S.L. MacGregor Mathers'ın 1887 tarihli "The Kabbalah Unveiled"ı, Christian Knorr von Rosenroth'un 17. yüzyılda derlediği "Kabbala Denudata" (Latinceye çevrilmiş Zohar metinleri) adlı devasa eserin İngilizceye ilk büyük çevirisidir ve Hristiyan Kabala geleneğinin Batı ezoterizmine giriş kapılarından biri olmuştur. Mathers, uzun giriş bölümünde Kabala'nın temel tekniklerinden birini — Notarikon, yani bir kelimenin harflerini yeni kelimeler ve cümleler üretmek üzere birleştirme sanatını — Rönesans hümanisti Giovanni Pico della Mirandola'nın (1463-1494) ünlü bir örneğiyle açıklar.
KNORR VON ROSENROTH’UN LATİNCE NÜSHASINDAN İNGİLİZCEYE ÇEVRİLMİŞ, ÖZGÜN KALDANİCE VE İBRANİCE METİNLE KARŞILAŞTIRILMIŞTIR
“MÜKEMMEL YOL”UN YAZARLARI, TIP DOKTORU ANNA KINGSFORD VE EDWARD MAITLAND’E
“Zohar”ın en mühim üç kitabının ilk İngilizce tercümesini nihayet kamuoyuna sunmadan evvel, birkaç ek mülahazada bulunmak icap etmektedir.
Bu üç kitap mana bakımından birbirine öylesine sıkı sıkıya bağlıdır ki fiilen birbirinden ayrılamazlar, zira son iki eser ilkinin birbiri ardınca gelen inkişaflarını teşkil eder.
Lakin, Kabala’nın (gelenek yoluyla aktarılan Yahudi ezoterizmi) temel kabullerine dair herhangi bir hazırlayıcı izahat sunmaksızın hazırlıksız bir okuru bu çetin Kabalistik metinlerin içine öylece bırakmak onu büsbütün ve çaresizce bir şaşkınlığa sevk edeceğinden, “Zohar”ın temel öğretilerini etraflıca açıklamaya gayret ettiğim uzun ve kapsamlı bir Giriş kaleme aldım, ayrıca müşkil kısımların daha iyi aydınlatılması maksadıyla asıl metne açıklayıcı notlar ekledim.
Binaenaleyh okura, evvela Giriş bölümünü dikkatle tetkik etmesini, akabinde ise “Zohar”ın bu üç kitabını metinde yer aldıkları sıra dahilinde okumasını tavsiye ederim.
Tercümem esas itibarıyla Knorr von Rosenroth’un Latince nüshasından iktibas edilmiştir, fakat metin baştan sona özgün Kaldanice ve İbranice asıllarıyla karşılaştırılmış, bilhassa Latince aktarımın güvenilmez göründüğü pek çok yerde doğrudan doğruya bu özgün dillerden çeviri yapılmıştır.
Eserin aslına hayat veren lehçe, aralara serpiştirilmiş İbranice iktibaslarla örülü Arami Kaldanicesidir, üslubu ise müphem ve çetindir.
“Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı)” metninde, asıl metnin tercümesi mutat yazı karakteriyle dizilmiştir, Rosenroth’un metne yaptığı ilaveler ve Kadim Elyazmalarındaki (Kodeksler) farklı okuma biçimleri ise ayraç içine alınarak ayırt edilmiştir.
Her bölümün hitamesinde ayraç içinde ve küçük puntolarla yer alan notlar şahsıma aittir, bunlar fiilen bu kitap üzerine birer şerh mahiyetindedir.
“Idra Rabba (Büyük Meclis)” ve “Idra Zuta (Küçük Meclis)” metinlerinde farklı okuma biçimleri köşeli ayraç içine konulmuştur, şahsımın yahut Rosenroth’un metne dahil ettiği eklemeler ise yine ayraç içinde, lakin italik olarak gösterilmiştir.
Dahası, bu iki kitabın büyük bir kısmının müellifi Rabbi Şimon Bar Yohay (bilge Şimon) olduğundan, onun yalnızca kısa hitaplarını tırnak işareti içine aldım, uzun vaaz ve nutuklarını ise herhangi bir işaret koymaksızın bıraktım.
Buna mukabil, diğer tüm Rabbilerin (üstatların) nutukları alışılageldik biçimde işaretlenmiştir.
İbranice ve Kaldanice kelimelerin telaffuz aktarımları istisnasız her durumda italik harflerle dizilmiştir.
Giriş bölümünde izah edilen gerekçeler tahtında, IHVH ibaresi “Yehova” yerine ekseriyetle “Tetragrammaton” (dört harfli ilahi isim) olarak aktarılmıştır.
Sefirot ile (ilahi yayılımlar silsilesi) irtibatlı sözcük veya isimlerin ilk harfini, tıpkı Tanrısallık (thearkhia) makamının herhangi bir suretine atıfta bulunan tüm zamirlerde olduğu gibi, umumi bir kaide olarak büyük harfle başlattım.
Kabala’nın Tanrısallık (thearkhia) makamının Dişil Veçheleri üzerine yaptığı kuvvetli vurguya, Kitab-ı Mukaddes’in mutat tercümelerinde bu veçhelere yönelik her türlü imanın nasıl utanç verici bir surette hasıraltı edildiğine ve keza Eril ile Dişil’in Kabalistik manadaki mutlak eşitliğine okurun dikkatini bilhassa celbetmek isterim.
Bu eseri “Mükemmel Yol”un Yazarlarına ithaf etmekten büyük bir bahtiyarlık duyuyorum, zira kendileri bu fevkalade ve harikulade kitapta Kabala doktrinlerine ziyadesiyle temas etmiş, onun öğretilerine muazzam bir kıymet atfetmişlerdir.
“Mükemmel Yol”, asırlardır kaleme alınmış en derin okült metinlerden biridir.
Giriş bölümünde (20. paragraf) yer alan ve Bereşit (başlangıçta) sözcüğünden 3910 sayısının türetilmesi bahsi, kati bir tarihin tayini olarak değil, yalnızca merak uyandırıcı bir fikir yürütme kabilinden zikredilmiştir.
ADNI ibaresinin çoğul biçiminin taşıdığı derin manaya temas etmedim, zira bu terkip ADN-I, yani Efendim şeklinde de kabul edilebilir.
Bununla beraber, bahse konu çoğul mananın IHVH için kullanıldığında mezkur İsim’de mündemiç olan Şahısları, Malkut için kullanıldığında ise onda mündemiç olan diğer dokuz Sefirot’u ihata ettiğini belirtmekle iktifa edeceğim.
Netice itibarıyla, kısa bir müddet evvel “Theosophist” mecmuasında Eliphas Levi’nin “Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı)” üzerine bir şerh yazısının neşredildiğini, lakin bunun işbu ciltte yer alan “Gizlenmiş Sır Kitabı”nın katiyen harfiyen bir tercümesi olmadığını belirtmek isterim.
1 . Kabala ile ünsiyeti bulunmayan bir okurun zihnine üşüşecek ilk sualler muhtemelen şunlar olacaktır, Kabala nedir, müellifi kimdir, şubeleri nelerdir, umumi öğretileri nelerden ibarettir ve halihazırda onun bir tercümesine neden ihtiyaç duyulmaktadır?
Asrımızda okült düşüncenin kudretli bir dalgası cemiyetin içine doğru yayılmaktadır, tefekkür sahibi insanlar “yerde ve gökte, kendi felsefelerinde hayal ettiklerinden çok daha fazla şey bulunduğu” hakikatine uyanmaya başlamışlardır, son olarak ve en mühimi, bugüne değin kaleme alınmış belki de diğer tüm kitaplardan daha fazla yanlış tevil edilmiş olan Kitab-ı Mukaddes’in, manalarının kilidini açacak bir anahtar olmaksızın büsbütün kavranılamaz kalan sayısız müphem ve esrarlı pasaj ihtiva ettiği artık hissedilmektedir.
Binaenaleyh bu eser, Kitab-ı Mukaddes ve ilahiyat tedkiki yapan her müntesibin alakasına mazhar olmalıdır.
Her Hristiyan kendi nefsine şu suali tevcih etsin, “Kutsal metnini teşkil ettiği o kavmin ona yüklediği manadan bihabersem, Eski Ahit’i nasıl anlayabileceğimi zannedebilirim ve şayet Eski Ahit’in manasını bilmiyorsam, Yeni Ahit’i anlamayı nasıl umabilirim?” Şayet Kitab-ı Mukaddes’in hakiki ve yüce felsefesi daha iyi bilinseydi, [okunamadı]
Halka mürşitlik taslama iddiasıyla ikide bir ortaya fırlayan bağnaz müfritlerin, tesir altında kalmaya meyyal ve heyecanlı ruhlara verdiği zararın vüsatini kim takdir edebilir, Dini hezeyan ve melankolinin neticesinde vuku bulan intiharların adedi ne kadardır, Peygamberlerin kitaplarının ve Vahiy Kitabı’nın hakiki manası kisvesi altında ne hezeyan dolu, ne saygısızca saçmalıklar etrafa neşredilmemiştir ki, Birçok cihetten tahrif edilmiş İbrani Mukaddes Kitabı tercümesi bir temel olarak alınır, onun üzerinde amel eden fail de galeyana gelmiş, muvazenesi bozuk bir zihin olursa, neticede nasıl bir binanın yükselmesi beklenebilir, Günümüzün fanatiklerine ve taassup ehline pervasızca haykırıyorum, Sizler, Yüce ve Ebedi Olan’ı tahtından alaşağı ettiniz ve O’nun makamına muvazenesi yitmiş bir kudret ifritini yerleştirdiniz, nizamın ve muhabbetin Tanrısı yerine kargaşanın ve hasedin ilahını ikame ettiniz, çarmıha gerilen Zat’ın talimini ifsada uğrattınız.
Dolayısıyla halihazırda Kabala'nın İngilizceye tercüme edilmesi neredeyse bir zarurettir, zira Zohar daha önce ne bu ülkenin lisanına ne de bildiğim kadarıyla herhangi bir modern Avrupa halk diline çevrilmiştir.
Kabala, Yahudi ezoterik doktrini olarak tarif edilebilir.
İbranicede QBLH, yani "kabul etmek" manasına gelen QBL, Kibel kökünden türetilmiş Kabala olarak adlandırılır. Bu adlandırma, ezoterik bilginin şifahi aktarımla intikal ettirilmesi adetine işaret eder ve "gelenek" mefhumuyla yakından irtibatlıdır.
Eldeki eserde metin dahilinde çok sayıda İbranice veya Keldanice kelimenin kullanılması gerektiğinden ve Sami dilleri sahasındaki mütehassısların adedi mahdut olduğundan, mezkur kelimelerin tam imlasını titizlikle muhafaza ederek sıradan Latin harfleriyle basılmasını daha münasip addettim.
Bu sebeple, hem İbranice hem de Keldanice için müşterek olan mutat alfabeyi, bu eserde ilgili harfleri ifade etmekte kullandığım Latin karakterlerini, ayrıca bunların isimlerini, fonetik kuvvetlerini ve sayısal kıymetlerini bir bakışta gösteren bir cetveli buraya dercediyorum.
LEVHA I., İBRANİCE VE KELDANİCE HARFLER CETVELİ
İbranice ve Keldanicede müstakil rakam karakterleri mevcut değildir, bu cihetle, tıpkı Grekçede olduğu gibi, her harfin kendine mahsus bir sayısal değeri vardır ve bu vaziyetten her kelimenin bir sayı, her sayının da bir kelime olduğu şeklindeki mühim hakikat neşet eder.
Kelam-ı Mukaddes'in Vahiy bahsinde "canavarın sayısı" zikredildiğinde buna ima yapılmaktadır ve kelimeler ile sayılar arasındaki bu tekabüliyet üzerine, lafzi Kabala'nın ilk şubesi addedilen Gematria ilmi tesis edilmiştir.
İbranicedeki Kof harfini temsil etmek üzere Latin alfabesindeki Q harfini tercih ettim, bu harfin ardından bir "u" gelmeksizin kullanımına dair bir emsal, Max Müller’in "Doğunun Kutsal Kitapları" adlı eserinde bulunabilir. Okuyucu, İbranicenin neredeyse tamamen sessiz harflerden müteşekkil bir alfabe olduğunu, sesli harflerin ekseriyetle harflerin altına vaz edilen küçük nokta ve işaretlerle temin edildiğini hatırda tutmalıdır.
İbranice alfabenin bir diğer müşkülatı, kimi harflerin biçimleri arasındaki büyük benzerlikten ileri gelir, misal olarak Y, Z ve kelime sonundaki N harfleri zikredilebilir.
Kabala'nın müellifi ve menşei hususunda, Dr. Ginsburg’un "Kabala Üzerine Deneme" adlı eserinden şu iktibası aktarmaktan daha iyisini yapamam, evvelemirde bu kelimenin Cabala, Kabalah, Kabbala ve benzeri pek çok muhtelif surette yazıldığını belirtmek iktiza eder.
Ben, kelimenin İbranice yazılışına daha mutabık düşmesi hasebiyle Kabala (Qabalah) biçimini benimsedim.
"Yalnızca yüzlerce yıl boyunca Yahudiler gibi zeki bir kavmin zihni inkişafı üzerinde fevkalade bir tesir icra etmekle kalmayıp, aynı zamanda on altıncı ve on yedinci asırlarda Hristiyan aleminin en büyük mütefekkirlerinden bazılarının zihinlerini celbetmiş olan bir dini felsefe, yahut daha doğru bir ifadeyle bir teozofi sistemi, hem filozofun hem de ilahiyatçının azami dikkatine hak kazanır.
Bu tesire kapılanlar arasında meşhur skolastik metafizikçi ve kimyager Raymond Lully (ölümü 1315), Avrupa'da Şark edebiyatını ihya eden namdar alim John Reuchlin (doğumu 1455, ölümü 1522), meşhur filozof ve klasik filoloji alimi John Picus de Mirandola (1463-1494), mümtaz filozof, ilahiyatçı ve hekim Cornelius Henry Agrippa (1486-1535), dikkat çekici bir kimyacı ve tabip olan John Baptist Von Helmont (1577-1644) ve keza kendi vatandaşlarımızdan meşhur hekim ve filozof Robert Fludd (1574-1637) ile Dr. Henry More (1614-1687) yer almaktaydı, bu zatların, ilahi tabiatın 'en derin derinliklerini' kendilerine ifşa edecek ve bütün mevcudatı birbirine rabteden hakiki bağı gösterecek ilmi bir nizamı durup dinlenmeksizin aradıktan sonra, zihinlerinin iştiyakını bu teozofide tatmin bulmuş oldukları göz önüne alınırsa, Kabala'nın edebiyat ve felsefe talebelerinin tecessüsünü celbetme hususundaki hakkı tereddütsüz teslim edilecektir.
Bununla birlikte Kabala'nın haiz olduğu meziyetler yalnızca edebiyat erbabı ve filozof ile mahdut değildir, şair dahi onda kendi ulvi dehasını işletmek için vasi malzemeler bulacaktır.
Cennette bizzat Tanrı'dan neşet ettiği, semada melekler ordusunun en seçkinleri tarafından ihtimamla büyütülüp beslendiği ve yeryüzünde yalnızca insanoğlunun en kudsileriyle hasbihal ettiği temin olunan bir teozofi için başka türlüsü nasıl mümkün olabilir.
Müntesiplerinin lisanından onun doğumunun, neşvünemasının ve kemalinin hikayesine kulak veriniz.
'Kabala evvela Tanrı'nın bizzat kendisi tarafından, Cennette teozofik bir mektep teşkil eden mümtaz bir melekler topluluğuna talim edilmiştir.
Düşüşten sonra melekler, ilk yaratılanlara (protoplast) asli asaletlerine ve saadetlerine rücu etme vesilesi bahşetmek gayesiyle, bu semavi doktrini yeryüzünün isyankar evladına lütufla tebliğ etmişlerdir.
Adem'den Nuh'a, ardından da bu gizemli doktrinin bir cüzünün sızmasına müsaade ettiği Mısır'a onunla birlikte hicret eden Tanrı'nın dostu İbrahim'e intikal etmiştir.
Mısırlıların bundan malumat kesbetmesi ve diğer Şark milletlerinin bunu kendi felsefi sistemlerine ithal edebilmesi bu sayede vuku bulmuştur.
Mısır'ın bütün hikmetiyle mücehhez olan Musa, Kabala'ya evvela doğduğu topraklarda inisiye edilmiş, lakin kırk senenin tamamındaki boş vakitlerini buna vakfetmekle kalmayıp meleklerden birinden bizzat dersler aldığı çöl seyahati esnasında bu sahada kemale ermiştir.
