Süleyman'ın Ahdi, geç antik çağın Yunanca yazılmış bir metnidir ve Kral Süleyman'ın ağzından anlatılır. Mabedin inşası sürerken Süleyman göklerin ve yerin Tanrısına yakarır. Duasının karşılığı, başmelek Mikail eliyle gönderilen ve üzerine değerli bir taştan mühür kazınmış bir yüzük olur. Bu mühürle bütün cinleri hükmü altına alacak ve Kudüs'ü onlara inşa ettirecektir. Aşağıdaki bölümde yüzüğün gelişi ve zorba cin Ornias'ın bu mühürle bağlanışı anlatılır.
Süleyman'ın Ahdi
Köşe taşına dair efsane, her ne kadar I. Petrus mektubu ikinci bab, altıncı ve yedinci ayetlerde Mezmur yüz on sekiz, yirmi iki ile İşaya yirmi sekiz, on altı tam da bu şekilde birleştirilmiş olsa da, az önce ele aldığımız Ahit pasajından daha az Yeni Ahit’ten esinlenmiş olabilir. Yeni Ahit’in köşe taşını Mesih olarak yorumlayan pasajları, kendilerine her bakımdan aykırı olan bir efsaneyi telkin etmiş olamaz. Eğer bir bağ varsa, bu Yeni Ahit’in arkasında yatan Ahit olmalıdır, tersi değil. Benzer şekilde Ahit, İsa’nın Şeytan’ı gökten bir şimşek gibi düşerken gördüğünü beyan ettiği Luka on, on sekizdeki sözlerin anahtarını bize sunar. Yeni Ahit’in üslup ve düşüncesine yönelik diğer yakınlaşmalar da benzer bir ışık altında değerlendirilmelidir. Ahit aslında Yeni Ahit’ten bağımsızdır, ancak önümüzde Greko-Yahudi inançları ve söz dağarcığının benzer bir alanını açar. Yitik apokrif Yannes ve Yambres kitabına yapılan atıf, bu kitabın Hristiyan yazarların elinde bulunduğu birinci yüzyıla pekâlâ ait olabilir. Düşmüş melekler ve onların soyları, üç ve daha fazla gökler, devlerin oğulları ve on bir aeon’dan (çağ) bahsedilmesi de aynı şekilde bu döneme tarihlenebilir.
Bu fikirlerin birçoğu, Kilise’nin en erken döneminde son derece popüler olan Hanok literatüründen türetilmiştir.
Öyleyse, yukarıda orijinal Grekçe metinden aktardığımız daha uzun pasajlar nasıl değerlendirilmelidir, Bunlar elbette Hristiyancadır, ancak Yeni Ahit ile edebi bir bağ gerektirecek şekilde değil. Bunlardan ilk ikisi aynı bağlama aittir ve üçlü geleneğin içerdiği en eski ve en karakteristik efsanelerden biri olan Gadara mucizesine bir gönderme barındırır. Bu gönderme, İncil metnimizin mevcut biçimini gerektirecek nitelikte değildir, aksine ondan önce gelen şifahi geleneği yansıtır.
Üçüncü pasaj neredeyse anlaşılamayacak kadar bozuktur. Kudüs hakkındaki, “Kudüs kastedilerek” diye başlayan pasaj ise metne sızmış bir tefsir izlenimi vermektedir.
Fleck metninin yüz yirmi yedinci sayfasından alınan dördüncü pasaj, şüphe götürmez bir şekilde Hristiyan tonuna sahiptir ve bakire annenin öğretisini içerir. "TawaOeis" [NOT: Çarmıha gerilen anlamında Grekçe kelimenin bozulmuş hali] kelimesi Yeni Ahit’te çarmıha gerilme için kullanılmaz, ancak ikinci yüzyıl yazarlarında bu anlamda geçer. Lactantius tarafından Institutiones adlı eserinde kullanılan apokrif Süleyman’ın Kitabı, hem Emmanuel’in bir bakireden doğuşundan hem de çarmıha gerilmesinden bahsedecek kadar Hristiyancadır.
Beşincide Kurtarıcı’nın insanlığı vurgulanırken, sekizincide (Fleck metninin yüz otuz sekizinci sayfasından) onun, bir bakireden doğacak, Yahudiler tarafından bir ağaç üzerinde çarmıha gerilecek, melekler ile başmeleklerin tapınacağı, tek hükümran Tanrı olduğu beyan edilir.
Aynı patripasiyanizm [NOT: Baba Tanrı'nın da oğul gibi acı çektiğini savunan öğreti], On İki Atanın Ahitleri’nde, bilhassa Levi’nin Ahdi dördüncü babında çarmıha gerilmenin En Yüce Olan’ın acı çekmesi olarak adlandırıldığı yerde de görülür. Dieterich tarafından yayımlanan bir büyü bozma metninde (Abraxas, sayfa yüz otuz sekiz) İsa aynı şekilde “İbranilerin Tanrısı” olarak adlandırılır. Bu büyü bozma metni Paris Papirüsü üç bin dokuzda bulunur ve aynı belgede şu ifadeler yer alır, “Sana yemin ettiririm, her iblis ruhu, ne olduğunu söyle. Çünkü Süleyman’ın Yeremya’nın diline koyduğu mühür yüzüğü üzerine sana yemin ettiririm.” Hemen aşağıda kutsal aeon’lara bir atıf ve iblisleri kontrol edebilmenin bir şartı olarak domuz eti yememeye yönelik nihai bir nasihat yer alır. Bu papirüs, ne tamamen Hristiyan ne de tamamen Yahudi olarak adlandırılabilecek, ancak her iki dinin de sınırını oluşturan tılsım ve efsun literatürüne aittir. Dieterich’in Hristiyanlık öncesi bir döneme atfettiği bu papirüs için aynı şeyi iddia etmedikçe, Süleyman’ın Ahdi’nin Hristiyan bir eser olduğunu iddia etmemize pek gerek yoktur.
On İki Atanın Ahitleri’nde de şüpheli bir Hristiyanlık ile şüphe götürmez bir Yahudiliğin aynı karışımını buluruz. Her ikisinde de Yahudi bir kitabın Hristiyan bir gözden geçirmesine sahip olmamız muhtemeldir. O halde Ahit’in orijinal biçimiyle, Josephus’a göre Süleyman tarafından kaleme alınan ve miras bırakılan efsun koleksiyonunun ta kendisi olması mümkün müdür, Bu pasaj onun Antiquitates [NOT: Yahudilerin Eski Eserleri] adlı eserinin sekizinci kitap, ikinci bab, beşinci paragrafında yer alır,
Tanrı, insanın yardımına ve şifasına yönelik olarak iblisleri alt etme sanatını da öğrenmesini sağladı. O da hastalıkların dindirildiği efsunlar ve zincire vurulmuş kişilerin iblisleri bir daha dönmeyecek şekilde kovabileceği büyü bozma yöntemleri kaleme aldı. Bu tedavi yöntemi, günümüze kadar aramızda en büyük güce sahip olmaya devam etmiştir.
Josephus, Eleazar adındaki bir hemşehrisinin, mührünün altında Süleyman tarafından vahyedilen köklerden biri bulunan bir yüzüğü cin çarpmış bir adamın burnuna tutarak iblisi nasıl dışarı çıkardığını anlatarak devam eder. Cin çarpmış adam yüzüğü koklamış ve yere düşmüştür, Eleazar da iblis adamın burun deliklerinden çıkarken, Süleyman’ın adını anarak ve Süleyman’ın kaleme aldığı efsunları onun üzerinde tekrarlayarak, bir daha asla ona dönmemesi için iblise yemin ettirmiştir. Josephus, “Bu hadise,” diye bitirir, “Süleyman’ın anlayış ve hikmetinin açık bir kanıtıydı.” Tüm bunlar Ahit ile oldukça uyuşmaktadır, zira orada gökten gönderilen yüzük tarif edilir ve Süleyman’ın iblisler üzerindeki gücü, Tanrı’dan kendisine iletilen sophia’ya, yani hikmete bağlanır. Kosmokrator’lara [NOT: Dünyanın hükümdarları olan kötü ruhlar] karşı reçete edilen efsunlar, pekâlâ Josephus’un bildiği ve Süleyman’a atfettiği belirli efsunlar olabilir.
Ahit’te mevcut olan Hristiyan unsurların metne ne zaman ve nerede işlendiğini söylemek imkansızdır, ancak Emmanuel ismine ve bunun sayısal değerine, ismin alna yazılmasına, "TawaOeis" kelimesinin kullanımına ve patripasiyan tasavvurlara yapılan vurgunun hepsi son derece arkaik bir havaya sahiptir ve yaklaşık milattan sonra yüz yılına ait gibi görünmektedir.
Önümüze konan demonolojik şekiller, Celsus’un aşina olduğu şekillerdir ve Origenes’in altıncı kitabının otuzuncu babında, ruhları Süleyman’ın Ahdi ile tatmin olmuş olabilecek Hristiyanların türüne dair bir ipucu buluruz.
Süleyman’ın Ahdi
Sonrasında Celsus, Hristiyanlar tarafından asla adlandırılmayan, ancak inanıyorum ki Ophianiler tarafından kabul edilen yedi yönetici iblis meselesine geri döner, gerçekten de ben de ikincisi aracılığıyla ele geçirdiğim bir şemada, onların düzeninin (taxis) Celsus’un açıklamasına uygun olarak ortaya konduğunu buldum. Çünkü Celsus, bu en gerçek anlamda dinsiz kişilerin ona verdiği adı açıklamamasına rağmen, "birincisinin aslan şeklinde olduğunu" beyan eder, ben ise o lanetli şemanın, aslan şeklindeki iblisin kutsal metinlerde övülen Yaratıcı’nın meleği Michael olduğunu iddia ettiğini buldum. Celsus yine "sonraki ve ikincisinin bir öküz olduğunu" iddia eder, ancak elimdeki şema öküz şeklindeki olanın Suriel olduğunu söylüyordu. Sonra Celsus bize "insanı titretecek şekilde tıslayan, amfibi türden üçüncü bir iblisten" bahseder, şema ise ejderha benzeri olanın Raphael olduğunu beyan eder. Celsus yine "dördüncünün kartal şeklinde olduğunu" söyler, ancak şema kartal benzeri olanı Gabriel olarak adlandırır. Ardından Celsus "beşincinin bir ayı çehresine sahip olduğunu" iddia eder, şema ise ayı benzeri olanın Thauthabadth veya Onoel olduğunu iddia eder, bununla birlikte şemada onun Onoel veya Thartharadth olarak adlandırıldığını ve aslında biçim olarak bir eşeğe benzediğini görüyorum.
Celsus’un bildiğini iddia ettiği şeylerden habersiz görünmemek için bunu ve benzerlerini doğru bir şekilde ortaya koymayı uygun buldum, ancak bir Hristiyan olarak ve bu konuda ondan daha doğru bir bilgiye sahip biri olarak, bunların Hristiyanların doktrinleri olmadığını, kurtuluşa tamamen yabancı olan ve İsa’nın ne Kurtarıcı, ne Tanrı, ne öğretmen, ne de Tanrı’nın Oğlu olduğunu hiçbir şekilde ikrar etmeyenlerin doktrinleri olduğunu beyan etmeliyim.
Yukarıdakilerden Celsus’un Ophianiler ve diğer Gnostiklerle karşılaştığı ve kitabında genel olarak Hristiyanları onların saçmalıklarıyla suçladığı açıkça görülmektedir, Origen, bugün yerleşik bir kilisenin üyesinin Mormonlar veya Shakerlar ile tanışıklığı reddedeceği gibi, bu tür çılgınlıklara kapılanların hiçbir şekilde Hristiyan olmadığını reddeder.
Durum ne olursa olsun, Ahit’in iblis bilimi, Celsus’un alay ettiği ve Origen’in reddettiği inananlarınkine yakından benzemektedir, bu nedenle Ahit’in, Ophianilerin veya Emmanuel’e olan inançla var olan bir dizi Yahudi batıl inancını birleştiren benzer bir mezhebin en sevdiği kitap olması muhtemeldir.
Ayrıca, kesin olmayan bir tarihe ait olan, ancak her halükarda ikinci yüzyılın ortalarındaki daha erken bir diyaloğa dayanan Hristiyan anıtı Timothy ve Aquila’nın Grekçe diyaloğunda Süleyman’ın gerçek bir yazısı olarak iktibas edilmiştir.
Ahit üzerine en iyi şerhlerden biri Binbir Gece Masalları’dır, orada, özellikle Tunç Şehir efsanesinde, Süleyman’ın yüzüğüyle ve şişelere hapsedilmiş ruhlarla tekrar karşılaşırız, bu masalların diğerlerinde, bir toz kasırgasına bürünmüş ejderha benzeri iblislerle, sahibinin taşıdığı ve duruma göre yere fırlatılacak bir moira veya kader inancıyla karşılaşırız.
