprak kap içinde, üç gün boyunca ateşte tutulmalıdır.
Lakin burada, levhaların kor halinde tutulması fakat erimemesi için büyük bir ihtiyat lazımdır.
Üçüncü günden sonra, eğer onların cismi kusursuz idiyse, levhaların her türlü kirden arındığını göreceksin,
kusursuz değilse, tamamen bozulacak ve kalsinasyon içinde yanacaklardır. Bazıları metal levhaları bir sement terkibi olmaksızın kalsinasyona maruz bırakır ve cisim kemal mertebesindeyse benzer şekilde arınırlar, değilse tamamen tükenirler. Yine de bu son sınamada, yalnızca ateşin alevlenmesiyle bu şekilde arındırılanlar, sementin hükmüyle sınananlara nazaran daha uzun bir zamana muhtaçtır. Ve Ay'ın tabiatı Güneş'in tabiatından pek farklı olmadığından, muayyen ve zaruri bir tatbik yoluyla, sement imtihanında onunla bir arada kalır. Ve cisimlerin birbirinden ayrılması,
bu iki nevi imtihanda, cevherlerinin terkibindeki başkalık sebebiyle vuku bulmadıkça gerçekleşmez, zira erime, yoğunluk ve seyreklik farkı bundan neşet eder.
Ki bunlar hakikaten ayrışmanın sebepleridir, çünkü bazılarının muhkem terkibi sebebiyle, onların cevheri yabancı cismin cevheri tarafından bozulmaz, zira bunların en küçük cüzlerine kadar bir karışımı meydana gelemez.
Bu sebeple, böylesi bir karışımda, onların cevherlerinin tamamen bozulması vuku bulmaksızın, birbiri arasından zaruraten ayrılmaları icap eder.
Bundan ötürü, noksan cisimlerin kamil terbiyesi, hazırlama mahareti sayesinde aynı erime, korlaşma ve katılıkta bulundukları vakit ayırt edilir.
BÖLÜM VI. Korlaşma Üzerine.
Geriye şimdi korlaşmadan bahsetmemiz kalıyor.
En yetkin Cisimlerin, belirlenmiş bir Korlaşma ile, Ergimelerinden evvel Ateşi kabul ettikleri beyan edildiğinden, bu sebeple burada deriz ki, gayemiz şayet onların tam Değişimini bulup çıkarmak ise, bu tür Cisimleri Ergimelerine ulaştırmak bir zarurettir.
Ve bu Yetkin Cisimler ergimeden evvel, gözü okşayan bir Gök Rengi alevlenmeyle Korlaşmayı kabul ettiklerini görmek gerekir, bu durum onların Korlaşması, Gözün hiçbir surette seçemeyeceği Ateş Beyazlığına varmadan önce vuku bulmalıdır. Binaenaleyh, aşikârdır ki onların yetkin Korlaşması, Ergimeden evvel, gözün bakamayacağı bir Beyazlıkla değil, yoğun bir Kızıllıkla olandır. Zira tatbik edilen Cisimler, Ateş ile akkor hâle gelmeden evvel erirlerse, Yetkinlik mertebesinde değillerdir.
Ve şayet meşakkatle, ateşin şiddetli Zorlamasıyla akkor hâle getirilirlerse, onlara yapılan Tatbikat hakiki değildir, nitekim bu hâl bilhassa yumuşak Cisimlerde vuku bulursa böyledir.
Çünkü bu durum yalnızca Mars'ta bulunur, zira Ateş Alan Cisimler Hazırlık yolunda Korlaşmayı kolayca kabul etmezler, keza ergiyebilir Cisimler de, Doğaya göre yetkin olan Cisimlerde bulduğumuz doğru Ergimeyi kolayca göstermezler. Tatbik edilen Cisimler, Korlaşmalarında gözü okşayan bir Gök Rengi Alev vermezlerse, Tatbikatları tamamlanmış sayılmaz. Ve şayet Ağırlığın, Rengin, Güzelliğin, Korlaşmanın ve benzerlerinin herhangi bir cüzü, Hazırlığın İyiliğindeki Farklılıklar sebebiyle eksilmiş bulunursa, Sanatkârın Araştırması kifayet etmemiştir.
Bu sebeple, İlahî İyiliğe muvafık Ameliye Yollarıyla hatasını bulana dek araştırmasını yenilesin.
BÖLÜM VII. Ergime yahut Erime Üzerine
Ergimenin İzahında, tüm Cisimlerin Sınanmasına göre, onların kesin Tanınması vasıtasıyla kifayet derecesinde kelam edeceğiz.
Bu sebeple deriz ki, Korlaşma ile vuku bulan Ergime, Yetkinliğin yegâne Delilidir, lakin her türlü Korlaşma ile değil; Cismin büsbütün Beyazlaşmadığı bir Korlaşma ile, Ateşin donuk bir solgunluğunun hasıl olmadığı bir Korlaşma ile ve Cismin ansızın erimediği yahut Korlaşmanın hemen akabinde akışkanlaşmadığı bir Korlaşma ile olmalıdır. Zira bir Cisim, zayıf bir Ateşin pek cüzi tazyikiyle aktığında, ister Korlaşma olmaksızın, ister solgun bir Korlaşma ile olsun, bu Hazırlığa tabi tutulmuş bir Cisim muhakkak ki bir Noksanlık Cismi olmalıdır, eksik Sanatla işlenmiş noksan Cisimlerden biri kılınmıştır.
Ve şayet bir Cismin Ergimeden sonra derhal soğumasına meydan verilmezse ve Korlaşması ansızın büsbütün Karalığa dönerse ve bundan ötürü, sertleşmeden evvel Korlaşmasını yitirirse, hangi cinsten olursa olsun, Tamamlanmışlık mertebesinde bir Cisim değildir. Lakin bu durum yumuşaklığa ve noksan Cisimlerin nevilerinden biri olduğuna hamledilmelidir.
Ve şayet bir Cismin Korlaşması, Ergimesinden evvel, kuvvetli Ateşin meşakkatli ve şiddetli Zorlamasıyla ve hadsiz hesapsız bir Parlaklık Işınımıyla, büsbütün Beyaz ve ışıltılı surette hasıl olursa, o bir Yetkinlik Cismi değil, başkalaşmış bir Sertlik Cismidir.
Kezalik, Ergimesinden sonra ve Ateşten alındığında, parıldayan Korlaşması baki kaldığı hâlde akmayacak surette ansızın katılaşırsa, tatbik edilen Cisim hangi neviden ve hazırlıktan olursa olsun, Ay'a yahut Güneş'e mahsus Yetkinlikte bir Cisim değildir, bilakis Mars'ın Farklılıklarının Doğası altına girer. Binaenaleyh, mezkûr hususlardan vazedildiği üzere, ergiyebilir Cisimlerde yapılan Tecrübe ile, Cevherlerinin Sıvılaşmasından evvel üç veçheli bir Korlaşma bulunabileceği zahirdir, şöyle ki; biri Solgun, diğeri Kızıl ve Berrak, üçüncüsü ise bir Işınımla parıldayan en Ak renktir.
İlki yumuşak Cisimlere aittir, ikincisi yetkin Cisimlere aittir, üçüncüsü ise sert Cisimlere aittir, nitekim bu Akıl ve Tecrübe ile sabittir.
Bütün bu Korlaşmaların Derecesini tahkik etmek isteyen kimse, tüm ergiyebilir Cisimleri tamamlayabilsin diye, Ergimenin Yetkinliği için kâfi ve tam olanı mülahaza eylesin, mülahaza ederek Ergime Derecesinin tüm alametlerinin farkını zihninde toplasın, ancak bu suretle hakikati bulacaktır, aksi takdirde bulamaz.
Bu size, tarafımızca tayin edilmiş ve tayin edilecek olan bütün Sınama tarzlarında bir Numune olarak sunulmuştur. Ve Ergimeye dair söylenecekler için bu kadarı kâfi gelebilir.
BÖLÜM VIII. Cisimlerin Keskin Şeylerin Buharlarına Maruz Bırakılması Üzerine
Niyet ettiğimiz Kelamı sürdürerek, şimdi Cisimlerin Keskin Şeylerin, yani Yakıcı, Tuzlu ve Ekşi Şeylerin Buharlarına Maruz Bırakılmasını beyan ediyoruz.
Yetkin Cisimlerin, mezkûr Keskin Şeylerin Buharlarına maruz bırakıldıklarında, ya pek az çiçeklendiğini yahut hiç çiçeklenmediğini [NOT: Kimyasal buharla yüzeyde korozyon/tuz tabakası oluşturma kastedilmektedir] veya gayet latif bir Gök Rengi Çiçek neşrettiğini görürüz. Lakin en saf Altın çiçeklenmez.
Yine de saf olmayan Ay yahut Güneş'in, Keskin Şeylerin Buharlarına maruz bırakıldıklarında çiçeklendiklerini ve gayet latif bir Gök Rengi Çiçek verdiklerini müşahede ederiz, lakin Güneş'inki, Ay'ınkinden daha hoştur. Bundan ötürü bizler, Doğayı taklit ederek, hazırlanmış Cisimlerde benzer bir Gök Rengi husule getiririz, bu Renk, daha önce tarafımızca kâfi derecede beyan edildiği üzere, cıvanın İyiliği ile kemale erdirilir. Binaenaleyh, hazırlanmış Cisimlerden her ne ki Keskin Şeylerin Buharları üzerine konur da gözü okşayan Gök Rengini meydana getirmezse, Hazırlığın tam nihayetinde vücut bulmamış demektir.
Tuzlu Şeylerle yapılan Sınamada, yüzeylerinde Yeşillik ile karışık donuk kırmızı yahut donuk turuncu bir Renkle çiçeklenen kimi Cisimler vardır, bu kabilden olan Mars'tır. Kimileri bulanık bir Gök Rengi ile karışık donuk bir Yeşillikle çiçeklenir, bu kabilden olan Venüs'tür.
Kimilerinin donuk bir Beyazlık verdiği görülür, bu kabilden olan Satürn'dür. Ve kimisi de berrak bir Beyazlık verir, Jüpiter bu kabildendir.
Bu sebeple, en yetkin Cisim en az çiçeklenir yahut hiç çiçeklenmez, şayet bir Çiçek verecek olursa, bu uzun bir zaman zarfında vuku bulur. Ve hakikaten, Yetkinliğin tamamlanmışlığından mahrum Cisimler arasında Jüpiter, sakız kıvamındaki cevherini en yavaş çiçeklendirendir.
Bundan ötürü, bu Ustalığın Sınanmasıyla, Büyük Mertebenin Ameliyesinde Jüpiter'in Yetkinliğe en yakın mertebede olduğunu kabul ederiz.
Ve bu Sınama vasıtasıyla, bu Bölümde beyan ettiğimiz Hususların Sırasını doğru mülahaza ederseniz, Cismin ne tür bir Mizaç üzere bulunduğu bilinebilir, şayet bilemezseniz, bunu kendi Cüretkârlığınızın ahmaklığına addediniz.
BÖLÜM IX. Akkor Hâldeki Cisimlerin Söndürülmesi Üzerine
Şimdi bütünüyle Söndürme Sınaması’ndan söz ediyoruz, bunda Magistery’nin yetkinlikte olup olmadığının bilinmesini sağlayan çok yönlü bir tecrübe mevcuttur.
Bu sebeple, evvela akkor hâle getirilmiş (yahut korlaşıncaya değin ısıtılmış) cisim bir sıvıda söndürüldüğünde Ay cismi beyaz bir renk vermezse ve Güneş cismi parlak bir sitrin rengi sunmayıp yabancı bir renge bürünürse, vuku bulan bu başkalaşım bu Magistery’nin ikmali doğrultusunda değildir.
Ve şayet tuzların yahut şapların sularında, hangi türden usulle meydana getirilmiş olursa olsun, ateşleme ve söndürme işleminin tekrarlanmasında, cismin yüzeyinde karalığa çalan bir cüruf hâsıl olursa, ya da kükürtlerin içinde söndürülmesinde ve bu söndürmenin ardından sıkça tekrarlanan ateşlemeyle yok olup gider yahut kendini murdar bir karalıkla lekelerse, yahut çekicin zorlamasıyla parçalanıp dağılırsa, yapılan işin mahareti aldatıcıdır.
Veyahut nişadır, bakır pası ve oğlan çocuğu idrarı karışımının sementasyonuyla veya tabiatça benzer şeylerle ateşe maruz bırakıldığında, ister Ay’a ister Güneş’e ait olsun, ateşleme ve söndürmenin akabinde kendi öz rengini bütünüyle yitirir yahut bir cüruf meydana getirirse, cismin hâlâ safsataya dayalı bir bozulma içinde kaldığı aşikârdır. Yine de sizlere hem bu hâllerde hem de bundan sonraki sınamalarda geçerli olan şaşmaz ve genel bir kural veriyoruz, şayet yetkinliğin ayırt edici vasıfları arasında, başkalaşıma uğramış cisim ağırlığından yahut renginden herhangi bir şey değiştirirse, sanatkâr eserinde doğru bir şekilde değil, bilakis hayalperestçe ilerlemiştir, bu ise faydalı bir şey olmayıp daha ziyade yıkıcıdır.
Yanan Kükürdün Karışımı Üzerine
Aynı şekilde, kükürdün karışımı vasıtasıyla da Magistery’nin yetkinlik dairesinde bulunup bulunmadığı tecrübe olunur.
Zira tecrübemizle anlıyoruz ki, cisimlerle karıştırılan kükürt kimini daha fazla, kimini daha az yakar, sanatımızın marifetiyle de bazılarının onun yanmasından kaçındığını, bazılarınınsa kaçınmadığını idrak etmiş bulunuyoruz. Buradan da yetkinlikten noksan kalmış ve safsataya dayalı bir ikmalle hazırlanmış cisimler arasındaki fark anlaşılabilir.
Binaenaleyh, hangi türden olursa olsun bütün cisimler arasında, Güneş’in kükürt tarafından yakılmadığını görmekteyiz.
Bundan sonra, en az yanan Jüpiter’dir, ardından Ay gelir ve ondan sonra Satürn, lakin Venüs bütün bunlardan daha kolay yanar, Mars ise kükürdün yağlılığı sebebiyle en kolay yananıdır.
Buradan anlaşılmaktadır ki, yetkin olanın tabiatına daha az yakın olan cisim daha ziyade yanar.