Yasa koyucu, seyahatlere, harplere ve kavmin maruz kaldığı mütemadi felaketlere rağmen İsrailoğullarını idare ettiği sırada baş gösteren müşkülatı bu esrarlı ilmin muavenetiyle halledebilmiştir.
Bu gizli doktrinin umdelerini Tevrat'ın ilk dört kitabına hafiyyen dercetmiş, lakin Tesniye kitabından imtina etmiştir.
Musa keza yetmiş ihtiyarı da bu doktrinin sırlarına inisiye etmiş, onlar da bunları elden ele aktarmışlardır.
Bozulmayan gelenek silsilesini teşkil eden zevat arasında Kabala'ya en derinden vukufiyet kesbedenler Davud ile Süleyman idi.
Lakin İkinci Mabedin tahribi devrinde yaşayan Şimon Bar Yohay'a gelinceye değin hiç kimse bunu yazıya geçirmeye cüret edememiştir.
Vefatından sonra oğlu Haham Eleazar ile katibi Haham Abba ve havarileri, Haham Şimon Bar Yohay'ın risalelerini bir araya getirmiş ve bunlardan, Kabalizmin muazzam hazinesi olan, ihtişam manasındaki ZHR, yani Zohar tesmiye edilen meşhur eseri telif etmişlerdir.'
Kabala umumiyetle dört ana başlık altında tasnif edilir,
Ameli Kabala, tılsım ve merasim büyüsüyle ilgilenir ve bu çalışmanın kapsamı dahilinde yer almaz.
Harfi Kabala'ya ise muhtelif yerlerde atıfta bulunulmaktadır, bu nedenle onun temel ilkelerinin bilinmesi zaruridir.
Üç kısma ayrılır, GMTRIA, Gematria; NYTRIQVN, Notarikon (Notariqon); ve ThMYRH, Temura.
11. Gematria, Grekçe grammateia sözcüğünün bir harf aktarımıdır (metathesis).
Daha önce de belirttiğim üzere, sözcüklerin nispi sayısal değerlerine dayanır.
Benzer sayısal değerlere sahip sözcüklerin birbirini açıkladığı kabul edilir ve bu nazariye kelime öbeklerine de teşmil edilir.
Böylelikle Şin (Sh) harfi 300'dür ve RVCh ALHIM, Ruah Elohim, Elohim'in ruhu sözcüklerinin harflerinin sayısal değerleri toplandığında elde edilen sayıya denktir, binaenaleyh Elohim'in ruhunun bir sembolüdür.
Yine, MTTRYN, Metatron yahut Methroton meleğinin ismi ile İlahın ismi olan ShDI, Şadday (Shaddai) isimlerinin her biri 314 eder, dolayısıyla biri diğerinin sembolü addedilir.
Metatron meleğinin, İsrailoğullarına çölde rehberlik ettiği ve Tanrı'nın onun hakkında "Benim İsmim ondadır" dediği rivayet edilir. Kelime öbeklerinin Gematria'sına dair ise (Tekvin xlix. 10), IB A ShILH, Yeba Şilo (Yeba Shiloh), "Şilo gelecektir" = 358'dir ki bu da MShICh, Mesih (Messiah) sözcüğünün sayı değeridir.
Yine Tekvin xviii. 2'deki YHNH ShLShH, Ve-hinne Şeloşa (Vehenna Shalisha), "Ve işte, üç adam" ifadesinin sayısal değeri ALY MIKAL GBRIAL YRPAL, Elo Mikhael Gabriel Ve-Refael, "Bunlar Mikail, Cebrail ve İsrafil'dir" ifadesine denktir, zira her iki ibare de = 701 eder.
Sanırım bu misaller, bilhassa bu eserin akışı içerisinde daha pek çoğuna tesadüf edileceğinden, Gematria'nın mahiyetini vuzuha kavuşturmaya kafi gelecektir.
12. Notarikon, Latince stenograf manasına gelen notarius sözcüğünden türetilmiştir. İki çeşidi bulunmaktadır.
İlkinde, bir sözcüğün her bir harfi bir başka sözcüğün ilk harfi yahut kısaltması olarak alınır, böylece bir kelimenin harflerinden bir cümle teşkil edilebilir.
Böylelikle Tekvin'in ilk sözcüğü olan BRAShITh, Bereşit (Bereshit) kelimesinin her bir harfi bir sözcüğün baş harfi kılınır ve BRAShITh RAH ALHIM ShIQBLV IShRAL ThYRH, Bereşit Raah Elohim Şe-yikabbelu Yisrael Torah, "Başlangıçta Elohim, İsrail'in yasayı kabul edeceğini gördü" cümlesini elde ederiz. Bu bağlamda, 1665'te Hristiyan akaidini benimseyip Prosper Rugere ismini alan Yahudi Kabalacı Solomon Meir Ben Moses tarafından aynı BRAShITh sözcüğünden türetilmiş gayet dikkat çekici altı Notarikon numunesini zikredebilirim.
Bunların tamamı Hristiyan temayüllüdür ve Prosper, evvelce Hristiyanlığa şiddetle muhalif olan bir başka Yahudiyi bunlar vasıtasıyla ihtida ettirmiştir.
[NOT: Metnin bu kısmında önceki cümlenin sonu eksiktir] Hristiyanlık akidelerine taalluk eden bu cümlelerin ehemmiyeti ne kadar vurgulansa azdır.
13. Notarikon'un ikinci sureti, birincisinin tam zıddıdır.
Bunda, bir cümlenin başındaki yahut sonundaki harfler, ya da her ikisi birden, yahut ortadaki harfler alınarak bir veya birden fazla sözcük teşkil edilir.
Böylelikle Kabala'ya ChKMh NSThRH, Hokma Nistera (Chokhmah Nesethrah), "gizli hikmet" tesmiye olunur, şayet bu iki sözcüğün baş harfleri olan Ch ve N'yi alırsak, Notarikon'un bu ikinci türü vasıtasıyla ChN, Hen (Chen), "inayet" sözcüğünü teşkil etmiş oluruz. Benzer şekilde, MI IOLH LNV HShMIMH, Mi Yaaleh Lanu Ha-Şamayma (Mi Iaulah Leno Ha-Shamayimah), "Bizim için göğe kim çıkacak?" (Tesniye xxx. 12) sözcüklerinin baş ve son harflerinden MILH, Mila (Milah), "sünnet" ve IHVH, Tetragrammaton teşkil olunur ki bu da Tanrı'nın sünneti göğe giden yol olarak takdir ettiğine delalet eder.
14. Temura, tebdil demektir. Muayyen kaidelere tevfikan, bir harf alfabede kendisinden önce veya sonra gelen bir başka harfle ikame edilir ve böylelikle bir kelimeden tamamen farklı imlaya sahip bir başka kelime teşkil edilebilir.
Böylece alfabe tam ortasından ikiye katlanır ve bir yarısı diğerinin üzerine konur, akabinde ikinci satırın başındaki ilk harf veya ilk iki harf münavebeli olarak değiştirilerek yirmi iki permütasyon elde edilir.
Bunlara "TzIRVP, Tziruf (Tziruph) Kombinasyonları Tablosu" tesmiye olunur.
Her usul, kendisini teşkil eden ilk iki çiftten ismini alır, zira bir çiftteki harflerden biri diğerinin yerine ikame edildiğinden, harf çiftleri nizamı bütünün zeminini oluşturur.
Böylelikle Albat (Albath) usulüyle RVCh, Ruah (Ruach) sözcüğünden DTzO, Detzo (Detzau) teşkil edilir.
Diğer yirmi bir usulün isimleri şunlardır, ABGTh, AGDTh, [okunamadı]
Bunlara ABGD ve ALBM kipleri de ilave edilmelidir.
Ardından, yirmi iki kombinasyondan müteşekkil bir diğer dizi olan "Akli Tziruf Tablosu" gelir.
Ayrıca sırasıyla Düz, Ters ve Düzensiz olarak bilinen üç "Permütasyon Tablosu" bulunmaktadır.
Bunlardan herhangi birini meydana getirmek için 484 kareden müteşekkil bir kare çizilmeli ve harfler içerisine tahrir edilmelidir.
"Düz Tablo" için alfabe sağdan sola doğru enlemesine yazılır, ikinci kare sırasına da aynısı tatbik edilir ancak B ile başlanıp A ile bitirilir, üçüncü sırada G ile başlanıp B ile bitirilir ve bu minval üzere devam edilir.
"Ters Tablo" için alfabe sağdan sola geriye doğru, Th ile başlayıp A ile bitirilerek yazılır, ikinci sırada Sh ile başlayıp Th ile bitirilir vesaire.
"Düzensiz Tablo"yu tarif etmek ise fazla vakit alacaktır.
Bütün bunların yanı sıra, bir sözcüğü basitçe tersten yazmaktan ibaret olan ThShRQ, Taşrak (Theshraq) isimli usul mevcuttur.
"Dokuz Odalı Kabala" yahut AIQ BKR, Ayk Beker (Aiq Bekar) tesmiye olunan gayet mühim bir şekil daha vardır.
Her bir odadaki harfler arasındaki karabeti göstermek maksadıyla her harfin sayısal değerini üst kısma dercettim.
Kimi zaman bu tertip, ihtiva ettiği harfleri göstermek üzere şeklin kısımları alınarak, ilk harf için bir nokta, ikincisi için iki nokta konulmak suretiyle bir şifre olarak istimal edilir.
Böylece, içerisinde AIQ harflerini barındıran bir dik açı, şayet içerisine üç nokta konulmuşsa Q harfine tekabül edecektir.
Yine bir kare, içerisine sırasıyla bir, iki yahut üç nokta konulmasına bağlı olarak H, N yahut son-K harfine tekabül edecektir.
Diğer harfler hususunda da usul böyledir.
Lakin Dokuz Odalı Kabala'nın burada izahına yer bulamadığım daha pek çok tatbik sahası mevcuttur.
Yalnızca bir misal kabilinden zikredeyim ki, AThBSh, Atbaş (Atbash) tesmiye olunan Temura kipi vasıtasıyla Yeremya xxv.'de [okunamadı]
15. Bütün bu kuralların yanı sıra, İbrani alfabesindeki harflerin biçiminde, bir harfin kelime sonundaki şeklinin alışılagelmiş nihai harf formundan farklı olmasında veya yalnızca kelime sonunda kullanılan bir harfin kelime ortasında yazılmasında, herhangi bir harf ya da harflerin el yazmasının geri kalanından daha küçük yahut daha büyük ebatta yazılmasında ya da bir harfin ters basılmasında, bazı kelimelerin yazılışında görülen ve kimi yerlerde diğerlerine kıyasla bir harf fazla barındıran imla farklarında, noktalama işaretlerinin ya da vurguların konumunda gözlemlenen hususiyetlerde ve eksiltili yahut lüzumundan fazla kabul edilen kimi ifadelerde gizlenmiş birtakım manalar mevcuttur.
Örneğin, İbrani harfi Alef'in (A) biçiminin, bir Yod (I) ile Dalet (D) arasındaki bir Vav'ı (V) simgelediği söylenir, böylece harfin kendisi IYD, yani Yod kelimesini temsil eder.
Benzer şekilde He (H) harfinin biçimi, sol alt köşesinde bir Yod (I) yazılmış olan bir Dalet'i (D) temsil eder, vesaire.
6, 7'de, çoğaltmak anlamına gelen LMRBH, Lemarbah kelimesi, mutat kelime başı ve kelime ortası M harfi yerine, kelime sonu M karakteriyle kelime ortasında yazılmıştır.
Böylece, mutat karakter yerine kelime sonu M harfi yazılarak, kelimeye farklı bir kabalistik anlam kazandırılmıştır.
4 vesaire, "Şema Yisrael" olarak bilinen duadır. "ShMO IShRAL IHVH ALHINV IHVH AChD; Şema Yisrael, Tetragrammaton Elohenu Tetragrammaton Ehad", yani "Dinle ey İsrail, Tanrınız olan Tetragrammaton, Tek olan Tetragrammaton'dur" sözleriyle başlar. Bu ayette ShMO kelimesindeki son harf olan O ile AChD kelimesindeki D harfi, metnin diğer harflerinden çok daha büyük yazılmıştır.
Bu durumda saklı bulunan kabalistik sembolizm şöyle izah edilir, Sayısal değeri 70 olan O harfi, Yasa'nın yetmiş farklı şekilde açıklanabileceğini gösterir, D = 4 ise dört ana yönü ve Kutsal İsim'in harflerini temsil eder.
İlk kelime olan ShMO, ilk mabedin ayakta kaldığı yılların sayısı olan 410 sayısal değerine sahiptir, vesaire.
Bu duada dikkate değer başka birçok husus bulunmaktadır, ancak zaman bunların üzerinde durmama elvermemektedir.
Eksik ve ziyade imlaya, vurgu ve harekeleme hususiyetlerine dair diğer örnekler, takip eden eserin muhtelif yerlerinde bulunacaktır.
Kutsal Kitap'ın ilk kelimesi olan BRAShITh, Bereşit hakkında ayrıca belirtilmelidir ki, ilk üç harf olan BRA, Teslis'in üç şahsının isimlerinin ilk harfleridir, BN, Ben, yani Oğul, RVCh [metinde: RYCH], Ruah, yani Ruh ve AB, Ab, yani Baba.
Dahası, Kutsal Kitap'ın ilk harfi B'dir, bu da ARR, Arar, yani lanetlemenin ilk harfi olan A değil, BRKH, Beraha, yani kutsamanın ilk harfidir.
Yine, Bereşit kelimesinin harfleri, sayısal kuvvetleri nazara alındığında, Yaratılış ile Mesih'in doğumu arasındaki yılların sayısını şu şekilde ifade eder, *B = 2.000, R = 200, *A = [okunamadı]
Picus de Mirandola, BRAShITh, Bereşit için şu çözümlemeyi sunar, Üçüncü harf olan A, birinci harf olan B ile birleştirildiğinde, AB, Ab, yani Baba elde edilir.
Şayet ilk harf B çiftlenir ve ikinci harf R buna eklenirse, BBR, Bebar, yani Oğul'da veya Oğul vasıtasıyla manasına gelir.
İlk harf haricindeki tüm harfler okunursa, RAShITh [metinde: EAShITh], Raşit, yani başlangıç elde edilir.
Dördüncü harf olan Sh ile birinci harf B ve son harf Th bitiştirilirse, ShBTh, Şebet, yani son yahut dinlenme hasıl olur.
Şayet ilk üç harf alınırsa, BRA [metinde: BE A], Bera, yani yarattı anlamına gelir.
İlki atlanıp sonraki üçü alınırsa, RASh, Raş, yani baş manasına varılır.
İlk ikisi atlanıp sonraki ikisi alınırsa, ASh, Aş, yani ateş elde edilir.
Dördüncü ile sonuncu birleştirilirse, ShTh, Şet, yani temel manasını verir.
Yine, ikinci harf birincinin önüne konulursa, RB, Rab [metinde: Bab], yani büyük anlamına gelir.
Şayet üçüncünün ardına beşinci ve dördüncü yerleştirilirse, AISh, Aiş, yani adam [NOT: İbranice איש / iş / insan, adam kastedilmektedir] hasıl olur.
İlk ikisine son ikisi bağlanırsa, BRITh, Berit, yani ahit manasını verir.
Ve şayet birinci harf sonuncuya eklenirse, bazen TYB, Tov, yani iyi yerine de kullanılan ThB, Teb elde edilir.
21. Bu mistik anagramların tamamını layıkıyla sıraya koyan Picus, bu tek BRAShITh kelimesinden şu cümleyi teşkil eder, "Pater in filio (aut per filium) principium et finem (sive quietem) creavit caput, ignem, et fundamentum magni hominis foedere bono", yani "Baba, adil ahdi vasıtasıyla, Oğul'da, yüce insanın (Adam Kadmon) başlangıcı ve sonu, ateş-hayatı ve temeli olan o Baş'ı yaratmıştır." Bu ifade, Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı)'nın öğretilerinin kısa bir hülasasıdır. Harfi Kabala'ya dair bu mülahaza, sınırlarını çoktan aşmış bulunmaktadır.
Yine de bu denli sarih olmak icap ediyordu, zira takip eden eserin metafizik muhakemesinin büyük kısmı bunun tatbikine dayanmaktadır.
Kabala
22. "Yazılmamış Kabala" tabiri, asla yazıya dökülmeyip şifahi olarak aktarılan belirli bir bilgiye delalet eder.
Bu hususta daha fazla söz söyleyemem, hatta bunu bizzat alıp almadığımı dahi belirtemem.
Elbette, Rabbi Şimon Bar Yohay devrine dek Kabala'nın hiçbir cüzü yazıya geçirilmiş değildi.
Yazılı Kabala'yı meydana getiren, muhtelif dönemlere ve kıymetlere sahip pek çok risale mevcuttur, fakat bunlar dört ana başlık altında toplanabilir,
(B) Gelişmeleri ve şerhleriyle birlikte Zohar.