Tüm bu ve benzeri inançlar, birinci yüzyılda Filistin ve Mısır Yahudileri arasında, on üçüncü yüzyılda ve hatta günümüzde Araplar arasında olduğu kadar yaygındı, Yeni Ahit’in bir yorumcusu bile Sami halk biliminin bu büyük repertuarını göz ardı etmeyi göze alamaz.
Beelzeboul ve Aldatıcı İblis tarafından esinlenen kötü sapkınlıkların Hristiyan olduğunu varsaymamalıyız.
Çünkü Yahudilik içinde de sapkınlıklar vardı, Hristiyanlığın, birinci yüzyıla ait bir Yahudi belgesinde göz ucuyla bakılan sapkınlıklardan biri olması muhtemeldir, sapkınlıkların babası Beelzeboul da "kralları yok ettiğini ve yabancı tiranlarla ittifak kurduğunu" beyan eder, yabancı tiranlar Titus ve Vespasian olabilir ve krallara yapılan atıf, Herodian hanedanının bir hatırasıdır.
Atıf kolaylığı için Ahit’i bölümlere veya kısa kısımlara ayırdım, sonuç olarak tılsımlarda kullanılan tüm isimlerin ve bilinmeyen kelimelerin bir ekini ekliyorum, iblislerin isimlerinin birçoğu Aramice sonları olan Grekçe kelimeler gibi görünmektedir, tılsımların çoğu sadece anlamsız sözler olabilir, ancak bir şarkiyatçı bunlardan bazılarında Kıptice, Aramice veya Farsça formüllerin bozulmalarını tespit edebilir. Origen’in bize bildirdiğine göre, her iblise anladığı bir dille hitap edilmeliydi, bir Grek iblisine Grekçe, bir Suriyeli iblise Süryanice ve bu şekilde devam ederdi.
Sihirli papirüslerde ve bu Ahit gibi belgelerde yakarışlarda kullanılan tüm tuhaf kelimelerin bir sözlüğü büyük bir ihtiyaçtır, ancak böyle bir sözlüğün yapılması için zaman henüz gelmiş sayılmaz, çünkü her yıl bu tür belgeler hazinemize yenilerini eklemektedir.
1. Süleyman’ın Ahdi, Davud’un oğlu, Kudüs’te kral olan ve havadaki, yerdeki ve yerin altındaki tüm ruhlara hükmeden ve onları kontrol eden, onlar vasıtasıyla Tapınak’ın tüm aşkınlık (transcendence) işlerini de meydana getiren, ayrıca onların insanlara karşı kullandıkları otoriteleri ve bu iblislerin hangi melekler tarafından boşa çıkarıldığını anlatan kitap.
Süleyman’a böyle bir yetki veren Rab Tanrı, sen mübareksin, sonsuzluklar boyunca yücelik ve kudret senin olsun, Amin.
2. Ve işte, Kudüs şehrinin Tapınağı inşa edilirken ve zanaatkarlar orada çalışırken, iblis Omias gün batımına doğru aralarına geldi, baş mimarın küçük oğlunun yevmiyesinin yarısını ve yiyeceğinin yarısını alıp götürdü.
[okunamadı]
O, sağ elinin başparmağını her gün emmeye devam ediyordu.
Kral tarafından çok sevilmesine rağmen çocuk günden güne zayıflıyordu.
3. Kral Süleyman bir gün çocuğu yanına çağırıp onu sorguladı ve şöyle dedi, "Seni Tanrı'nın Tapınağı'nda çalışan tüm zanaatkarlardan daha çok sevmiyor muyum, sana iki kat ücret ve iki kat yiyecek vermiyor muyum, nasıl oluyor da günden güne, saatten saate daha çok zayıflıyorsun?"
4. Çocuk krala şöyle dedi, "Yalvarırım ey kral, çocuğunun başına gelenleri dinle, Tanrı'nın Tapınağı'ndaki işimizden ayrıldıktan sonra, gün batımının ardından dinlenmek için uzandığımda, kötü iblislerden biri gelip ücretimin yarısını ve yiyeceğimin yarısını benden alıyor, sonra sağ elimi tutup başparmağımı emiyor, işte ruhum sıkışıyor ve bu yüzden bedenim her geçen gün daha da zayıflıyor."
5. Ben Süleyman bunu işittiğimde, Tanrı'nın Tapınağı'na girdim ve iblisin ellerime teslim edilmesi, onun üzerinde otorite (hiyerarşi) kurabilmem için gece gündüz tüm ruhumla dua ettim.
Dualarım sayesinde, başmelek Mikail vasıtasıyla Rab Sabaoth tarafından bana bir lütuf bahşedildi, bana üzerinde kazınmış bir taş bulunan mühürlü küçük bir yüzük getirdi ve şöyle dedi, "Al ey kral Süleyman, Davut'un oğlu, en yüce Sabaoth olan Rab Tanrı'nın sana gönderdiği hediyeyi, bununla yeryüzünün erkek ve dişi tüm iblislerini kilitleyeceksin ve onların yardımıyla Kudüs'ü inşa edeceksin, ancak Tanrı'nın bu mührünü üzerinde taşımalısın, sana gönderilen yüzüğün mühründeki bu kazıma bir Pentalpha'dır."
6. Ben Süleyman büyük bir sevince boğuldum, göğün ve yerin Tanrı'sını övüp yücelttim, ertesi gün çocuğu çağırıp yüzüğü ona verdim ve şöyle dedim, "Bunu al ve iblisin sana geleceği saatte, bu yüzüğü iblisin göğsüne fırlat ve ona şöyle de, 'Tanrı'nın adıyla, Kral Süleyman seni buraya çağırıyor', sonra iblis tarafından duyabileceğin hiçbir şeyden korkmadan ve şüpheye düşmeden koşarak bana gel."
7. Çocuk yüzüğü alıp gitti ve işte, her zamanki saatte azgın iblis Ornias, çocuğun ücretini almak için yakıcı bir ateş gibi geldi, ancak çocuk, kraldan aldığı talimatlar doğrultusunda yüzüğü iblisin göğsüne fırlattı ve şöyle dedi, "Kral Süleyman seni buraya çağırıyor", ardından koşarak krala gitti, iblis ise yüksek sesle feryat ederek şöyle dedi, "Çocuk, bunu bana neden yaptın, yüzüğü üzerimden çıkar, sana yeryüzünün altınlarını vereyim, yeter ki bunu üzerimden çıkar ve beni Süleyman'a götürme."
8. Ancak çocuk iblise şöyle dedi, "İsrail'in yaşayan Rabbi hakkı için, sana katlanmayacağım, bu yüzden buraya gel", çocuk sevinçle koşarak krala geldi ve şöyle dedi, "Ey efendim kral, emrettiğin gibi iblisi getirdim, işte sarayının avlu kapılarının önünde duruyor, yüksek sesle bağırıp yalvarıyor, eğer onu sana götürmezsem bana yeryüzünün gümüş ve altınlarını teklif ediyor."
9. Süleyman bunu işittiğinde tahtından kalktı, sarayının avlusundaki dehlize çıktı ve orada iblisi ürperip titrerken gördü, ona şöyle dedi, "Sen kimsin?" ve iblis cevap verdi, "Bana Ornias denir."
10. Süleyman ona şöyle dedi, "Söyle bana ey iblis, hangi burcun etkisi altındasın?" ve o cevap verdi, "Kova burcuna, yeryüzündeki soylu bakirelere karşı arzuyla kavrulanları boğarım, uykunun olmadığı durumlarda ise üç forma bürünürüm, erkekler kadınlara aşık olduğunda, kendimi alımlı bir kadına dönüştürürüm, erkekleri uykularında yakalar ve onlarla oynaşırım, bir süre sonra tekrar kanatlanıp semavi bölgelere uçarım, ayrıca bir aslan olarak da görünürüm ve tüm iblisler tarafından yönetilirim [NOT: Metindeki çelişkili ifadeye göre iblis hem aslan formunda olduğunu hem de diğer iblislerin emri altında olduğunu belirtmektedir], ben Tanrı'nın gücü olan başmelek Uriel'in soyundanım."
11. Ben Süleyman, başmeleğin adını işittiğimde dua ettim, göğün ve yerin Rabbi olan Tanrı'yı yücelttim ve mühürledim.
(iblis yakalandı ve taşa şekil vermesi için işe koşuldu) böylece kıyıda duran ve Arabistan Denizi tarafından getirilen Tapınak taşlarını kesebilirdi, ancak o, demirden korkarak sözüne devam etti ve bana şöyle dedi, “Sana yalvarırım Kral Süleyman, beni serbest bırak, ben de sana tüm iblisleri getireyim.” Benim buyruğum altına girmek istemediği için başmelek Uriel’in gelip bana yardım etmesi için dua ettim, hemen ardından başmelek Uriel’in göklerden bana doğru indiğini gördüm.
12. Ve melek denizin canavarlarına uçurumdan çıkmalarını emretti.
Ve kaderini yere fırlattı, bu kader büyük iblisi boyunduruk altına aldı, büyük ve cüretkar iblis Omias’a Tapınak’ta taş kesmesini emretti, bunun üzerine ben Süleyman, göğün Tanrısı’nı ve yerin Yaratıcısı’nı yücelttim.
Omias’a kaderiyle birlikte gelmesini emretti, ben de ona mührü vererek şöyle dedim, “Git ve tüm iblislerin hükümdarını bana buraya getir.”
13. Böylece Omias yüzüğü aldı ve iblisler üzerinde krallığı olan Beelzeboul’a gitti, ona şöyle dedi, “Buraya gel, Süleyman seni çağırıyor.” Ancak Beelzeboul bunu duyunca ona dedi ki, “Söyle bana, bana bahsettiğin bu Süleyman kimdir?” Bunun üzerine Omias yüzüğü Beelzeboul’un göğsüne fırlatarak, “Kral Süleyman seni çağırıyor” dedi, Beelzeboul güçlü bir sesle haykırdı, yakıcı büyük bir ateş alevi püskürttü, ayağa kalktı, Omias’ı takip ederek Süleyman’ın huzuruna geldi.
14. İblislerin hükümdarını gördüğümde, göğün ve yerin Yaratıcısı olan Rab Tanrı’yı yücelttim ve şöyle dedim, “Kutlusun sen, her şeye gücü yeten Rab Tanrı, kulun Süleyman’a bilgeliği, bilgelerin yoldaşını veren ve iblisin tüm gücünü bana boyun eğdiren.”
15. Ona soru sordum ve dedim ki, “Sen kimsin?” İblis cevap verdi, “Ben Beelzeboul, iblislerin lideriyim, tüm iblislerin baş tahtları benim yanımda bulunur, her iblisin görünüşünü açığa çıkaran benim.” Tüm kirli ruhları bana zincirlenmiş olarak getireceğine söz verdi, ben de her zaman yaptığım gibi göğün ve yerin Tanrısı’na şükrederek O’nu yeniden yücelttim.
16. Daha sonra iblise aralarında dişiler olup olmadığını sordum.
Bana olduğunu söylediğinde onları görmek istediğimi belirttim, böylece Beelzeboul büyük bir hızla uzaklaştı, bana oldukça güzel bir şekle ve açık tenli bir kadının cildine sahip olan Onoskelis’i getirdi, kadın başını sallıyordu.
[okunamadı] yeryüzünde gizlenerek, yattığım altın bir mağara var.
Ancak sürekli değişen bir yerim var, bazen insanları bir kementle boğarım, bazen de doğadan kollara doğru süzülürüm.
En sık mesken tuttuğum yerler ise uçurumlar, mağaralar ve vadilerdir, bununla birlikte, çoğu zaman bir kadın kılığında insanlarla, özellikle de koyu tenli olanlarla bir araya gelirim, çünkü onlar benim yıldızımı paylaşırlar, zira kendilerine zarar verdiklerini bilmeden, gizlice veya açıkça yıldızıma tapınanlar onlardır, bu durum benim daha fazla kötülük yapma arzumu kabartır, çünkü hafıza yoluyla para sağlamak isterler, oysa ben bana hakkıyla tapanlara sadece az bir miktar sunarım.
18. Ve ben Süleyman onun doğumu hakkında sorular sordum, o da cevap verdi, “Ben zamansız bir sesten doğdum, bir ormana bırakılmış insan dışkısının sözde yankısından.”
19. Ona dedim ki, “Hangi yıldızın altından geçersin?” Bana cevap verdi, “Dolunay yıldızının altında, çünkü ay çoğu şeyin üzerinden seyahat eder.” Sonra ona dedim ki, “Peki seni engelleyen melek hangisidir?” Bana dedi ki, “Sende hüküm süren.” Benimle alay ettiğini düşünerek bir askere ona vurmasını emrettim, ancak o yüksek sesle haykırdı ve dedi ki, “Sana boyun eğdim ey kral, Tanrı’nın sana verdiği bilgelik ve melek Joel aracılığıyla.”