Aynı zamanda cisimlerin yanmasından sonraki renklerin çeşitliliği vasıtasıyla, başkalaşmış cismin kendi tabiatının kökeninden hangi cinste varlık bulduğu bilinebilir, zira kükürdün karışmasından sonra Güneş koyu bir sitrin yahut berrak bir kırmızı renk verir, Ay, gök mavisiyle karışık bir siyahlık sunar, Jüpiter, kırmızılığın cüzi bir tentürüyle karışık siyah bir renk peyda eder, Satürn donuk bir siyahlıkla beraber pek çok kırmızılık ve kurşuni bir renk meydana getirir, Venüs, şayet evvelinde kükürdün çokça yanması vuku bulmuşsa, kükürdün karışımından kurşunilikle karışık bir siyahlık hasıl eder, lakin önceden az bir yanma mevcut idiyse gayet temiz ve latif bir menekşe rengi gösterir, lakin Mars, yanmanın her türlüsünde son derece siyah ve donuk bir renk husule getirir.
Aynı şekilde, kükürdün yanmasından sonra cisimlerin indirgenmesinde de bir başkalık müşahade edilir.
Bazıları gerçekten geri döner, lakin diğerleri ateşin tazyikiyle, kükürtle beraber indirgenmeden büsbütün yahut büyük bir miktarıyla çekilip gider, bazıları kendi tabiatlarının cisimlerine dönerken, diğerleri yanmanın ardından kendi öz tabiatlarından gayrı cisimlere dönüşür.
Güneş ve Ay, kükürdün yanmasından sonra kendi öz cisimlerinin tabiatına rücu eder, lakin Jüpiter ve Satürn çekilip gider.
Jüpiter tamamen yahut ekseri kısmıyla çekilir, Satürn bütünüyle çekilmez, yine de bazen büyük, bazen küçük bir cüzü telef olur.
Bunların çeşitliliği, şeylerin ve cisimlerin tabiatı sebebiyle ve hazırlık ameliyesindeki farklı tasarruflar yüzündendir.
Zira vaki olur ki Jüpiter, indirgenme esnasında ateşin ani şiddetiyle telef olur, lakin hem Jüpiter hem Satürn peyderpey ve mutedil bir indirgeme ile muhafaza edilir.
Yine de bunların indirgenmesi, öz cismin tabiatından ziyade yabancı bir tabiata meyleder. Şöyle ki, bizzat tecrübe ederek bulduğumuz üzere, Jüpiter’in indirgenmesi berrak bir antimona dönüşür, Satürn’ünki ise donuk renkli bir antimona inkılap eder.
Venüs, indirgeme ateşinin tesiri altında noksanlaşır, bu hâl Mars’ın başına Venüs’ten daha çok gelir.
Venüs indirgenmesinde ağır, donuk sitrin renginde ve yumuşaktır, cisminin ağırlığındaki artışla beraber karalıktan pay alır.
Bu sebeple, başkalaşıma uğramış cümle cisimlerin tabiatı bunlar vasıtasıyla keşfedilebilir.
Kalsinasyon ve İndirgeme Üzerine
Şimdi kalsinasyon ve indirgemenin tekrarlanması sınamasından söz etmemiz icap eder.
Bu sebeple deriz ki, cisimlerin yetkinlikte oldukları kalsinasyon ve indirgemenin tekrarlanmasında onların hasletlerinin çeşitliliğiyle anlaşılır, meğerki renklerinden, ağırlıklarından, miktarlarından yahut parlaklıklarından hiçbir şey kaybetmesinler, bu amellerin çokluğu üzerlerinde ne kadar tekrar edilirse edilsin, buna büyük bir ihtimam gösterilmelidir.
Buna göre, her neviden başkalaşmış madenlerin kireçlerinden kalsinasyon ve indirgemenin tekrarlanmasıyla, şayet onların haslet çeşitliliğinden herhangi bir şey zayi olursa, sanatkârın tahkikatını safsatayla yürüttüğü kabul edilmelidir. Bundan ötürü kendinizi bu amellere alıştırınız ki onları bihakkın bilesiniz.
Cıvanın Kolayca Kabulü Üzerine
Artık sizin için şüphe götürmez biçimde aşikârdır ki, en büyük miktarda cıva ihtiva eden cisimler yetkinlik cisimleridir.
Bundan dolayı, cıvayı daha dostane bir surette içine çeken cisimlerin yetkinliğe daha yakın olduğu kabul edilmelidir.
Yetkinliğe ermiş bir Güneş yahut Ay cisminin cıvayı kolaylıkla kabul etmesi bunun alametidir. İşte aynı sebepten ötürü, başkalaşmış bir cisim cıvayı öz cevherine kolayca almazsa, hiç şüphesiz yetkinliğin ikmalinden pek uzak kalmış demektir.
Bütün Sanatın Bir İcmali
Bu Magistery’nin kifayetinin illetlerine dair tecrübeleri, vazettiğimiz bahsin iktizasına göre ele almış bulunuyoruz, geriye bu bütün ilahi eserin ikmaline tek bir fasılda varmamız ve hulasa ederek, dağınık vaziyetteki Magistery’yi bir araya toplamamız kalmaktadır.
Bu genel başlıklar altında deriz ki, bütün bu Amel'in niyetinin hülasası, bölümlerinde bildirilen Taş'ın alınmasından ve emek sarf edilerek ilk derecenin süblimasyonunun onun üzerinde tekrarlanmasından başka bir şey değildir, zira bu sayede o, yozlaştırıcı murdarlıktan arındırılacaktır.
Süblimasyonun kemali ise, Taş'ın latifliğin nihai saflığına erişinceye ve nihayetinde uçucu kılınana dek onun vasıtasıyla inceltilmesidir. Bu tamam edildiğinde, sabitleme yoluyla, ateşin şiddeti içinde sebat edebilene dek sabitlenmelidir. Hazırlığın ikinci derecesinin mikyası bunda saklıdır. Taş aynı şekilde, hazırlığın nihai ikmaline dayanan üçüncü derecede de idare edilir, o da şudur,
Şimdi sabit kılınmış olan Taş'ı süblimasyon yollarıyla uçucu, uçucu olanı sabit, sabit olanı çözülmüş, çözülmüş olanı yeniden uçucu ve uçucu olanı da kati bir kemalle Güneş'e ve Ay'a dönüştürene ve akıtana dek tekrar sabit kılmalısın. Bu üçüncü derecenin hazırlığının tekerrüründen, İlacın dönüştürme hasletinin çoğalması hâsıl olur. Bundan ötürü, derecelerinde Taş üzerine tekrarlanan amelin çeşitliliğinden, dönüştürme hasletinin çoğalmasının çeşitliliği doğar, öyle ki İlaçlar arasında kimisi kendi ağırlıklarının yüz katı kadarını, kimisi iki yüz katını, kimisi üç yüz katını, kimisi bin katını ve kimisi de nihayetsiz derecede hakiki Güneş'e ve Ay'a, yetkinliğin bedenine dönüştürür.
Bundan ötürü, Maharet'in kemal üzere kurulu olup olmadığı buradan bilinebilir.
Müellifin Mezkûr Meseleleri Ele Alırken Gözettiği Tertip Üzerine
Haset edenlerin Bize iftira atmaması için beyan ederiz ki, İlmimizi kesintisiz bir söz dizisiyle ele almadık, bilakis muhtelif bölümlere dağıttık.
Bu da şundan ötürü yapıldı, şayet kesintisiz bir söz silsilesi içinde sunulsaydı, kötü kimse gibi [okunamadı] olan kimse de onu layık olmadan gasp edebilirdi. Bu sebeple, daha açık konuştuğumuz yerlerde onu gizledik, lakin bir muamma ardına değil, sanat ehline açık bir kelam ile, nitekim onu Yüce, mübarek, ali ve Şanlı Allah'ın ve onu hatıra geldiği yahut ilahi ihsanının inayetiyle ilham edildiği şekliyle kaleme alan kendi zihnimizin muradına muvafık bir hitap tarzıyla tarif ettik, O ki bunu dilediğine bahşeder ve dilediğinden esirger.
Bundan ötürü, ilim talibi yeise kapılmasın, zira ararsa, nazariyenin değil, kendi tabiatının hareketinin tahkikiyle onu bulabilir.
Çünkü gayretinin faziletiyle arayan onu bulur, lakin onu yalnızca kitapları takip ederek arayan, bu pek kıymetli Sanat'a pek yavaş erişecektir.
Zira yalnızca Bizim tarafımızdan bulunan bu Sanat'ı, gayet hakiki ve bütünüyle kesin olmasına rağmen, başkaları için değil, yalnızca kendimiz için neşrettik.
Bu sebeple, bu Sanat'a yalnızca basiret sahiplerini davet eder ve Bizim öğrettiğimiz hünerlerle tahkik yolunu onlara açarız.
Zira bulunmuş olan bu şeyi, onun keşif yolu ve yöntemlerin hünerleriyle birlikte, kendimizden başkası için kaleme almadık.
Öyleyse hüsnüniyetli sanatkar, tebliğ ettiğimiz bu kaidelerle nefsini terbiye etsin, Yüce Allah'ın ihsanını bulduğunda ziyadesiyle sevinecektir. Bu ulvi Sanat'ın tetkikine dair bu söylenenler kafi gelecektir.
Geber'in Yetkinliğin Hülasası Yahut Kusursuz Maharet Üzerine Olan İkinci Kitabının Sonu.
Arap Emiri ve Filozofu Geber'in Hakikatin Yahut Yetkinliğin Keşfi Üzerine Kitabı
Kendisinden İlacın Çıkarıldığı Şeylerin Altı Hassası Üzerine
Ciltlerimizde yalnızca Tabii İlkelerin Gizli Hassaları yoluyla değil, aynı zamanda bizzat tecrübeyle ve Keşfimizin hakikaten kesin olan tahkikiyle mülahaza ettik ki, İlacımızın kendisinden çıkarıldığı o Şeyler, bedenleri dönüştürmede kendi içlerinde şu keyfiyet hassalarına sahiptir,
Evvela, kendi içlerinde gayet latif ve yanmaz, kendi asli köksel rutubetiyle bütünüyle sabitlenmiş ve sabitlemeye elverişli bir Toprak barındırırlar.
İkincisi, bu Toprak ile öyle yeknesak bir surette birleşmiş Havai ve Ateşin bir Rutubete sahiptirler ki, biri uçucu olursa geri kalanı da öyle olur, mezkûr Rutubet, buharlaşma olmaksızın, kendisine raptedilen Toprak'tan ayrılmaz bir sebatla, kemalinin ihtiyacına göre kendi koyulaşmasının tam nihayetine değin, bütün rutubetlerin fevkinde ateşe tahammül eder.
Üçüncüsü, Tabii Rutubetlerinin mizacı öyledir ki, hassalarının bütün farklılıklarında kendi Yağlılığının inayetiyle, kendisine raptedilen Toprağı, nihai hazırlık derecesinden sonra iyi bir erime verecek şekilde, böylesi bir birlik ve ayrılmaz bir birleşme bağıyla, birinin diğerine homojen ve eşit olarak dönüşmesiyle pek mutedil bir kıvamda yağlandırır.
Dördüncüsü, bu Yağlılık öylesine büyük bir cevher saflığına sahiptir ve her türlü yanıcı yahut yakıcı şeyden sanatla öyle arındırılmıştır ki, en küçük cüzlerine kadar birleştiği bütün bedenleri yakmaz, bilakis onları yanmaktan muhafaza eder.
Beşincisi, kendi içinde öyle berrak ve parlak, beyaz yahut kırmızı, temiz ve yanmaz, kararlı ve sabit bir tentüre sahiptir ki, ateş onu değiştirmek için ona galebe çalamaz, kükürtlü, yakıcı yahut keskin aşındırıcı bedenler de onu bozamaz ve kirletemez.
Altıncısı, nihai ikmaliyle mumlaştırılmış terkibin tamamı, maddesinin öyle büyük bir letafetine ve inceliğine sahiptir ki, kaynatılmasının nihai hitamından sonra atımda (projeksiyonda) su gibi pek ince bir eriyik halinde kalır, ne denli büyük bir sabitlemeye sahip olursa olsun dönüştürülebilir bedenin nihai kemaline değin derinlemesine nüfuz eder.
Ateşin tesirine karşı ayrılmaz bir kaynaşmayla, kendi maneviyatı ile bedenleri uçuculuğa irca ederek o anda tabii surette kendi benzerine yakınlığı yahut hısımlığı sebebiyle yapışır.
BÖLÜM 16: İlacın Yedi Hassası Üzerine
Bunlar mülahaza edildiğinde, tahkikimiz neticesinde Taşımızda lüzumlu ve münasip olan şeylerin muhtelif hassalarını buluruz, bunlar da şunlardır,
Yağlılık, Maddenin İnceliği, Yatkınlık, Kökensel Nem, Saflığın Berraklığı, sabitleyici bir Toprak ve Tentür. İlacın farklılıklarının ilk Özelliği Yağlılıktır, atımda (projeksiyonda) Külli Erime ve Maddenin Saçılmasını sağlar, Zira İlacın atımından (projeksiyonundan) sonra gerekli olan ilk şey, İlacın kendisinin ani ve elverişli Erimedir, ki bu da Madensel Yağlılık ile kemale erdirilir ve ağdalı kılınır.
İkinci Özellik, Maddenin İnceliği veya Ruhani Cevheridir, Eridiğinde pek ince akarak, Su gibi başkalaşabilir Bedenin derinliklerine nüfuz eder, çünkü Erime gerçekleştikten hemen sonra, onun İçe İşlemesi zaruridir.
Üçüncü Özellik, İksir ile dönüştürülecek Beden arasındaki Yatkınlık (veya Yakınlık) olup, benzerinin Karşılanmasında ve Tutulmasında yapışma sağlar, zira İlacın İçe İşlemesinden hemen sonra, Yapışma elverişli ve gereklidir.
Dördüncü Özellik Kökensel Nemdir, ateşli olup, tutulan Parçaları kendi benzerinin Yapışmasıyla dondurur ve pekiştirir, tüm Eş-benzer Parçaların ebediyen ayrılmaz Birlikteliğiyle bunu temin eder, çünkü Yapışmanın ardından Parçaların Kökensel, ağdalı ve lüzumlu Nemleriyle Pekişmesi yerinde ve uygundur.
Beşincisi, Arındırıcı bir Saflık Berraklığıdır, Yanmada var olan, yakıp kül etmeyen bariz bir Parlaklık bahşeder.
Zira arınmış Parçaların Pekişmesinden sonra, pekişmemiş tüm yabancı Fazlalıkları yakma kudreti Fiili Ateşe bırakılır.
Bu sebeple Arınma ardı sıra gelir ve zaruridir.