SPR ITzIRH, Sefer Yetsira, yani "Oluşum Kitabı", ata İbrahim'e atfedilir.
"Otuz iki yol" olarak adlandırdığı, alfabenin yirmi iki harfi ve on sayı ile simgelenen kozmogoniyi ele alır. Bunların üzerine Rabbi Abraham Ben Dior mistik bir şerh kaleme almıştır.
"Yol" terimi, Kabala boyunca hiyeroglif niteliğindeki bir fikri ya da daha ziyade herhangi bir glife yahut sembole bağlanabilecek fikirler alanını belirtmek üzere kullanılır.
ZHR, Zohar veya "Görkem", daha az bilinen diğer birçok risalenin yanı sıra, ilk üçü bu ciltte tercüme edilmiş olan şu en mühim kitapları ihtiva eder,
(a) Zohar'ın kökü ve temeli olan SPRA DTzNIOYThA, Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı).
(b) ADRA RBA QDIShA, Idra Rabba (Büyük Meclis), bu metin "Gizlenmiş Sır Kitabı"nın bir inkişafıdır.
(c) ADRA ZYTA QDIShA, Idra Zuta (Küçük Meclis), bu metin mahiyeti itibarıyla "Idra Rabba"nın bir zeylidir. Bu üç kitap, yaratıcı Tanrısallığın (thearkhia) ve O'nunla birlikte [okunamadı] kademeli inkişafını ele alır.
Bu eserlerin metni, tashih edilmiş basılı nüshalar olan Mantua, Cremona ve Lublin kodekslerinden Knorr von Rosenroth ("Qabalah Denudata"nın müellifi) tarafından şerh edilmiştir, bunlardan Mantua ve Cremona nüshaları en eskileridir.
Ayrıca, parantez içine alınarak asıl metinden ayırt edilen bir tür şerh de verilmiştir.
(d) Rabbi Yitzchak Luria'nın öğretilerinden Rabbi Abraham Cohen Irira tarafından derlenen, BITh ALHIM, Beyt Elohim veya "Elohim'in Evi" adı verilen ruhiyat risalesi.
Bu risale melekleri, iblisleri, unsur ruhlarını ve canları ele alır.
(e) "Canların Devirleri Kitabı", Rabbi Luria'nın fikirlerinin bir genişletilmesi niteliğinde, kendine has ve geniş kapsamlı bir risaledir.
SPR SPIRVTh, Sefer Sefirot veya "Sudûrat Kitabı", tabiri caizse, Tanrısallığın menfi varoluştan müspet varoluşa doğru kademeli evrimini tasvir eder.
ASh MTzRP, Eş Metsaref veya "Arındırıcı Ateş", hermetik ve simyevidir, pek az kimsece bilinir ve bilindiğinde dahi çok daha azı tarafından anlaşılır.
Kabala'nın başlıca doktrinleri şu meseleleri çözmek üzere tasarlanmıştır,
(a) Yüce Varlık, O'nun mahiyeti ve sıfatları.
(b) Meleklerin, iblislerin ve unsurların mahiyeti.
(c) İbrani harflerinde saklı bulunan hususi sırlar.
"Gizlenmiş Sır Kitabı" şu sözlerle başlar, "Gizlenmiş Sır Kitabı, terazinin dengelenmesinin kitabıdır." Burada geçen "terazinin dengelenmesi" terimiyle ne kastedilmektedir?
Denge, zıtların kıyasından doğan ahenktir, zıt kuvvetlerin muhalefetinin eşit güçte olduğu ve hareketin yerini sükûna bıraktığı ölü merkezdir.
Kadim sembolizmin "daire içindeki nokta"sıdır.
Dengelenmiş kudretin canlı terkibidir.
Böylece suret, aydınlık ile gölgenin dengesi olarak tarif edilebilir, bu iki unsurdan birini kaldırın, suret görünmez olur.
Terazi terimi, Sefirot'un her bir üçlüsündeki iki zıt mahiyete tatbik edilir, bunların dengesi her bir tesliste üçüncü Sefira'yı meydana getirir.
Sefirot bahsini izah ederken bu konuya tekrar döneceğim, bu denge ve terazi doktrini, Kabalistik açıdan temel bir fikirdir.
"Gizlenmiş Sır Kitabı", bu "Dengenin, menfi olarak var olan o bölgede asılı durduğunu" ifade ederek devam eder. Menfi varoluş nedir?
Müspet varoluş nedir? Bu ikisi arasındaki ayrım bir diğer temel fikirdir.
Menfi varoluşu sarih bir biçimde tanımlamak imkânsızdır, zira açıkça tanımlandığında menfi varoluş olmaktan çıkar, o vakit durağan bir duruma intikal eden menfi varoluş hâline gelir.
Bu sebeple Kabalistler, menfi olarak var olan Bir'i, yani ezeli AIN'i (Eyn), sınırsız Yayılım olan AIN SYP'i (Eyn Sof) ölümlülerin kavrayışından hikmetle uzak tutmuşlardır, nihayetsiz Işık olan AIN SYP AYR (Eyn Sof Or) hakkında dahi ancak müphem bir mefhum oluşturulabilir.
Yine de, derinlemesine tefekkür edersek, daha tezahür etmiş surette Tanrı olarak bahsettiğimiz o bilinemez ve isimsiz Bir'in ezeli suretlerinin böyle olması gerektiğini görürüz.
Biz O'nu tanımladığımız anda bile kavrayışımızdan kayıp gider, zira tanımlandığında Mutlak olmaktan çıkar.
O halde Menfi'nin, Sınırsız'ın, Mutlak'ın mantıksal olarak saçma olduğunu mu söylemeliyiz, mademki aklımızın tanımlayamayacağı fikirlerdir?
Hayır, zira onları tanımlayabilseydik, tabiri caizse onları aklımızın kuşattığı şeyler kılar ve dolayısıyla aklımızdan üstün tutmamış olurduk, zira bir mevzunun tanımlanabilmesi için ona belirli sınırların tayin edilebilmesi icap eder.
Kabala'nın ilk ilkesi ve aksiyomu, Kitab-ı Mukaddes'in bizim tercümemizde "Ben Ben Olanım" diye çevrilen, Tanrısallığın AHIH AShR AHIH (Eheye Aşer Eheye) ismidir. Daha iyi bir tercüme, "Varlık varlıktır" yahut "Olan O Ben'im" şeklindedir.
[okunamadı] Asrımızın Kabalisti, "Histoire de la Magie" adlı eserinde şöyle der,
Putperestliğe benzeyen her şeyden nefret ederler, bununla birlikte Tanrı'ya insan sureti atfederler, fakat bu tamamen hiyeroglif niteliğinde bir figürdür.
Tanrı'yı akıllı, canlı ve seven Sonsuz Bir olarak kabul ederler.
O, onlar için ne diğer varlıkların mecmuu, ne varoluşun soyutlaması, ne de felsefi olarak tanımlanabilir bir varlıktır.
O her şeydedir, her şeyden ayrıdır ve her şeyden büyüktür.
O'nun asıl ismi telaffuz edilemez, yine de bu isim yalnızca O'nun Tanrısallığına dair insani ideali ifade eder.
Tanrı'nın Zatında ne olduğunu bilmek insana verilmemiştir.
Tanrı imanın mutlakıdır, varoluş ise aklın mutlakıdır, varoluş kendi kendine ve var olduğu için vardır.
Varoluşun var olmasının sebebi, varoluşun ta kendisidir.
'Herhangi bir muayyen şey niçin vardır?', yani 'Şu veya bu şey niçin vardır?' diye sorabiliriz. Fakat saçmalığa düşmeksizin, 'Varoluş niçin vardır?' diye soramayız. Zira bu, varoluştan önce de bir varoluş olduğunu varsaymak olurdu." Aynı müellif yine şöyle der,
"'Dogmanın hakikati bana ilmi olarak ispatlandığında inanacağım' demek, 'İnanacak hiçbir şeyim kalmadığında ve dogma ilmi bir teorem hâline gelerek dogma olmaktan çıktığında inanacağım' demekle aynıdır.
Yani başka bir deyişle, 'Sonsuz'u ancak benim yararıma açıklandığı, tayin edildiği, sınırlandığı ve tanımlandığı zaman, tek kelimeyle sonlu hale geldiğinde kabul edeceğim' demektir.
Sonsuz Olan’a ancak O’nun var olmadığından emin olduğumda inanacağım.
Okyanusun enginliğine, onun şişelere doldurulduğunu gördüğüm vakit inanırım.’ Lakin bir şey size açıkça ispat edilip idrakinize sunulduğunda, artık ona inanmazsınız, onu bilirsiniz.”
dokuzuncu bölümde şöyle denmektedir, “Ben
Ölümsüzlüğüm ve aynı zamanda ölümüm, ve ben, ey Arcuna, var olan ve var olmayanım.” Ve yine (dokuzuncu bölüm), “Ve ey Bharata’nın soyundan gelen, daha önce görülmemiş sayısız mucizeleri gör.
Bedenimin içinde, ey Gudakeşa, hareket eden ve etmeyen her şeyi kapsayan bütün evreni, hepsini bir arada bugün gör.” Ve yine Arcuna şöyle dedi, “Ey Tanrıların Sonsuz Rabbi, ey
evreni baştan başa kuşatan, Sen Yok Edilemez Olansın, var olan, var olmayan ve bunların ötesinde bulunansın.
Sen İlk Tanrısın, Kadim Olansın, bu evrenin en yüce dayanağısın.
Bu evren Seninle kuşatılmıştır, ey sonsuz suretlerin sahibi....
Sen sonsuz kudrete, ölçülemez bir ihtişama sahipsin, her şeyi kuşatırsın ve bu sebeple Sen her şeysin!”
Menfi varlık fikri o halde bir fikir olarak var olabilir, lakin tanım kabul etmez, zira tanımlama fikri onun tabiatıyla bütünüyle bağdaşmazdır.
“Fakat,” diyecektir belki bazı okurlarım, “sizin menfi varlık tabiriniz muhakkak ki yanlış bir adlandırmadır, tasvir ettiğiniz hal, menfi mevcudiyet unvanıyla daha iyi ifade edilirdi.” Yanıtım şudur ki, öyle değildir, zira menfi mevcudiyet hiçbir vakit menfi mevcudiyetten başka bir şey olamaz, başkalaşamaz, gelişemez, zira menfi mevcudiyet lafzî manada ve hakikaten hiçbir şeydir.
Bu sebeple menfi mevcudiyet asla bulunamaz, hiçbir zaman var olmamıştır, şimdi de var değildir, gelecekte de var olmayacaktır.
kendisi, müspet hayat, zira menfiliğinin dipsiz derinliklerinde kendinden dışarı taşma gücü, düşünce kıvılcımını en dışa fırlatma gücü, birleşimi tekrar içe döndürme gücü gizlidir.
Genişlemenin enginliğindeki merkezsiz girdapta massolmuş yoğunluk, işte bu şekilde sarınmış ve örtünmüştür.
Lakin menfi ve müspet varlık gibi birbirinden bu denli farklı iki fikir arasında belirli bir bağ ya da irtibat halkası gereklidir ve buradan, kuvve halindeki varlık olarak adlandırılan surete ulaşırız, bu suret müspet varlığa daha ziyade yaklaşsa da açık bir tanımı pek kabul etmeyecektir.
Sözgelimi bir tohumda, ondan neşet edebilecek olan ağaç gizlidir, kuvve halindeki varlık durumundadır, oradadır, fakat tanıma gelmez.
O halde, o ağacın vakti geldiğinde verebileceği tohumlar ne kadar daha az tanım kabul eder.
Lakin bu sonuncular, kuvve halindeki varlığa bir dereceye kadar benzemekle birlikte, henüz o denli ileri bir merhalede bulunmayan bir haldedirler, yani menfi olarak varlık sahibidirler.
Diğer taraftan müspet varlık daima tanımlanabilir, dinamiktir, belirli zahirî kudretleri haizdir ve bu yüzden menfi varlığın, bilhassa da menfi mevcudiyetin tam zıddıdır.
O, artık tohumda gizli kalmayıp dışarıya doğru inkişaf etmiş olan ağaçtır.
Lakin müspet varlığın bir başlangıcı ve bir sonu vardır ve bu sebeple istinat edeceği başka bir surete muhtaçtır, zira arkasında gizlenen bu diğer menfi mefhum olmaksızın sebatsız ve kifayetsizdir.
Böylece, okurlarımın zihnine Sınırsız Olan fikrini zayıfça ve tüm hürmetimle hissettirmeye gayret ettim.
Ve bu fikrin huzurunda ve bu fikre dair, yalnızca kadim bir kâhinin şu sözlerini zikredebilirim, “O’nda hudutsuz bir celal uçurumu vardır ve oradan tek bir küçük kıvılcım çıkar,
o kıvılcım ki güneşin, ayın ve yıldızların tüm ihtişamını var eder.
Ey fani, Tanrı hakkında ne kadar az şey bildiğimi gör, O’na dair daha fazlasını bilmeye kalkışma, zira ne kadar bilge olursan ol bu senin idrakinin çok ötesindedir, O’nun hizmetkârları olan bizlere gelince, bizler O’nun ne kadar küçük bir parçasıyız!”
Menfi varlığın üç kabalistik peçesi mevcuttur ve bunlar kendi içlerinde, henüz vücuda çağrılmamış Sefirot’un (tanrısal yayılımlar silsilesi) gizli mefhumlarını teşkil ederler ve bu manada Sefirot’un gizli mefhumlarının Malkut’u (krallık) olan Keter’de (taç) temerküz ederler.
Menfi varlığın ilk peçesi EYN’dir (Yokluk), Eyn = Menfilik.
Bu kelime üç harften mürekkeptir ve böylece ilk üç Sefirot’u veya sayıları ima eder.
İkinci peçe EYN SOF’tur (Sonsuzluk), Eyn Sof, Hudutsuz Olan.
Bu unvan altı harften mürekkeptir ve ilk altı Sefirot’un veya sayıların mefhumunu ima eder.
Üçüncü peçe EYN SOF OR’dur (Sonsuz Işık), Eyn Sof Or = Hudutsuz Işık.
Bu ise dokuz harften mürekkeptir ve ilk dokuz Sefirot’u sembolize eder, lakin elbette yalnızca onların gizli mefhumunda.
Fakat dokuz sayısına ulaştığımızda, vahdete yani bir sayısına geri dönmeksizin daha ileri gidemeyiz, zira on sayısı menfiden tazelenerek türetilmiş vahdetin bir tekrarından ibarettir, nitekim Arap rakamlarındaki alelade temsiline bakıldığında da bu aşikârdır, zira sıfır dairesi Menfiliği, 1 ise Vahdeti temsil eder.
Böylelikle, menfi ışığın hudutsuz ummanı bir merkezden neşet etmez zira merkezsizdir, fakat zuhur etmiş Sefirot’un bir numarası olan, Keter’i, Tacı, İlk Sefira’yı (tekil yayılım) teşkil eden bir merkezi teksif eder, bundan ötürü Keter’in, gizli Sefirot’un Malkut’u veya on numarası olduğu söylenebilir.
Böylece, “Keter Malkut’tadır ve Malkut Keter’dedir.” Yahut büyük şöhrete sahip simyacı bir müellifin (Eugenius Philalethes olarak daha iyi bilinen Thomas Vaughan),
zahiren Proklos’tan iktibas ederek söylediği veçhile, “Gök yerdedir, lakin yeryüzüne mahsus bir surette, ve yer göktedir, lakin gökyüzüne mahsus bir surette.” Fakat menfi varlık, daha evvel gösterdiğim üzere tanımı kabil olmayan bir bahis olduğundan, Kabalacılar tarafından vahdet sayısından müstakil bir mütalaa olarak değil, bilakis ona dayanan bir hal olarak telakki edilir, bu sebepten ötürü aynı terimleri ve sıfatları farksız bir surette her ikisine de sıklıkla teşmil ederler.
Bu tür lakaplar “Gizlilerin Gizlisi”, “Kadimlerin Kadimi”, “En Kutsal Kadim Olan” ve benzerleridir.
Şimdi Sefira ve Sefirot terimlerinin gerçek anlamını açıklamam gerekir.
Bunlardan ilki tekil, ikincisi ise çoğuldur.
Bu sözcüğün en iyi karşılığı “sayısal tecelli”dir. Onluk ölçeğin on sayısının, yani 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10 sayılarının en soyut biçimleri olan on Sefirot vardır.
Dolayısıyla, yüksek matematikte sayıları soyut anlamlarıyla tartıştığımız gibi, Kabala’da da Tanrısallık (thearkhia) üzerine sayıların soyut biçimleriyle, diğer bir deyişle SPIRYTh, yani Sefirot aracılığıyla akıl yürütürüz.