20. Bunun üzerine Tanrı’nın evinin inşasında kullanılan halatlar için kenevir eğirmesini emrettim, onu mühürleyip bağladığımda, gece gündüz kenevir eğirerek ayakta duracak kadar boyun eğdi ve etkisiz hale getirildi.
21. Ve derhal huzuruma başka bir iblisin getirilmesini buyurdum, o anda zincirlenmiş halde iblis Asmodeus yaklaştı ve ona sordum, “Kimsin sen?” Fakat o bana öfke ve gazap dolu bir bakış fırlatarak dedi, “Peki ya sen kimsin?” Ona dedim, “Böyle cezalandırılmış halinle bana bu şekilde mi cevap verirsin?” Ancak o, hiddetle bana dedi, “Sana nasıl cevap vermeyeyim, zira sen bir insanoğlusun, oysa ben bir meleğin tohumundan, bir insan kızından doğdum, bu yüzden semavi soyumuzun toprakta doğmuş olana söylediği hiçbir söz kibirli sayılamaz. Bu nedenle yıldızım da gökte parlar, insanlar ona kimileri Büyük Ayı, kimileri de ejderha yavrusu der. Ben bu yıldıza yakın dururum. Bu yüzden bana çok şey sorma, zira senin krallığın da kısa bir süre sonra yıkılacak ve ihtişamın ancak bir mevsimliktir. Bizim üzerimizdeki hükmün kısa sürecek, sonra insanlık üzerinde yeniden özgürce dolaşacağız, öyle ki kendileri gibi insan olan bizleri, üzerimize tayin edilen meleklerin isimlerini bilmedikleri için tanrılar gibi yüceltecekler.”
22. Ve ben Süleyman, bunu işittiğimde onu daha sıkı bağladım ve öküz gönünden kamçılarla kırbaçlanmasını, adını ve işini bana alçakgönüllülükle anlatmasını emrettim. Bana şöyle cevap verdi, “Ölümlüler arasında bana Asmodeus derler, işim ise yeni evlilerin aleyhine komplolar kurmaktır, öyle ki birbirlerini tanımasınlar. Birçok musibetle onları tamamen ayırırım, bakire kadınların güzelliğini tüketirim ve kalplerini yabancılaştırırım.”
23. Ona dedim, “Tek işin bu mu?” Ve bana cevap verdi, “Kendi karıları olan erkekleri delilik ve şehvet krizlerine sokarım, öyle ki onları bırakıp gece gündüz başkalarına ait kadınlara gitsinler, bunun sonucunda günah işlesinler ve ölümcül işlere kalkışsınlar.”
24. Ve Rab Sebaot’un adıyla ona yemin ettirerek dedim, “Tanrı’dan kork, Asmodeus, ve hangi melek tarafından engellendiğini bana söyle.” Fakat o dedi, “Tanrı’nın tahtı önünde duran başmelek Rafael tarafından. Ancak bir balığın karaciğeri ve safrası, ılgın ağacı külleri üzerinde tütsülendiğinde beni kaçırır.” Ona tekrar sordum ve dedim, “Benden hiçbir şey gizleme. Zira ben Davut oğlu, İsrail Kralı Süleyman’ım. Hürmet ettiğin o balığın adını bana söyle.” Ve cevap verdi, “Adı Glanos’tur ve Asur nehirlerinde bulunur, bu yüzden ben de o bölgelerde dolaşırım.”
25. Ona dedim, “Üzerinde başka hiçbir şey yok mu, Asmodeus?” Ve cevap verdi, “Beni ötekinin mührünün çözülmez bağlarıyla bağlayan Tanrı’nın gücü bilir ki, sana anlattığım her şey gerçektir. Sana yalvarırım Kral Süleyman, beni suya gitmeye mahkum etme.” Fakat ben gülümsedim ve ona dedim, “Atalarımın Rabbi olan diri Tanrı’nın adıyla, taşımak üzere üzerine demir vuracağım. Fakat sen aynı zamanda Tapınak’ın tüm inşası için gereken harcı ayaklarınla çiğneyerek hazırlayacaksın.” Ve onlara, su taşıması için ona on adet su testisi vermelerini emrettim. İblis korkunç bir şekilde inledi ve ona emrettiğim işi yaptı.
Ve bunu yaptım, çünkü o azgın iblis Asmodeus geleceği bile biliyordu. Ve ben Süleyman, kuluna hikmet veren Tanrı’yı yücelttim. Balığın karaciğerini ve safrasını bir kamışın ucuna astım ve Asmodeus’un üzerinde yaktım, zira o çok güçlüydü ve dayanılmaz kötülüğü bu şekilde engellenmiş oldu.
26. Ve iblislerin reisi Beelzeboul’u tekrar huzuruma çağırdım, onu yüksek ve onurlu bir koltuğa oturtarak dedim, “Neden yalnızsın, iblislerin reisi?” Ve bana dedi, “Çünkü aşağı inen gök meleklerinden geriye sadece ben kaldım. Zira ben birinci gökteki ilk melektim, Beelzeboul adını taşırdım. Ve şimdi Tartarus’ta bağlı olan herkesi ben yönetiyorum. Fakat benim de bir çocuğum var ve o Kızıldeniz’de mesken tutar. Uygun olan her fırsatta bana tabi olarak tekrar yanıma gelir, bana ne yaptığını açıklar ve ben de onu desteklerim.”
27. Ben Süleyman ona dedim, “Beelzeboul, senin uğraşın nedir?” Ve bana cevap verdi, “Kralları yok ederim. Yabancı tiranlarla ittifak kurarım. Kendi iblislerimi insanların üzerine salarım ki, insanlar onlara inansın ve mahvolsunlar. Tanrı’nın seçilmiş hizmetkarlarını, rahipleri ve sadık insanları, kötü günahlar, fena sapkınlıklar ve yasa dışı işler için arzularla kışkırtırım, onlar da bana itaat ederler ve ben onları yıkıma sürüklerim. İnsanlara haset, cinayet, savaş, sodomi ve diğer kötü şeylerin arzusunu aşılarım. Ve dünyayı yok edeceğim.”
28. Bunun üzerine ona dedim, “Kızıldeniz’de olduğunu söylediğin çocuğunu bana getir.” Fakat bana dedi, “Onu sana getirmeyeceğim. Ancak bana Ephippas adında başka bir iblis gelecek. Onu bağlayacağım ve o, onu derinden yukarı, bana getirecek.” Ve ona dedim, “Oğlun nasıl oluyor da denizin derinliklerinde bulunuyor ve adı nedir?” Ve bana cevap verdi, “Bana sorma, zira benden öğrenemezsin. Ancak benim emrimle sana gelecek ve sana açıkça anlatacaktır.”
Süleyman’ın Ahdi
29. Ona şöyle dedim, “Bana hangi melek tarafından engellendiğini söyle.” O da cevap verdi, “İbranilerin, toplamı 644 eden bir dizi sayı ile adlandırdığı, Grekler arasında ise Emmanuel olan Yüce Tanrı’nın kutsal ve kıymetli adıyla. Ve eğer Romalılardan biri, EleSth gücünün o büyük adıyla bana yemin verdirirse, derhal ortadan kaybolurum.”
30. Ben Süleyman bunu işittiğimde hayrete düştüm, ve ona Teb mermerlerini testereyle kesmesini emrettim. O mermerleri kesmeye başladığında, diğer iblisler kralları Beelzeboul yüzünden uluyarak yüksek bir sesle feryat ettiler.
31. Fakat ben Süleyman, “Eğer bir mühlet kazanmak istiyorsan, bana gökteki şeylerden bahset” diyerek onu sorguladım. Beelzeboul şöyle dedi, “Duy ey kral, eğer günlük, akgünlük ve deniz soğanını, nard ve safran ile yakarsan, ve bir deprem esnasında yedi kandil uyandırırsan, evini sağlamca sabitlemiş olursun. Ve eğer temizlenmiş olarak, onları şafak vakti parıldayan güneşte yakarsan, o vakit semavi ejderhaları, kendilerini nasıl kıvırarak güneşin arabasını sürüklediklerini görürsün.”
32. Ve ben Süleyman, bunu işitince onu azarladım ve dedim, “Şimdilik sus, ve sana emrettiğim gibi mermerleri kesmeye devam et.” Ve ben Süleyman Tanrı’ya şükrettim, ve huzuruma çıkması için başka bir iblisi emrettim. Ve önüme, yüzünü havada yüksekte taşıyan, fakat ruhunun geri kalanı bir salyangoz gibi kıvrılıp giden biri geldi. Birkaç askeri yarıp geçti, ve yerde korkunç bir toz kaldırıp onu yukarı doğru savurdu, sonra bizi korkutmak için tekrar geri fırlattı, ve genellikle sorabileceğim soruların neler olduğunu sordu. Ben de ayağa kalktım, ve o noktada yere tükürdüm, ve Tanrı’nın mührüyle mühürledim. Ve derhal toz fırtınası dindi. Sonra ona, “Sen kimsin ey rüzgar?” diyerek sordum. Bunun üzerine bir kez daha tozu dumana kattı ve bana cevap verdi, “Ne istersin, Kral Süleyman?” Ona cevap verdim, “Bana adının ne olduğunu söyle, sana bir soru sormak isterim. Fakat şimdiye dek, beni onların şerli tuzaklarına cevap verecek şekilde bilge kılan Tanrı’ya şükrederim.”
33. Fakat iblis bana cevap verdi, “Ben küllerin ruhuyum [NOT: Tephras].” Ve ona dedim, “Uğraşın nedir?” O da dedi, “İnsanların üzerine karanlık getiririm, ve tarlaları ateşe veririm, haneleri hiçe indiririm. En çok da yazın meşgul olurum. Lakin bir fırsat bulduğumda, gece ve gündüz duvarın köşelerine süzülürüm. Çünkü ben o büyük olanın soyundanım, daha azı değil.” Bunun üzerine ona dedim, “Hangi yıldızın altında bulunursun?” Ve cevap verdi, “Ayın boynuzunun tam ucunda, güneyde bulunduğu vakit. Benim yıldızım oradadır. Çünkü bana, çift nöbetli hummanın kasılmalarını dizginlemem emredildi, ve bu yüzden birçok insan şu üç adı kullanarak çift nöbetli hummaya yalvarır, Bultala, Thallal, Melchal. Ve ben onları iyileştiririm.” Ve ona dedim, “Ben Süleyman’ım, öyleyse zarar vermek istediğinde, bunu kimin yardımıyla yaparsın?” Fakat o bana, “Üçüncü gün hummasının da kendisiyle yatıştırıldığı o meleğin yardımıyla” dedi. Ben de onu sorguladım ve dedim, “Peki hangi adla?” Ve cevap verdi, “Başmelek Azael’in adıyla.” Ve başmelek Azael’i çağırdım, ve iblisin üzerine bir mühür koydum, ve ona büyük taşları yakalayıp Tapınak’ın daha yüksek kısımlarındaki işçilere fırlatmasını emrettim. Ve mecbur kalan iblis, kendisine emredilen şeyi yapmaya başladı.
34. Ve bana bu yetkiyi veren Tanrı’yı yeniden yücelttim, ve huzuruma başka bir iblisin gelmesini emrettim. Ve oraya birbirine bağlı ve örülmüş, görünüşleri güzel ve hoş yedi dişi ruh geldi. Ve ben Süleyman, onları görünce sorguladım ve dedim, “Siz kimsiniz?” Fakat onlar, bir uyum içinde, tek bir sesle dediler, “Bizler, karanlığın kozmik hükümdarının otuz üç unsurundanız.” Ve birincisi dedi, “Ben Hile’yim.” İkincisi, “Ben Çatışma’yım.” Üçüncüsü, “Ben savaş olan Klothod’um.” Dördüncüsü, “Ben Kıskançlık’ım.” Beşincisi, “Ben Güç’üm.” Altıncısı, “Ben Yanılgı’yım.” Yedincisi, “Ben hepsinin en kötüsüyüm, ve yıldızlarımız göktedir. Parıltıları sönük yedi yıldız, ve hepsi bir arada. Ve bize adeta tanrıçalar denir. Yerimizi hep birlikte değiştiririz, ve birlikte yaşarız, bazen Lidya’da, bazen Olimpos’ta, bazen de büyük bir dağda.”
Süleyman’ın Ahdi
35. Ben Süleyman, birincisinden başlayıp yedincisine kadar onları tek tek sorguya çektim. Birincisi şöyle dedi, “Ben Hile’yim, orada burada hileler yapar ve tuzaklar kurarım. Heretik düşünceleri biler ve kışkırtırım. Fakat beni hüsrana uğratan bir melek vardır, Lamechalal.”