Altıncı Özellik, itidalli, ince, latif, sabit ve yanmaz bir Sabitleyici Topraktır, kendisiyle birleşen Bedenin Çözünmesinde Sabitlemenin kalıcılığını bahşeder, Ateşin şiddetine karşı mukavemet gösterir ve sebat eder, zira Arınmanın hemen ardından Sabitleme gereklidir ve yerindedir.
Yedinci Özellik Tentürdür, parlak ve kusursuz bir Renk verir, Beyaz yahut yoğun Turuncumsu-sarı kılar, dönüştürülecek Bedenlerin Ayileşmesini veya Güneşleşmesini sağlar, zira Sabitlemenin ardından, başka bir Bedeni boyayan parlak bir Tentür ve Renk, yahut Maddesi hakiki Gümüşe veya Altına dönüştürülebilir olan bir boyayıcı Tentür (tüm Belirli ve malum farklılıklarıyla birlikte) mutlak surette gereklidir.
Kitabın Kısımlara Taksimi
Sanatın Gereklerine uygun olarak, Sanatı inkar eden Kimselere karşı münazara eyledik, Metallerin Türemesinde Tabiatın Maksadına uygun olan Tabii İlkeleri ve Bedenleri, onların Türemelerini ve Hazırlanışlarını, son olarak da İlaçları ve dönüştürülen mezkûr Bedenlerin Sınanmalarını, onların Tamamlanışının Yetkinlikte durup durmadığını tartıştık, bunların hepsi Tarafımızca Yetkinliğin Toplamı yahut Yetkin Üstatlık unvanlı Kitabımızda icra edilmiştir.
Ve orada Sanatın Bulunuş Yolunu, görüp dokunduğumuz Mahirane İşlerimizi yazdık, Lakin burada, işbu Kitapta, Yetkinliğin Bulunuşunu ele alacağız ve Üstatlığımızda lüzumlu olan Hususları ve bunların Hazırlanış Yolunu, vezinleri, ölçüleri ve tahmine dayalı olmayan kesin İspatlarıyla hususi bir surette beyan edeceğiz.
Niyetimiz bu küçük Kitabı Dört Kısma taksim etmektir, Birincisinde Orta Mineralleri ve bunların Hazırlanışlarını, Ruhların ve nakıs Bedenlerin Çıkarılmasında uygun biçimde tanzim olunmaları için kifayet derecesinde ele almak, İkincisinde Ruhların Arındırılmasını ve bunların kamilen Hazırlanışını işlemek, Üçüncüsünde İşin Tamamlanmasının Gereğine göre nakıs Bedenlerin muhtelif Hazırlanışlarını aktarmak, Dördüncüsünde ise bilhassa her Bedeni Güneş ve Aya tebdil eyleyecek bütün İlaçları, İşin Tamamlanması için Zaruretin İcabı ne ise ona göre atım (projeksiyon), Vezin ve Ölçü ile beyan etmektir.
Birinci Kısım: Orta Minerallerin Hazırlanışı Hakkında
Adi Tuz, duru Çeşme Suyunda çözülür, Süzgeçten damıtılır ve akabinde Toprak bir Kaptan yahut Kurşun veya sair Metalden bir Kapta dondurulur.
Güherçile Çeşme Suyunda çözülür, Süzgeçten damıtılır ve orada billurlaşması için Cam bir Kapta dondurulur.
Kaya tuzu şöyle hazırlanır, yani duru Çeşme Suyunda çözülür, süzülür, vesaire.
Kaya Tuzu çözülür, vesaire, evvelki gibi, Sırlı Toprak bir Kapta dondurulur.
Hakiki Alkali Tuzu, Zaza’nın (veya Sodanın) çözülmesi, süzülmesi ve Çözeltinin üçte bir kısmı kalana dek kaynatılmasıyla elde edilir, akabinde Tuz kısa bir müddette Dipte Billurlar halinde çökelir, ve bu suretle hazırlanır. Bazıları dahi Alkali Tuzunu şöyle yapar,
Beş libre Herba Trinitatis [NOT: Hercai menekşe (Viola tricolor) külü kastedilmektedir] Külü ile bir libre Sönmemiş Kireç alırlar, Suda kaynatarak bir Kül Suyu yaparlar, bunu süzer ve dondururlar, bu ameli bir kez daha tekrarlarlar, böylece hazırlanmış olur.
Nişadır, İnsan İdrarının beş kısmı, Terinin bir kısmı, Adi Tuzun bir kısmı ve Odun İsinin yarım kısmından yapılır, bunlar Nemin Tüketilmesine dek birlikte kaynatılır, geriye kalan kısımdan hakiki ve faydalı bir nişadır süblimleştirilir, bu tekrar Ter içinde çözülür ve Adi Tuzdan bir kez süblimleştirilir, o vakit hazırlanmış olur.
Tartar Tuzu, damıtılmış Şarabın kalsine edilmiş Tortularından yapılır, Tartar bunlardan çözülür ve dondurulur, böylece hazırlanmış olur.
İdrar Tuzu keza damıtılmış İdrarın kalsine edilmiş Tortularından yapılır, bu dahi kendi Suyunda tekrar çözülür ve dondurulur, böylece hazırlanmış olur, ziyadesiyle Yararlı ve Kullanışlıdır.
Pek çok kimse Tuzların Hazırlanışını muhtelif suretlerde ele alır, lakin Biz, Kendi İcadımızla gördük ki, Tuzların bu Hazırlanış usulleri maksadımız için daha kısa, daha latif ve daha faydalıdır, zira layıkıyla kalsine edilmiş her Şeyden Tuzlar Çözelti yoluyla çıkarılır, bunların dahi yukarıda zikredilen Yol ile hazırlanması icap eder, Binaenaleyh bunları geçmek Bizim için kafidir, zira mezkûr olanlar daha ziyade faydalıdır.
Şapın yahut Kaya Şapının iki türlü Hazırlanış yolu vardır, biri kalsine edilmiş Bedenleri yıkamak için, diğeri ise Ruhları süblimleştirmek içindir. İlk Yola göre şöyle hazırlanır, Duru Çeşme Suyunda çöz, Süzgeçten damıt ve üçte bir kalana dek kaynat, bu Kısmı Sırlı Çanaklara koy, Kapların Kenarlarına ve Dibine çökelecektir, böylece Billuri Şapı hazırlamış olursun. İkinci Yol şöyledir,
Şapı killi bir kapta, nemi yok olana ve süngerimsi, beyaz ve hafif bir hal alana dek kaynat, zira o vakit süblimasyonlar ve diğer muhtelif ameliyatlar için hazırlanmış olur. Tüy şapı da evvelki gibi çözülür ve pıhtılaşır, böylece hazırlanmış olur.
Şimdiyse karataşların [atrament] hazırlanışından söz etmek münasiptir, zira bu pek lüzumlu bir şeydir, nitekim bunların tentürlerde, ruhların bağlarında ve bu işe taalluk eden sair şeylerde zaruri bir surette kullanıldığını görürüz. Siyah karataş kaynar suda çözülür, süzgeçten damıtılır ve pıhtılaştırılır, böylece hazırlanmış olur. Zaç-ı kıbrıs damıtık sirke içinde çözülür, süzülerek berraklaştırılır ve pıhtılaştırılır, böylece temiz kılınır.
Roma zaçı (vitriol), kimi hallerde mutedil bir ateşte tutulup kızartılmaktan gayrı bir hazırlığa muhtaç değildir.
Bununla birlikte, kusurlu cisimlerden bizim için lüzumlu muhtelif şeylerin çıkarıldığı kesindir, bunlar hazırlığa muhtaç olup bu hususta fayda sağlarlar, bunlar evvelemirde kurşun üstübecidir ki şöyle hazırlanır, kurşun üstübeci damıtık sirke içinde yıkanmalı, akabinde kaba kısımlarından arındırılmalıdır, oradan süt gibi akan kısım Güneş'te pıhtılaştırılmalıdır, böylece hazırlanmış olur.
İspanyol akı, kalay ve sülyenin hazırlanışı da aynı minval üzeredir,
Zira bunlar damıtık idrar içinde yıkanmalı ve üstübeç gibi hazırlanmalıdır, ancak o vakit kullanıma elverişli olurlar.
Zencefre damıtık sirke içinde çözülür ve kızartılır, ateşin en latif hararetiyle tamamen pıhtılaştırılır, işte o vakit hazırlanmış ve ameliyat için uygun hale gelmiş olur. Demir safranı damıtık sirke içinde çözülür ve süzgeçle berraklaştırılır, bu kırmızı su pıhtılaştığında muradınıza uygun bir safran hasıl eder. Yanık bakır (yahut kalsine edilmiş bakır) toz haline getirilip üstübeç bahsinde öğrettiğimiz minval üzere damıtık sirkeyle yıkandığında işinize yarayacaktır.
Damıtık sirke içinde çözülen mürdesenk berraklaştırılmalı ve pıhtılaştırılmalıdır, zira böylece layıkıyla hazırlanmış olur, yine de bunu yukarıda zikredilen diğer şeyler gibi yeniden çözebilirsiniz.
Bunları çözülmüş ve pıhtılaştırılmış halde de kullanabilirsiniz, bunda derin bir tahkikat mevcuttur.
Antimon kalsine edilir, çözülür, berraklaştırılır, pıhtılaştırılır ve toz haline getirilir, böylece hazırlanmış olur.
Lapis lazuli (yahut lacivert taşı) kalsine edilir, toz haline getirildiğinde yıkanır ve arındırılmış olur.
Hematit taşı kızgın ateşte ısıtılır ve sıklıkla boğa ödünde söndürülür.
Ermeni kili, üstübeç gibi öğütülüp çözülür ve ardından pıhtılaştırılır. Zincifre adi tuzdan bir defa süblime edilmelidir, böylece hazırlanmış olur.
Tutya evvela kalsine edildikten sonra damıtık sirke içinde çözülür, böylece layıkıyla hazırlanmış olur.
İkinci Kısım: Ruhların Arındırılması Yahut Temizlenmesi Hakkında
İlk kısımda, kati keşfimiz uyarınca ruhların ve cisimlerin hazırlanması için tarafımıza zaruri görünen hususları kafi derecede ele aldık. Burada, üstün ilmimizin kemale ermesinin icaplarına göre, her nevin ruhlarının süblimasyonu yahut hazırlanmasına temas ederek kelamımızı tevsi etmek niyetindeyiz. Lakin derin tefekkürde ve amellerde bizim için pek lüzumlu ve ziyadesiyle kati gördüğümüz, keşfimize dayanan bu talimattan sapmayınız. Burada tartıları ve bunların büsbütün kati tecrübeyle hazırlanıp süblime edilmesinin hususi usulünü araştırıyoruz, evvelemirde kükürt ve onun eşinin hazırlanmasıyla başlıyoruz, diğerleri de kendi sırasıyla gelecektir.
Kükürdün Hazırlanışı Hakkında
Berrak ve zamksı canlı kükürdü gayet ince bir toz haline gelene dek öğüt, bunu hercai menekşe külleri ve sönmemiş kireçten mamul bir küllü su içinde kaynat, yüzeyinden yağlı yanıcılığını berrak görününceye dek topla. Bu tamam olunca hepsini bir çubukla karıştır, dipteki kaba kısımları bırakarak küllü suyla birlikte çıkan kısmı ihtiyatla al.
Bu hülasanın bir miktar soğumasına müsaade et, üzerine kendi miktarının dörtte biri kadar damıtık sirke dök, o vakit hepsi aniden süt gibi pıhtılaşacaktır. Berrak küllü suyun alabildiğin kadarını ayır, lakin bakiye kısmı mutedil ateşte kurut ve muhafaza et.
Tortuların idaresinde şu usulü gözet,
Bu hazırlanmış kükürdün her bir libresi için, kızarana dek iyice kalsine edilmiş demir cürufundan bir libre, keza iyice kalsine edilmiş kaya şapından bir libre ve hazırlanmış adi tuzdan yarım libre al.
Bütün bunları sirkeyle birlikte öğüterek iyice meczet ki hepsi sıvı hale gelsin, akabinde kapkara olana dek karıştırarak kaynat.
Kurut ve ince bir toz halinde öğüt, bunu geniş kapaklı bir aludele koy, yükselen ruhların muhafazası için imbiğin kapağının geniş ve büyük bir kuşağı (yahut kemeri) bulunsun, hararet imbiğin kuşağına değmesin diye aludelin kendisi bir buçuk ayak boyunda olmalıdır.
Bu tamam olunca Yetkinliğin Toplamı adlı kitabımızda size öğrettiğimiz minval üzere süblime et.
Lakin kuşakta kesif (yahut sıkıca birleşmiş) olanı topla, onun üzerine yükselen ve imbiğin çeperlerine yapışan hafif, ufalanabilir çiçeği at, zira o yanıcıdır, kirlidir ve kirleticidir.
Süblime edilmiş kesif maddeyi başlı başına bir şişede tut ve yanıcı nemi tedricen yok olana dek küller üzerinde kaynat. Sonra onu temizce muhafaza et, zira kamilen arınmıştır.
Arseniğin Hazırlanışı Hakkında
Eşi arsenik toz haline getirildiğinde sirke içinde kaynatılmalı, bütün yanıcı yağı çıkarılmalı ve ardından kurutulmalıdır. Sonra kalsine bakırdan bir libre, kalsine şaptan çeyrek libre ve hazırlanmış adi tuzdan da şap kadar al.
Bunları hazırlanmış arseniğinle karıştır, hepsini birlikte iyice öğüttükten sonra karışımı damıtık sirkeyle ıslat (sıvı hale gelsin) ve kükürte yaptığın gibi kaynat, akabinde bir ayak boyundaki (imbiksiz) bir aludelde süblime et. Beyaz, kesif, berrak ve parlak olarak yükseleni topla ve muhafaza et, zira ameliyat için kafi derecede hazırlanmıştır.
VIII. Bölüm: Canlı Cıvanın Hazırlanışı Hakkında
Canlı cıvayı şöyle süblime et, Ondan bir libre, kızartılmış zaçtan (vitriol) iki libre, kalsine edilmiş kaya şapından bir libre, adi tuzdan bir libre ve güherçileden dörtte bir pay al.
Hepsini birbirine katıp süblime et, kabın kenarlarında bulunacak olan beyaz, kesif ve ağır maddeyi topla, diğer şeylerde tayin ettiğimiz üzere muhafaza et.
Lakin ilk süblimasyonda bunu bulanık veya gayrisafi bulursan, ki kendi ihmalin sebebiyle böyle vuku bulabilir, aynı tortuyla yeniden süblime et ve kullanmak üzere sakla.
Markazitin Hazırlanması Üzerine
Geniş bir aludelin tabanına toz haline getirilmiş markaziti bir parmak kalınlığında yay, evvela kükürdü hafif ateş ile topla.