Pisagor, sayısal sembolik fikirlerini işte bu kadim Doğu teorisinden türetmiştir.
Bu Sefirot içinde, gerek topluca gerekse ayrı ayrı, Tanrı’nın şahıslarının ve sıfatlarının inkişafını buluruz.
Bunların bazıları eril, bazıları dişildir.
Kutsal Kitap çevirmenleri, yalnızca kendilerinin bildiği şu ya da bu sebeple, Tanrısallığın hem eril hem de dişil olduğu gerçeğine dair her türlü atfı büyük bir özenle yok saymış ve hasıraltı etmişlerdir.
Elohim sözcüğü söz konusu olduğunda, dişil çoğul bir kelimeyi eril tekil olarak tercüme etmişlerdir.
Bununla birlikte, Yaratılış [okunamadı] bölümünde bunun çoğul olduğunu bildiklerini gayriihtiyari açık eden bir iz bırakmışlardır,
27), eğer Elohim bizzat eril ve dişil değil idiyse, Âdem nasıl Elohim’in suretinde, eril ve dişil olarak yaratılmış olabilirdi? Elohim sözcüğü,
dişil tekil olan ALH, yani Eloh kelimesine IM takısı eklenerek oluşturulmuş bir çoğuldur.
Fakat IM kural olarak eril çoğul son eki olduğundan ve burada dişil bir isme eklendiğinden, Elohim kelimesine eril bir fikirle birleşmiş ve bu sayede zürriyet meydana getirmeye muktedir dişil bir kudret manası kazandırır.
Günümüzün mutat dinlerinde Baba ve Oğul hakkında çok şey işitiriz, fakat Anne hakkında hiçbir şey duymayız.
Oysa Kabala’da, Günlerin Kadimi’nin Kendisini eşzamanlı olarak Baba’ya ve Anne’ye uyarladığını ve böylece Oğul’u vücuda getirdiğini görürüz.
Yine, Kutsal Ruh’un eril olduğu söylenir durur.
Oysa Sefer Yetsira’nın (Oluşum Kitabı) şu pasajından da anlaşılacağı üzere RVCh, yani Ruah (Ruh) sözcüğü dişildir, “AChTh RVCh ALHIM ChIIM, Ahat (eril olan Ehad değil, dişil olan Ahat) Ruah Elohim Hayim, O birdir, Hayatın Elohim’inin Ruhu’dur.”
Şimdi anlıyoruz ki, Tanrısallık Kendisini bu şekilde, yani eril ve dişil olarak biçimlendirmeden önce kâinatın âlemleri varlığını sürdüremezdi veya Yaratılış’ın ifadesiyle, “Yeryüzü şekilsiz ve boştu.” Bu önceki âlemlerin, “İsrail’de bir kral hüküm sürmeden önce Edom’da hüküm süren krallar” ile sembolize edildiği kabul edilir ve bu nedenle Kabala’da bunlardan “Edom kralları” olarak bahsedilir. Bu husus işbu eserin muhtelif kısımlarında etraflıca açıklanacaktır.
Şimdi ilk Sefira’nın veya Bir Sayısı’nın, Pisagor’un Monad’ının tetkikine geliyoruz.
Diğer dokuz sayı bu sayının içinde gizlidir.
O bölünemez, aynı şekilde çoğaltılamaz da, 1’i kendisine bölerseniz geriye yine 1 kalır, 1’i kendisiyle çarparsanız yine 1’dir ve değişmez.
Böylelikle her şeyin o büyük ve değişmez Babası’nın layık bir temsilcisidir.
İşte bu birlik sayısı iki yönlü bir tabiata sahiptir ve bu suretle adeta menfi ile müspet arasındaki bağı teşkil eder.
Değişmez birliğinde neredeyse bir sayı bile değildir, fakat toplama kabiliyeti niteliği bakımından,
sayısal bir dizinin ilk sayısı olarak adlandırılabilir.
Oysa sıfır (0), tıpkı menfi varoluş gibi, toplamaya dahi kabil değildir.
Öyleyse, eğer 1 ne çarpılabiliyor ne de bölünebiliyorsa, ona eklemek üzere bir başka 1 nasıl elde edilecek, diğer bir deyişle 2 sayısı nasıl bulunacaktır? Kendisinin yansıması vasıtasıyla.
Zira 0 tarif edilemez olsa da 1 tarif edilebilir.
Ve bir tarifin semeresi, tarif edilen şeyin bir Eidolon’unu, kopyasını yahut suretini oluşturmaktır.
Böylece 1’den ve onun yansımasından müteşekkil bir ikilik elde ederiz.
Şimdi bir titreşimin başlangıcı da tesis edilmiş olur, zira 1 sayısı değişmezlikten tarife ve tekrar değişmezliğe doğru nöbetleşe titreşir.
Bu suretle tüm sayıların babası ve her şeyin Babası’nın kusursuz bir timsalidir.
İlk Sefira’nın adı KThR, yani Keter (Taç)’dir.
Ona atfedilen İlahi İsim, Çıkış [okunamadı] bölümünde verilen Baba’nın İsmi’dir.
Kendisine bağlı olan menfi varoluş fikrini kendi içinde barındırması hasebiyle ona verilen lakaplar arasında şunlar yer alır,
TMIRA DTMIRIN, Temira De-Temirin, Gizlilerin Gizlisi.
OThIQA DOThIQIN, Atika De-Atikin, Kadimlerin Kadimi.
OThIQA QDIShA, Atika Kadişa, En Kutsal Kadim Olan.
OThIQ IYMIN, Atik Yomin, Günlerin Kadimi.
Bütün bunlara ilaveten, her şeyin yüce Babası’nı temsil etmesi sıfatıyla bu Sefira’ya verilen çok mühim bir başka isim daha vardır.
Bu, ABJK AN PIN [NOT: İbranice harf dizimi metinde hatalı dizilmiştir, doğrusu 'Arik Anpin'dir], Arikh Anpin, yani Geniş Çehre yahut Büyük Yüz (Arikh Anpin)’dür.
O’nun hakkında, kısmen gizli (menfi varoluşla olan irtibatı anlamında) ve kısmen zahir (müspet bir Sefira olarak) olduğu söylenir.
Bu bakımdan Geniş Çehre’nin sembolizmi, çehrenin yalnızca bir tarafının görüldüğü bir profil sembolizmidir, yahut Kabala’da ifade edildiği üzere, “O’nda her şey sağ taraftır.” Bu unvana tekrar değineceğim.
Bu Sefira’nın altında melekler hiyerarşisi olarak ChIVTh HQDSh, Hayot Ha-Kadeş, yani kutsal canlı yaratıklar, Hezekiel’in rüyetindeki ve Yuhanna’nın Vahiy Kitabı’ndaki kerubiler yahut sfenksler sınıflandırılır.
Bunlar Zodyak’ta dört burçla temsil edilir, Boğa, Aslan, Akrep ve Kova, yani Boğa, Aslan, Kartal ve İnsan, Akrep hayırlı bir timsal olarak kartalla, şer bir timsal olarak akreple ve müşterek bir tabiatta olduğunda ise yılanla sembolize edilir.
Bu ilk Sefira diğer dokuzunu içinde barındırmaktaydı ve onları sırasıyla şu şekilde meydana getirdi,
İkinci Sefira’nın adı ChKMH, yani Hokma (Hikmet)’dır, daha önce izah ettiğim üzere Keter’den yansıyan eril ve faal bir kudrettir.
Bu Sefira, 3 sayısı olan Anne’nin kendisine birleştiği faal ve aşikâr Baba’dır.
Bu ikinci Sefira, Tanrısal İsimlerden YH (Yah) ve YHYH ile, melekler hiyerarşisi safında ise Opanim (AYPNIM, Auphanim, Çarklar) ile temsil edilir, aynı zamanda AB (Ab, Baba) olarak da adlandırılır.
Üçüncü Sefira yahut Üçlü, Bina (BINH, Binah, Anlayış) olarak anılan dişil, edilgin bir kuvvettir ve Hokma ile mutlak surette eşittir.
Zira Hokma, yani 2 sayısı, asla bir alanı çevreleyemeyen iki doğru çizgi gibidir,
ve bu sebeple de 3 sayısı üçgeni meydana getirene dek kudretsizdir.
Böylelikle bu Sefira, semavi Üçlüğü ikmal eder ve belirgin kılar.
Ona aynı zamanda AMA (Ama, Anne) ve kâinatı nizam içinde tutmak gayesiyle AB (Baba) ile ebediyen birleşmiş olan, büyük ve üretken Anne manasında AIMA (Aima) dahi denir.
Bundan ötürüdür ki o, Baba'yı idrak edebileceğimiz en zahir surettir ve bu yüzden her türlü ihtirama lâyıktır.
O, Hokma ile eşit mertebede bulunan semavi Anne’dir ve Kabala öğretisine nazaran suretinde erkek ile kadının Tanrı katında eşit olarak yaratıldığı Tanrı’nın, Elohim’in azametli dişil suretidir. Kadın erkeğe denktir ve sözde Hristiyanların onu ısrarla sokmaya çalıştıkları mertebenin hilafına, katiyen erkeğin dûnunda değildir.
Aima, Vahiy Kitabı’nda tasvir edilen kadındır.
Bu üçüncü Sefira’ya bazen Büyük Deniz adı da verilir.
Ona Tanrısal İsimlerden ALHIM (Elohim) ve YHYH ALHIM, melek zümrelerinden ise Aralim (ARALIM, Tahtlar) izafe edilir.
Malkut’tan, yani daha altta bulunan Anne’den, Gelin’den ve Kraliçe’den tefrik edilmek üzere o, semavi Anne’dir.
İkinci ve üçüncü Sefirot’un bu imtizacı, Merhamet yahut Sevgi manasına gelen Hesed’i (ChSD, Chesed) meydana getirmiştir, kendisine Büyüklük yahut İhtişam manasında Gedula (GDYLH, Gedulah) dahi denir, Kudretli Olan manasındaki Tanrısal İsim EL (El) ve melek ismi Haşmalim (ChShMLIM, Chashmalim, Işıldayan Alevler) ile temsil edilen eril bir kuvvettir.
5 sayısı. Bundan dişil ve edilgin bir kuvvet olan Gevura (GBYRH, Geburah, kudret yahut metanet) veya Din (DIN, Deen, Adalet) sudûr etmiştir, Tanrısal İsimlerden ALHIM GBYR (Elohim Gibor) ve ALH (Eloh) ile melek ismi Serafim (ShRPIM, Seraphim) tarafından temsil edilir.
Bu Sefira’ya Pahad (PChD, Pachad, Korku) adı da verilir.
Ve bu ikisinden, onları birleştiren Sefira olan Tiferet (ThPARTh, Tiphereth, Güzellik yahut Mutedillik) neşet etmiştir, Tanrısal İsim Eloah Va-Daat (ALYH YDOTh) ve melek ismi Şinanim (ShNANIM) ile temsil edilir.
Böylelikle adaletin ve merhametin birleşmesiyle güzelliğe yahut lütfa vasıl olunur ve Sefirot’un ikinci üçlüğü ikmal edilir.
Bu Sefira yahut "Yol" ya da "Sayım", zira tecelliler kimi zaman bu son tabirlerle de anılır, dördüncü, beşinci, yedinci, sekizinci ve dokuzuncu Sefirot ile birlikte, ilk Sefira Keter’in isimlerinden biri olan Büyük Yüz (Arikh Anpin), yani Makroprosopus’un zıddı olarak Küçük Yüz (Zeir Anpin), yani Zeir Anpin (ZOIR ANPIN) yahut Mikroprosopus diye zikredilir.
Zeir Anpin’i teşkil eden altı Sefira, o vakit O’nun altı azası olarak tesmiye edilir.
Ona Meleh (MLK, Melekh, Kral) dahi denir.
Yedinci Sefira, Sebat ve Zafer manasındaki Netsah’tır (NTzCh, Netzach), Orduların Rabbi manasına gelen Tanrısal İsim Yehova Sebaot’a (IHVH TzBAVTh) ve tanrılar manasındaki ALHIM (Elohim) ile parıldayanlar manasındaki melek ismi Tarşişim’e (ThRShIShIM, Tharshisim) tekabül eder.
Oradan dişil ve edilgin kuvvet olan Hod (HVD, İhtişam) zuhur etmiştir, Orduların Tanrıları manasındaki Tanrısal İsim Elohim Sebaot’a (ALHIM TzBAVTh) ve melekler arasında Tanrı’nın oğulları manasındaki Bene Elohim’e (BNI ALHIM, Beni Elohim) karşılık gelir.
Bu ikisi, El Hay (AL ChI, Kudretli Yaşayan) ve Şadday (ShDI, Shaddai) Tanrısal İsimleri ile, melekler arasında ise Aşim (AShIM, Aishim, Alevler) ile temsil edilen ve Sefirot’un üçüncü Üçlüğünü meydana getiren Yesod’u (ISVD, Temel yahut Esas) vücuda getirmiştir.
Bu dokuzuncu Sefira’dan, onuncu ve sonuncu olanı sudûr etmiş, böylece sayıların onluğu ikmal edilmiştir.
Ona Krallık manasında Malkut (MLKVTh, Malkuth) denir, aynı zamanda Kraliçe, Matrona, alt Anne, Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) Gelini ve Şehina (ShKINH, Shekinah) dahi denir, Tanrısal İsimlerden Adonay (ADNI, Adonai) ile ve melek zümreleri arasında ise Kerubim (KRVBIM) ile temsil edilir.
İmdi, bu Sefirot’un her biri muayyen bir dereceye kadar erdişil (androjen) olacaktır, zira
Sefirot silsilesinde kendisinden hemen önce gelen Sefira’ya nazaran dişil yahut alıcı, kendisinden hemen sonra gelen Sefira’ya nazaran ise eril yahut aktarıcı vaziyettedir.
Lakin Keter’den evvel bir Sefira olmadığı gibi, Malkut’un ardından gelen bir Sefira da mevcut değildir.
Bu mülahazalardan ötürü, Hokma’nın eril bir Sefira’yı işaret etmesine rağmen nasıl dişil bir kelime olduğu derk olunacaktır.
Sefirot’un bağlayıcı halkası, Mezla’dan, yani gizli tesirden gelen Ruah’tır (ruh).
Şimdi Mitzkala (MThQLA, Metheqela, terazi ya da denge) tabirinin Kabala’daki manasına dair birkaç mülahaza daha ilave edeceğim. Sefirot’un üç üçlüğünün yahut triadının her birinde, zıt cinsiyetlerden müteşekkil bir ikilik ve bunların semeresi olan birleştirici bir zekâ mevcuttur.
Bunda, eril ve dişil kuvvetler terazinin iki kefesi, birleştiren Sefira ise bu iki kefeyi rabteden terazi kolu addedilir.
Şu halde terazi tabirinin, Üç-Bir’i, Kesrette Vahdet’i sembolize ettiği ve Vahdet’in terazi kolunun merkez noktasıyla temsil edildiği söylenebilir.
Fakat yine, Sefirot dairesinde ulvi, süfli ve vasat olmak üzere katmerli bir Üçlük vardır.
İmdi bu üçü şöyle temsil olunur, semavi yahut en ali olanı Taç, yani Keter ile, vasat olanı Kral ile ve süfli olanı ise Kraliçe ile temsil edilir ki bu en azametli üçlük olacaktır.
Ve bunların dünyadaki tekabülleri ilk muharrik (primum mobile), güneş ve ay olacaktır.
Şimdi âlemde Sefirot şunlarla temsil edilir,
(2) Maslot (MSLVTh, Masloth), Burçlar küresi.
(6) Şemeş (ShMSh, Shemesh), güneş nuru, Güneş.
(9) Levana (LBNH, Levanah), ay alevi, Ay.
Sefirot bunlara ilaveten üç sütuna ayrılır, ikinci, dördüncü ve yedinci tecellilerden müteşekkil olan sağdaki Merhamet Sütunu, üçüncü, beşinci ve sekizinciden müteşekkil olan soldaki Hüküm Sütunu ve birinci, altıncı, dokuzuncu ile onuncu tecellilerden müteşekkil olan ortadaki Mutedillik Sütunu.
On Sefirot, mecmusunda ve vahdetinde arketip insanı, yani Adam Kadmon’u (ADM QDMYN, Adam Qadmon, İlk Doğan) temsil eder.
İlk üçlüğü teşkil eden Sefirot’a nazar kılındığında, bunların aklı temsil ettiği aşikârdır, nitekim bu üçlük akli âlem, yani Olam Meuskal (OYLM MYShKL, Olahm Mevshekal) olarak tesmiye edilir.
İkinci üçlük ise ahlaki âleme, yani Olam Murgaş’a (OYLM MYRGSh, Olahm Morgash) tekabül eder.