[NOT: Burada Ülker (Pleiades) yıldız kümesine atıfta bulunuluyor gibi görünmektedir. Gözden Geçirilmiş Metin’de Eyüp xxxviii. 31 ile karşılaştırınız, “Ülker yıldız kümesini bağlayabilir misin?” Kötücül bir etkileri olduğuna inanılırdı. Kötü ruhların yedişerli gruplandırılması Babil ve Yahudi halk inanışlarında yaygındır. Örnek olarak Ruben’in Ahdi, 2. bölümü ve Yeni Ahit’teki yedi kötü ruhu zikredebilirim. Ancak burada Yedi Gezegen de söz konusu olabilir, gerçi bu pek olası değildir çünkü verilen tasvire uymamaktadırlar. Romalılar xv. 6 da aynı ifadeye sahiptir. “Otuz üç” yerine “otuz altı” unsur okumalıyız. Ahdin ilerleyen kısımlarında bu yedi ruhun Kosmokrator’lar arasında yer almadığına dikkat ediniz, bu da elimizdeki belgenin karma bir yapıda olduğunun kanıtıdır. Pavlus, Efesliler vi. 12’de Kosmokrator’lardan bahseder, “Çünkü savaşımız etle kanla değil, yönetimlerle, hükümranlıklarla, bu karanlığın dünya egemenleriyle [kosmokratoras] karşıdır.”]
36. Aynı şekilde ikincisi de şöyle dedi, “Ben Çekişme’yim, çekişmelerin çekişmesiyim.”
37. Aynı şekilde üçüncüsü de şöyle dedi, “Bana Klothod denir, bu savaş demektir ve iyi huylu olanların dağılmasına ve birbirleriyle ters düşmesine sebep olurum. Daha fazla söze ne hacet, beni hüsrana uğratan bir melek vardır, Marmamth.”
38. Aynı şekilde dördüncüsü de şöyle dedi, “İnsanların ağırbaşlılıklarını ve itidallerini unutmalarına sebep olurum. Onları ayırır ve hiziplere bölerim, çünkü Çekişme benimle el ele yürür. Kocayı yatak ortağından, çocukları anne babadan, kardeşleri kız kardeşlerden koparırım. Fakat kendi aleyhime neden bu kadar çok şey anlatayım, beni hüsrana uğratan ulu bir melek vardır, Balthial.”
39. Aynı şekilde beşincisi de şöyle dedi, “Ben Güç’üm. Güç sayesinde tiranları yükseltir ve kralları alaşağı ederim. Tüm isyancılara güç sağlarım. Beni hüsrana uğratan bir melek vardır, Asteradth.”
40. [okunamadı] “Ve daha önce seni hataya düşürdüğüm gibi, kendi kardeşini katletmene sebep olduğumda yaptığım gibi, seni yine hataya düşüreceğim. Mezarları araştırmanız için sizi dalalete sürükleyeceğim, kazı yapanlara öğretirim ve yolunu şaşırmış ruhları tüm dindarlıktan uzaklaştırırım, daha pek çok kötü vasfım vardır. Ama beni hüsrana uğratan bir melek vardır, Uriel.”
[NOT: Necromancy (ölü falı) uygulamasına bir atıf yapılmaktadır, buradaki amaç ölünün ruhunu kendi bedenine girmeye zorlamaktır.]
41. Aynı şekilde yedincisi de şöyle dedi, “Ben en kötüsüyüm ve seni eskisinden daha kötü bir duruma sokarım, çünkü sana Artemis’in bağlarını dayatacağım. Fakat çekirge beni serbest bırakacak, çünkü onun vasıtasıyla bu gerçekleşir. Zira bir kimse bilge olsaydı, adımlarını bana doğru çevirmezdi.”
[NOT: Bu durum, Ahit’in sonunda anlatılan, Süleyman’ın Moloh’a beş çekirge kurban etmesi hadisesine atıfta bulunur. Tatian, Greklere Söylev, 12. bölümde büyücü Artemis’ten bahseder. O, Hekate ile aynıdır.]
42. Ben Süleyman, bunları duyup hayret ederek onları yüzüğümle mühürledim, çok cüsseli ve güçlü oldukları için onlara Tanrı’nın Tapınağı’nın temellerini kazmalarını emrettim. Tapınağın uzunluğu iki yüz elli arşındı. Onlara gayretli olmalarını emrettim, ortak bir protesto mırıltısıyla kendilerine verilen görevleri yerine getirmeye başladılar.
43. Fakat ben Süleyman, Rabbi yücelttim ve huzuruma başka bir iblisin getirilmesini emrettim. Bana bir insanın tüm uzuvlarına sahip, fakat başı olmayan bir iblis getirildi. Onu görünce, “Söyle bana, sen kimsin?” dedim. O da cevap verdi, “Ben bir iblisim.” Ben de ona, “Hangisisin?” dedim. Bana cevap verdi, “Bana Haset denir. Başları yiyip yutmaktan haz alırım, kendime bir baş edinme arzusundayım, fakat yeterince yiyemiyorum, senin sahip olduğun gibi bir başa sahip olmak için can atıyorum.”
44. Ben Süleyman, bunu duyunca elimi göğsüne doğru uzatarak onu mühürledim. Bunun üzerine iblis yukarı fırladı, kendini yere attı ve inleyerek şöyle dedi, “Yazıklar olsun bana, nereye geldim böyle? Süleyman, beni mühürlediğin o Lapis (taş) yüzünden beni çukura atacaksın.” Ben de ona, “Öyleyse nasıl görebildiğini söyle bana” dedim. Bana cevap verdi, “Duyularım vasıtasıyla.” Ben Süleyman, sesinin bana ulaştığını duyunca, nasıl konuşabildiğini sordum. Bana cevap verdi, “Ben, ey Kral Süleyman, tamamen sesten ibaretim, çünkü pek çok insanın sesini miras aldım. Dilsiz denilen tüm insanların, henüz çocukken ve sekizinci günlerine ulaştıklarında başlarını parçalayan benim. Sonra bir çocuk gece ağladığında, ben bir ruh haline gelir ve onun sesi vasıtasıyla süzülürüm. Yol kavşaklarında da ifa edeceğim pek çok hizmetim vardır ve benimle karşılaşmak zarar doludur. Zira bir anda bir insanın başını yakalarım ve ellerimle, sanki bir kılıçla keser gibi onu kesip kendi üzerime koyarım. Ve bu şekilde, içimdeki ateş vasıtasıyla, boynumdan aşağı yutulur. İnsanların ayaklarına ağır ve tedavisi imkansız sakatlıklar gönderen, yaralar açan benim.”
45. Ben Süleyman, bunu duyunca ona dedim ki, “Söyle bana, ateşi dışarı nasıl püskürtüyorsun? Onu hangi kaynaklardan yayıyorsun?” Ruh bana dedi ki, “Sabah Yıldızı’ndan. Zira insanların kendisine dualar ettiği ve kandiller yaktığı o Elburion henüz burada bulunmamıştır. Ve onun adı, benden önceki yedi iblis tarafından zikredilir. Ve o, onları koruyup kollar.”
46. Ben de ona, “Bana onun adını söyle” dedim. Fakat o cevap verdi, “Sana söyleyemem. Zira onun adını söylersem, kendimi şifa bulmaz bir hale getiririm.”
“Ancak o, kendi ismiyle çağrıldığında gelecektir.” Ve bunu işittiğimde, ben Süleyman ona sordum, “Söyle bana öyleyse, hangi melek seni hüsrana uğratır?” Ve o cevap verdi, “Şimşeğin ateşli parıltısı.”
Ve ben İsrail’in Rabbi Tanrısı’nın önünde eğildim ve [okunamadı] gelene kadar Beelzebub’un gözetiminde kalmasını emrettim.
47. Sonra huzuruma başka bir iblisin gelmesini emrettim ve karşıma çok büyük cüsseli bir köpek çıktı, yüksek bir sesle konuşarak şöyle dedi, “Selam, Efendi, Kral Süleyman!” Ve ben Süleyman hayretler içinde kaldım. Ona sordum, “Sen kimsin, ey köpek?” Ve o cevap verdi, “Sana gerçekten bir köpek gibi görünüyorum, fakat sen var olmadan önce, ey Kral Süleyman, ben yeryüzünde pek çok günahkar işler yapmış bir insandım. Yazı sanatında olağanüstü derecede bilgiliydim ve göklerin yıldızlarını geride tutabilecek kadar güçlüydüm. Ve pek çok tanrısallık (thearkhia) eseri hazırladım. Çünkü bizim yıldızımızın ardınca giden insanlara zarar verir ve onları [okunamadı] döndürürüm. Ve çılgına dönmüş insanları gırtlaklarından yakalar, böylece onları helak ederim.”
48. Ve ben Süleyman ona sordum, “Senin adın nedir?” Ve o cevap verdi, “Asa” (Rabdos). Ve ona sordum, “Senin işin nedir? Ve ne gibi sonuçlar elde edebilirsin?” Ve o yanıtladı, “Bana adamını ver, onu dağlık bir yere götüreyim ve ona, onunla Rab Tanrı’nın Tapınağı’nı süsleyebileceğin, öteye beriye savrulmuş yeşil bir taş göstereyim.”
49. Ve ben Süleyman, bunu işitince, hizmetkârıma onunla birlikte yola çıkmasını ve Tanrı’nın mührünü taşıyan yüzüğü yanına almasını emrettim. Ve ona dedim ki, “Sana yeşil taşı her kim gösterirse, onu bu yüzükle mühürle. Ve o yeri dikkatle işaretle ve iblisi bana buraya getir.” Ve iblis ona yeşil taşı gösterdi, o da taşı mühürledi ve iblisi bana getirdi. Ve ben Süleyman, sağ elimdeki mühürle her ikisini, yani başsız iblisi ve aynı şekilde o devasa köpeği hapsetmeye karar verdim, o da bağlanmalıydı. Ve köpeğe, ateşli ruhu güven altında tutmasını emrettim, öyle ki sanki kandillermiş gibi, gece ve gündüz onun ağzından çıkan ışık, çalışan zanaatkârların üzerine vursun.
50. Ve ben Süleyman, o taşın madeninden, benzer görünümdeki buhur sunağının ayakları için iki yüz şikel aldım.
Ve ben Süleyman, Rab Tanrı’yı yücelttim ve ardından o taşın hazinesinin etrafını kapattım. Ve iblislere, Tanrı’nın evinin inşası için yeniden mermer kesmelerini emrettim. Ve ben Süleyman, Rabbe dua ettim ve köpeğe sorup dedim ki, “Hangi melek tarafından hüsrana uğratılırsın?” Ve iblis yanıtladı, “Yüce Brieus tarafından.”
51. Ve ben göğün ve yerin Rabbi Tanrısı’nı övdüm ve başka bir iblisin bana doğru gelmesini emrettim, ve önüme kükreyen bir aslan suretinde biri geldi. Ve durup bana cevap vererek dedi ki, “Ey kral, sahip olduğum bu surette ben, algılanması tamamen imkansız olan bir ruhum. Hastalıktan bitkin düşmüş tüm insanların üzerine, gizlice yaklaşarak atlarım, ve o insanı halsiz bırakırım, öyle ki bedeninin gücü zayıflar. Fakat benim başka bir ihtişamım daha var, ey kral. Ben iblisleri kovarım ve emrim altında lejyonlar vardır. Ve ben, emrim altındaki lejyonlara ait tüm iblislerle birlikte, meskenlerimde kabul edilmeye uygunum.” Fakat ben Süleyman, bunu işitince ona sordum, “Senin adın nedir?” O ise cevap verdi, “Aslan-taşıyıcı, soyca Rath.” Ve ona dedim ki, “Sen ve lejyonların nasıl hüsrana uğratılırsınız? Seni hüsrana uğratan melek hangisidir?” Ve o cevap verdi, “Eğer sana adımı söylersem, sadece kendimi değil, emrim altındaki iblis lejyonunu da bağlamış olurum.”
52. Bunun üzerine ona dedim ki, “Sabaoth Tanrısı’nın adıyla sana yemin ettiririm, ordunla birlikte hangi isimle hüsrana uğratıldığını bana söyle!” Ve ruh bana cevap verdi, “İnsanlar tarafından pek çok acı çekecek olan, ismi 644 sayısı olan, yani Emmanuel olan ‘insanlar arasındaki o yüce kişi’, işte bizi bağlayan ve sonra gelip bizi sarp kayalıktan suyun içine daldıracak olan odur. O, kendisini aşağı indiren üç harfle her yerde duyulur.”
53. Ve ben Süleyman, bunu işitince Tanrı’yı yücelttim ve onun lejyonunu sık ormandan odun taşımaya mahkum ettim. Ve aslan suretindeki o iblisin kendisini ise, Tanrı’nın Tapınağı için sönmeyen fırında yakılmak üzere, odunları dişleriyle küçük küçük biçmeye mahkum ettim.