Bu yükseldiğinde başlığı, yahut ibriği, kaldırıp yerine bir başkasını taktıktan sonra ateşi artır, o vakit yetkinliğin toplamı adlı eserimizde etraflıca tarif ettiğimiz üzere cıvanın yerini tutan şey yükselir.
Tutyanın Hazırlanması Üzerine
Toz edilmiş tutyayı bir aludele koy, şiddetli bir ateş tatbikiyle onu süblime et, böylece hazırlanmış olur. Nişadır, tuzların tatbikatında size bildirdiğimiz üzere, adi tuzdan süblime edilir. Cıva, ziyadesiyle kızıl olarak şu veçhile hazırlanır, Bir libre cıva, iki libre kızartılmış zaç (vitriol) ve bir libre güherçile al, cıvayı bunlarla öldür,
bunlarla öldürdükten sonra eşit ağırlıkta kaya şapı ve güherçile ile süblime et.
Bu, bizim keşfimiz olan büyük bir sırdır, asla ihmal edilmemelidir. Lakin kükürdün ve onun eşinin süblimasyonunda tortuların dikkate alınması icap eder, zira,
Bakır kalsından süblime edilen kükürt, demir kalsından süblime edilene kıyasla daha ziyade beyazlaşır.
Aynısı arsenik için de hükmolunmalıdır, zira demirden daha kızıl süblime olur. Bunlar kalsine edilmiş zaç (vitriol) ve şaptan dahi süblime edilebilir, adi tuz ve güherçile ile karıştırılabilir. Böylece tinsel özlerin suni hazırlıkları hususunu kafi derecede ele almış olduk.
Bu Kitabın Üçüncü Kısmı.
Cisimlerin Nasıl Hazırlanması Gerektiği Üzerine
Üçüncü kısmımız nakıs cisimlerin eksiksiz hazırlanışını bildirir.
Zira biz, bunların kendi kendilerine, harici bir ilaç olmaksızın, birinci yahut ikinci mertebenin kemaline erecek surette nasıl kemale erdirileceğini ve hazırlanacağını keşfettik. Göstermek niyetinde olduğumuz şey budur, ikincisi ise bunların beyaz veya kızıl ilacı kabul etmeleri için hazırlanmasıdır.
Satürn'ün Hazırlanması Üzerine
Hazırlanmış adi tuz ile eritilmiş Satürn'ü, kül haline gelinceye değin bir demir spatula ile durmaksızın karıştırarak kalsine et.
Bunu tabii bir gün boyunca pişir, biraz akkorlaşsın lakin çok da fazla olmasın, akabinde tatlı su ile tamamen yıka, bundan sonra içi ve dışı kızıl olana dek üç gün boyunca kalsine et.
Şayet bunun beyaz için hazırlanmasını murat edersen, beyaz şap suyu ile emdir, tartar yağı yahut onun tuzu ile indirge.
Şayet kızıl için ise, demir zafranı ve mezkur kuskara suyu ile emdir, evvelki gibi tartar tuzu ile indirge. İcabı halinde bu ameliye ihtiyaca göre tekrar edilsin.
Jüpiter'in Hazırlanması Üzerine
Jüpiter'i de Satürn gibi kalsine et, Satürn bahsinde söylediğimiz veçhile kalsını üç gün boyunca beyazlat. Lakin indirgenmesinde hataya düşmeyesin, zira,
külleme kapları yahut çimentolar vasıtasıyla indirgeme yapanların fırınında yapılmadıkça bu güçtür, öyle yapıldığında ise suhuletle tamam olur.
Ey bu sanatımızın talibi, bilesin ki biz indirgenebilir tortuların hazırlıklarını bu kitapta tastamam tarif ettik, zira bu kitabın tamamı tatbikidir, kati bir tetkik ile derlenmiştir.
Lakin yetkinliğin toplamı adlı eserimizde daha felsefi diğer bir üslup gözettik, o nazari olduğundan bütün sanatı orada nazari olarak tarif ettik, lakin tamamen tatbiki olan bu eserde, mezkur sanatın tatbikatını eksiksiz vazettik.
Lakin sanatkar yanılmasın diye, indirgemek istediği cismi, kendisiyle indirgeme yapacağı madde ile eşit cüzlerde birleştirsin ve ayrılmış kalsı tekrar bir araya getirsin.
Yine de tentürlerde başka bir usul gözetilir, Zira boyayan madde, boyanacak madde üzerine, cisimde yahut ilaçta müşahede edeceğin tentür zahir oluncaya değin katbekat artırılmalıdır.
Bu iki kurşunu indirgeyip renklerini, parlaklıklarını ve diğer her şeyi kendi arzuna muvafık bulduktan sonra, belki de akkorlaşma kabiliyetinden mahrum kalacaklardır, binaenaleyh bu hususta da maksadına vasıl olabilmen için şöyle başla,
Kalsine tutyayı ve kalsine kalayı çöz, her iki mahlülü karıştır ve bu su ile kalay kalsını, kals tutyanın sekizde birini eminceye değin peyderpey emdir, akabinde bunu cisim haline indirge, göreceksin ki,
akkorlaşma hasletine ziyadesiyle nail olmuştur, şayet olmamışsa, layıkıyla akkorlaşma elde edilene değin aynı zahmeti tekrar et. Tinsel özleri ve cisimleri çözücü bütün suları, bu kitabın nihayetinde ve her birini kendi cinsine göre zikredeceğiz, bu tatbikata taalluk eden hususi meseleleri muhtelif ciltlere dağıtmış olmamıza da şaşmayasın, zira bu sanatı kötü niyetli kimselerden saklamaya gayret etmekteyiz.
Talk ile, yahut çöktürülmüş cıva ile, veya daha karlı olarak, kalsinasyon ve eritmeyle bu hale getirilmiş saf Ay ile, bu iki cismin eksiksiz akkorlaşmasını ve tarifsiz bir parlaklıkla beraber sertliğini elde ederiz.
Yine de burada bilesin ki, yetkinliğin toplamı adlı eserimizde pek faydalı olan sırf nazariyat, eldeki bu buluşta az yarar sağlar, lakin cisimleri öğütmek, kavurmak, gömmek, kalsine etmek, akışkan kılmak, bozmak, inşa etmek ve temizlemek müessir amellerdir, zira bu anahtarlarla sırrımızın gizli mahfazalarını açabilirsin, onlar olmaksızın bu nevi nadiratın meclisine asla kabul edilmezsin. Hiddete kapılmaksızın boz, böylece amelini nihayete erdirirsin.
Mars'ın Hazırlanması Üzerine
Mars'ı şu veçhile hazırla,
Talaşının bir libresini, yarım libre süblime arsenik ile öğüt.
Karışımı güherçile ve alkali tuzu suyu ile emdir, bu emdirme ameliyesini üç kez tekrar et, akabinde şiddetli ateşle erimesini sağla, böylece demirin beyaz hale gelecektir. Kendine has bir beyazlatma ile kifayet derecede akışkan oluncaya dek bu ameli tekrar et.
Venüs'ün Hazırlanması Üzerine
Venüs'ün tasfiyesi iki türlüdür, biri beyaz için, diğeri kızıl için. Beyaz için olanı şöyledir,
Venüs'ü yalnızca Ateş ile kalsine et, Mükemmelliğin Toplamı adlı eserimizde gösterdiğimiz veçhile. Bu şekilde kalsine edilmiş Venüs'ten al, öğüt, bundan bir libre alıp dört ons süblime edilmiş arsenik ile karıştır, bu karışımı mürdesenk suyu ile üç yahut dört kez emzir, tamamını güherçile ve tartar yağı ile indirge,
böylece Venüs'ün Bedenini beyaz, parlak ve İlacını almaya elverişli bulacaksın. Kızıl için ise onun hazırlanışı şöyledir,
Venüs talaşından bir libre alıp dört ons kükürt ile öğüt, yahut bakır levhaları kükürt ile sementasyon usulünce kat kat diz ve böylece kalsine et, kalsine edilmiş maddeyi tuz ve şap suyu ile yıka, ardından indirgeyici Şeyler ile Kızıl tentür için elverişli, temiz bir Bedene indirge. Bunun üçüncü bir hazırlanışı daha vardır,
Onu yalnızca Ateş ile kalsine et, sonra bunun bir kısmını çözündür, aynı şekilde kalsine edilmiş tutyadan da bir o kadar çözündür, her iki çözeltiyi birleştir ve bununla Venüs kalksının kalan kısmını dört veya beş kez emzir.
Yahut bu emzirmeyi yalnızca çözündürülmüş tutya ile de yapabilirsin, yeter ki söz konusu kalksa (kalksın yarısından daha fazla olacak miktarda) tutya emdirilmiş olsun.
Bu yapıldıktan sonra indirgeyici Şeyler ile indirge, böylece Venüs'ün Bedenini Temiz ve parlak elde edersin, eğer Hakikatin gerçek bir Arayıcısı isen, bu beden küçük bir yardım ile daha yüce bir Mertebeye ulaştırılabilir. Bunun dördüncü bir hazırlanışı dahi vardır, o da şöyledir,
Kendi başına kalsine edilmiş halinden, yani yalnızca Ateş ile kalsine edilmiş olandan, koyu bir Yeşillik elde edebilirsin, buna Bakır Çiçeği denir.
Bu Yeşilliği damıtılmış sirke ile çözündür ve ardından dondur, bilahare indirgeyici Şeyler ile bu donmuş maddeyi indirge, bu indirgendiğinde pek çok Şey için elverişli olacaktır, şayet
Tarafımızdan verilen benzer Çalışmalardaki tahkikatın fazlaca savsaklanmamış ise. Zira Biz bu Kitabı, Mükemmelliğin Toplamı adlı eserimize bir Giriş olsun yahut onun yokluğunda, her iki İlacın ikmali için Bütünün nihai bir Neticesi olsun diye telif ettik.
Çünkü burada Tatbikatı merhale merhale [gradatim] koymaktayız, orada ise tefekkürümüzün Nazariyesini, apaçık Delillerle daha Umumi bir surette tanzim ettik. Bu kitabın dördüncü cüzü.
BÖLÜM XVI. İlaçlar Üzerine.
Evvelce zikredilenlerin Sırasına binaen, (bu dördüncü cüzümüzde) her bir İlacın terkip edilmesindeki Tahkikat Yolundan ameli olarak tekrar bahsedeceğiz, yani
Dönüştürülecek bedenin yahut batıni ve zahiri bütün hususiyetleriyle bizzat cıvanın Tabiatına ve Hassasına göre Beyaz ve Kızıl olandan. Ve bu, İkinci yahut Üçüncü Mertebede olacaktır.
Zira Hakikatin Keşfi adını taşıyan bu kitabımız, Safsatadan ibaret hiçbir şey ihtiva etmez, Bu sebeple evvela Beyaz İksirlerden bahsetmeye başlayacağız.
BÖLÜM XVII. Jüpiter ve Satürn İçin Beyaz İlaçlar Üzerine.
Jüpiter için hazırlanmış Beyaz İlaç, En saf Ay'dan 1 libre, Canlı cıvadan 8 libre al, Bunları birbiriyle malgama yap, ardından bu malgamayı gök mavisi yahut lacivert bir Renk peyda oluncaya değin damıtılmış sirke ve hazırlanmış Adi Tuz ile yıka.
Bu tamam olunca, karışımı kalın bir Bezden kuvvetlice süzüp sıkarak cıvanın mümkün mertebe fazlasını dışarı al.
Ardından Ay'ının Ağırlığının iki katı kadar Süblime cıva ilave et ve bunları birlikte iyice öğüt, bilahare karışımı sıkıca kapatılmış bir Şişe içinde bir Gün ve bir Gece boyunca pişir, sonra Maddeyi çıkar, öğüt ve aynı şekilde tekrar Pişir, ardından kabı kır ve süblime olmuş olanı Alttaki Kırmızımsı Tozdan ayır.
Lakin fazlaca büyük Ateş vermekten sakın, zira bu durum bütünün eriyip tek bir siyah Kütle haline gelmesine sebep olur.
Tozu bir Porfir Taşı üzerine koy, buna iki kısım hazırlanmış nişadır ve bir kısım süblime cıva kat, hepsini birlikte pek iyi öğüt ve karışımı Alkali Tuz suyu yahut Güherçile suyu ile emzir (eğer Zoda* bulamazsan) ve *Alkali Tuz Zoda'dan elde edilir, emzirildikten sonra hafif Ateşte damıtılmaya bırakılır, bunun vasıtasıyla bütün Suyu Çekip al, öyle ki Dipte kalan şey erimiş Zift gibi olsun, sonra aynı Suyu üzerine tekrar dök, bu ameliye üç kez tekrarlanarak icra edilir.
Bu tamam olunca, Maddeyi çıkar, bir Taş üzerinde öğüt ve pek iyi kurut.
Bilahare nüfuz kabiliyetiyle akıcı hale gelene değin, bunu tasfiye edilmiş yahut kurutulmuş Yumurta Yağı ile yahut Alkali Tuz, Güherçile veya Tartar Yağı ile emzir, hazırlanmış Kalayın beş kısmı üzerine Bir kısmını atım (projeksiyon) yap, böylece Hatasız bir surette, ikinci Mertebede kamil bir Ay olacaktır. Ayrıca Jüpiter üzerine tatbik edilecek başka bir İlaç. Reçete,
Kalsine edilmiş Talk al, kendisi kadar nişadır ile öğüt ve bunu üç yahut dört kez süblime et, Su haline gelecek şekilde çözündür, bununla kalsine edilmiş Ay'ı (ilk İlaçta yaptığın gibi) kendi Ağırlığı kadarını içine çekene dek emzir, mezkur Yağlar ile ona nüfuziyet kazandır ve hazırlanmış Jüpiter'in on Kısmı üzerine Bir kısmını atım (projeksiyon) yap, Gayene tastamam eriştiğini göreceksin.
Jüpiter'in üçüncü bir İlacı, Nihayette beyan edildiği üzere, kendi Suyunda (yani Bakırın damlamasından ve Güherçileden elde edilen suda) çözündürülmüş bir kısım Ay ile yapılır, buna çözündürülmüş iki kısım Talk yahut kalsine edilip çözündürülmüş tutya katılmalıdır, ardından
Suyu Damıtma yoluyla üç veya dört kez geri alarak dondur ve akıcı olup nüfuz edene değin süblime Arsenik ile mumlaştır (inceratio). Bundan, hazırlanmış Jüpiter'in sekiz kısmı üzerine bir kısım atım (projeksiyon) yap.