Üçüncüsü kudreti ve istikrarı temsil eder ve bu sebeple maddi dünya, Olam Ha-Mevutba (Orah Ha-Mebutsav, maddi dünya) olarak adlandırılır.
Bu üç vecheye yüzler, Anpin (çehreler) denir.
Böylece Hayat Ağacı, Ets Hayim (Hayat Ağacı) teşekkül eder, ilk üçlü yukarıya, ikinci ve üçüncü üçlü ise aşağıya öyle bir surette yerleştirilmiştir ki, üç eril Sefirot sağda, üç dişil solda yer alırken, birleştirici vasıftaki dört Sefirot da merkezde bulunur.
Bütün şeylerin kendisine tabi olduğu kabalistik “Hayat Ağacı” işte budur.
Bununla İskandinavların Yggdrasil ağacı arasında mühim bir benzerlik mevcuttur.
Daha evvel de bütün Sefirot’u ihata eden bir teslisin bulunduğunu, bunun da taç, kral ve kraliçeden meydana geldiğini belirtmiştim.
(Bazı açılardan bu, en yüksek İlahi tabiatlarında ilk üç Sefira olan Keter, Hokma ve Bina ile sembolize edilen Hristiyanlıktaki Baba, Oğul ve Kutsal Ruh Teslisi’dir.) Dünyayı yaratan da bu Teslis’tir, yahut Kabala lisanıyla ifade edilecek olursa, kâinat bundan doğmuştur [okunamadı]
Fakat Kabala’ya göre, semavi insanın (on Sefirot) kamil sureti vücuda gelmeden evvel, yaratılmış birtakım ezeli dünyalar mevcuttu, lakin bunlar dengenin mizanı henüz kusursuz olmadığından payidar olamadılar, dengelenmemiş kuvvet tarafından sarsıntıya uğrayıp helak oldular.
Bu ezeli dünyalara “kadim zamanın kralları” ve “İsrail hükümdarlarından evvel hüküm süren Edom kralları” denir. Bu manada Edom dengelenmemiş kuvvetin dünyasıdır, İsrail ise dengelenmiş Sefirot’tur (Tekvin [okunamadı]).
Mevcut yaratılıştan evvel dünyaların yaratılıp yok edildiği yönündeki bu mühim hakikat, Zohar’da tekrar tekrar zikredilir.
İmdi, Sefirot aynı zamanda Sudur Âlemi, yahut Atsilut Âlemi, yahut arketipik dünya, Olam Atsilut (Zuhur Âlemi) olarak da anılır, bu âlem ise, her biri Sefirot’un birer tekrarını havi olan, lakin parlaklığı azalan bir silsile izleyen diğer üç âleme hayat vermiştir.
İkinci âlem Beriah âlemidir, Olam Ha-Beriah (Yaratılış Âlemi), yaratılış dünyasıdır, buna aynı zamanda Kursiya (Taht) da denir.
Bu, on Sefirot’u buraya akseden Atsilut âleminden vasıtasız bir sudurdur (emanasyon) ve dolayısıyla, her ne kadar hâlâ en saf tabiatta olup maddeden hiçbir zerre barındırmasa da, daha sınırlıdır.
Üçüncüsü Yetsirah âlemidir, Olam Ha-Yetsirah (Şekilleniş Âlemi), yahut Beriah’tan neşet eden teşekkül ve melekler âlemidir, cevher itibarıyla daha az latif olsa da hâlâ maddeden münezzehtir.
Nurlu bir libasa bürünmüş olan, insana göründüklerinde bir surete bürünen o zeki ve cisimsiz varlıkların mesken tuttuğu yer, işte bu melekler âlemidir.
Dördüncüsü Asiyah âlemidir, Olam Ha-Asiyah (Eylem Âlemi), amel dünyasıdır,
aynı zamanda kabuklar dünyası, Olam Ha-Klipot (Kabuklar Âlemi) olarak da adlandırılır ki bu, diğer üç âlemin daha kesif unsurlarından meydana gelmiş olan işbu madde dünyasıdır.
Kabala tarafından “kabuklar”, Klipot (maddi kabuklar) olarak tesmiye edilen şerir ruhların makamı da burasıdır.
İblisler de on sınıfa ayrılır ve münasip meskenlere sahiptir.
Demonlar bütün suretlerin en kesifi ve en noksanıdır.
Onların on derecesi, Sefirot’un onluğuna tekabül eder, fakat ters bir nispetle, zira her derecenin inişiyle zulmet ve murdarlık ziyadeleşir.
İlk ikisi, zahiri suret ve intizamın yokluğundan gayrı bir şey değildir.
Ardından, tecessüm etmiş beşeri reziletleri temsil eden ve yeryüzündeki hayatlarında kendilerini bu kabil reziletlere teslim etmiş olanlara azap eden demonların istila ettiği yedi Cehennem gelir.
Onların emiri Samael’dir, SMAL, zehir ve ölüm meleğidir.
Zevcesi fahişe, yahut fuhuş kadınıdır, İşet Zenunim (Fuhuş Kadını), birleştiklerinde ise onlara canavar, Hiva (Mahluk) denir. Böylece, tabir caizse ulvi Yaratan Bir’in zıddı ve gülünç bir taklidi olan o cehennemi teslis tamamlanmış olur.
Samael’in Şeytan ile aynı olduğu kabul edilir.
Yehova olarak tesmiye ettiğimiz İlah’ın ismi, İbranicede dört harfli bir isimdir, YHVH, bunun hakiki telaffuzunu ise pek az kimse bilir.
Bendeniz dahi bu ismin yirmiye yakın farklı mistik telaffuzunu bilmekteyim.
Hakiki telaffuz en gizli sırdır (arcanum) ve sırların sırrıdır.
“Onu layıkıyla telaffuz edebilen zat, semayı ve arzı titretir, zira o kâinatın içinden çağıldayan isimdir.” Bu sebeple dindar bir Musevi, Kutsal Yazıları okurken bu isme rast geldiğinde, ya onu telaffuz etmeye cüret etmeyip bunun yerine kısa bir müddet sükût eder, yahut onun yerine Adonay, ADNI, Rab ismini ikame eder.
Kelimenin kök manası “olmak”tır ve binaenaleyh, Ehyeh (Ben Olanım) gibi, varoluşun bir remzidir.
Sefirot’un Dört ile Münasebetlerini Gösteren Cetvel [okunamadı]
hepsi de “olmak” manasını ihtiva eden bu tasarruflar, manası tebeddül etmeksizin bu derece çok harf değişimine imkân tanıyan yegâne kelimedir.
Bunlara “kudretli ismin on iki sancağı” denir ve kimilerine göre Zodyak’ın on iki burcuna hükmettikleri rivayet edilir.
Dört harfli üç isim daha mevcuttur ki bunlar Ehyeh, AHIH, varoluş, Adonay, ADNI, Rab ve Agla, AGLA’dır.
Bu sonuncusu, esasen bir kelime olmayıp, Ateh Gibor Le-Olam Adonay, “Sen ebediyen kudretlisin, ey Rab!” cümlesinin bir notarikonudur (kısaltma akrostişi). Agla’nın muhtasar bir izahı şöyledir, A, ilk olan bir, A, son olan bir, G, Birlikteki Teslis, L, büyük amelin (magnum opus) ikmali.
İlk dikkatimizi çeken husus, gerek AHIH gerekse IHYH isimlerinin her ikisinin de varoluş mefhumunu ifade etmesidir, birinci benzerlikleri budur.
İkincisi, her ikisinde de H harfinin ikinci ve dördüncü sırada gelmesidir, üçüncüsü ise Gematria (harf hesabı) cihetiyle AHIH’nin, H harfi haricindeki IHY’ye muadil olmasıdır (ki birazdan göreceğimiz üzere bu harf, onuncu Sefira olan Malkut’un sembolüdür).
Lakin şimdi, şayet bir haçın kolları dahiline, şu şekilde alt alta yazılacak olurlarsa,
hem yukarıdan aşağıya hem de soldan sağa AHIH, IHYH olarak okunurlar.
İmdi, meseleyi kabalistik açıdan tetkik edecek olursak, bu müşabehetlerin hikmetine vakıf oluruz.
Zira Eheieh (Ehyeh), AHIH, Engin Çehre, Kadim Olan, Büyük Yüz (Arikh Anpin), Keter (Taç), ilk Sefira, Kabalistik Sefirotik en yüce Üçlü Birlik'in (Taç, Kral ve Kraliçe yahut Büyük Yüz, Küçük Yüz ve Gelin'den meydana gelen) Tacı ve Teslis'in Hristiyan kabulündeki Baba'dır.
Birazdan göreceğimiz üzere, Keter müstesna bütün Sefirot'u ihtiva eder ve bilhassa Küçük Çehre'yi, Küçük Yüz'ü (Zeir Anpin), Kabalistik Sefirotik en yüce Üçlü Birlik'in Kralı'nı ve Teslis'in Hristiyan kabulünde O'nun beşerî tecessümündeki Oğul'u imler.
Bu sebeple, Oğul Baba'yı nasıl izhar ederse, IHVH, Yehova da AHIH, Eheieh'i öyle izhar eder.
ADNI ise Kraliçe'dir, "ki Tetragrammaton (Dört Harfli Kutsal İsim) yalnızca O'nun vasıtasıyla kavranabilir", O'nun Bina'ya (Anlayış) yükselişi de Bakire'nin Hristiyan akidesindeki göğe kabulünde (assumptio) yerini bulur.
Tetragrammaton IHVH Sefirot'a şu suretle atfedilir, Yod harfinin, yani I'nın en üst noktasının Keter'e taalluk ettiği söylenir, I harfinin kendisi Hokma'ya (Hikmet), yani Küçük Yüz'ün babasına aittir, H harfi yahut "semavi He", semavi Anne olan Bina'ya aittir, V harfi, Küçük Yüz'ün altı uzvu olarak adlandırılan sonraki altı Sefira'ya taalluk eder (ve altı, V'nin, yani İbranice Vav'ın sayısal değeridir), nihayetinde son H harfi, yani "aşağıdaki He", onuncu Sefira olan Malkut'a (Krallık), yani Küçük Yüz'ün gelinine aittir.
İmdi, Atsilut (Tecelli), Beria (Yaratılış), Yetsira (Biçimleniş) ve Asiya (Yapılış) olmak üzere dört aleme atfedilen dört gizli isim mevcuttur ve yine Tetragrammaton'un bu dört alemin her birinde muayyen bir tertip üzere yazılarak zuhur ettiği söylenir.
Atsilut'un gizli ismi Aub, OB'dur, Beria'nınki Seg, SG'dir, Yetsira'nınki Mah, MH'dir ve Asiya'nınki Ben, BN'dir.
İlişikteki Levha, ismin bu dört alemin her birinde yazılış tarzını gösterecektir.
Bu isimler, alfabenin muhtelif terkiplerine verilen isimle "231 kapı" vasıtasıyla Sefirot ile birlikte amel eder, lakin burada bahse tafsilatıyla girmek haddinden fazla yer tutacaktır.
Tetragrammaton'un harfleri meselesiyle yakından rabıtalı olan bir diğer husus, birinci Sefira'yı tarif ederken evvelce zikrettiğim dört kerubim konusudur.
Dört Alemin Her Birinde Tetragrammaton'un Yazılış Tarzını Gösteren Levha
İmdi, unutulmamalıdır ki Hezekiel'in rüyetindeki bu suretler, üzerinde Semavi İnsan'ın, yani Adam Kadmon'un (İlk İnsan), sefirotik suretin oturduğu İlahlığın tahtını taşır ve taht ile canlı mahluklar arasında gök kubbe yer alır.
O halde burada dört aleme sahibiz, Atsilut, tanrısal (thearkhia) suret, Beria, taht, Yetsira, gök kubbe, Asiya, kerubim.
Binaenaleyh kerubim, Tetragrammaton harflerinin maddi düzlemdeki kudretlerini temsil eder ve bu dördü, dört harfin dört alemin her birindeki amelini temsil eder.
Şu halde kerubim, daha evvel de kaydettiğim gibi, Zodyak'ta Boğa, Aslan, Kova ve Akrep ile remzedilen, harflerin yaşayan suretleridir.
Ve "dünyevi ve fani insanın sırrı, semavi ve baki Olan'ın sırrına göredir" ve böylece o, yeryüzünde Tanrı'nın suretinde yaratılmıştır.
Bedenin şeklinde Tetragrammaton mevcuttur.
Baş I'dır, kollar ve omuzlar H gibidir, gövde V'dir ve bacaklar son H ile temsil edilir.
Binaenaleyh, insanın zahiri sureti Tetragrammaton'a nasıl tekabül ediyorsa, hayat bahşeden ruh da on yüce Sefirot'a öyle tekabül eder ve bunlar nihai ifadelerini taç, kral ve kraliçeden müteşekkil üçlü birlikte nasıl buluyorsa, ruhta da asli bir üçlü taksimat mevcuttur.
Şu halde birincisi, varlığın en yüksek derecesi olan, taçla (Keter) uyuşan ve akli alem denen Sefirot'un en yüksek üçlüsünü temsil eden Neşama'dır (NShMH, Yüce Ruh).
İkincisi, ahlaki aleme, Tiferet'e (Güzellik) tekabül eden, hayır ve şerrin makamı Ruah'tır (RVCh, Can/Tohum).
Üçüncüsü ise hayvani hayat ve arzular olan, Yesod'a (Temel), maddi ve hissi aleme tekabül eden Nefeş'tir (NPSh, Nefis).
Bütün ruhlar sudur aleminde önceden mevcuttur ve asli hallerinde erdişidirler, lakin yeryüzüne indiklerinde erkek ve dişi olarak tefrik edilirler ve
* Tetragrammaton harflerinin şekilleri için İbrani Alfabesi Tablosu'na, Levha I'e bakınız.
Ruh, Tetragrammaton Harfleri ve Dört Alem Arasındaki Benzeşimi Tasvir Eden Levha
Neşama, Beria'dan gelen ikinci suret, yaratıcı fikir, tarif edilemez Olan'a meyil, Ruhta. Harfler I H ile mütenazır, Büyük Yüz ile Küçük Yüz arasındaki rabıta halkası, Baba ile Semavi Anne. Binaenaleyh Beria'da Birlikte var olan, özdeş, Semavi Anne.
Ruah, üçüncü Suret, Zihin, Hayır ve Şerrin Akıl Yürütme Kudreti, Güç ve Netice. Yetsira, Biçimleniş Alemi, Tarif, Tahdit, İstidlal Bilgisine malik olan, mütenazır.
Arketipsel Alem, binaenaleyh ruhta Ulu Mutlak'ın [okunamadı], Büyük Yüz ile mütenazır.
Ruhtaki her kudretin ikmali, İhtiraslar, iştahlar. Asiya, tecessüm ve eşya alemi, cismani olanı temsil eden. Binaenaleyh H harfi, son H ile mütenazır, Gelin, Küçük Yüz'ün Kuzusu'nun Zevcesi, Vahiy Kitabı'nın, hepsinin mecmuu olan.
farklı bedenlere hulul ederler, şayet bu fani hayatta erkek yarı dişi yarı ile karşılaşırsa aralarında kuvvetli bir ülfet peyda olur ve bu sebeple evlilikte ayrılmış yarıların yeniden birleştiği söylenir ve ruhun gizli suretleri kerubim ile akrabadır.
Fakat ruhun mezkûr üçlü taksimatı, yalnızca fikri, ahlaki ve maddi olanın üçlü suretine tatbik edilebilir.
Üçlü birliğin daima dördüllük tarafından ikmal edildiği ve tahakkukunu onda bulduğu yönündeki büyük kabalistik fikri gözden kaçırmayalım, yani IHV, IHVH içinde kemale erer ve tecelli eder, şu üçlü birlik
Ve ruh, bu dörde şu dört surette mukabele eder, Haya'dan (Hayat İlkesi) Atsilut'a, Neşama'dan Beria'ya, Ruah'tan Yetsira'ya ve Nefeş'ten Asiya'ya.
Ruh, Tetragrammaton'un harfleri ve dört alem arasındaki benzeşimi tasvir eden ilişikteki levhaya bakınız.
Fakat ruhtaki Haya, Büyük Yüz ile mütenazır arketipsel surettir.
Bu sebeple Neşama (Neschamah), Ruah (Ruach) ve Nefeş (Nephesch), sanki kendi başlarına Dört Harfli İsim'i (Tetragrammaton) temsil ederler, üstelik Haya (Chiah) olmaksızın, oysa Haya yine de ruhun I'sının, yani Yod'unun en üst noktasında simgelenmektedir, tıpkı Büyük Yüz'ün (Arikh Anpin) İHYH'nin I'sının, yani Yod'unun en üst noktasıyla simgelendiğinin söylenmesi gibi.
Zira “Kadim Olan'ın Yod'u gizli ve örtülüdür.”