54. Ve İsrail’in Rab Tanrı’sına secde ettim, başka bir iblisin öne çıkmasını buyurdum. Ve önüme korkunç renkli, üç başlı bir ejderha geldi. Ona sordum, “Sen kimsin?” Ve bana cevap verdi, “Ben, faaliyeti üç yönde olan, pıtrak benzeri [NOT: Atların ayaklarını yaralamak için yere atılan üç dikenli bir alet] bir ruhum. Ancak kadınların rahmindeki çocukları kör eder, kulaklarını döndürürüm. Onları sağır ve dilsiz ederim. Üçüncü başımda ise içeri süzülmek için başka yollar vardır. Ve insanların vücutlarının uzuvsuz kısmına vurur, onların yere düşmesine, köpürmesine ve dişlerini gıcırdatmasına sebep olurum. Lakin alt edilmemin de kendine has bir yolu vardır, ‘başın yeri’ [NOT: Golgotha, Adem'in kafatasının burada bulunduğuna ve çarmıhın buraya dikildiğine inanılan yer] olarak adlandırılan yere kadar Kudüs yazıyla işaretlenmiştir. Çünkü orada büyük meclisin meleği önceden tayin edilmiştir ve şimdi o, açıkça çarmıh üzerinde ikamet edecektir. O beni alt eder ve ben ona boyun eğerim.”
55. “Lakin ey Kral Süleyman, senin oturduğun yerde, havada, erguvani renkte bir sütun durmaktadır. Ephippas adlı iblis onu Kızıldeniz’den, iç Arabistan’dan yukarı getirmiştir. Bir tulumun içine kapatılıp senin huzuruna getirilecek olan odur. Ve ey Kral Süleyman, inşa etmeye başladığın Tapınağın girişinde, kazıp çıkarman ve alıp götürmen gereken çok miktarda altın depolanmış halde yatmaktadır.” Ve ben Süleyman, hizmetkarımı gönderdim ve iblisin bana söylediği gibi olduğunu gördüm. Ve onu yüzüğümle mühürledim, Rab Tanrı’ya hamdettim.
56. Ona şöyle dedim, “Sana ne ad verilir?” Ve iblis dedi ki, “Ben ejderhaların sorgucuyum.” Ve Tapınakta tuğla yapmasını buyurdum. İnsan ellerine sahipti.
57. Ve İsrail’in Rab Tanrı’sına secde ettim, başka bir iblisin kendini göstermesini buyurdum. Ve önüme kadın suretinde, hiçbir uzvu olmayan bir kafaya sahip [NOT: Medusa başının bir iblise dönüştürülmüş hali], saçları darmadağınık bir ruh geldi.
Ve ona dedim ki, “Sen kimsin?” Lakin o cevap verdi, “Asıl sen kimsin? Ve niçin benim hakkımda bir şeyler duymak istiyorsun?”
58. Ve ben Süleyman, içimde ikamet eden bilgelik [NOT: Philo ve erken dönem Kilise Babaları tarafından Logos ile özdeşleştirilen Sophia] sebebiyle kendimi tutarak onun bana emrettiği gibi yaptım, ta ki onun işlerini duyayım, onları kınayayım ve insanlara ifşa edeyim.
Ve oturdum, iblise dedim ki, “Sen kimsin?” Ve o dedi ki, “İnsanlar arasında bana Obizuth denir, geceleri uyumam, tüm dünyayı dolaşır ve doğum yapan kadınları ziyaret ederim. Doğum saatini tahmin ederek yerimi alırım, eğer şansım yaver giderse çocuğu boğarım. Gitmezse başka bir yere çekilirim. Çünkü tek bir geceyi bile başarısızlıkla kapatıp çekilemem. Zira ben sayısız isimli ve çok şekilli, azgın bir ruhum. Kah oraya, kah buraya dolanırım. Ve batı bölgelerine doğru turlarımı atarım. Lakin şimdiki durumda, beni Tanrı’nın yüzüğüyle çepeçevre mühürlemiş olsan da hiçbir şey yapmış sayılmazsın. Senin önünde durmuyorum ve bana hükmedemeyeceksin. Çünkü benim çocukları helak etmekten, kulaklarını sağır etmekten, gözlerine kötülük yapmaktan, ağızlarını bir bağla bağlamaktan, zihinlerini harabeye çevirmekten ve bedenlerine acı vermekten başka bir işim yoktur.”
59. Ben Süleyman bunu işittiğimde, onun görünüşüne hayret ettim, çünkü tüm bedeninin karanlık içinde olduğunu gördüm. Lakin bakışı tamamen parlak ve yeşilimsiydi, saçları bir ejderhanınki gibi vahşice savruluyordu ve uzuvlarının tamamı görünmezdi. Ve bana gelen sesi çok berraktı. Ve kurnazca dedim ki, “Bana hangi melek tarafından alt edildiğini söyle, ey şerir ruh?” Lakin bana cevap verdi, “Şimdi ve her zaman beni alt eden, Raphael anlamına gelen, Afarof adlı Tanrı’nın meleği tarafından. Eğer bir kimse bu ismi bilir ve doğum yapan bir kadının üzerine yazarsa, o kadının içine girmem mümkün olmaz. Bu ismin sayısal değeri 640’tır.” Ve ben Süleyman bunu işitip Rab’bi yücelttikten sonra, saçlarının bağlanmasını ve Tanrı’nın Tapınağının önüne asılmasını emrettim, öyle ki yoldan geçen tüm İsrail oğulları bunu görsün ve bu mühür vasıtasıyla, Tanrı’dan gelen bilgelik ve güçle bana bu yetkiyi veren İsrail’in Rab Tanrı’sını yüceltsin.
60. Ve yine başka bir iblisin önüme gelmesini buyurdum. Ve yuvarlanarak gelen, görünüşü ejderhaya benzeyen, fakat bir insanın yüzüne ve ellerine sahip olan biri geldi. Ayakları hariç tüm uzuvları bir ejderhanınkiler gibiydi ve sırtında kanatları vardı.
Ve onu gördüğümde hayrete düştüm ve dedim ki, “Sen kimsin iblis, sana ne ad verilir? Ve nereden geldin?”
61. Ve ruh cevap verip dedi ki, “Ey Kral Süleyman, senin huzurunda ilk kez duruyorum. Ben insanlar arasında tanrılaştırılmış bir ruhum, fakat şimdi Tanrı tarafından sana bahşedilen yüzük ve bilgelik ile hiçe indirildim. Ben kanatlı ejderha olarak adlandırılanım, pek çok kadınla düşüp kalkmam, sadece bu yıldızın xuli adına sahip olan, güzel endamlı birkaç kadınla birlikte olurum. Ve onlarla kanatlı formda bir ruh kılığında, arkadan cinsel ilişkiye girerek çiftleşirim.”
Ve üzerine atladığım kadın gebelikle ağırlaşır, ondan doğan ise eros olur, ancak böyle bir soy insanlar tarafından taşınamayacağı için, söz konusu kadın yel çıkarır, benim rolüm [okunamadı] budur.
Yalnızca benim tatmin olduğumu varsay, o zaman senin tarafından taciz edilen ve rahatsız edilen diğer tüm iblisler gerçeğin tamamını söyleyecektir, ancak ateşten müteşekkil olanlar, Tapınak inşası için kendileri tarafından toplanacak olan kütüklerin malzemesini ateşle yakıp kül edecektir.
62. İblis bunu söylediğinde, ruhun onun ağzından çıktığını gördüm, bu ruh günnük ağacının odununu tüketti ve Tanrı'nın Tapınağı'na yerleştirdiğimiz tüm kütükleri yakıp kül etti.
Ve ben Süleyman, ruhun ne yaptığını gördüm ve hayret ettim.
63. Tanrı'yı yücelttikten sonra, ejderha biçimli iblise sordum ve dedim ki, "Söyle bana, hangi melek tarafından engellenirsin?" Ve o cevap verdi, "İbranicede Bcusazath olarak adlandırılan, ikinci gökte makamı olan büyük melek tarafından." Ve ben Süleyman, bunu duyup onun meleğini çağırdıktan sonra, onu Tanrı'nın Tapınağı'nın inşası için mermerleri testereyle kesmeye mahkum ettim, Tanrı'ya övgüler sundum ve huzuruma başka bir iblisin gelmesini emrettim.
64. Ve yüzümün önüne, kendi formunda bir kadınmış gibi başka bir ruh geldi, ancak omuzlarında elleri olan iki başka başı daha vardı. Ve ona sordum ve dedim ki, "Söyle bana, sen kimsin?" Ve bana dedi ki, "Ben, aynı zamanda sayısız isme sahip olan Enipsigos'um." Ve ona dedim ki, "Hangi melek tarafından engellenirsin?" Fakat o bana dedi ki, "Ne ararsın, ne sorarsın? Adımla anıldığım tanrıça gibi ben de değişimler geçiririm, tekrar değişirim ve başka bir şeklin egemenliğine girerim, bu yüzden benimle ilgili her şeyi bilmeye hevesli olma, ancak madem bu kadarı için huzurumdasan, dinle, ben ayda ikamet ederim ve bu nedenle üç forma sahibim, bazen bilgeler tarafından büyüyle Kronos olarak çağrılırım, diğer zamanlarda beni aşağı indirenlerle bağlantılı olarak, aşağı iner ve başka bir şekilde görünürüm, unsurun [NOT: Gök cisminin konumu veya boyutu kastedilmektedir] ölçüsü açıklanamaz, tanımlanamaz ve engellenemez, ben de bu üç forma dönüşerek aşağı iner ve beni gördüğün halimi alırım, ancak üçüncü gökte oturan melek Rathanael tarafından engellenirim, işte bu yüzden seninle konuşuyorum, ötedeki tapınak beni içine alamaz."
65. Ben Süleyman bu yüzden Tanrıma dua ettim ve Enipsigos'un bana bahsettiği meleği çağırdım, mührümü kullandım, onu üç katlı bir zincirle mühürledim ve zincirin bağını onun altına yerleştirdim, Tanrı'nın mührünü kullandım ve ruh bana kehanette bulunarak dedi ki, "Kral Süleyman, bize yaptığın işte budur, ancak bir süre sonra krallığın parçalanacak ve yine zamanı geldiğinde bu Tapınak yarılarak açılacak, tüm Kudüs ise Perslerin, Medlerin ve Kildanilerin Kralı tarafından harabeye çevrilecek, senin yaptığın bu Tapınağın kapları, tanrıların kölece hizmetlerinde kullanılacak ve onlarla birlikte bizi içine kapattığın tüm kavanozlar, insan eliyle kırılacak, o zaman bizler büyük bir güçle şuraya buraya gideceğiz ve tüm dünyaya yayılacağız, Tanrı'nın Oğlu çarmıha gerilene kadar uzun bir süre boyunca meskun dünyayı saptıracağız, çünkü ondan önce asla onun gibi, hepimizi engelleyen ve annesi bir insanla temas kurmamış olan bir kral ortaya çıkmayacaktır, ilk iblisin ayartmaya çalışacağı ama üzerinde üstünlük kuramayacağı o kişiden başka, ruhlar üzerinde böyle bir yetkiyi kim alabilir? Onun isminin sayısı 644'tür, yani Emmanuel'dir, bu yüzden, ey Kral Süleyman, senin zamanın kötüdür, yılların kısa ve kötüdür ve krallığın senin hizmetkarına verilecektir."
66. Ve ben Süleyman, bunu duyduktan sonra Tanrı'yı yücelttim, iblislerin bu savunmasına hayret etmiş olsam da, gerçekleşene kadar buna inanmadım, onların sözlerine inanmadım, ancak bunlar gerçekleştiğinde anladım ve ölümümde İsrailoğullarına bu Vasiyetname'yi yazdım ve onlara verdim, öyle ki iblislerin güçlerini, şekillerini ve bu iblislerin kendileriyle engellendiği meleklerinin isimlerini bilsinler, İsrail'in Rabbi Tanrısı'nı yücelttim ve ruhun çözülemez bağlarla bağlanmasını emrettim.
67. Ve Tanrı’ya hamdedip huzuruma başka bir ruhun gelmesini buyurdum, ön tarafı at, arka tarafı ise balık şeklinde olan başka bir iblis belirdi karşımda. Gür bir sesle bana şöyle dedi, Ey Kral Süleyman, ben denizin azgın bir ruhuyum, altına ve gümüşe aç gözlülük ederim. Ben, denizin engin sularında dönenip duran ve orada yelken açan insanları çelmeleyen bir ruhum. Çünkü bir dalgaya dönüşür, şekil değiştirir, sonra kendimi gemilerin üzerine atıp doğrudan içlerine girerim. Benim işim, para ve insan ele geçirme yöntemim budur. Çünkü insanları yakalar, kendimle birlikte döndürür ve onları denizden dışarı fırlatırım. İnsanların bedenlerine tamah etmem, onları denizden uzağa fırlatıp atarım. Ancak havadaki, yer altındaki ve yeryüzündekilerin efendisi olan iblisler hükümdarı Beelzeboul, her birimizin işlerinde bizimle ortak bir krallığa sahip olduğundan, onunla birlikte belirli bir durumu değerlendirmek üzere denizden yukarı çıktım.