Bu İlaçları Beyaz için hazırlanmış Satürn üzerine atım (projeksiyon) yapmak istersen, Satürn'ü üç Gününde eksilt ve Jüpiter'de yaptığın gibi amel et.
BÖLÜM XVIII. Jüpiter ve Satürn İçin Güneş İlaçları Üzerine.
İlk Güneş İlacı şöyle yapılır.
Evvela cıva ile malgama yaparak Güneş'i kalsine et ve Ay'da olduğu gibi cıvayı bir Bezden sıkıp çıkar, sonra kendisinin iki katı kadar hazırlanmış Adi Tuz ile öğüt ve geride kalan cıvanın uzaklaşması için bütününü hafif bir Ateşe koy.
Tuzu tatlı Su ile çekip al ve Kalksı kurut, bundan kendisi kadar nişadırı süblime et, süblime edilen Tuzu dört kez üzerine geri döndür, ardından bu Kitabın sonunda öğretildiği veçhile, onu zaç (vitriol), Güherçile ve tüy şapı suyunda çözündür.
Aynı şekilde, kalsinasyon yoluyla demirden elde edilmiş krocusu veya kırmızı kalsine edilmiş bakırı çöz. Bu suları eşit parçalar halinde birleştir, damıtma yoluyla suyu çek ve dört kez üzerine geri dök. Son olarak maddeyi kurut ve balmumu gibi eriyene, [okunamadı] parçayı saf altın (obrizon) haline boyayana dek rektifiye edilmiş tartar yağı ile (bu kitabın sonunda belirtildiği gibi) doyur.
İkincisi, çözünmüş Güneş (birincideki gibi) ile kalsine edilip çözünmüş bakırdan elde edilen eşit miktardaki yeşilliğin karıştırılması, damıtılıp tekrarlanarak ve sonunda balmumu gibi eriyene, Satürn'ün sekiz parçasını parlak bir surette boyayana dek hazırlanmış kükürt ile mumlaştırılmasıyla yapılır.
Üçüncüsü, çözünmüş altın, çözünmüş kükürt ve bahsi geçen çözünmüş yeşillikten yapılır, bunlar karıştırılıp hazırlanır (ikincideki gibi) ve nihayetinde hazırlanmış saç yağı yahut yumurta yağı ile mumlaştırılır, zira yol birdir, ve bunun bir parçası Satürn'ün on parçası üzerine düşer. Bu ilaçlar kırmızı için hazırlanmış Jüpiter üzerine de atılabilir (projeksiyon yapılabilir), böylece derecesine göre en ince iş gibi, gayet parlak ve sebatkâr bir madde hâsıl olur. Zira dediğimiz gibi, bu ilaçlar ikinci mertebede başkalaşım geçirir.
BÖLÜM XIX. Venüs ve Mars İçin Beyaz İlaçlar Hakkında
Şimdi Venüs ve Mars'ın ilaçlarına geliyoruz, evvela bunların beyaz için olan ilaçlarından bahsedeceğiz.
Al, yukarıdaki gibi kalsine edilmiş gümüşten bir parça ve bunu iki parça hazırlanmış arsenik ve bir parça çöktürülmüş cıva ile öğüt, tamamını kendi ağırlığınca bu suyu çekene dek eşit parçalardaki güherçile, mürdesenk ve nişadır suyu ile doyur, sonra kurut ve akıcı hale gelene dek diğerlerinde yaptığın gibi beyaz yağ ile mumlaştır, ve bir parçası hazırlanmış Venüs yahut Mars'ın dört parçası üzerine düşsün.
İkinci bir ilaç, kalsine edilmiş Ay ile aynı miktarda kalsine edilip çözünmüş Jüpiter'den yapılır, karıştır, kurut ve ilaç layıkıyla akıcı olana dek bunların iki katı miktarındaki süblime arsenik ile mumlaştır.
Üçüncüsü, yukarıdaki gibi kalsine edilmiş Ay'dan ve onunla birlikte öğütülüp süblime edilmiş arsenik ve kükürtten yapılır, ardından eşit miktarda nişadır ile süblime edilir.
Bu süblimasyonu üç kez tekrarla, sonra hazırlanmış bu cisimlerin altı parçası üzerine bir parça at (projeksiyon yap).
BÖLÜM XX. Venüs ve Mars İçin Kırmızı İlaçlar Hakkında
Güneş ilacı şöyle yapılır,
Al, tutyadan [okunamadı] 10 libre, zaç (vitriol) ve güherçile suyunda kalsine edip çöz, sonra aynı suyun kendi ağırlığının iki katını çekmesi için bu suyla Güneş'in kirecini (calx) doyur.
Daha sonra damıtma yoluyla suyu ondan al ve dört kez kirecin üzerine geri dök.
Son olarak saç yağı yahut boğa ödü ve hazırlanmış krizokol (verdigris) ile mumlaştır, pek âlâ, saf ve övgüye değer olacaktır.
Lakin ellerini bizim sözlerimize göre yönelt, aksi halde beyhude çalışırsın, ciltlerimizde beyan edilen niyetimizi kalbine kabul eyle, zira böyle yaparak hakiki bir araştırma yürüttüğümüzü idrak edeceksin.
BÖLÜM XXI. Beyaz İçin Üçüncü Mertebeden Bir İlaç Hakkında
Buradan üçüncü mertebenin derecesine yükseliyoruz, evvela gerek kusurlu cisimleri kemale erdirmek, gerekse bizzat cıvayı hakiki Ay'a dönüştürmek üzere pıhtılaştırmak için Ay ilacını ele alacağız. Bu sebeple kalsine edilmiş Ay'ı evvelce belirtildiği gibi çözücü suda erit, bu yapıldıktan sonra ağzı açık bırakılması icap eden uzun boyunlu bir şişe içinde, suyun üçte biri tükenene dek yalnızca bir gün boyunca kaynat.
Bu tamam olunca kabıyla birlikte soğuk bir yere koy, o vakit kristal gibi eriyebilir küçük taşlara dönüşür. Bu, sabit ve eriyebilir felsefi cıvamıza indirgenmiş gümüştür,
bundan al dört ons, hazırlanmış beyaz arsenikten 6 ons ve hazırlanmış kükürtten 2 ons. Hepsini birbirine karıştır, güherçile ve nişadır ile iyice öğüt.
Sonra karışımı uzun boyunlu bir şişeye koy, bir hafta boyunca ateşte tut, bu müddet zarfında madde zift gibi sertleşecektir. Bunu çıkar ve üçüncü defa yeniden mumlaştır, üç gün içinde onu akışkan bir yağ halinde bulacaksın.
Kap soğuduğunda onu kır ve içinde bulduğun şeyi al, bu balmumu gibi eriyen sabit bir kütle olacaktır. Bu ilk derecedir.
Yeniden, evvelki kadar yeni maddeler al ve bunları bu maya ile birleştir, evvelki gibi yap, müteakiben üçüncü ve dördüncü defa tekrarla. Böyle yaparak fazileti ulu ve mükemmel bir ilaç bulacaksın, zira bunun bir parçası her cismin yahut cıvanın on parçası üzerine düşer ve onu hakiki Ay'a dönüştürür.
Bu taşı muhafaza et ve Mükemmeliyetin Özü (Summa Perfectionis) adlı eserimizde öğrettiklerimizi etraflıca tefekkür et, o vakit daha yüce şeylere nail olursun. Zira gayemiz her şeyi tek bir ciltte göstermek değil, bir kitabın diğer kitabı beyan etmesi ve onu şerh eylemesi idi.
BÖLÜM XXII. Üçüncü Mertebeden Bir Güneş İlacı Hakkında
Güneş ilacı, Ay'ın hazırlanış tarzına göre çözünmüş ve hazırlanmış Güneş'ten ibarettir, buna (sonunda gösterildiği üzere) çözünmüş kükürtten üç parça ve arsenikten bir parça ilave etmeli, her hususta Ay bölümündeki gibi amel etmelisin, böylece her cismi ve bizzat cıvayı hakiki Güneş'e yahut daha da iyisine boyayan bir ilaç olacaktır, tıpkı şimdi gösterilen yol üzere. Mükemmeliyetin Özü adlı eserimizi oku ve tetkik et,
orada tarif edilen rejim yöntemini bulacaksın, şayet keskin ve iyi bir zekâya sahipsen, filozofların muhtelif müphem sözleriyle bir o yana bir bu yana savrulmazsan, bu usulle sonsuza dek boyayabilirsin. Zira onların hepsi, tarafımızdan sana kâfi derecede tarif edilmiş olan tek bir kemale yöneliktir.
Kadir isen tecrübe eyle, değilsen imtina et, zira ziyana uğrar ve boşluktan gayrısını biçemezsin.
BÖLÜM XXIII. Çözücü Sular ve Mumlaştırıcı Yağlar Hakkında
Ey ilim talebesi, tecrübeleri araştır ve durup dinlenme, zira onlarda bin kat semere bulabilirsin. Çünkü bu kitabı yalnızca senin için yazdık ve sanatımızda (magistery) gayet lüzumlu olan muayyen sular ve yağlar ile ikmal etmek arzusundayız.
Mükemmeliyetin İcadı adlı kitabımızı bunlarla nihayete erdireceğiz.
Ve ilk olarak, yetkinliğin toplamı (Summa Perfectionis) adlı eserimizde, suların keskinliğiyle çözünmeden bahsettiğimiz sırada andığımız Çözücü Suyu’muz ile başlayacağız. İlk olarak on libre Kıbrıs zaçı (vitriol), beş libre güherçile ve dörtte bir kısım Yemen şapı al, imbik kızıllaşana dek suyu çek, zira pek çözücüdür, ve onu evvelce zikredilen fasıllarda kullan.
İçinde dörtte bir oranında nişadır eritecek olursan bu su çok daha keskin kılınmış olur, nitekim bu terkip altını, kükürdü ve gümüşü çözer. Diğer Felsefi Mumlaştırıcı Suyu’muz ise şudur,
Yumurta aklarından damıtılmış yağı al, ağırlığının yarısı kadar güherçile ve eşit miktarda nişadır ile ez, gayet iyi olacaktır. Yahut bunu alkali tuzu ile karıştırıp evvelki gibi damıt. Bu ameli ne kadar çok tekrarlarsan, o nispetle daha iyi mumlaştırır.
Veya mezkûr yağı tartar yağı ile birleştir ve oradan beyaz bir mumlaştırıcı yağ damıt. Kırmızı bir mumlaştırıcı yağ ise şöyle yapılır,
Yumurta sarılarının yahut insan saçının yağını al, buna denk miktarda nişadır kat ve karışımı damıt, bu damıtmayı üç kez tekrarla, son derece kırmızı bir mumlaştırıcı yağ hâsıl olacaktır. Çingene pası (verdigris) yağı ise şöyle elde edilir, çingene pası nişadır suyunda çözündürüldüğünde ve bu su donduğunda, yumurta yağı ile karıştırılır, karışım damıtılır ve damıtma üç kez tekrarlanır.
Zira böyle amel ettiğinde, mumlaştırma için elverişli ve faydalı çingene pası yağını elde edeceksin. Öd yağı, insan saçından yağ çıkarıldığı gibi, ödden yağ çıkarılarak yapılır, her hususta diğeri gibi amel edilir. Kükürt ve arsenikte ispat ettiğimiz üzere, bunların madeni köksel bir nemlilik verebileceğini söylemiyorum, lâkin bunlar tentürü sirayet edene kadar yanmaktan korurlar ve akabinde, tarafımızca başka yerde beyan edildiği veçhile, ateşin şiddetlenmesiyle uçup giderler. Hangi
sanatkâr, bu kitabımızda yer alan kelamımıza uygun olarak mükemmelen ve sebatla amel ederse, işini tamamladıktan sonra hakikati bihakkın araştırdığımızı görecektir.
Hakikatin İcadı Yahut Yetkinlik Üzerine adını taşıyan kitabımız burada nihayete erdi.
SON
MEŞHUR ARAP PRENSİ VE FİLOZOFU CEBİR’İN FIRINLAR KİTABI
BU KİTABI ÜÇ KISMA AYIRAN MUKADDİME
Kof olmayan mülahazalarımız neticesinde gördük ki, ciltlerimizde sanatın tamamını etraflıca ele almış bulunmaktayız.
Yine de hasetçilerin levmine maruz kalmamak adına, sanatkârlar işin ikmaline daha iyi muvaffak olsunlar diye, gerek ruhların gerekse cisimlerin terbiyesindeki ameli tatbikatı aktaracağımız bu Fırınlar Kitabı’nı kaleme aldık. Binaenaleyh, nihai mülahaza, en yakın şeylerin bilgisinde ve amelin usulünde saklı olduğuna, şeyler ateşin tedbiriyle şeylerden çekilip çıkarılabildiğine ve matlup maddeden fazlalıkları, yani
her cismi kirleten kükürdün yanıcılıklarını ve topraksılıklarını ayırmadıkça buna nail olamayacağımıza göre, ilk evvel her türlü amel usulünü ele almak niyetindeyiz, şöyle ki, terbiye edilecek her bir şeye ve ona münasip ateş tedbirine matuf fırının ve aletlerinin işin ikmaline kadar ne olduğu, sanatkârın amelini ikmâl edebilmesi için amaca uygun hangi kapların icap ettiği ele alınacaktır.
İkinci olarak, sanatkârın basit ya da mürekkep şeylerden haşmetle Güneş yahut Ay varedebilmesi için nelerin terbiye edilmesi icap ettiğini göstereceğiz. Üçüncü olarak,
başkalaştırıcılar vasıtasıyla yetkinleştirilebilecek şeyleri, kâmil bir ikmâl ile tabiaten başkalaşanları, münasip nispetle kusursuz karıştırma usulünü ve bunun için uzun müddet terbiye edilmiş ilaçları beyan edeceğiz. Lâkin biz,
lâkin bu kitabın nihayetinde ve hitamına doğru, bu hakikatin bilgisine vasıl olmamızı sağlayan cemi tecrübelerimizin bir hülasasını dercedeceğiz.
Bu Kitabın Birinci Kısmı, Amel Usulleri Üzerinedir.
Kalsinasyon Fırını Üzerine
Kalsinasyon fırını kare şeklinde, dört ayak uzunluğunda ve üç ayak genişliğinde yapılsın, duvar kalınlığı ise yarım ayak olsun, şu suretle,
Ay, Venüs, Mars yahut kalsine edilecek diğer şeyler, kalsine edilecek şey tamamen yanana dek ateşin şiddetine mukavemet edebilmeleri gayesiyle potaların imal edildiği cinsten, fevkalade mukavim kilden çanaklara yahut tavalara koyulmalıdır. Kalsinasyon bir şeyin hazinesidir, kalsinasyondan usanma, bilakis ciltlerimizde söylediklerimizi mütalaa eyle. Zira kusurlu cisimler kalsine edilenin katı bir cisme yahut kütleye ircası suretiyle temizlenir.