Ruhun tabiatına dair Kabalistik öğretilerin aşağıdaki özetini ve metne eşlik eden levhayı Eliphas Lévi’nin “Clef des Mystères” adlı eserinden iktibas ediyorum.
Bu kısım, Rabbi Moses Cordovero ile Rabbi Yitshak Luria'nın fikirlerinin başlıca esaslarını sunmaktadır.
“Ruhun örtüsü, suretin kabuğudur.
“Suret çifttir, zira ruhun hem iyi hem de kötü meleğini aynı şekilde aksettirir.
“Nefeş, suretlerin yok olması yoluyla kendini yenileyerek ölümsüzleşir,
“Ruah, fikirlerin tekâmülü ile ilerler,
“Neşama, unutuş ve yıkım olmaksızın ilerler.
“Ruhların üç meskeni vardır,
“Hayatın Uçurumu, yüce Aden bahçesi,
“Suret olan Tselem (Tzelem), hayatın muammasını ortaya koyan bir sfenkstir.
“Mukadder suret (yani dış dünyaya boyun eğen), vasıflarını Nefeş'e bahşeder, lakin Ruah, Neşama'nın ilhamlarıyla fethedilen sureti bunun yerine koyabilir.
“Beden, Nefeş'in örtüsüdür, Nefeş, Ruah'ın örtüsüdür, Ruah ise Neşama'nın kefeninin örtüsüdür.
“Işık, kendini örterek şahsiyet kazanır ve bu şahsiyet buluş ancak örtü kusursuz olduğunda sebat bulur.
“Yeryüzündeki bu kemalât, yeryüzünün evrensel ruhuna göredir (yani makrokozmos yahut büyük âlem nasılsa, insan olan mikrokozmos veya küçük âlem de öyledir).
“Ruhlar için üç atmosfer vardır.
“Üçüncü atmosfer, diğer âlemlerin gezegensel cazibesinin başladığı yerde nihayete erer.
“Bu yeryüzünde kemale eren ruhlar başka bir makama geçerler.
“Gezegenleri aştıktan sonra güneşe varırlar, ardından başka bir evrene urûc ederler ve âlemden âleme, güneşten güneşe gezegensel tekâmüllerine yeniden başlarlar.
“Güneşlerde hatırlarlar, gezegenlerde ise unuturlar.
“Güneş hayatları ebedî hayatın gündüzleridir, gezegen hayatları ise rüyalarıyla birlikte gecelerdir.
“Melekler, sınanma ve örtünmeyle değil, ilahî tesir ve inikasla şahsiyet kazanmış nurani sudûrlardır.
“Melekler insan olmaya iştiyak duyarlar, zira kâmil insan, yani İnsan-Tanrı, her meleğin fevkindedir.
“Gezegen hayatları yüzer yıllık on rüyadan mürekkeptir ve her güneş hayatı bin yıldır, bundan ötürü Tanrı'nın katında bin yılın bir gün gibi olduğu söylenmiştir.
“Ruh, her hafta, yani her on dört bin yılda bir, kendini yıkar ve unutuşun jübile rüyasında istirahat eder.
“Oradan uyandığında kötülüğü unutmuş olur ve yalnızca iyiyi hatırlar.”
Ruhun teşekkülüne dair ekteki levhada, üst kısımda Neşama, Ruah ve Nefeş olarak bilinen üç cüzü temsil eden üç daire görülecektir.
Neşama'nın hayırlı iştiyaklarının tesiri altındaki Ruah ve Nefeş'ten, ruhun iyi meleği olan Mikail (Michael) sudûr eder, yani iyi fikirlerin terkibî hiyeroglifi, yahut ezoterik Budist ıstılahıyla, bir insanın “İyi Karması”.
Ruah'a galebe çalan ve Neşama'nın hayırlı iştiyaklarının tesirinden mahrum kalan Nefeş'ten, ruhun kötü meleği olan Samael sudûr eder, yani kötü fikirlerin terkibî hiyeroglifi, “kötü [okunamadı]
Ve Tselem, yani suret çifttir, zira hem Mikail'i hem de Samael'i aynı surette aksettirir.
Jellinek’in Spinoza ahlakına göre Sefirot fikirleri tahlili,
1. Tarif. Her şeyin illeti ve hâkimi olan Varlık ile Eyn Sof'u (Ain Soph) kastederim, yani sonsuz, hudutsuz, zatıyla mutlak surette özdeş, kendi içinde vahdete ermiş, sıfatsız, iradesiz, kasıtsız, arzusuz, fikirsiz, kelamsız ve fiilsiz bir Varlık.
Tarif. Sefirot ile Mutlak Olan'dan, Eyn Sof'tan sudûr eden kuvvetleri, kemiyetle mukayyet olan ve irade gibi zatını değiştirmeksizin muhtelif şeylerin imkânları mahiyetindeki mütenevvi gayeleri murat eden bütün mevcudatı kastederim.
Kaziye. Âlemin ilk illeti ve hâkimi, hem mündemiç (immanent) hem de aşkın olan Eyn Sof'tur.
(a) Bürhan. Her neticenin bir illeti vardır ve nizam ile gayeye malik olan her şeyin bir idarecisi bulunur.
(b) Bürhan. Görünen her şeyin bir haddi vardır, sınırlı olan sonludur, sonlu olan zatıyla mutlak surette özdeş değildir, âlemin ilk illeti gayrigörülebilirdir, binaenaleyh hudutsuzdur, sonsuzdur, zatıyla mutlak surette özdeştir, yani O, Eyn Sof'tur.
(c) Bürhan. Âlemin ilk illeti sonsuz olduğundan, O'nun haricinde (extra) hiçbir şey var olamaz, dolayısıyla O, mündemiçtir.
Şerh. Eyn Sof gayrigörülebilir ve yüce olduğundan, hem imanın hem de küfrün köküdür.
Kaziye. Sefirot, mutlak Eyn Sof ile hakiki âlem arasındaki vasıtadır.
Bürhan. Hakiki âlem mahdut ve gayrikâmil olduğundan, doğrudan Eyn Sof'tan sâdır olamaz, yine de Eyn Sof onun üzerinde tesirini icra etmelidir, aksi takdirde kemalâtı zeval bulur.
Binaenaleyh Eyn Sof ile olan deruni irtibatlarında kâmil, O'ndan infisal ettiklerinde ise gayrikâmil olan Sefirot vasıta olmak mecburiyetindedir.
Şerh. Bütün mevcut eşya Sefirot vasıtasıyla vücut bulduğundan, hakiki âlemin bir âli, bir vasat ve bir de sâfil mertebesi vardır.
Bürhan. Cümle cisimlerin üç buudu vardır ve bunların her biri diğerini tekrar eder (3x3), buna umumiyetle mekân da ilave edildiğinde on adedine ulaşırız.
Sefirot mahdut olan her şeyin kuvveleri olduğundan, on adet olmak iktiza eder.
(a) Şerh. On adedi Eyn Sof'un mutlak vahdetiyle tezat teşkil etmez, bir nasıl bütün sayıların esası ise, kesret de vahdetten sâdır olur, tohumlar inkişafı müştemildir, tıpkı ateş, alev, kıvılcım ve rengin, birbirlerinden farklı olmalarına rağmen tek bir esasa malik bulunmaları gibi.
(b) Şerh. Tıpkı tefekkür yahut düşüncenin ve hatta tefekkür edilen bir nesne olarak zihnin, saf düşünce Eyn Sof'tan sâdır olsa dahi sınırlı olması, müşahhaslaşması ve bir mikyasa malik bulunması gibi, had, mikyas ve müşahhaslık da Sefirot'un evsafıdır.
Önerme
Sefirot (ilahi tecelliler), yaratılış değil, sudûrdur (feyz yoluyla yayılmadır).
Kanıt
Mutlak olan Eyn Sof (sonsuz, nihayetsiz) yetkin olduğundan, ondan sudûr eden Sefirot da yetkin olmak zorundadır, dolayısıyla yaratılmamışlardır.
Kanıt
Yaratılmış olan bütün nesneler soyutlama yoluyla eksilir, oysa Sefirot asla azalmaz, zira faaliyetleri kesintiye uğramaz, bu sebeple yaratılmış olamazlar.
Şerh
İlk Sefira, bir gerçeklik halini almadan evvel Eyn Sof içinde bir kudret olarak mevcuttu, ardından ikinci Sefira akli âlem için bir potansiyel güç olarak sudûr etti, daha sonra diğer Sefirot ahlaki ve maddi âlemler için sudûr eyledi.
Eyn Sof'ta bir prius ve posterius (öncelik ve sonralık) yahut bir mertebelenme (hiyerarşi) yoktur, aksine tıpkı tutuşturulan ışıkların er ya da geç ve muhtelif veçhelerle parlaması gibi, o da her şeyi bir vahdette kuşatır.
Önerme
Sefirot hem fail (etkin) hem de münfaildir (edilgin) (MQBIL VMThQBL, Mekabel ve-Mithkabel [alan ve veren]).
Kanıt
Sefirot, Eyn Sof'un vahdetini ortadan kaldırmadığı cihetle, her biri kendisinden önce gelenden almak ve kendisinden sonra gelene aktarmak mecburiyetindedir, yani hem kabul edici hem de aktarıcı olmalıdır.
İlk Sefira Akıl Sır Ermez Yükseklik, RVM MOLH, Rom Maalah (Aşkın Yükseklik) olarak adlandırılır, ikincisi Hikmet, ChKMH, Hokma (bilgelik), üçüncüsü Fehim, BINH, Bina (idrak), dördüncüsü Muhabbet, ChSD, Hesed (merhamet), beşincisi Adalet, PChD, Pahad (korku), altıncısı Cemal, ThP ARTh, Tiferet (güzellik), yedincisi Sebat, NTzCh, Netsah (zafer), sekizincisi Celal, HVD, Hod (ihtişam), dokuzuncusu Âlemin Temeli Olan Salih, TzDIQ IS YD OVLM, Tsadik Yesod Olam (Âlemin Temeli Olan Adil Kimse), ve onuncusu Adalet, TzDQ, Tsedek (doğruluk) tesmiye olunur.
(a) Şerh. İlk üç Sefira düşünce âlemini, ikinci üçlü nefis âlemini, son dördü ise beden âlemini teşkil eder, böylelikle sırasıyla akli, ahlaki ve maddi âlemlere tekabül ederler.
(b) Şerh. İlk Sefira, birlik, IChIDH, Yehida (tekil öz) diye adlandırılması hasebiyle nefisle irtibatlıdır, ikincisi diri, ChIH, Haya (yaşamsal güç) olarak tesmiye edilmesiyle, üçüncüsü Ruh, RV Ch, Ruah (tinsel soluk) olarak anılmasıyla, dördüncüsü hayati ilke, NPSh, Nefeş (can) olarak adlandırılmasıyla, beşincisi nefis, NShMH, Neşama (ulvi ruh) olarak tesmiye edilmesiyle nefisle ilişkilidir, altıncısı kan üzerinde, yedincisi kemikler üzerinde, sekizincisi damarlar üzerinde, dokuzuncusu et üzerinde ve onuncusu deri üzerinde tesir icra eder.
(c) Şerh. İlk Sefira gizlenmiş ışık gibidir, ikincisi gök mavisi, üçüncüsü sarı, dördüncüsü beyaz, beşincisi kırmızı gibidir,* altıncısı beyaz* Bu beyaz ve kırmızı karışımı, Büyük ve Küçük Mukaddes Meclis'te görüleceği üzere Küçük Yüz'e (Zeir Anpin) işaret eder.
kırmızı gibidir, yedincisi beyazımsı kırmızı, sekizincisi kırmızımsı beyaz, dokuzuncusu beyaz-kırmızı beyazımsı-kırmızı kırmızımsı-beyaz gibidir, ve onuncusu bütün renkleri aksettiren ışık gibidir.
Şimdi Büyük Yüz (Arikh Anpin) ile Küçük Yüz (Zeir Anpin) bahsine, yani Macroprosopus ile Microprosopus'a yahut Geniş ve Küçük Çehrelere geri döneceğim.
Hatırlanacağı üzere Büyük Yüz (Arikh Anpin), ilk Sefira yani Taç Keter'dir, Küçük Yüz (Zeir Anpin) ise Sefirot'un altısından mürekkeptir.
(İlişikteki levhaya bakınız.) Büyük Yüz'de (Arikh Anpin) her şey nur ve parlaklıktan ibarettir, fakat Küçük Yüz (Zeir Anpin) yalnızca Büyük Yüz'ün (Arikh Anpin) aksettiği haşmetle parıldar.
Yaratılışın altı günü, Küçük Yüz'ün (Zeir Anpin) altı suretine tekabül eder.
Bu sebeple altı köşeli yıldızı teşkil eden iç içe geçmiş üçgenler remzi, Makrokozmos'un yahut büyük âlemin yaratılışının İşareti olarak adlandırılır ve netice itibarıyla Zohar'ın iki çehresiyle kıyas kabul eder.
Bununla birlikte, bu remzi levhaya yerleştirmemin yegâne gizli sebebi bu değildir, zira burada bahsine girmeyeceğim başka fikirleri de temsil eder.
"Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı)", Büyük Yüz (Arikh Anpin) ile Küçük Yüz'ün (Zeir Anpin) sembolizmini etraflıca ele alır, bu yüzden metni okumaya geçmeden önce bunların benzerlik ve tezatlarına vakıf olmak elzemdir.
Biri AHIH, Eheyeh'dir (Ben O Olanım), diğeri ise Dört Harfli İsim'in (Tetragrammaton) V'si, Vav'ıdır.
İlk iki harf olan I ve H, Yod ve He, Küçük Yüz'ün (Zeir Anpin) babası ve anasıdır, nihayetteki H ise onun gelinidir.
Fakat bu suretlerde celal ile cemalin dengesi ifade olunur,* zira celal, iki H, He harfiyle, yani ana ve gelin ile, bilhassa da gelin ile sembolize edilir.
Ne var ki Cemalin fazlalığı şer bir temayül teşkil etmeyip daha ziyade muayyen bir zafiyet ve kuvvet noksanlığı fikri uyandırırken, celalin haddinden fazla oluşu hükmün icracısını, şer ve müstebit kuvveti harekete geçirir,
* Kâinatın kendisinden hâsıl olduğu celal ve cemal muvazenesi hakkında.
Bundan ötürü şöyle denmiştir, "Gelinin omuzlarının arkasından yılan başını kaldırır," gelinin arkasından, ananın değil, zira o semavi H'dir ve yılanın başını ezer.
"Lakin onun başı büyük denizin sularıyla kırılır." Deniz Bina'dır, semavi H'dir, anadır.
Yılan, daima Cennet'e (Sefirot) nüfuz etmeye ve semavi Havva'yı (gelini) iğva etmeye çalışan merkezcil kuvvettir, ta ki o da kendi sırası geldiğinde semavi Âdem'i, yani Küçük Yüz'ü (Zeir Anpin) baştan çıkarabilsin.
Bu sembolizmi layıkıyla tetkik etmek, bilhassa bu eserin doğrudan mevzusunu teşkil ettiğinden, bu Giriş'in hudutlarını bütünüyle aşar, binaenaleyh daha tafsilatlı bir izahat için okuyucumu doğrudan metne havale ediyorum, ümidim odur ki bu mukaddime notunun mütalaası sayesinde, metinde sunulan kabalistik talimatın seyrini anlamaya ve takip etmeye daha müheyya kılınmış olacaktır.
Gelenek. "Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı)", terazinin dengesi kitabıdır.
["Tseniuta" kelimesinin tercümesi müşkildir, fakat kanaatimce manası en iyi şekilde "Gizlenmiş Sır" lafzıyla ifade bulur. Giriş bölümünde "denge" ve "terazi" kelimelerinin kabalistik manasını izah etmiş bulunuyorum, § 29.]
Gelenek. Zira henüz muvazene hâsıl olmadan evvel, çehre çehreye bakmazdı.
[İki çehreden murat, Büyük Yüz (Arikh Anpin) ile Küçük Yüz'dür (Zeir Anpin).]
3. Ve kadim zamanın kralları ölmüştü, taçları ise artık bulunmaz olmuştu, ve yeryüzü viraneydi.
["Kadim zamanın kralları" ifadesi "Edom Kralları" ile aynı manaya gelir, yani Zohar'a göre bu kâinatın teşekkülünden evvel gelen "dengesiz kuvvet" âlemlerini sembolize ederler.
Bunu da Giriş bölümünde izah etmiştim, §§ 41 ve 56.]
Bu ve hemen ardından gelen bölümlerin, Tanrısallığın (thearkhia) menfi varoluştan müspet varoluşa doğru tedrici inkişafının izini sürdüğü varsayılır, metin burada Tanrısallığın KABALA'daki ilk tezahürüne başladığı anı tasvir etmektedir.