68. Fakat benim başka bir karakterim ve rolüm de var. Kendimi dalgalara dönüştürür, denizden yukarı çıkarım. İnsanlara görünürüm, bu yüzden yeryüzündekiler insan formuna büründüğüm için bana Kunopaston derler. Adım gerçektir. Çünkü insanların içine nüfuz ederek onlara bir nevi mide bulantısı veririm. Buraya hükümdar Beelzeboul ile istişare etmek için gelmiştim, o ise beni bağlayıp senin ellerine teslim etti. Bu mühür yüzünden şimdi senin huzurundayım ve sen bana azap çektiriyorsun. Bak, iki veya üç gün içinde seninle konuşan bu ruh tükenecek, çünkü hiç suyum kalmayacak.
69. Ona şöyle dedim, Bana hangi melek tarafından engellendiğini söyle. O da cevap verdi, Iameth ile. Ve Tanrı’yı yücelttim.
Ruhun, her biri ikişer ölçü olan on testi deniz suyuyla birlikte bir şişeye kapatılmasını buyurdum. Kabın ağzını mermer, asfalt ve zift ile yukarıdan mühürlettim.
Yüzüğümle mühürledikten sonra Tanrı’nın Tapınağı’na emanet edilmesini emrettim. Ve huzuruma başka bir ruhun gelmesini buyurdum.
70. Ve karşımda, parıldayan gözleriyle belli belirsiz bir insan formuna sahip, elinde bir kılıç taşıyan köleleştirilmiş başka bir ruh belirdi. "Sen kimsin?" diye sordum. Şöyle cevap verdi, Ben, devler zamanındaki katliamda ölen dev bir adamdan türemiş, şehvet düşkünü bir ruhum. Ona dedim ki, Yeryüzünde ne işle meşgul olduğunu ve nerede ikamet ettiğini bana söyle.
71. Şöyle dedi, Meskenim bereketli yerlerdedir, ancak yöntemim şudur. Mezarların arasından geçen insanların yanına oturur, zamansız anlarda ölülerin şekline bürünürüm, birini yakalarsam hemen kılıcımla onu yok ederim. Eğer onu yok edemezsem, içine bir iblis girmesine sebep olurum, öyle ki kendi etini yer ve çenesindeki kıllar dökülür. Ona dedim ki, Sen göğün ve yerin Tanrı’sından kork ve hangi melek tarafından engellendiğini bana söyle. Şöyle cevap verdi, Beni, Kurtarıcı olacak olan o kişi yok eder, öyle bir insan ki, eğer biri onun sayısını alnına yazarsa beni alt eder ve ben korkuyla hızla geri çekilirim.
Ve gerçekten de, eğer biri bu işareti üzerine yazarsa korkuya kapılırım. Ben Süleyman, bunu işitince ve Rab Tanrı’yı yücelttikten sonra, bu iblisi de diğerleri gibi hapsettim.
72. Ve başka bir iblisin huzuruma gelmesini buyurdum. Karşımda, kafaları köpek gibi şekilsiz, fakat bedenleri insan formunda olan otuz altı ruh belirdi, aralarında eşek yüzlüler, öküz yüzlüler ve kuş yüzlüler vardı. Ben Süleyman, onları görünce ve işitince hayrete düştüm, onlara sorup dedim ki, Siz kimlersiniz? Onlar ise tek bir ağızdan, uyum içinde dediler ki, Bizler bu karanlığın dünya yöneticileri olan otuz altı unsuruz. Fakat ey Kral Süleyman, bize haksızlık etmeyeceksin, bizi hapsetmeyeceksin ve bize emirler yağdırmayacaksın, lakin Rab Tanrı sana havadaki, yeryüzündeki ve yer altındaki her ruh üzerinde yetki verdiğinden, biz de koçtan ve boğadan, hem ikizlerden hem yengeçten, aslandan ve başaktan, teraziden ve akrepten, yaydan, oğlaktan, kovadan ve balıktan diğer ruhlar gibi senin huzuruna çıkıyoruz.
73. O zaman ben Süleyman, Rab Sebaot’un adını zikrettim ve her birine sırayla karakterinin ne olduğunu sordum. Her birine öne çıkmasını ve yaptıklarını anlatmasını buyurdum. İlk olanı öne çıktı ve dedi ki, Ben burçlar kuşağının ilk dekanıyım [NOT: astrolojide bir burcun on derecelik üç bölümünden her biri] ve bana koç denir, bu ikisi de benimledir. Onlara şu soruyu yönelttim, Adınız nedir? İlki dedi ki, Bana Ruax denir ey Efendim, insanların zihinlerini uyuşturur ve alınlarını yağmalarım. Ancak 'Michael, Ruax’ı hapset' sözlerini işittiğim anda hemen geri çekilirim.
74. İkincisi dedi ki, Bana Barsafael denir ve benim saatime tabi olanların migren ağrısı çekmesine sebep olurum. Eğer sadece 'Gabriel, Barsafael’i hapset' sözlerini işitirsem, hemen geri çekilirim.
75. Üçüncüsü dedi ki, Bana Ardtosael denir. Gözlere zarar veririm ve
76. Beşinci şöyle dedi, “Bana Iudal denir, kulaklarda tıkanıklığa ve sağırlığa yol açarım. Eğer ‘Uruel Iudal’ sözünü işitirsem, derhal geri çekilirim.”
77. Altıncı şöyle dedi, “Bana Sphendonail denir. Parotis bezinde tümörlere, bademcik iltihaplarına ve tetanik kasılmalara [NOT: Vücudun arkaya doğru yay gibi büküldüğü tetanos kasılması] sebep olurum. Eğer ‘Sabrael, Sphendonail’i hapset’ sözünü işitirsem, derhal geri çekilirim.”
78. Ve yedinci şöyle dedi, “Bana Sphandor denir, omuzların gücünü zayıflatır ve onların titremesine yol açarım, ellerin sinirlerini felç eder ve boyun kemiklerini kırıp ezirim. Ve ben, iliği emerim. Fakat eğer ‘Arail, Sphandor’u hapset’ sözlerini işitirsem, derhal geri çekilirim.”
79. Ve sekizinci şöyle dedi, “Bana Belbel denir. İnsanların kalplerini ve zihinlerini saptırırım. Eğer ‘Arail, Belbel’i hapset’ sözlerini işitirsem, derhal geri çekilirim.”
[NOT: Metindeki eksiklik nedeniyle 80, 81 ve 82. maddelerin başı bulunmamaktadır] insanların evlerinde huzursuzluklara ve kötülüklere yol açar, üzerlerine sert bir mizaç gönderirim. Eğer bir kimse evinde huzur bulmak isterse, beni boşa çıkaran meleğin isimleriyle birlikte şu isimleri yedi defne yaprağına yazsın, Sabadth’ın oğulları Iae, Ie, yüce Tanrı’nın adıyla Katanikotael’i kapatsın. Sonra defne yapraklarını suda yıkasın ve bu suyla evini içeriden dışarıya doğru sulasın. O vakit derhal geri çekilirim.”
83. On ikinci şöyle dedi, “Bana Saphathorail denir, insanlarda tarafgirlik hissi uyandırır ve onların tökezlemesinden haz alırım. Eğer bir kimse bir kağıda şu melek isimlerini yazarsa, Iaed, Ieald, Idelet, Sabadth, Ithothy, Bae ve bunu katlayıp boynuna veya kulağının arkasına takarsa, derhal geri çekilir ve sarhoşluk nöbetini dağıtırım.”
84. On üçüncü şöyle dedi, “Bana Bobel denir, saldırılarımla sinir hastalıklarına yol açarım. Eğer yüce olanın adını işitirsem [okunamadı]”
86. On beşinci şöyle dedi, “Bana Rax denir. Soğuk algınlığına, donmaya ve mide ağrısına sebep olurum. Yalnızca şu sözleri işitmem yeterlidir, ‘Iarx, kalma, ısınma, çünkü Süleyman on bir atadan daha adildir’ ve derhal geri çekilirim.”
87. On altıncı şöyle dedi, “Bana Atrax denir. İnsanlara tedavisi mümkün olmayan ve zarar veren hummalar musallat ederim. Eğer beni hapsetmek isterseniz, kişnişi ince ince kıyıp dudaklara sürün ve şu tılsımlı sözleri okuyun, ‘Pislikten kaynaklanan humma, seni en yüce Tanrı’nın tahtı adına yeminle menediyorum, pislikten ve Tanrı’nın yarattığı kuldan geri çekil.’ Ve derhal geri çekilirim.”
88. On yedinci şöyle dedi, “Bana Ieropaël denir. İnsanların midesine oturur, banyoda ve yolda kasılmalara yol açarım, nerede bulunursam veya bir insanı nerede bulursam onu yere sererim. Fakat eğer bir kimse ıstırap çekenin sağ kulağına şu isimleri üç kez fısıldarsa, ‘Iudarizty, Sabunê, Denôe’ derhal geri çekilirim.”
89. On sekizinci şöyle dedi, “Bana Buldumtech denir. Karıyı kocadan ayırır ve aralarına kin sokarım. Eğer bir kimse senin atalarının isimlerini ey Süleyman, bir kağıda yazar ve onu evinin giriş holüne yerleştirirse, oradan geri çekilirim. Ve yazılacak olan ibare şöyle olmalıdır, ‘İbrahim’in Tanrısı, İshak’ın Tanrısı ve Yakub’un Tanrısı sana emrediyor, bu evden barışla çekil.’ Ve ben derhal çekilirim.”
90. On dokuzuncu şöyle dedi, “Bana Naoth denir ve insanların dizlerine yerleşirim. Eğer bir kimse kağıda, ‘Phnunobotol, uzaklaş Nathath ve boyna dokunma’ yazarsa, derhal geri çekilirim.”
91. Yirminci şöyle dedi, “Bana Mardero denir. İnsanlara şifası olmayan hummalar gönderirim. Eğer bir kimse bir kitabın yaprağına, ‘Sphendor, Rafael, çekilin, beni sürüklemeyin, derimi yüzmeyin’ yazar ve bunu boynuna bağlarsa, derhal geri çekilirim.”
92. Yirmi birinci şöyle dedi, “Bana Alath denir ve çocuklarda öksürüğe ve nefes darlığına yol açarım. Eğer bir kimse kağıda, ‘Roror, Alath’ı kovala’ yazar ve bunu çocuğun boynuna bağlarsa, derhal geri çekilirim.”
93. Yirmi üçüncü şöyle dedi, “Bana Nephthada denir. Böbrekleri ağrıtır ve idrar zorluğuna yol açarım. Eğer bir kimse bir kalay levha üzerine, ‘Iathoth, Uruel, Nephthada’ sözlerini yazar ve bunu beline bağlarsa, derhal geri çekilirim.”
94. Yirmi dördüncü şöyle dedi, “Bana Akton denir. Kaburgaların ve bel kaslarının ağrımasına sebep olurum. Eğer bir kimse demirlemiş olduğu yeri kaçıran bir gemiden alınmış bakır bir malzeme üzerine şunu kazırsa, ‘Marmaraoth, Sabadth, Akton’u kovala’ ve bunu beline bağlarsa, derhal geri çekilirim.”
95. Yirmi beşinci şöyle dedi, “Bana Anatreth denir ve bağırsaklara yangılar ve hummalar gönderirim. Fakat eğer ‘Aram, Charara’ sözlerini işitirsem, anında geri çekilirim.”
97. Yirmi yedinci şöyle dedi, “Bana Phith denir. İnsanları verem eder ve kanamalara yol açarım. Eğer bir kimse on birinci aeon [NOT: Gnostik kozmolojide tanrısallık (thearkhia) hiyerarşisinden neşet eden ilahi güç veya zaman boyutu] adına güzel kokulu ve seyreltilmemiş şarap içinde bana karşı efsun okur ve ‘Durman için on birinci aeon adına sana yemin verdiriyorum, talep ediyorum Phith’ der ve sonra bunu hastaya içirirse, derhal geri çekilirim.”
98. Yirmi sekizinci şöyle dedi, “Bana Uarpax denir ve insanlara uykusuzluk gönderirim. Eğer bir kimse ‘Kokphnidonos’ yazar ve bunu şakaklarına bağlarsa, derhal geri çekilirim.”