Akabinde ilacımız onların üzerine atılır (projeksiyon) ve sana sevinç vesilesi bahşolunur.
FASIL II, Süblimasyon Fırınları Üzerine
Süblimasyon fırının, ruhların süblimasyonuna dair, Yetkinliğin Toplamı adlı eserimizde daha önce etraflıca öğretildiği minval üzere yapılsın, şu
şekle muvafık olarak, Kükürdün süblimasyonunda, süblimasyon kabının kapağı, içi derin ve geniş bir oyukla, burnu olmayan bir imbik şeklinde yapılmalıdır, aksi takdirde aşırı hararet sebebiyle süblime olan maddenin tamamı kabın dibine inebilir. Zira süblimasyonun nihayetinde kükürt, aladel kızarana dek ateşin kuvveti olmaksızın yükselmez, şayet kükürt yukarıdaki oyukta tutulmazsa, kolayca akıcı hale geldiğinden kabın cidarlarından ta dibe süzülecek ve ehil kimselerce malum olduğu üzere, süblime olmuş hiçbir şey bulunamayacaktır.
FASIL III, Damıtma Fırını Üzerine
Damıtma fırını, süblimasyon fırını ile aynıdır. Lâkin ateş, damıtılacak şeylerin icabına göre tatbik edilmelidir.
Gerek madenlerin gerekse nebatatın damıtılma usulünü Yetkinliğin Toplamı’nda kâfi derecede tarif ettik.
FASIL IV, Tasfiye (Descensory) Fırını Üzerine
İndirici fırın, evvelce tarif edildiği veçhile yapılır, bize ve küpelasyon ile çimentolama usulüyle metalleri tasfiye edenlere fevkalade faydalıdır.
Zira kalsine edilmiş, yakılmış, çözülmüş ve pıhtılaşmış cümle cisimler, bu fırın vasıtasıyla yekpare bir kütleye irca olunur.
Hatta içine gümüşün sıklıkla eritildiği küpeller, çimentolar, kupeller yahut potalar dahi emilen metali geri kazanmak maksadıyla bu fırına konulur.
Bölüm V, Döküm veya Eritme Fırını Hakkında
Döküm fırını, içinde cümle cisimlerin kendiliğinden kolayca eridiği fırındır, para basmak için metalleri eritenler arasında çokça kullanılan bir fırındır, keza tecrübe sahiplerince bilindiği üzere, pirinç (aurichalcum) dahi bu fırınlarda eritilir ve tutya veya kalamin ile renklendirilir.
Bölüm VI, Halledici veya Çözücü Fırın Hakkında
Halledici yahut çözücü fırın, su dolu bir tava ve içine diğer aletlerin düşmeyecek şekilde sanatkarane yerleştirildiği demir aletlerle yapılır, her türlü çözünmenin vuku bulduğu kaplar bunlardır. Fırının ve kapların sureti böyledir.
Bölüm VII, Sabitleyici Fırın yahut Athanor Hakkında
Sabitleyici fırın, kalsinasyon fırını tarzında yapılmalı, içine elenmiş kül ile dolu derin bir tava konulmalıdır.
Lakin sabitlenecek maddeyi havi kap, evvela muhkemce mühürlendikten sonra küllerin tam ortasına yerleştirilmeli, öyle ki kabın altındaki ve etrafındaki küllerin kalınlığı dört parmak kalınlığına tekabül etmeli yahut sabitlemek murat ettiğiniz şeye göre ayarlanmalıdır, zira bir şeyi sabitlerken, diğerine nispetle daha şiddetli bir ateş iktiza eder. Kadim filozoflar üstatlık (magistery) ameline bu fırın ve bu usul ile vasıl olmuşlardır, hakiki manada felsefe yapanlarca malumdur ki bu husus kitaplarımızda ve bilhassa hakikatin gerçek arayıcılarınca kifayet derecesinde izhar edilmiştir. Athanorun şekli budur. Şayet bir kimse bundan daha mahirane bir benzerini icat edebilirse, bizim icadımız onu bunu yapmaktan alıkoymasın.
Bu Kitabın İkinci Kısmı, Hazırlanacak Şeyler Hakkında.
Bölüm VIII, Orta-Mineral Ruhların ve Şapların Hazırlanışı Hakkında
Bu fasılda ruhların ve evvelemirde cıvanın hazırlanışını beyan edeceğim, şayet onu kusursuzca süblimleştirmek dilerseniz, beher libresi için iki buçuk libre adi tuz ve yarım libre güherçile ilave etmelisiniz.
Karışımda cıvadan hiçbir canlılık eseri kalmayıncaya dek cümlesini sirke ile birlikte ezerek cıvayı tamamen öldürünüz, bildiğiniz veçhile onu süblimleştiriniz, zira bu pek faydalıdır. Kırmızı cıva şu minval üzere süblimleştirilir,
Bir libresi, bir libre güherçile ve bir libre zaç (vitriol) ile karıştırılır ve gayet iyi ezilir, bunlardan kırmızı ve parlak surette süblimleşir. Lakin arsenik şu minval üzere süblimleştirilir,
Bir libre Venüs eğintisi, yarım libre adi tuz ve dörtte bir libre kalsine şap alınır. Evvela bunları sirke ile öldürünüz,
Ateş üzerinde, tamamı kararıncaya dek karıştırınız, tekrar sirke emzirip kurutunuz ve evvelki gibi karıştırınız, bunu üçüncü defa tekrarlayınız, badehu mayasız özü [NOT: azyma, felsefi mayalanmaya girmemiş ham madde kastedilmektedir] süblimleştiriniz, bu pek faydalıdır. Küllü suda kaynatılıp kurutulmuş kükürt, arsenik ile aynı tortulardan süblimleştirilir, şu kadar ki Venüs eğintisi yerine mezkur kaba Mars eğintisi yahut bunun toz haline getirilmiş cürufu konur. Nişadır adi tuzdan vesair şeylerden süblimleştirilir.
Tutya ve markasit, Yetkinliğin Özü (Summa Perfectionis) adlı eserimizde beyan olunduğu veçhile süblimleştirilir. Lakin tuzlar, şaplar, borakslar ve zaçlar (vitrioller), Araştırma Kitabımızda kafi derecede yazdığımız üzere hazırlanır.
Bölüm IX, Jüpiter ve Satürn'ün Kalsinasyonu Hakkında
Jüpiter hassaten şu veçhile kalsine edilir,
Fırına büyük bir kupel (yahut kalsinasyon tavası) konsun, içine bu metal ile birlikte denk miktarda hazırlanmış adi tuz ve kalsine edilmiş kaya şapı konsun. Metal eridiğinde, tamamı küle dönünceye dek delikli bir demir spatula ile daima karıştırılsın, evvela bu kül elensin, sonra tekrar ateşe konup gayet iyi beyazlaşıncaya dek aralıksız kızgın ateşte tutulsun, badehu kullanılmak üzere saklansın. Satürn dahi Jüpiter gibi kalsine edilir, lakin kalsesi sülüğen (minium) gibi kızartılmalı ve öylece muhafaza edilmelidir.
Bölüm X, Venüs ve Mars'ın Kalsinasyonu Hakkında
Venüs şu veçhile kalsine edilir,
Mezkur fırına ya bakır eğintisi, ya tek başına ya da toz edilmiş arsenik ile yahut adi yağ ile meshedilmiş kükürt ile konur, gayet şiddetli ateş ile üç veya dört günde kalsine edilir.
Plakalardan dökülmesi için kalsine olana vurunuz,
Bunu tekrar kalsine ediniz, keza kalsine olan madde dövüldüğünde, gayet iyi kızarıncaya dek yeniden kalsine ediniz ve öylece saklayınız. Mars eğelendikten sonra, mezkur fırında gayet iyi kızarıncaya ve dokunulduğunda hissedilmeyecek derecede gayet ince bir toz haline gelinceye dek kalsine edilir. Buna Demir Zafranı (Crocus Martis) tesmiye olunur.
Bölüm XI, Orta Minerallerin Kalsinasyonu Hakkında
Cümle atramentler, tuzlar, şaplar ve tutya nevileri, mezkur kalsinasyon fırınında tartar ve diğer nesneler ile kalsine edilir,
Kalsine edilecek nesnelerin icabına göre mutedil yahut şiddetli ateş ile, Yetkin Üstatlığın Araştırılması Hakkında adlı kitabımızda vazıh olduğu veçhile muamele edilir, lakin cümle cisimlerin kalsinasyonu Vasiyetname'mizde bildirildiği gibidir.
Bölüm XII, Yakılmış Cisimlerin Kalselerinin Yıkanması Hakkında
Yakılmış ve kalsine edilmiş cümle cisimlerin yıkanması şu veçhile icra olunur,
Evvela içi sıcak tatlı su ile dolu geniş bir toprak kaba malik olmalısınız.
Bununla kalsine edilmiş cismin herhangi bir kalsesini, cümle tuz ve şap halledilsin diye sıklıkla karıştırarak yıkayınız, tortu çöktüğünde, cisimden hiçbir cüz yıkama suyu ile zayi olup gitmesin diye suyu ihtiyatla boşaltınız.
Kalsine edilmiş maddeyi tekrar sıcak suya koy ve kalsinasyon külü kusursuzca yıkanana dek bu ameliye evvelki gibi tekrarla, ardından muhafaza et.
Yıkanmış Kalsinasyon Küllerinin Mumlanması (İnserasyonu) Hakkında
Yıkanmış küllerin mumlanması şu veçhile icra edilir, Yıkanmış külü kurut, akabinde damıtılmış sirke içinde ikişer ons adi tuz, kaya şapı ve kaya tuzu erit.
Bu su ile, mezkûr yıkanmış ve kurutulmuş külden dört onsu, mezkûr suyun tamamını emene kadar sula, sonra kurut ve ameliyede istimal etmek üzere sakla.
Kalsinasyon Küllerinin Masif Bir Kütleye İndirgenmesi Hakkında
Mezkûr yıkanmış ve mumlanmış külün indirgenmesi şu veçhile icra edilir,
Mumlanmış külü, kalsine edilmiş cismin pisliğiyle beraber bütün tuzları ve şapları çekip çıkarana dek damıtılmış idrarla yıka, kuruduktan sonra tartar yağı ile sula, bu yağın bir libresi içinde iki ons nişadır ve bir ons güherçile eritilmiş olmalıdır.
Lakin kül dört libre olmalıdır ve bu sulama, kurutularak ve sulanarak muhtelif kereler icra edilmelidir.
Nihayetinde onu kurut ve büyük bir tasfiye fırınında (descensory) aşağı akmasını sağla, kalsine edici ateşin kudretiyle yanıcı kükürtlüğünden ve indirgeme esnasında toprağın tortusunu kendilerinde alıkoyan mundar topraksılıktan arındırılmış cismi masif bir kütleye indirge, bu cisim cevherinde kendisine sirayet etmiş arızi murdarlıklardan temizlenmiş olur.
Lakin onun neşet edişinin kökünde (radix) fıtraten var olan kirliliği, Sanatın İktizasına göre, ekseriyeti kendi içinde canlı gümüş cevherini ihtiva eden bir İlaç ile teskin edilmeli (yahut aydınlatılmalı) dir, nitekim Mükemmeliyetin Mecmuası adlı eserimizde Tarafımızca defaatle izhar edildiği veçhile.
Bölüm XV
Hazırlanmış Cisimlerin Çözeltileri ve İndirgenmelerinden Sonra Daha Parlak Görünmeleri İçin Muayyen Nispetlerde Birbiriyle Kavuşumları Hakkında
Cisimler iki veçhile kemale erdirilir, ya hazırlama yoluyla ve yetkin cisimlerin kusurlu olanlarla ihtilatı vasıtasıyla, yahut bu maksat için hazırlanmış İlaç ile.
Lakin burada Biz, yetkin olanın kusurlu olanı niçin kemale erdirdiğini ve dahi kusurlunun, Tarafımızca umumi surette izhar edilen hazırlıklar ile kemale erdirildiğini beyan edeceğiz, ve bu hazırlıkları işbu Bölümde kafi ve daha hususi bir tarzda ele almayı kastetmekteyiz. Evvelemirde beyan ederiz ki, kalsinasyon ve indirgeme yoluyla (yukarıda zikredildiği gibi) temizlenmiş cisim, malum olduğu üzere, ya eğelenmeli yahut küçük habbeler halinde ufalanmalıdır. Zira ergitildikten sonra tarafımızca, soğuk suyun üzerine yerleştirilmiş, delik deşik edilmiş bir levhanın üzerine dökülür, bu amel sırasında su şiddetle çalkalanır. Bizim Habbelendirme usulümüz böyledir.
Bu habbelenmiş cismi, yarısı güherçile ve zaçtan (vitriol) mamul olan Çözücü Suyumuzda erit, yahut aynı cismin eğe talaşlarını berrak bir su içinde erit, akabinde ona kendi ağırlığının üçte biri nispetinde hazırlanmış mayadan ilave et. Suyu çekip al ve tekrar geri dök, bunu yedi defa tekrarla.
Yeniden cisim haline indirgendikten sonra, onu miyarı ile sına, ve böylece bir şey hasıl ettiğin için mesrur olacaksın.
Fakat kusurlu cisimlerin kusursuz idaresinden bahsettiğimiz cihetle, şimdi her bir cismin hususi, hakiki ve kat'i kaidelerini vereceğiz, ve evvela Jüpiter ile başlayarak deriz ki, Jüpiter'i hazırlayıp indirgedikten sonra, onu suların keskinliğinde erit, ve (dediğimiz gibi eritilmiş) bundan dokuz cüze, kalsine edilip eritilmiş talktan bir cüz ilave et, berrak suları birbirine mezcet. Bu suyu imbik vasıtasıyla, yedi defa çekip alarak ve geri dökerek tashih et.
Son tashih ameliyesi tamamlandıktan sonra, ona güherçile suyundan ver, sulayarak ve kurutarak, ateşe ve pota imtihanına mukavemet eden temiz bir cisim halinde onu indirge. Zira eğer çöktürülmüş ve eritilmiş canlı gümüşü, dediğimiz gibi birleştirirsen, mezkûr nispet dahilinde, indirgemenin akabinde asil bir cisim bulacaksın.
Satürn'ün idaresi, hazırlanıp eritildikten sonra, yine eritilmiş olan kırmızı mayasının üçte biri ile ikmal olunur, bu da evvelki gibi hazırlandığında, böylesine güzel bir cisim bulduğuna mesrur olacaksın.