Dolayısıyla, Kabalistik fikirlere göre evren, adeta Tanrısallığın libası gibidir, O yalnızca her şeyi ihtiva etmekle kalmaz, bizzat her şeydir ve her şeyin içinde mevcuttur.]
Bütün arzuların arzuladığı o idrak edilemez Baş (sonsuz ve sınırsız olan Eyn Sof'tan [Ain Soph] sudur eden), zahir olup izzet libaslarını bahşedene dek.
[Burada sonsuz ve sınırsız Olandan, yani Eyn Sof'tan sudur ettiği tasvir edilen bu Baş, ilk Sefira'dır (ilahi yayılım basamağı), yani Keter (Taç) adını alır, diğer adıyla Büyük Yüz (Arikh Anpin) yahut Makroprosopos, yani Engin Çehre olarak anılır.
Bu ilk Sefira'dan diğer dokuz sudur vücuda gelir.
Bütün bunları Giriş bölümünde, §§ 38-57 arasında, Sefirot'u (çoğul ilahi yayılımlar) incelerken açıklamıştım.]
Bu denge, Kadim Olan'da menfi surette mevcut bulunan o makamda asılı durur.
[“Bu denge, Kadim Olan'da menfi surette mevcut bulunan o makamda asılı durur” ifadesiyle kastedilen, (üçlükler halinde teşekkül ederek dengelenen) diğer dokuz Sefirot'un henüz ilk Sefira içinde inkişaf etmemiş olduğu, fakat ağacın neşet ettiği tohumun içinde bulunması gibi onun dahilinde mevcut olduğudur.
“Kadim Olan” tabiriyle, unvanlarından biri de Autheka, yani Kadim Olan olan ilk Sefira, Keter (Taç) kastedilmektedir.
Daha önce de belirttiğim üzere, menfi varoluş mefhumu bu Sefira'dan geriye, EYN'e doğru bağlanır.]
Henüz idrak edilebilir varoluşta bulunmayan bu kudretler işte böyle dengelendi.
[Bu kudretler, adeta ilk Sefira'nın kuvvetleri mesabesinde olan diğer dokuz Sefirot'tur, bunlar eşitlenir eşitlenmez kuvvetlerin karşılıklı münasebeti vasıtasıyla müspet surette var olurlar.
Müteakip iki bölüm, bunların henüz menfi varlıklar yahut daha ziyade fikirler halindeyken ne şekilde dengelendiğini açıklamaktadır.]
O'nun suretinde (Kadim Olan'ın suretinde) denge mevcuttur, o idrak edilemezdir, gaybdır.
[Fakat ilk denge fikri Kadim Olan'dır (ilk Sefira yahut Keter [Taç]), zira Sınırsız Olandan sudur eden hudutsuz ışığın ilk kuvveden fiile çıkış tahdididir.
Yani Keter'in merkez noktası dengedir,
çünkü terazi henüz mevcut değildir, teraziyi teşkil eden iki zıt kutup henüz inkişaf etmemiştir.
Bu iki terimi, yani denge ile teraziyi birbirine karıştırmamalıyız.
Terazi iki kefeden (zıt kuvvetlerden) ibarettir, denge ise dirseğin merkez noktasıdır.
Onlar orada yükselmişlerdir ve orada yükselirler, onlar ki mevcut olmayanlar, mevcut olanlar ve mevcut olacak olanlardır.
[Onlar (Sefirot), orada (Keter'in dengesinde) yükselmişlerdir (müspet surette var olduklarında inkişaf etmişlerdir) ve orada (dengede) yükselirler (ilk varoluşlarını kazanırlar), mevcut olmayanlar (menfi surette mevcut olanlar), mevcut olanlar (ardından müspet hale gelenler) ve mevcut olacak olanlar (ebediyen kaim olanlar, zira birbirini dengeleyen kudretlerdir).
Bu üçlü “mevcut olmayanlar, olanlar ve olacak olanlar” ifadesi, aynı zamanda Sefirot'un üçlü üçlemesine de işaret eder.] (Bkz. Giriş, §§ 52, 64, 65 ve 66.)
İdrak edilemez olan baş, sırların sırrıdır.
[Bu baş, Büyük Yüz'dür (Arikh Anpin), yani Engin Çehre'dir ve Kadim Olan yahut Keter (Taç) ile birdir.
O gizlidir, zira diğer bütün kuvveler onun içinde saklıdır.]
Fakat o bir kafatası suretinde şekillendirilmiş, hazırlanmıştır ve billur şebnemle doludur.
[Billur şebnem, Sınırsız Olandan sudur eden yaratıcı nur yahut Or'dur (AYR).
Mantua El Yazması, kafatasını Büyük Yüz'ün (Arikh Anpin) birinci, billur şebnemi ise ikinci teşekkülü olarak tesmiye eder.]
11. O'nun cildi esirdendir, berrak ve donuktur.
(Saçları) dengelenmiş nizam boyunca süzülen en latif yün gibidir.
[Esir, O'nun celalinin berrak ve takat getirilmez parlaklığıdır.
Maddenin ve kabuğun mutlak yokluğuna delalet etmek üzere saçlar beyazdır, yani yün gibi lekesizdir.
Mantua El Yazması, esiri üçüncü teşekkül, saçları ise dördüncü teşekkül olarak adlandırır ki bu sonuncusunu Netsah (Zafer) Sefira'sına bağlar.]
13. (Alnı), alt kudretlerin dualarıyla tezahür eden o inayetlerin inayetidir.
[Vasıflarını, kudretlerini ve vazifelerini alt Sefirot'a (aşağı derecedeki kudretlere) aktaran ulvi inayettir bu.
Hatırda tutulmalıdır ki her Sefira, kendisinden hemen önce gelenden feyz alır ve kendisinden hemen sonra gelene aktarır.
Böylelikle her Sefira'nın, kendisinden öncekine nispetle dişil yahut pasif, kendisinden sonrakine nispetle ise eril yahut aktif olduğu ifade edilir.
(Bkz. Giriş, §§ 43 ve 51.) Mantua El Yazması buna beşinci teşekkül der ve onu dokuzuncu Sefira olan Yesod (Temel) fikrine irca eder.]
O'nun gözü daima açıktır ve uyumaz, zira aralıksız gözcülük eder.
Ve aşağının görünüşü, yüce nurun veçhine göredir.
[Şayet göz kapanacak olsa (İlahi sevk ve idare fikri Sefirot'tan çekilecek olsa), bütün kâinat çökerdi, zira ana zembereği geri çekilmiş olurdu.
Çünkü aşağının (dokuz Sefirot'un) görünüşü (inkişafı), yüce nurun (ilk Sefira olan Keter'in) veçhine (hükmeden fikrine) göredir (ona tabidir).
Mantua El Yazması, bunu Büyük Yüz'ün (Arikh Anpin) altıncı teşekkülü olarak tavsif eder ve tıpkı dördüncü teşekkülde olduğu gibi, Netsah (Zafer) Sefira'sının asli fikrine bağlar.]
15. Orada O'nun iki burun deliği azametli dehlizler gibidir, O'nun ruhu oradan her şeyin üzerine boşalır.
(Mantua El Yazması bunun yedinci teşekkül olduğunu ve Tanrısallığın onuncu suduru yahut Sefira'sı olan Malkut'a [MLKVTh], yani “Krallık” mefhumuna tekabül ettiğini ekler.)
[Yaratıcı ruh yahut “hayat nefesi”.]
(Bundan dolayı İlahi şeriat başladığında) B-RAŞİT BARA ELOHİM ET HA-ŞAMAYİM VE-ET HA-ARETS (Berashith Bera Elohim Ath Ha-Shamaim Ve-Ath Ha-Aretz), “Başlangıçta Elohim göklerin cevherini ve yerin cevherini yarattı.” (Buradaki mana şudur, Küçük Yüz'ün [Zeir Anpin] altı sayısı mesabesinde olan altı uzuv yaratıldı, şöyle ki, sağ kolu olarak inayet, sol kolu olarak celal, bedeni olarak cemal, sağ bacağı olarak zafer, sol bacağı olarak izzet ve tenasül uzvu olarak temel.) Zira B-RAŞİT (Berashith), yani “başlangıçta” kelimesi yerine BARA şeklinde de okunabilir
ŞİT (Şit), Beret Şit, “Altıyı yarattı.” Aşağıda bulunan her şey (başta en alt yol yahut Küçük Yüz’ün [Zeir Anpin] gelini olan Kraliçe ve üç aşağı âlem olmak üzere) bunlara bağlıdır.
[Sifra di-Tseniuta’nın (Gizlenmiş Sır Kitabı) burada izlediği görüş, Tekvin’in başlangıcının yalnızca dünyanın yaratılışını değil, aynı zamanda evreni İlahi düşüncenin kudretinin dışsal ve maddi bir tezahürü sayarak Tanrı’nın inkişafını da tasvir ettiğidir.
Küçük Yüz (Zeir Anpin), Büyük Yüz’ün (Arikh Anpin) adeta bir yansımasıdır, zira Büyük Yüz altı temel ünvana sahip olduğu gibi, Küçük Yüz de Sefirot’un altısından mürekkeptir.
ŞİT (Şit), İbranicedeki ŞŞ (Şeş, altı) kelimesinin Keldanice biçimidir.
Üç aşağı âlem Beriah (Yaratılış Âlemi), Yetsirah (Şekilleniş Âlemi) ve Asiyah’tır (Eylem Âlemi).
Ve izzetlerin izzeti, kafatasının yedi tanziminden sarkar.
(Bu, saygıdeğer ve Kadim Olan’ın on üç kısma ayrılan sakalıdır.)
[Daha önce belirttiğim üzere Kadim Olan, ilk Sefira yani Büyük Yüz’dür (Arikh Anpin).
Sakal, başın sembolik temsilinin bir devamı olarak, Gematriya vasıtasıyla birlik mefhumuna tekabül eden on üç kısma ayrılmıştır.
Zira AHAD (Ahad, birlik), sayısal değer olarak 13 rakamını verir.]
Ve ikinci yeryüzü hesaba katılmadı. (Yani başka yerlerde Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) Gelini olarak tesmiye edilen ihya edilmiş dünyanın krallığı, altı uzvun yaratıldığı söylendiğinde hesaba dahil edilmedi.
Yahut başka bir ifadeyle, “Ve yeryüzü” dendiğinde, ilk zikredilen yeryüzü anlaşılmamalıdır, zira birincisinden ihya edilmiş dünyanın krallığı, ikincisinden ise harap edilmiş dünyanın krallığı anlaşılmalıdır) ve bu durum başka yerlerde de ifade edilmiştir.
[Harap edilmiş dünyanın krallığı, dengelenmemiş kuvvetin krallığıdır.
Bu durum, Sefirot’un inkişafından önceki bir döneme işaret eder ve binaenaleyh Edom krallarıyla irtibatlandırılmalıdır.]
Ve o, Tekvin v. 29’da “Rabbin lanetlediği topraktan” diye yazıldığı üzere, lanete uğramış olandan hasıl olmuştur. (Bunun manası şudur, İhya edilmiş dünyanın krallığı, içinde yedi kralın öldüğü ve mülklerinin darmadağın olduğu harap edilmiş dünyanın krallığından teşekkül etmiştir.
Yahut başka bir yerde zikri geçen dünyanın açıklaması, harap edilmiş dünyanın krallığından neşet eder.
[Bu yedi kral, daha önce zikredilen Edom krallarıdır.]
Kaos ve boşluktu, derinliğin yüzü üzerinde karanlık vardı ve Elohim’in Ruhu suların yüzü üzerinde titreşmekteydi.
On üç (Tekvin’in İbranice metninde “kaos ve boşluktu” ifadesinden “suların” ifadesine kadar olan bu kelimeler on üç tanedir), izzetlerin izzetinin (yani Büyük Yüz’ün [Arikh Anpin] yahut ilk şekillenen başın sakalının) on üç (biçimine) tâbidir.
[Daha önce on üç sayısının birliği ifade ettiğini belirtmiştim.
“Gizlenmiş Sır Kitabı”nın müellifi, burada İbranice metindeki kelimelerin adedinin ve tertibinin dahi tanrısallığın (thearkhia) belirli suretlerine atıfta bulunduğunu ileri sürer.
“Derinliğin yüzü” ve “suların yüzü” tabirleri, Büyük Yüz (Arikh Anpin) ve Küçük Yüz (Zeir Anpin) ile, yani Engin ve Küçük Suretler ile çarpıcı bir benzerlik taşır. Bu manada “derinliğin (uçurumun) yüzü”, Eyn Sof’tan, yani Sınırsız Olan’dan şekillenen surettir, yani ilk Sefira olan Keter (Taç) tacıdır.]
Altı bin yıl, ilk altıya bağlıdır.
Âlimlerin dünyanın altı bin yıl süreceğini söylemeleri bundandır ve bu, Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) altı sayısından anlaşılır.
Fakat bunu müteakip altı kelime de bu fikre zemin teşkil eder, VAYOMER ELOHİM YE Hİ OR VAYE Hİ OR, “Ve Elohim dedi, Işık olsun ve ışık oldu.”
[Sayıların diğerleri kadar sık başvurulmayan tefsiri bir kaidesine göre, yalın sayılar yahut birler tanrısal şeyleri, onlar basamağındaki sayılar semavi şeyleri, yüzler basamağındaki sayılar dünyevi şeyleri ve
binler ise geleceği, sonraki bir çağda vuku bulacak olanı simgeler.
Binaenaleyh “altı bin yıl”, Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) kendisinden teşekkül ettiği altı Sefirot’a atfedilen ilk altı kelimeden istihraç edilir, altı mefhumu, mezkûr sayıyı gelecek bir çağın mertebesinde remzetmek üzere binlere teşmil edilmiştir.]
Yedincisi (bin yıllık dönem ve yedinci makam, yani Krallık), tek başına kudretli olan O’nun üzerindedir (yani uzuvların altı derecesi merhamet ve hükümleri gösterdiğinde, yedinci derece yalnızca hükme ve şiddete meyleder).
Ve bütünü on iki saat boyunca ıssız kalır (yani daha ali kudretler dairesindeki Krallık, MALKUT [Malkut], mukaddes mabedin mukabilidir ve tıpkı buranın harap olması gibi, Şehina [Kutsal Varlık] yahut Krallık da bizzat sürgün edilir) (zira İbraniler sürgünlerinin bütün bu vaktini bir günün mühletine dahil ederler).
Nitekim şöyle yazılmıştır, “Kaos ve boşluktu, vesaire.” (çünkü Tekvin’in İbranice metninde “kaos ve boşluktu” kelimesinden “yüzleri üzerine” kelimesine kadar on iki kelime bulunmaktadır).
[Aynı kaide mucibince, bin yıllık dönem yedinci kelimeden istihraç edilir.
Buradaki yedinci makam, Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) altısıyla birlikte yedi alt Sefirot’u vücuda getiren Malkut’u, yani krallığı yahut kraliçeyi ifade eder.
(Merhamet ve hüküm muvazenesi mefhumu için ayrıca Giriş bölümüne müracaat ediniz.)]
On üçüncüsü (yani on üçüncü kelime olan “suların”, HAMAYİM [Hamayim]), bunları (yani gerek yukarıdaki gerekse aşağıdaki mukaddes mabedi) merhamet vasıtasıyla ayağa kaldırır (zira su, hüküm ve cezaların kendisiyle hafifletildiği o merhamet tecellisini simgeler) ve bunlar evvelki gibi yenilenir (çünkü başlangıçta altı uzvun sayılması gibi, altı kelime yeniden tevali eder).
Zira o altının hepsi baki kalır ve sebat eder (onlar Küçük Yüz’ün [Zeir Anpin] uzuvlarıdır, gelini gibi değildirler ve ihya onlardandır), çünkü BARA (Bara), “yarattı” diye yazılmıştır (ki bu kalıcılık manası taşır) ve ardından HAYETA (Hayeta), “idi” diye yazılmıştır (ki bu da bir
kalıcılık ifadesidir, sonradan eklenmiş bir söz değildir), zira bu hakikatin ta kendisidir (açıkça görülüyor ki, her ne kadar şekilsiz ve boş olsa da krallık yok olup gitmemiştir, bilakis bugüne dek özünü muhafaza etmiştir).
[Merhamet ile yargı birbirine zıttır ve yargının icrası, yani yıkım, yargı tarafından neşet eder.]
Ve Şekilsizliğin, Boşluğun ve
Karanlığın sonunda (yani sürgünün nihayetinde şu kelam vuku bulacaktır, İşaya
o gün yalnızca o yüceltilecektir (yani Mesih devrinde).
[Tetragrammaton (dört harfli ilahi isim; bkz. Giriş, § 67) on Sefirot'un tamamını ihtiva eder ve dolayısıyla onların dengelenmiş kuvvetten müteşekkil üçlü sacayaklarını da ifade eder, binaenaleyh Tetragrammaton tecelli ettiğinde şekilsizlik, boşluk ve karanlık zeval bulur, yerlerini suret, doluluk ve ışık alır.]