99. Yirmi dokuzuncu şöyle dedi, “Bana Anostir denir. Rahim çılgınlığına ve mesane ağrılarına yol açarım. Eğer bir kimse saf yağın içine üç defne tohumu ufalayıp sürer ve ‘Sana yemin verdiriyorum Anostir, Marmarad adına dur’ derse, derhal geri çekilirim.”
100. Otuzuncu şöyle dedi, “Bana Alleborith denir. Eğer yemek yerken [okunamadı]”
SÜLEYMAN'IN VASİYETİ
...biri bir balık kılçığı yutarsa, o zaman balıktan bir kılçık almalı ve öksürmelidir, ben de derhal geri çekilirim.
101. Otuz birinci şöyle dedi, "Benim adım Htphisikireth, müzmin hastalıklara yol açarım. Avuçta ovulmuş tuzu yağa karıştırıp hastanın üzerine sürer ve 'Seraphim, Cherubim, bana yardım edin!' derseniz, derhal çekilirim."
103. Otuz üçüncü şöyle dedi, "Benim adım Agchontdn. Kundak bezlerinin arasında ve uçurumlarda mesken tutarım. Eğer bir kimse incir yapraklarının üzerine her defasında bir harf eksilterek ve harfleri tersine çevirerek 'Lycurgos' yazarsa, derhal çekilirim. Lycurgos, ycurgos, kurgos, yrgos, gos, os."
104. Otuz dördüncü şöyle dedi, "Benim adım Autothith. Kin ve kavgaya sebep olurum. Bu yüzden, yazıldığı takdirde Alpha ve Omega tarafından hüsrana uğratılırım."
106. Otuz altıncı şöyle dedi, "Benim adım Bianaktih. Bedene karşı bir kin beslerim. Evleri harap eder, etin çürümesine yol açarım ve buna benzer diğer her şeye sebep olurum. Eğer bir adam evinin dış kapısına 'M6lt6, Ardu, Anaath' yazarsa, o yerden kaçarım."
107. Ve ben Süleyman, bunu işittiğimde, göğün ve yerin Tanrı'sını yücelttim. Ve Tanrı'nın Tapınağı'na su getirmelerini emrettim. Ve dahası, insanlığı engelleyen dışarıdaki iblislerin bağlanması ve Tanrı'nın Tapınağı'na yaklaştırılması için Rab Tanrı'ya dua ettim. Bu iblislerin bazılarını, Tanrı'nın Tapınağı'nın inşasındaki ağır işleri yapmaya mahkum ettim.
Diğerlerini zindanlara kapattım. Bazılarına ise kurşun ve potanın yanında oturarak, altın ve gümüş yapımındaki ateşle mücadele etmelerini emrettim.
Ve diğer iblislerin kapatılacağı yerlerin hazırlanmasını buyurdum.
108. Ve ben Süleyman, tüm yeryüzünde büyük bir sükunete erdim, bütün insanlar ve gök altındaki herkes tarafından onurlandırılarak derin bir barış içinde ömür sürdüm. Ve Rab Tanrı'nın Tapınağı'nın tamamını inşa ettim. Krallığım müreffeh, ordum ise yanımdaydı. Geri kalan zamanda Kudüs şehri huzur, neşe ve sevinç içindeydi.
Ve yeryüzünün bütün kralları, Rab Tanrı için inşa ettiğim Tapınağı görmek üzere dünyanın dört bir yanından bana geldiler. Bana verilen bilgeliği işiterek, Tapınak'ta bana biat ettiler, çok ve çeşitli altın, gümüş, değerli taşlar, tunç, demir, kurşun ve sedir kütükleri getirdiler. Tanrı'nın Tapınağı'nın donanımı için bana çürümeyen ağaçlar getirdiler.
109. Ve onların arasında güneyin kraliçesi de bir büyücü olarak büyük bir merakla geldi ve önümde yere kadar eğildi. Bilgeliğimi işittiğinde İsrail'in Tanrı'sını yüceltti ve bana bahşedilen bilgeliğe uygun olarak, kendisine öğrettiğim tüm sevgiye ve bilgeliğime dair beni çetin bir sınava tabi tuttu. Ve bütün İsrail oğulları Tanrı'yı yüceltti.
110. Ve bak, o günlerde işçilerden oldukça yaşlı biri önümde yere kapandı ve şöyle dedi, "Kral Süleyman, bana acı, çünkü ben yaşlıyım." Bunun üzerine onun ayağa kalkmasını buyurdum ve "Söyle bana ihtiyar, ne dilersen" dedim. O da cevap verdi, "Sana yalvarırım kralım, benim bir tek oğlum var, beni herkesin gözü önünde aşağılayıp dövüyor, başımın saçlarını yoluyor ve beni acı dolu bir ölümle tehdit ediyor. Bu yüzden senden rica ediyorum, benim öcümü al."
111. Ve ben Süleyman, bunu işittiğimde, onun yaşlılığına bakarak merhamet duydum, çocuğun bana getirilmesini emrettim. Çocuk getirildiğinde, bunun doğru olup olmadığını ona sordum. Genç adam şöyle dedi, "Babama elimle vuracak kadar delilikle dolup taşmadım. Bana merhamet et, ey kral. Çünkü ben, şu zavallı halimle, böyle bir saygısızlığı yapmaya cüret etmedim." Fakat ben Süleyman, gençten bunu işitince, ihtiyara meseleyi tekrar düşünmesini ve oğlunun özrünü kabul etmesini tavsiye ettim. Ancak ihtiyar bunu kabul etmedi, aksine onun ölmesine izin vermeyi tercih edeceğini söyledi.
İhtiyar boyun eğmeyince, tam genç hakkında hüküm vermek üzereydim ki, iblis Omias'ın güldüğünü gördüm. İblisin huzurumda gülmesine çok öfkelendim, adamlarıma diğer tarafları uzaklaştırmalarını ve Omias'ı mahkememin önüne getirmelerini emrettim.
Huzuruma getirildiğinde ona, "Lanetli yaratık, neden bana bakıp güldün?" dedim. İblis cevap verdi, "Yalvarırım kralım, senin yüzünden gülmedim, bu bahtsız ihtiyar ve onun zavallı oğlu yüzünden güldüm. Çünkü üç gün sonra oğlu vaktinden önce ölecek, oysa ihtiyar onu feci bir şekilde ortadan kaldırmayı arzuluyor."
112. Fakat ben Süleyman, bunu işitince iblise, "Bu söylediğin doğru mu?" dedim. O da, "Doğrudur, ey kral" diye cevap verdi. Ben de bunu işitince, iblisi uzaklaştırmalarını ve ihtiyarı oğluyla birlikte yeniden huzuruma getirmelerini buyurdum. Onları tekrar barıştırdım ve kendilerine yiyecek verdim.
Ve sonra ihtiyara, üç gün sonra oğlunu buraya, bana tekrar getirmesini söyledim, "ve" dedim, "onunla ben ilgileneceğim." Onlar da beni selamlayıp yollarına gittiler.
113. Onlar gittikten sonra Omias'ın öne çıkarılmasını emrettim ve ona, "Bunu nasıl bildiğini bana söyle" dedim, o da cevap verdi, "Biz iblisler gök kubbeye yükselir, yıldızların arasında uçuşuruz. Ve insanların ruhları hakkında verilen hükümleri işitiriz, derhal geliriz ve gerek nüfuz gücüyle, gerek ateşle, gerek kılıçla ya da bir kaza vasıtasıyla yıkım eylemimizi gizleriz, eğer bir insan vaktinden önce bir felaketle veya şiddetle ölmezse, o zaman biz iblisler, insanlara görünmek ve insani tabiatımızla tapınılmak üzere kendimizi dönüştürürüz."
114. Bunu işitince Rab Tanrı’yı yücelttim ve iblise tekrar sual edip, “Bana söyleyin, iblisler olduğunuz halde göğe nasıl yükselebiliyor, yıldızların ve mukaddes meleklerin arasına karışabiliyorsunuz?” dedim. O da cevap verdi, “Gökte her ne tamamına ererse, yeryüzünde de onların tamamının suretleri vuku bulur.
Zira hükümdarlıklar, otoriteler, dünya hükümdarları vardır ve biz iblisler havada uçuşuruz, semavi varlıkların seslerini işitir ve tüm güçleri gözleriz. Konup dinlenecek bir zeminimiz olmadığından, gücümüzü yitirir ve ağaçlardan dökülen yapraklar gibi düşeriz. İnsanlar ise bizi gördüklerinde yıldızların gökten kaydığını sanırlar. Lakin ey kral, işin aslı böyle değildir, bizler güçsüzlüğümüzden ve tutunacak hiçbir yerimiz olmadığından düşeriz, böylece gecenin derinliğinde ve ansızın şimşekler gibi aşağı ineriz. Şehirleri ateşe verir, tarlaları yakıp yıkarız. Çünkü yıldızların, güneş ve ay gibi, gökte sağlam temelleri vardır.”
115. Süleyman bunu işitince, iblisin beş gün boyunca muhafaza altında tutulmasını emretti. Beş günün ardından yaşlı adamı tekrar çağırttım ve onu sorgulamak üzereydim. Fakat yanıma keder içinde ve yüzü sararıp solmuş [NOT: Metindeki "black face" ifadesi, derin keder ve yas alameti olarak yüzün kararması, solması anlamındadır] bir halde geldi. Ona, “Söyle bana ihtiyar, oğlun nerede? Ve bu yas kıyafeti ne anlama geliyor?” dedim. O da cevap verdi, “İşte evlatsız kaldım, çaresizlik içinde oğlumun mezarı başında oturuyorum. Zira o öleli iki gün oldu.” Ben Süleyman bunu işitince ve iblis Omias’ın bana doğruyu söylemiş olduğunu anlayınca, İsrail’in Tanrısı’nı yücelttim.
116. Güneyin kraliçesi tüm bunları gördü ve hayretler içinde kalarak İsrail’in Tanrısı’nı yüceltti, Rabbin Tapınağı’nın inşa edilişini seyretti. Tapınağa bir siklos (şekel) altın, yüz myriad gümüş ve seçkin tunç bağışlayarak içeri girdi.
Buhur sunağını, bu sunağın tunç ayaklarını, farklı renklerde ışıklar saçan kandillerin mücevherlerini, taştan, zümrütten, sümbül taşından ve safirden yapılma şamdanı müşahede etti, altından, gümüşten, tunçtan ve ahşaptan yapılma kapları ve kökboyası ile kırmızıya boyanmış deri örtüleri gördü. Rabbin Tapınağı’nın sütun tabanlarını gördü. Çalışmaya mahkum ettiğim iblisler haricinde, hepsi som altındandı... Krallığımın sınırları dahilinde ve tüm yeryüzünde barış hüküm sürüyordu.
117. Ben krallığımın başındayken, Arapların Kralı Adares bana bir mektup gönderdi, mektubun içeriği şöyle kaleme alınmıştı,
“Kral Süleyman’a selam olsun! İşte, sana bahşedilen bilgelik ve senin Rab katından merhametli bir insan olduğun işitildi ve yeryüzünün tüm uçlarına kadar ulaştı. Havadaki, yerdeki ve yer altındaki tüm ruhların üzerinde sana bir anlayış bahşedildi. Şimdi, Arabistan topraklarında şöyle bir ruh musallat olmuştur, sabahın erken vakitlerinde başlayıp üçüncü saate kadar esen bir rüzgar vardır.
Bu rüzgarın esintisi sert ve dehşet vericidir, insanı ve hayvanı katleder. Yeryüzündeki hiçbir ruh bu iblise karşı koyamaz. Bu ruh bir rüzgar olduğundan, Tanrın Rab tarafından sana verilen bilgelik uyarınca bir çare bulmanı ve onu zapt edebilecek bir adam göndermek lütfunda bulunmanı dilerim. İşte Kral Süleyman, ben, halkım ve tüm topraklarım ölene dek sana hizmet edeceğiz. Bizim için bu adaletli işi yaparsan, tüm Arabistan seninle barış içinde olacaktır. Bu yüzden sana yalvarırız, bu aciz duamızı hor görme ve senin otoriten altındaki bu eyaletin tamamen yok olmasına izin verme. Çünkü hem ben, hem halkım, hem de tüm topraklarım senin tebaanız. Efendime veda eder, esenlikler dilerim!”
118. Ben Süleyman bu mektubu okudum, katlayıp adamlarıma verdim ve onlara, “Yedi gün sonra bana bu mektubu hatırlatın” dedim. Kudüs inşa ediliyor, Tapınak tamamlanıyordu. Orada duran, büyük, seçkin, Tapınağın tamamlanmasında köşe başı taşı olarak yerleştirmek istediğim bir uç taşı vardı. Tüm işçiler ve onlara yardım eden tüm iblisler, taşı yukarı çıkarıp mukaddes Tapınağın zirvesine yerleştirmek için aynı yere geldiler, fakat onu yerinden oynatmaya ve kendisine ayrılan köşeye koymaya güçleri yetmedi. Zira o taş son derece büyüktü ve Tapınağın köşesi için pek elverişliydi.