Biz Venüs'ün idaresini daha hususi surette ele alarak beyan ettik ki, hazırlanıp eritildiğinde, suyu her defasında damıtıp üzerine geri dökerek onu yedi defa yahut daha ziyade tashih etmelisin. Bu pıhtılaştığında, oradan, damıtılmış sirke içinde eritilmiş nişadır ile gayet asil bir yeşillik hasıl et.
Bu yeşilliği bir Mars kabında kızıllaştır ve tekrar erit, bu çözeltiye hazırlanmış ve eritilmiş Ay'ın üçte birini ilave et, akabinde maya suyunu yedi defa çekip alarak ve geri dökerek ameliyeyi sürdür.
Sonra bunu cisim haline indirge, mesrur olacaksın.
Mars'ın idaresi tıpkı Venüs gibidir, lakin onun pek ziyade olan [NOT: "Figs" ifadesi metindeki baskı/OCR hatası sebebiyle "ateş" (Fires) anlamında kullanılmıştır] sebebiyle ondan hiçbir hayır bekleyemezsin.
Ay'ın idaresi şu veçhiledir, Onu yedi defa, yahut en azından dört defa erit ve pıhtılaştır. Ve eritilmiş haline, beyan ettiğimiz sabit kızıllaştırıcı suları ilave et, böylece cismi Güneş'e gayet muvafık bulacaksın, zira Güneş ile imtizaç eder ve onunla sükunet içinde kalır. Bu hususta, fevkalade güzel arındırılmış ve eritilmiş Venüs sana büyük bir muavenet sağlayabilir, zira ondan gayet temiz, boyayıcı ve sabit bir kükürt çekip çıkarılabilir. Ve sana derim ki, tasfiye edilmiş ve sabitlenmiş cıva, kusurlu cisimlerin murdarlığını teskin etme (yahut aydınlatma) kudretine maliktir, cisimlerden safi olarak çekip çıkarılmış sabit kükürt ise onları ihtişamla renklendirir. Buradan ulu bir Sır çıkarabilirsin, şöyle ki,
Cıva ve kükürt, yetkin cisimlerden olduğu kadar, usulünce hazırlanmış kusurlu cisimlerden de çekip çıkarılabilir.
Zira uçucu ruhlar ve ara mineraller, Ameli kemale erdirmek için gayet müstesna birer muavindir.
Üçüncü Kısım, Kemale Erdirilecek Cisimler ve Başkalaştırıcı İlaçlar Hakkında
Bölüm XVI
Üçüncü Tertibe Göre Kemale Erdirme Usulü Hakkında
İkinci Tertipte kusurlu cisimleri kemale erdirmenin bütün usullerini yukarıda kafi derecede ele almış olduğumuzdan, şimdi Üçüncü Tertibin hudutlarına geçmemiz icap eder.
Lakin bu İlaçların ne olduğu ve hem ikinci hem üçüncü Mertebeden olmak üzere hangi türden bulundukları, Mükemmel Ustalık Üzerine adlı Kitabımızda yeterince açık bir şekilde gösterilmiştir, orada yetkin ve hakiki bir İspat ile, Taşımızın diricıva Cevherinden türediğini gösterdik ve bunu, kurgusal Nazari bir Kitapta olduğu gibi kâfi derecede yaptık. Bu sebeple burada Sanatın Kilidini alenen açmak niyetindeyiz ve bu iş şöyledir,
Ay'ı yahut Güneş'i, Avamın cıva dediği kendi Kuru Suyuna çözmeye gayret etmelisin ve bu öyle olmalıdır ki, (Çözücü Suyun) On İkili Nispeti, mükemmel Bedenin yalnızca bir cüzünü ihtiva etsin. Zira bunları latif bir Ateş ile güzelce idare edersen, (kırk Günlük müddet zarfında) mezkûr Bedenin saf Suya dönüştüğünü göreceksin.
Ve onun tam Çözünmesinin alameti, Yüzeyinde beliren Siyahlıktır. Lakin her iki Eseri, yani Beyazı ve Kırmızıyı ikmâl etmeye cehd ediyorsan, Mayaların her birini kendi başına çöz ve muhafaza et.
Bu, Maya olarak murat ettiğimiz, Diricıvadan çıkarılmış Diricıvamızdır.
Lakin mayalanacak Macunu, alışılageldiği üzere, nakıs Bedenlerden çıkarırız.
Ve bu hususta sana umumi bir Kaide veririz ki o da şudur, Beyaz Macun Jüpiter ve Satürn'den, Kırmızı olan ise Venüs ve Satürn'den çıkarılır.
Yine de her Beden, Maya içinde kendi başına çözülmelidir.
Bölüm LI: Jüpiter ve Satürn'ün Rejimi Üzerine
Bu Bölümde Jüpiter ve Satürn'ün Rejimini göstermek niyetinde olduğumuzdan, evvelemirde bildiririz ki bu Bölüm Beyaz içindir ve usulü şöyledir,
En temiz Kalaydan bir libre al ve erit, eriyik halde iken üzerine iyice temizlenmiş on iki libre cıva ilave et, karışmaları için bütününü karıştır.
Bu Karışımı bir ayak uzunluğunda Boynu olan bir Şişeye koy, bu Şişeyi bir athanora yerleştir ve benzer şekilde böyle hazırlanmış Satürn ile bir diğer Şişeyi de koy, bunlara bir Hafta boyunca latif bir Ateş tatbik et.
Bu müddet zarfında, aşağıda göstereceğimiz Nispet uyarınca, Beyaz Maya ile mayalanmaya münasip, çözünmüş bir Macun elde edeceksin.
Dört cüz Jüpiter Macunu, üç cüz Satürn ve bir cüz Beyaz Maya olsun.
Bunlar, zikrettiğimiz üzere çözüldükten sonra, en küçük cüzlerine varıncaya dek karıştırılmalı ve (mutedil Ateşte Çözme usulümüz uyarınca) yedi Gün boyunca Çürümeye bırakılmalıdır, bu müddet nihayete erdiğinde dışarı çıkarılsınlar, iyice karıştırılsınlar ve daha akışkan Cüzleri bir bezden sıkılsın.
Koyu kalan kısmı, iyice mühürlenmiş bir Cam kaba koy, bunu evvelki gibi, mezkûr müddet boyunca athanora yerleştir ve bütün Nemini emene değin bunu üç kez böyle yap. Sonra Kabını içindeki Maddelerle birlikte on iki Gün boyunca Sabitleme Fırınına koy, bu müddet nihayete erdiğinde onu çıkar ve indirgeyici Şeylerle indirge.
Ve Cedlerimizin pek büyük bir Gayret olmaksızın bulamadığı şeyi bulacaksın, yani vücuda geleni vücuda getireni [NOT: Kendisi üretilmiş olup kendi benzerini durmaksızın üretebilen cevher].
Aynı şeyi Kül Kabında Kurşun ile birleştirebilirsin ve Bedenin, Beyazlıkta mükemmel olduğunu ve kendi benzerini durmaksızın meydana getirdiğini göreceksin.
Bunun İzahını, bu hususta Yazdıklarımızla birlikte, (bütün Cedlerimle beraber) benden Sonra Geleceklere bırakıyorum.
Bölüm [okunamadı]: Venüs ve Satürn'ün Rejimi Üzerine
Venüs Macunundan üç libre, Satürn'den iki ve Mayadan bir libre olsun. Bunlar tam manasıyla çözündüğünde, en küçük Cüzlerine varıncaya dek Karışım yap, bunu Beyazda zikredildiği gibi Sıcaklıkta muhafaza et.
Suyu çıkar, bezde kalan kısmı ise üç Hafta boyunca iyice mühürlenmiş bir Cam kaba koy.
Sonra onu çıkar ve ayrılmış kendi Suyunun üçte bir cüzünü ona geri ver, evvelki Bölümdeki gibi pişir ve bunu üç kez tekrarla.
Lakin bütün Suyunu emdiğinde, sabitlenmek üzere onu münasip Kabına ve Fırınına koy. Sabitlendiğinde, artırılmaya ve boyanmaya hazır bir Beden haline gelecek surette indirgeyici Şeylerle onu indirge.
Bölüm XIX: Mars'ın Rejimi Üzerine
Mars'ın Çözeltisi pek müşkil bulunduğundan, bu Kitabın Sonunda pek çok Usulden bahsedeceğiz ve tarafımızdan yapılan diğer muhtelif Deneyleri de kayda geçireceğiz.
Binaenaleyh, Mars Macunundan iki drahmi, Venüs'ten 4 libre ve Satürn'den dahi 4 libre olsun. Bunları Maya olmaksızın karıştır ve Karışımı yedi Gün boyunca pişir, bütünüyle Kuruduğunu göreceksin.
Onu sabitle ve Toz haline getirilmiş ağırlığının yarısı kadar Mürdesenk ile birlikte bir İndirgeme Kabına koy, basiretli isen, sıklıkla zikrettiğimiz pek faydalı bir Madeni Beden bulacaksın.
Bölüm XX: Ay'ın Rejimi Üzerine
Ay'ın Rejimi, onun Madeninden daha asil bir Mertebeye indirgenmesidir ve bu şöyle yapılır, Ay'ı çöz ve ondan 3 libre al, çözünmüş Venüs'ten 4 libre, çözünmüş Mayadan 1 libre al.
Suları birleştir, mühürlü bir Cam kapta, Mars'ta olduğu gibi bütün Sularıyla birlikte yedi Gün boyunca latif bir Ateşte pişir, sonra Ateşi diğer yedi Gün boyunca yavaşça artır ve bu Ateş, Süblimasyon Ateşi gibi olsun.
Lakin diğer yedi Gün boyunca ona biraz daha kuvvetli Ateş ver ki bütün Su onunla birlikte sabitlensin. Bu Tozu cüzi bir Miktarda indirge, şayet cıvanın bir cüzünü kendi bünyesinde tutuyorsa (ki kalsinasyon yapmayı biliyorsan bunu kolayca fark edersin) hakikaten pek iyidir, lakin tutmuyorsa, kâfi derecede sabitlenene değin tekrar sabitlenmeye bırak. Bu, Kırmızı indirgeyici Şeylerle indirgenmelidir, o vakit Ay'ının renklendiğini, dönüştüğünü ve sabitlendiğini göreceksin, buna pek ziyade kıymet ver.
Zira Ciltlerimizi güzelce Tetkik edersen, Mülahazamız vasıtasıyla, hakiki Araştırmacının Ameliyesini hangi Maddeler üzerine bina etmesi gerektiğini bulacaksın.
Bölüm [okunamadı]: Cıvanın Rejimi Üzerine
Cıvanın Rejimi iki yolla ikmâl edilir, Evvela, iyice yıkanmış ve tasfiye edilmiş cıvayı, Tarafımızdan aşağıda yazılan muayyen Nispet dahilinde malgama yapmalısın. İkinci yolda ise onu damıtmalı ve ondan bir Hayat Suyu (Aqua vitae) vücuda getirmelisin. İlk Yol için Nispet şudur,
Kırk sekiz ons cıva, bir ons Güneş, bir ons Ay, bir ons Venüs ve bir ons Satürn.
Bu Cisimleri eritin, evvela Venüs ile Ay'ı, ikinci olarak Güneş'i, üçüncü olarak Satürn'ü.
Geniş bir potada erittiğiniz bu maddelerin tümünü ateşten alın, bu esnada cıvanız da bir başka kapta ısıtılmış ve hazır edilmiş olsun, mezkûr madenler katılaşmaya başladığında, karışımı bir çubukla karıştırarak cıvayı yavaş yavaş dökün, karışımı yeniden ateşe koyup tekrar kaldırarak tüm cıva bütünüyle malgama haline gelene dek bu işlemi sürdürün.
Bu Malgamayı yedi gün boyunca çözülmeye bırakın, suyunu bir bezle süzüp alın, tutuşturma ateşi tatbik ederek bakiye kısmı uçucu kılın. Bunu yeniden kendi suyunun tamamıyla emzirin, üremeye bırakın ve kırk gün boyunca yeniden kurumaya terk edin, böylece bir Taş bulacaksınız, bunu sabitlemeye bıraktığınızda sonsuza değin çoğaltılabilir bir Taşa malik olacaksınız.
Bu sebeple bu Kitabı kendi evladından dahi sakla, zira muhtelif Kitaplarımızda yazdığımız her şeyi açık etmektedir.
Beyaz İçin Ay Mayası Hakkında
Beyaz için Ay Mayası, Ay kendi aşındırıcı suyunda çözündüğünde, bu su üçte birine inene dek kaynatıldığında ve ardından havaya maruz bırakıldığında yahut muayyen günlerce su banyosunda veya gübrede tutulduğunda meydana gelir.
Zira o vakit Ay'ın yağı ve mayası olacaktır, bunu Beyaz için muhafaza edin.
Kızıl İçin Güneş Mayası Hakkında
Güneş Mayası, Altın kendi suyunda çözündüğünde, kaynatıldığında ve Ay Mayası ile alakalı evvelki fasla muvafık surette hazırlandığında meydana gelir.
Zira böylece Kızıl için Güneş Mayası olacaktır, bunu muhafaza edin.
Hem Beyaz Hem Kızıl İçin Cıva Üzerine Mayanın Mayası Hakkında
Bizim Cıva üzerine Mayanın Mayası tesmiye olunan İlacımızın tertibi, Beyaz için şu minval üzere yapılır,
Ay'ın mayasını, yani onun Yağını alın, içine iki misli süblimleştirilmiş ve suda çözünmüş arsenik ilave edin, ardından bu ikisine arsenik miktarınca çözünmüş cıva katın.
Suları karıştırın ve birleşmeleri için bir gün boyunca ateş üzerinde tutun.
Akabinde suyu imbik vasıtasıyla çekin ve geri akıtın, bunu muma benzer şekilde akışkan ve eriyebilir hale gelene dek bal mumu kıvamına getirmek suretiyle on beş defa tekrarlayın.
Sonra buna erimiş saf bal mumu miktarında ilave edip birbirine karıştırın ve bu terkibi münasip göreceğiniz ölçüde yıkanmış cıva üzerine atın, zira bu suretle çözülen şey kudret ve ağırlık bakımından ziyadeleşir.
Lakin bu Mayanın Mayası Kızıl için yapılacaksa,
Güneş'i kendi suyunda çözün (bu suların ve sair nesnelerin bütün tertipleri yetkinlikle Yetkinliğin İcadı Hakkında adlı Kitabımızda ele alınmıştır, bu sebeple burada terk edilmiştir). Çözünmüş o Altının bir cüzüne, kendisiyle birlikte aynı suda çözünmüş kükürtten iki cüz ve çözünmüş cıvadan üç cüz ilave edin.