119. Yedi gün sonra, Arabistan Kralı Adares’in mektubu bana hatırlatılınca, hizmetkarımı çağırıp ona şöyle dedim, “Deveni hazırla, yanına deriden bir matara ve bu mührü al.
Arabistan’a, o kötü ruhun estiği yere git, orada matarayı al ve mühür yüzüğünü mataranın ağzının önünde tutarak ruhun esintisine doğru yönelt. Matara şiştiğinde, iblisin onun içinde olduğunu anlayacaksın. O zaman derhal mataranın ağzını bağla, mühür yüzüğüyle sıkıca mühürle, devenin üzerine dikkatlice yerleştirip bana buraya getir. Eğer yolda serbest bırakılma karşılığında sana altın, gümüş yahut hazine teklif ederse, sakın ola kanma.
Onu serbest bırakacağına dair yemin etmeden bir uzlaşma yolu bul. Eğer sana altın veya gümüşün bulunduğu yerleri gösterirse, o yerleri işaretle ve bu mühürle mühürle. Sonra da iblisi bana getir. Şimdi yola çık, yolun açık olsun.”
120. Ardından genç, kendisine emredileni yaptı. Devesini hazırladı, üzerine bir şişe bağladı ve Arabistan içlerine doğru yola çıktı. O bölgenin insanları, onun bu kötü ruhu yakalayabileceğine inanmıyordu. Şafak söktüğünde hizmetkar, ruhun estirdiği rüzgarın önünde durdu, şişeyi yere bıraktı ve yüzüğü şişenin ağzına yerleştirdi. İblis, yüzüğün ortasından şişenin ağzına doğru üfledi ve içeri girerek şişeyi şişirdi. Fakat adam, Rab Sebaot Tanrı’nın adıyla hemen onun karşısına dikildi ve eliyle şişenin ağzını sıkıca kapattı. İblis böylece şişenin içinde kaldı. Bundan sonra genç, durumu sınamak için o topraklarda üç gün daha kaldı. Ruh artık o şehre karşı esmiyordu. Bütün Araplar, gencin ruhu güvenli bir şekilde içeri kapattığını anladı.
121. Sonra genç, şişeyi devesine bağladı, Araplar da İsrail’in Tanrı’sını övüp yücelterek onu büyük bir hürmet ve kıymetli hediyelerle uğurladı. Genç, torbayı getirip Tapınak’ın ortasına koydu. Ertesi gün ben, Kral Süleyman, Tanrı’nın Tapınağı’na girdim ve köşenin ucundaki taş hakkında derin bir keder içinde oturdum. Tapınak’a girdiğimde şişe ayağa kalktı, yaklaşık yedi adım kadar etrafta dolaştı, ardından ağzının üzerine düşerek bana biat etti. İblisin bir şişenin içindeyken bile güce sahip olmasına ve etrafta yürüyebilmesine hayret ettim, ona ayağa kalkmasını emrettim. Şişe doğruldu ve tamamen şişmiş halde ayakları üzerinde durdu. Ona, bana kim olduğunu söyle, diyerek sual ettim. İçindeki ruh, ben Arabistan’daki Ephippas denilen iblisim, dedi. Ona, adın bu mudur, dedim. O da, evet, dilediğim her yere konar, yangınlar çıkarır ve ölüme sebebiyet veririm, diye yanıtladı.
122. Ona, hangi melek tarafından engelleniyorsun, diye sordum. O da, sesimi duyuracak kadar üzerimde yetkisi olan, tek hükümran Tanrı tarafından, diye yanıtladı, O ki bir bakireden doğacak ve Yahudiler tarafından bir çarmıhta katledilecektir, meleklerin ve başmeleklerin tapındığı O’dur beni engelleyen ve babam iblis tarafından bana verilen o büyük gücümü zayıf düşüren. Ona, ne yapabilirsin, dedim. O da, dağları yerinden oynatabilirim, kralların yeminlerini bozabilirim, ağaçları kurutup yapraklarını dökebilirim, diye yanıtladı. Ona, bu taşı kaldırıp Tapınak’ın o güzel planında yer alan bu köşenin başlangıcına yerleştirebilir misin, dedim. O da, sadece bunu kaldırmakla kalmam ey kral, aynı zamanda Kızıldeniz’e hükmeden iblisin yardımıyla hava sütununu da yukarı getirir ve onu Kudüs’te dilediğin yere dikerim, dedi.
123. Bunu söylediğinde ona baskı uyguladım ve şişe sanki havası boşalmış gibi söndü. Onu taşın altına yerleştirdim, ruh kendini topladı ve taşı şişenin üzerine kaldırdı. Şişe, taşı taşıyarak basamaklardan yukarı çıktı ve onu Tapınak girişinin ucuna bıraktı. Ben Süleyman, taşın yukarı kaldırılıp bir temel üzerine yerleştirildiğini görünce şöyle dedim, yapı ustalarının denerken reddettiği taş, işte o köşenin başı oldu diyen Kutsal Yazı gerçekten de gerçekleşti. Çünkü iblisin bu kadar büyük bir taşı kaldırıp dilediğim yere koyacak kadar güçlü olması benim bağışım değil, ancak Tanrı’nın takdiridir.
124. Ve Ephippas, Kızıldeniz iblisini sütunla birlikte getirdi. İkisi birden sütunu kavrayıp yeryüzünden yukarı kaldırdılar. Ben bu iki ruha kurnazlıkla üstün geldim, öyle ki yeryüzünü bir anda sarsamadılar. Sonra yüzüğümle bu tarafı ve şu tarafı mühürledim ve izleyin dedim. Ruhlar, bana bahşedilen bilgeliğin bir kanıtı olarak bugüne kadar onu ayakta tutmaya devam ettiler. Devasa boyuttaki o sütun, rüzgarlar tarafından desteklenerek havada asılı duruyordu. Böylece ruhlar, onun altında hava gibi görünerek onu desteklediler. Dikkatle bakıldığında, ruhlar tarafından desteklenen sütun hafifçe eğiktir ve bugüne kadar da böyle kalmıştır.
125. Ben Süleyman, Kızıldeniz’in derinliklerinden sütunla birlikte çıkan diğer ruha sual ettim. Ona, sen kimsin, sana ne ad verilir ve işin nedir, zira senin hakkında pek çok şey duyarım, dedim. İblis şöyle yanıt verdi, ey Kral Süleyman, bana Abezithibod denir. Ben bir başmeleğin soyundanım. Bir zamanlar adı Ameleouth olan birinci gökte otururdum, ben gök altındaki her ruha karşı komplolar kuran, tek kanatlı, vahşi ve kanatlı bir ruhum. Musa, Mısır kralı Firavun’un huzuruna çıktığında oradaydım ve onun kalbini katılaştırdım. Mısır’da Musa ile mücadele ederken Iannes ve Iambres’in yardımına çağırdığı kişi benim. Musa’ya karşı mucizelerle ve alametlerle savaşan benim.
126. Bunun üzerine ona, Kızıldeniz’de nasıl bulundun, diye sordum. O da şöyle yanıtladı, İsrailoğullarının çıkışında Firavun’un kalbini katılaştırdım. Onun ve hizmetkarlarının kalbini kışkırttım. İsrailoğullarının peşine düşmelerini sağladım. Firavun da benimle ve tüm Mısırlılarla birlikte onları takip etti.
O zaman orada hazır bulundum ve birlikte takip ettik, hepimiz Kızıldeniz’e ulaştık. İsrailoğulları karşıya geçtiğinde sular geri döndü, Mısırlıların tüm ordusunu ve bütün güçlerini yuttu. Ben de bu sütunun altında tutularak denizde kaldım. Ancak senin tarafından gönderilen ve bir şişenin içine hapsedilmiş olan Epkippas geldiğinde, beni yukarı, senin yanına çıkardı.
127. Ben Süleyman, bunu işittiğimde Tanrı’yı yücelttim ve iblislere bana itaatsizlik etmemelerini, sütunu desteklemeye devam etmelerini emrettim. Her ikisi de yemin ederek şöyle dedi, “Rab Tanrın aşkına, dünyanın sonuna dek bu sütunu bırakmayacağız. Ancak bu taşın düştüğü gün, dünyanın sonu gelecektir.”
SÜLEYMAN’IN VASİYETİ
128. Ve ben Süleyman, Tanrı’yı yücelttim ve Rabbin Tapınağı’nı her türlü güzellikle donattım. Krallığımda ruhen mutluydum ve günlerimde barış hüküm sürüyordu. Her ülkeden sayısız eş aldım. Yebusilere karşı sefere çıktım ve orada bir Yebusi kızı gördüm, ona şiddetle aşık oldum ve diğer eşlerimin yanında onu da kendime eş olarak almayı arzuladım. Onların rahiplerine, “Şunamlı kızı bana eş olarak verin” dedim. Fakat Molek rahipleri bana, “Eğer bu genç kızı seviyorsan, gel ve bizim ilahlarımıza, ulu ilah Rafan’a ve Molek denilen ilaha tapın” dediler. Ben ise Tanrı’nın görkeminden korktuğum için tapınmaya yanaşmadım ve onlara, “Yabancı bir ilaha tapınmayacağım. Beni bu kadar büyük bir işi yapmaya zorladığınız bu teklif de nedir?” dedim. Fakat onlar şöyle dediler, “[okunamadı]”
129. Yabancı ilahlara hiçbir şekilde tapınmayacağımı söylediğimde, genç kıza ben boyun eğip ilahlara kurban sunana kadar benimle uyumamasını tembihlediler. O an sarsıldım, fakat hilekar Eros kızın aracılığıyla bana beş çekirge getirip sundu ve şöyle dedi, “Bu çekirgeleri al, Molek ilahının adına birlikte ez, o zaman seninle uyuyacağım.” Ben de bunu aynen yaptım. O anda Tanrı’nın Ruhu benden uzaklaştı, sözlerimde hem güçsüz hem de ahmak biri haline geldim. Bundan sonra onun zoruyla Baal, Rafan, Molek ve diğer putlar için tapınaklar inşa etmek zorunda kaldım.
130. Ben, o zavallı halimle, onun sözüne uydum ve Tanrı’nın görkemi benden tamamen uzaklaştı, zihnim karardı, putların ve iblislerin oyuncağı haline geldim. Bu yüzden bu Vasiyet’i yazdım ki, ona sahip olan sizler dua edesiniz, ilklere değil son şeylere dikkat edesiniz, böylece sonsuza dek inayete kavuşasınız. Amin.
Onunla bütün cinleri kilit altına alacaksın ve Tanrı'nın bu mührünü taşıdığın müddetçe onlar eliyle Kudüs'ü bina edeceksin.
Bu metin neden önemli
Süleyman'ın Ahdi, Kral Süleyman'ın mühürlü yüzük aracılığıyla cinlere hükmedip onları Mabedin inşasında çalıştırdığı efsanesini işleyen erken dönem bir yalancı yazma eserdir. Bilgeliğin ve ilahi adların büyülü bir güç kaynağı olarak görüldüğü bu anlatı, Batı büyü geleneğinin ve Süleyman'ın mührü motifinin en eski köklerinden birini oluşturur. Metin, göksel otorite ile cin dünyası arasındaki ilişkiyi kurması bakımından Hermetik düşünceyle akrabadır. C. C. McCown'ın 1922 tarihli tenkitli neşri, dağınık Yunanca elyazmalarını bir araya getiren ölçüt sayılan bilimsel basımdır.
Bu eser Hermetizm Koleksiyonu'nun parçasıdır →
- Kaynak eser
- Testament of Solomon (Süleyman'ın Ahdi), Süleyman'a atfedilen sözde-yazma, Yunanca aslından çeviren F. C. Conybeare
- Neşir
- Jewish Quarterly Review, Cilt XI, Sayı 41 (Ekim 1898), s. 1-45
- Konum
- Eserin tamamı (130 bölüm) — Conybeare’in 1898 İngilizce çevirisi, Jewish Quarterly Review XI/41, s. 1-45
- Çeviren
- Şira Nur Uysal
- Dijital nüsha
- archive.org (Conybeare, Jewish Quarterly Review XI, 1898)
Uysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Süleyman’ın Ahdi. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/suleymanin-muhru-ornias-cini@misc{kk_suleymanin_muhru,
author = {Uysal, Şira Nur},
title = {{Süleyman’ın Ahdi}},
year = {2026},
publisher = {Kadim Kütüphane},
url = {https://kadimkutuphane.com/suleymanin-muhru-ornias-cini},
note = {Türkçe çeviri, özgün eser: Süleyman'a atfedilen; çev. F. C. Conybeare},
}Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol
Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.