Bütün bunlar gayet berrak sular halinde layıkıyla çözünsün, bunlar karıştırıldıktan sonra mayalanmaları için bir gün boyunca kaynatılsın, ardından her defasında geri akıtılmak suretiyle su on beş kere çekilsin.
Sarı saf bal mumuyla, yani kendi ağırlığının yarısı kadar kan yağı yahut yumurta yağı ile bal mumu kıvamına getirin, akabinde münasip göreceğiniz ölçüde ham cıva üzerine atım yapın.
Burada dikkat buyrunuz ki, şayet bu İlacı Yetkinliğin Özü adlı Eserimizin Üçüncü Mertebesinde talim ettiğimiz Usule muvafık olarak ikmal ederseniz,
Cıvanın Dondurucu İlacına dair, bu Ameliyenin tekerrürü ve inceltilmesi sayesinde, bir Cüzün nihayetsiz miktardaki Cıvayı her türlü tabii altından daha asil, en ali Güneş'e boyadığını göreceksiniz.
Müellifin Tecrübelerinin Bir Hülasası
Bu Ciltte müphem olan bütün Hususları beyan etmeyi murat ettiğim cihetle, kitabımı tarafımdan sınanmış ve tecrübe edilmiş bütün hakiki Deneyler ile nihayete erdireceğim.
Bu hakiki Ameliyeler sayesinde yeni Arayıcı, muhtelif Safsatacı Reçetelerin Hakikatini veya Butlanını idrak edebilir ve böylece vaktini beyhude tüketmez, aynı şekilde sahte Ameliyatçıların tertiplerindeki hayırlı olanı da temyiz eder.
Evvela yalnızca Ruhlar hakkında, sonrasında da buna bağlı olarak gerek Cisimler gerek Ruhlar ve bunların Usulleri hakkında kelam etmek niyetindeyiz. Lakin bu Fasıl iki Kısma ayrılmıştır,
İlkinde Kadimlerin tarafımızca tecrübe edilmiş Tecrübelerini beyan ederiz, ikincisinde ise bunların cümlesinin Tashihlerini bildiririz.
Yine de başladığımız veçhile, evvela Beyazlığa müteallik o Ameller üzerinde durmalıyız.
Hayırlı bir Beyazlatma, iki drahmi realgar, sekiz drahmi süblime cıva, bir drahmi kalsine tartar alın, öğütüp karıştırın ve bir ayak boyunda boynu olan, ağzı iki parmağın girebileceği genişlikte bir kaba koyun, lüleyle kapatılsın, bir bezle örtülerek ateşin üzerine oturtulsun. Evvela bir çeyrek saat boyunca hafif bir ateş tatbik edin, akabinde ocak kor haline gelip pek ziyade ısınana dek alttan ve çepeçevre ateşi artırın.
Her şey soğuduğunda kabı kırın, madeni halde ne bulursanız çıkarın ve bundan bol miktarda imal edin.
Zira şimdi size bu İlacın ne şekilde faydayla tashih edilebileceğinin yolunu göstereceğim.
Suni Bir Beyazlatma, Tutya üzerine, parlaklık kesbedene değin bir cüz süblime cıva ve iki cüz süblime arsenik süblimleştirin.
Bu terkip Venüs'ü berrak bir biçimde ve pek güzel beyazlatır.
Bir Başka Beyazlatma, Üç cüz süblime cıva ve iki cüz süblime arseniği, sekiz cüze baliğ olana dek çözünmüş mürdesenk ile emzirin.
Bu sekiz cüze süblime edilmiş başka bir sekiz cüz arsenik ilave edin, bunları birlikte öğütün ve tartar yağı ile eritin, dilediğinizce terbiye edilmiş Venüs'ü beyazlatırsınız.
Bir Diğeri, Madeni Arseniği aynı miktarda Ay Kalsı ile öğütün, terkibi nişadır Suyu ile emzirin, kurutup öğütün, akabinde tartar Tuzunu güherçile Suyunda çözün, bu Yağ ile İlacı emzirip kurutun.
Bunu üç kez tekrar et, mumlaştırarak ve kurutarak, şimdi anlattığımız bu şey vesilesiyle sevineceksin.
Bizimkilerden bir diğeri, kalsine edilmiş, yıkanmış ve kurutulmuş Jüpiter'i metalik arsenik ile ve bunun yarısı kadar süblime cıva ile, akıcı hale gelip Venüs'e nüfuz edinceye değin pek çok kez emdir, zira onu, şayet evvelce hazırlanmışsa, pek parlak bir surette beyazlatır.
Keza, kalsine edilmiş, çözülmüş ve pıhtılaştırılmış tutya üzerine beyaz arsenik süblime et, öyle ki arsenikten üç kısım, lakin tutyadan bir kısım bulunsun, süblimasyonu onun üzerinde dört kez tekrarla, zira nüfuz kabiliyeti kazanır, bunlara mecmuunun yarısı nispetinde süblime cıva ilave et, nişadır, güherçile ve tartar suları ile, her birinden eşit miktarda olmak üzere, dört defa öğüterek mumlaştır. Bununla, pıhtılaştığı vakit, hazırlanmış Venüs levhalarını sementele ve erit, gayet güzel bir şeye malik olacaksın.
Keza bir başkası, kalsine ve mumlaşmış Venüs'ü öğüt, buna süblime arsenik ve yarım kısım süblime cıva ilave et, bunlar iyice öğütülüp karıştırıldıktan sonra, bir mermer üzerinde mumlaştırarak az miktarda nişadır suyu kat, akabinde kurut ve süblime et.
Süblime olan kısmı tortuların üzerine geri dök, yeniden emdir ve bunu üç kez böyle yap, dördüncü defada güherçile suyu ile emdir ve süblime olabileni süblime et. Bu ameli, dipte akıcı halde kalıncaya değin tekrarla.
Bu, hazırlanmış bakır içinde parlak bir ışıltıyla parıldayacaktır.
Keza, hazırlanmış Venüs kalsı üzerine, ateşin şiddetinde arseniğin bir kısmı onunla baki kalıncaya değin süblime arseniği pek çok kez süblime et. Bu madde, güherçile suyu ile emdirilip nihayetinde Ay suyu ve çökeltilmiş cıva ile, nihayetinde ise akıcı hale gelinceye değin rektifiye edilmiş tartar yağı ile mumlaştırıldığında, Venüs'ü harikulade bir surette beyazlatır ve şayet bu sanatın vadilerinde hikmetle yürüdüysen, ikinci mertebeye dahil olur. Zira başka bir yerde dediğim gibi, şayet bu karışımda çökeltilmiş cıvadan herhangi bir cüz elde edersen, daha parlak bir surette yol alırsın, bilhassa çözülmüş cıva ile çözülmüş beyaz maya, onun muayyen bir sabitlemesinden sonra mumlaştırma vasıtasıyla ilave edilirse, bizzat hakiki yola pek yakın yürüdüğünü göreceksin.
Lakin Jüpiter'in, nasıl hazırlanırsa hazırlansın, bütün birinci mertebede bütünüyle faydasız olduğunu, hazırlanmasında hangi üstatlık yolu izlenirse izlensin beyhude kaldığını ve aynı durumun Satürn ve Mars için de geçerli bulunduğunu ispat ettiğimizden, Mükemmellik Mecmuamızda ona üçüncü mertebeden bir ilaç tayin ettik, zira mezkur Mükemmellik Mecmuamızda sıklıkla ispat edildiği üzere, orada en mükemmel biçimde bezenir ve biz bunu fiilen, hadsiz hesapsız yollarla tecrübe edip ispatladık. Yine de Venüs'ün beyazlatılması hususunda daha muvafık şeyler yazdık.
BÖLÜM XXVI Cıvasal Oyunlar
Şimdi cıvasal oyunlardan bahsetmeye başlıyorum, gümüş mürdesenginden ve soda alkali tuzundan bir sement hazırla, sementi evvela bir krozeye bir parmak kalınlığında koy, onun üzerine cıva ile Ay malgamasından müteşekkil bir küre yerleştir ve sementin geri kalanını, küre sementin tam ortasında kalacak surette üzerine koy.
Kurut, lüle çamuruyla sıva ve krozeyi yarım gün boyunca hafif bir ateşe koy, ateşi yavaş yavaş artır ve akşamlardan şafak vaktine kadar bu yavaş artışı sürdür, en nihayetinde mutedil bir akkorluk ver.
Sonra onu dışarı çıkar, küpelasyonla sına, ağırlıkta ve saflıkta [NOT: Kaynak metindeki "surdity" simyada metalin saflığı ve yoğunluğu anlamında kullanılmıştır] Ay ayarında olacak ve sabitlemede çok daha üstün bulunacaktır.
Keza, Ay'ı cıva ile malgama et, buna Ay miktarında Satürn ilave et.
Bunu, dörtte üçü boş kalacak şekilde bir krozeye koy, üzerine kükürt yağı dök ve yağ tükeninceye değin pişir, akabinde mutedil bir ateşte iki saat tut, orada hafif kızıllığı olan siyah bir taş hasıl olacaktır. Bu taşı küpelasyonla sına, Ay'ının ağırlık, saflık ve sabitlemede ziyadeleştiğini göreceksin.
Keza üzerinde düşünülmeye değer bir başkası, cıva ile malgama edilmiş Ay'ı, iki katı metalik arsenik ile öğüt, buna malgama edilmiş Venüs'ten, yani Ay ve arsenikten on kat nispet ilave et, bütünü öğüt, sabitle ve cisim haline irca et, senin için hayırlı olacaktır.
BÖLÜM XXVII Ay'ın Sarılaştırılması yahut Renklendirilmesi Üzerine
Seni üstatlıkla bu beyazlatmaların bilgisine ulaştırdıktan sonra, şimdi Ay'ın sarılaştırılması bahsine, Mükemmellik Mecmuamızda yaptığımızdan daha hususi bir surette geliyoruz. Hazırlanmış Venüs'ten elde edilen felsefi zencefremizi Ay'ın çözelti suyunda çöz, buna kendisinin yarısı kadar, süblimasyon ile kızartılmış, bir dereceye kadar sabitlenmiş ve çözülmüş cıva ilave et, bunlara bizzat zencefre miktarınca çözülmüş Ay kat, bir gün fermente edilen bu karışımdan damıtma yoluyla suyu çek ve geri ver, bunu on kez tekrarla.
Nihayetinde pıhtılaştır ve cisim haline irca et, bu buluş için sevineceksin.
Diğer bir usul, zencefreyi ve cıvanın süblimasyonu ile hazırlanmış safranımızı, kızarıncaya değin çöz, aynı miktarda nişadır ilave et ve bu safrandan üç kez süblime et, sonra safranı çöz. Safran ve zencefre eşit miktarda olmalı, bunlara her ikisinin toplamı kadar çözülmüş Ay ilave et.
Öncekinde yaptığın gibi mumlaştırarak ve irca ederek amel et, zira bu kolaydır.
Keza sana daha kolay başka bir yol göstereceğiz, çözülmüş safran ve zencefreden her birinden eşit miktarda al, bunlara aynı miktarda çözülmüş altın ilave et.
Evvelki gibi mumlaştır, nihayetinde pıhtılaştır ve bu pıhtıya kendi ağırlığının dörtte biri nispetinde güherçile yağı ver, aynı miktardaki Ay üzerine atım yap, sarı görünüşlü bir tentür olacaktır.
Başka türlü ve en mükemmel surette, Bizim Zyniar’ımızdan [NOT: Bakır pası veya yeşil bakır tuzu kastedilmektedir.] ve mezkûr Safrandan (Crocus) bir Su husule getir ve Güneş ile Ay’ın kireçlerini (müsavi miktarlarda) kendi ağırlıklarınca bu suyu çekene dek onunla besle. Nihayetinde, Nişadır yağı ve eter ile muma dönüştür (inceration) ve necip bir cevhere irca eyle. Keza,
Keza, Bizim Yeşilliğimizden nişadırı süblimleştir, akabinde buna Safran ile Zyniar’ı dâhil eyle, iyice harmanlandıktan sonra, mezkûr maddelerden istihraç edilen nişadırı iki yahut üç defa süblime et ve neticede tamamını çözündür, buna çözünmüş hâldeki Altının üçte bir hissesini ilave eyle.
Evvelce bildirildiği üzere muma dönüştür ve dondur, akabinde iki hisse Ay ve bir hisse Güneş olacak surette Güneş ve Ay üzerine atım (projeksiyon) yap, netice hayırlı olacaktır.
İşte bu yüzden Feylesoflar ona tek Taş derler, gerçi o pek çok cisimden çıkarılıyor olsa da.
Bu metin neden önemli
Bu pasaj, Batı simyasının teorik omurgasını oluşturan cıva-kükürt kuramının en berrak ifadelerinden biridir ve maddenin görünürdeki çokluğu ardında tek bir ilkeyi arayan simyacının zihniyetini gösterir. Feylesof Taşının tekliği fikri, kozmolojik bir birlik sezgisiyle laboratuvar pratiğini birbirine bağlar. Metnin sonundaki işlem listesi ise simyanın soyut bir mistisizm değil, tabiatı taklit eden disiplinli bir sanat olduğunu hatırlatır.
Bu eser Simya Koleksiyonu'nun parçasıdır →
- Kaynak eser
- The Works of Geber (Cabir'e atfedilen külliyat) — Richard Russell'ın 1678 İngilizce çevirisinden, tam metin
- Neşir
- The Works of Geber, the Most Famous Arabian Prince and Philosopher, çev. Richard Russell (Londra, 1678)
- Konum
- Külliyatın tamamı: Yetkinliğin Araştırılması, Yetkinliğin Toplamı (Summa Perfectionis) iki kitap, Hakikatin Keşfi ve Ocaklar Kitabı
- Çeviren
- Şira Nur Uysal
- Dijital nüsha
- Archive.org (Russell 1678)
Uysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Feylesof Taşı Tektir: Geber ve Kemalin Mükemmeli. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/geber-summa-perfectionis-tek-tas@misc{kk_geber_summa,
author = {Uysal, Şira Nur},
title = {{Feylesof Taşı Tektir: Geber ve Kemalin Mükemmeli}},
year = {2026},
publisher = {Kadim Kütüphane},
url = {https://kadimkutuphane.com/geber-summa-perfectionis-tek-tas},
note = {Türkçe çeviri, özgün eser: Geber (Cābir bin Hayyân / Pseudo-Geber)},
}Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol
Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.