(Oyukluk, içi boşaltılmış yahut bir mağara gibi ya da başka herhangi bir kap gibi yontulmuş bir haznedir.
Bu sebeple bütün hazneler, üsttekilere nispetle daha aşağı mertebededir, bunların arasında en son sırayı "kabuklar" işgal eder ki burada onlar tasvir edilmektedir ve bunlar) bir o yana bir bu yana uzanan devasa bir yılan suretindedir.
("Kraliyet Vadisi" adlı eserin müellifi "Kabuklar Risalesi"nde bu yılana dair şöyle bahseder, Yaratılış, Şekillenme ve Eylem âlemine düşmüş olan hazne kırıntıları, orada Dış Âlem’den dolayı mevcuttur, dindışı addedilen ve Kutsal olan ile Murdar olan arasındaki orta mekânda mesken tutan bu kırıntılara yargılar daha ziyade muvafıktır.
Ve baştan, denizde bulunan o büyük ejderha teşekkül etmiştir ki bu bir deniz yılanıdır, bununla birlikte dünyevi olandan daha az muzırdır.
Ve bu ejderha, ibiği (yahut zeker uzvu) eşiyle birlikte bastırıldığından bu yana iğdiş edilmiştir ve bundan dört yüz arzu edilir âlem meydana gelmiştir.
Ve bu ejderha, aşkın tesiri alabilmek gayesiyle (balinalar misali) başında bir
burun deliğine maliktir ve hakkında, "Sulardaki ejderhaların başlarını ezdin" (Mezmurlar
denilen diğer bütün ejderhaları kendi nefsinde barındırır.
Burada, kraliçenin yedi alt tecellisini tıpkı bir yılan gibi hem sağdan hem soldan hem de her cihetten kuşatan bütün kabukların külli sureti yahut fikri anlaşılır.)
[Bir Sefira'nın oyukluğu veya haznesi, kendisinden hemen önce gelenden ulvi tesiri aldığı vasıftır, bu haseple her Sefira, Sefirot'un kademeli biçimde azalan bir ışıkla varlık sürdüğü dört âlem boyunca uzanan ikili bir alma ve aktarma hassasına maliktir.
(Bkz. İlişikteki Tablo.) "Kabuklar", yani Klifot (Qlippoth), içlerinde Sefirot'un tahrif edilmiş ve tersine dönmüş bir suretini barındıran ifritlerdir.
Burada tarif edilen bu büyük ejderha, muhakkak ki Eyyub bahsindeki livyatan ile aynıdır.
O, yargının icracısı, merkeze çekici kuvvet, daima Cennet'e nüfuz etmeye çabalayan kadim yılandır, nihayetinde daha zahiri bir manada o, Şeytan ve İblis'tir, yani itham edendir.
Kabalistik metinlerin en mühimlerinden biri olan Sefer Yetsira'da (Oluşum Kitabı) ona Teli, ThLI, yani ejderha denir.
Gematria (harf hesabı) ile ThLI = 400 + 30 + 10 = 440 eder, şayet "onun ibiğini bastırırsak", yani ilk harf olan Th, Tav (400) harfini çıkarırsak, geriye LI = 40 = M, Mem, yani su kalacaktır.
"400 arzu edilir âlem", Tav harfinin sayısal değeridir ve Tetragrammaton'un maddi düzlemdeki kudretine delalet eder (Bkz. Yukarıdaki 21. kısma ait not). Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı) hayli simyevi sembolizm ihtiva eder. Kraliçenin "Yedi Alt Tecellisi", yedi alt Sefirot'tur, yani Hesed, Gevura, Tiferet, Netsah, Hod, Yesod ve Malkut'tur, yahut Küçük Yüz (Zeir Anpin) ve gelini, yani kral ve kraliçedir.
Kuyruğu başındadır (yani kutsallığı çevrelediği söylendiğinden, bir daire meydana getirmek üzere kuyruğunu ağzında tutar).
Başını omuzların arkasına nakletmiştir (yani başını, Küçük Yüz'ün gelininin arkasında, en şiddetli yargıların bulunduğu mekânda yükseltir) ve o hakir görülmüştür (zira yargıların ve şiddetin nihayeti ondadır, bu sebeple gazap onun suretlerinin bir vasfıdır).
yani kutsallığa nereden duhûl edebileceğini dikkatle araştırır ve arar).
Ve o gizlenmiştir (tuzak kurarcasına, zira aşağı mertebedekilerin arasına sinsice sokulur, onların günahları vesilesiyle yargıların infazının kendisine tevdi edildiği mukaddes basamaklara erişim kazanır).
Bin kısa günden birinde zuhur eder.
(Sayılar gün olarak adlandırılır, aşağı âlemin sayıları ise kısa günlerdir, bunlar arasında onluklar, ondalık sayım düzenleri sebebiyle eylemsel olana atfedilir, yüzlükler, kendi banilerinin ışığının sayıları oldukları ve varlıklarını onluklardan aldıkları için şekilsele atfedilir, binlikler ise aynı sebepten ötürü yaratımsal olana hamledilir.
Lakin o ejderha en kudretli mevkiini bunun civarında tutar, öyle ki aşağıdakilerin kusuru yüzünden bu nizamın tek bir sayımında dahi noksanlık hâsıl olursa derhal tecelli eder ve böylece celal tahtı önünde ithamlarına başlar.)
[Kuyruğunu bir daire gibi ağzında tutan meşhur yılan sembolünün, yani Satürn yılanının menşei burasıdır.
Başını gelinin (Malkut) omuzları ardında yükseltmesinin sebebi, tabiri caizse yalnızca yargının icracısı değil, aynı zamanda yıkıcı da olmasıdır, yaratılışın zıddı olarak yıkım, hayatın zıddı olarak ölüm.
Zira Sefirot'un tamamı merhamet ve adaletin dengesi olarak temsil edilir, onuncu Sefira ise bilhassa beşinci Sefira olan Gevura gibi adalet tabiatına haizdir.
O gizlidir, zira adalet onu talep etmedikçe fiiliyata çağrılmaz.
"Ondalık sayım" tabiri elbette on Sefirot'a işaret eder.
Yılanın zuhuru, ifşa olduğunda bir ithamdır, zira dengenin bozulduğunu gösterir, tıpkı bir saatte çarklardan biri hasar gördüğünde intizamsızlığın derhal aşikâr olması gibi.
İmdi, hayat başka bir surette doğmaktan ibaret olduğunda, zaruri olarak evvelki suretin ölümünü tazammun eder.
Celal tahtı, Beria (Yaratılış) âlemidir.]
Pullarında kabartılar vardır (yani bir timsahtaki gibi, çünkü onda hükümlerin bir araya yığılması pek büyüktür).
Tepeliği kendi yerini muhafaza eder (yani onda, Dışarıdaki ötelerin şeylerine doğru aceleyle atılacak başka bir kudret kalmamıştır).
[Yıkıcıda "dışarıya doğru aceleyle atılma" yoktur, zira o merkezkaç değil, merkezcildir.]
Lakin onun başı büyük denizin sularıyla ezilmiştir.
(Büyük deniz hikmettir, merhamet ve lütufkârlık pınarıdır, şayet tesirini aşağıya akıtırsa hükümler teskin edilir ve kabukların zararlı kudreti sınırlandırılır), nitekim şöyle yazılmıştır, Mezmurlar 74, 13, "Suların içinde ejderhaların başlarını ezdin."
["Büyük denizin suları", Malkut'un (krallık) kendisinin bir yansıması olduğu yüce ana Bina'nın (anlayış) feyzidir.
Onlar iki idiler (eril ve dişil, bu sebeple Mezmurlar metni ejderhalardan çoğul olarak bahseder, ancak çoğul en alt sınırıyla zikredildiğinde yalnızca iki anlaşılır).
Bire irca edilmişlerdir (zira dişil leviatân, hükümleri çoğaltmaya kalkışmasınlar diye katledilmiştir).
Bundan ötürü ThNINM, Tenanim kelimesi (Mezmurlar'ın mezkûr pasajında), noksan bir imlayla yazılmıştır (kasıtlı olarak bu sınırlandırmayı belirtmek üzere).
[Leviatân hakkındaki Yahudi tasavvurlarına dair daha fazla malumat için okuyucuyu Talmud'a sevk edebilirim.
Tenanim noksan imlayla yazılmıştır, zira çoğul bildiren I harfi hazfedilmiştir.
Tam yazılmış olsaydı, ThNINM yerine ThNINIM olması gerekirdi.]
(Lakin o cinsteki gerek fertlerin gerekse nevilerin muazzam çokluğunu belirtmek maksadıyla) başlar (çoğul olarak ifade edilmiştir), nitekim şöyle yazılmıştır, Hezekiel 1, 22, "Ve canlı mahlukun başları üzerinde kubbe benzeri bir suret vardı." (Burada da canlı mahluk kelimesi, ChIH, Haya, meleklerin bir cinsi olarak tekil, nevileri ve sayısız fertleri belirtmek maksadıyla da başlar çoğul kılınmıştır.)
["Suların içinde ejderhaların (Tenanim) başlarını ezdin." Hatırda tutulmalıdır ki bu ejderha, "Emir Vadisi" [NOT: İbranice "Emek ha-Meleh" kastedilmektedir] müellifi tarafından bütün "kabukların" kralı olarak zikredilmiştir.
İmdi, ifritler on Sefirot'a tekabül edecek şekilde, fakat tersyüz edilmiş bir surette on sınıfa ayrılırlar ve "Beyt Elohim" kitabında bunlara "murdar Sefirot" adı verilir. Leviatân'ın başları (krş. Herakles'in katlettiği Lerna Hidrası) muhtemelen bunlardır.
Vahiy kitabındaki canavar tasviriyle karşılaştırınız.]
"Ve Elohim (Tanrı), Işık olsun, dedi ve ışık oldu." (Bunun manası Mezmurlar 33, 9'dan aranabilir) ki orada, "Zira O bizzat söyledi ve oldu," diye yazılıdır. (Bu yüzden evvela) HYA, Hoa yolu (yani "Ve Elohim dedi" ayetinin başlangıcına yakın bir yerde ALHIM, Elohim olarak tesmiye edilen anlayış anası) anılır. (O, Mezmurlar 33, 9 sözlerinde dahi hakikaten sırlı tabiatından ötürü HYA, Hoa olarak adlandırılır) tektir (Musa nezdinde olduğu gibi Davud nezdinde de).
YIHI, Vayehi, "ve oldu" kelimesi dahi tektir.
(Sanki altı aza ayrı ayrı mütalaa edilmişçesine, mademki V, Vav harfi YIHI, Vayehi kelimesinde birinci mevkii işgal etmektedir.
[Yüce ananın Hoa, O kelimesiyle remzedildiğine dair bu ifade, ilk bakışta başka bir yerde Hoa'nın Büyük Yüz'ü (Arikh Anpin) temsil ettiği ifadesiyle çelişir gibi görünmektedir.
Fakat Dört Harfli İsim'deki (Tetragrammaton) H harfi yüce anayı remzeder ve bu harf aynı zamanda Hoa kelimesinin de ilk harfidir.
Ve 3 sayısı Bina'yı remzeder, zira o üçüncü Sefira'dır.
Görülmektedir ki V, Vav, YIHI kelimesinde ilk mevkii işgal eder, çünkü V harfi 6 sayısına tekabül eder.
Giriş'teki Alfabe Tablosu'na bakınız.]
Sonra harfler tersyüz edilir ve bir olurlar.
(Şayet, yani YIHI, Vayehi kelimesinde I, Yod ve H, He harfleri öne alınırsa, öyle ki IHYI, Yahevi şeklinde okunabilsin, bütün tanrısallığı (thearkhia) tüketen tek bir Dört Harfli İsim meydana getirir.
Fakat bunlar hükümlerin neşet ettiği anaya ait olduklarından, bu Dört Harfli İsim burada geriye doğru bir tertiple yazılmıştır ki kabalacılar tarafından bu tür yazım tarzı, tersyüz edilmiş şeylerin tabiatı hasebiyle hükümlere atfedilir, bundan ötürü bunun
şu surette yazılması icap eder, IHVI, Yahevi, IHV, Yeho, IH, Yah, I, Yod.
Fakat anlayış yolunda bu hükümlerin bizzat kendileri mevcut olmayıp yalnızca kökleri bulunduğundan, bu yolun kendisi ise sırf merhametten ibaret olduğundan, geriye doğru tertip tersine çevrilir, ta ki evvelce olduğu gibi şu tarzda tastamam vaz edilebilsin), I, Yod, IH, Yah, IHY, Yeho, IHVI, Yahevi.
(Lakin mutat surette, IHYH, Yod, He, Vav, He şeklinde yazılmaz, zira bu kelime, buradaki harf dönüşümü (temura) bahse konu olan VIHI, Vayehi kelimesinden türetilmiştir.
Bununla birlikte en sonda bulunan harf) (yani Dört Harfli İsim'in mutat şeklinde yer alan son H, He yerine konulan I, Yod harfi), aşağıda bulunan Şehina'yı (Yahudi mistisizminde ilahi mevcudiyet, rabbin huzuru yahut melikevi mevcudiyeti) işaret eder (yani krallığın yolunu, diğer bir deyişle onuncu ve sonuncu Sefira olan MLKVTh, Malkut'u), nitekim (diğer misalde de) H, He harfinin Şehina olduğu görülmektedir.
[Okuyucu, Giriş bölümünde Harfi Kabala başlığı altında Notarikon ve Temura (harf yer değiştirme yöntemi) hususunda söylediklerimi dikkatle okumadığı takdirde bu kısımdaki akıl yürütmeyi takip etmekten bütünüyle aciz kalacaktır, bu sebeple kendisini oraya havale ederim.
Dört harfli her isim elbette bir tetragrammatondur, lakin bu terim bilhassa Kitab-ı Mukaddes mütercimlerince Yehova tesmiye edilen dört harfli kelimeye mahsustur.
Unutulmamalıdır ki İbranice ve Keldanice yazının tabii seyri sağdan soladır ve soldan sağa yazıldığında, "geriye doğru", "ters tertipte" yahut "tersyüz edilmiş" olarak yazıldığı söylenir. "Anlayış yolu" ile kastedilen, üçüncü Sefira olan Bina'dır.
Şehina elbette Malkut yolunda tecelli eden İlahi Mevcudiyettir.
Zohar'da istimal edildiği şekliyle "yol" teriminin manasını Giriş'te izah etmiş bulunuyorum.]
33. Lakin onlar tek bir terazide denk kılınmışlardır.
(Denge eril ile dişili imler, mana şudur ki, ilki eril olup temelin yoluna atıfta bulunan, ikincisi ise dişil olup kraliçeye ait olan I, Yod ve H, He harfleri birbirinin yerine geçebilir, zira denge var olduğu sürece aralarında bir karşılıklı irtibat mevcuttur, KABALA.
Buna ek olarak kraliçeye, I, Yod harfinin adeta ordunun artçı birliğini meydana getirdiği ADNI, Adonai de denir, zira ona aynı zamanda Küçük Hikmet denmesi de adettendir.) Ve canlı yaratıklar ileri atılır ve geri dönerler.
14, canlı yaratıklara dair olup, Dört Harfli İsim'in (Tetragrammaton) bazen son, bazen de ilk sırayı tutan harfleri hakkında söylenmesi adet olan şeydir, tıpkı I, Yod'un en son sıraya doğru ileri atılması ve yeniden başlangıca geri dönmesi gibi, H, He harfi için de durum böyledir.
Aynı şekilde, canlı yaratıkların da Dört Harfli İsim son H, He ile yazıldığında ileri atıldığı söylenir, zira o vakit sudur edenlerin bütün nizamı tükenmiş olur.
Fakat Dört Harfli İsim son I, Yod ile yazıldığında geri döndükleri söylenir, öyle ki mana, kraliçenin son yolundan bu I, Yod harfiyle işaret edilen temelin sondan bir önceki yoluna dönecek tarzda toplanabilsin.
[Giriş bölümü § 29'da "denge"yi tanımlamıştım, oraya bakınız.
"Temelin yolu" elbette dokuzuncu Sefira olan Yesod'dur, kraliçe ise onuncusu olan Malkut'tur.
Bu sebeple Yesod, Küçük Yüz (Zeir Anpin) ile gelin arasındaki bağlayıcı halkadır.
I harfi, ADNI, Adonai isminde "adeta artçı birliği meydana getirir", zira en son harftir.
14, Kabalistler Hayot Ha-Kodeş (Kutsal Canlı Yaratıklar) tabiriyle Dört Harfli İsim'in harflerini anlarlar.
"Dört Harfli İsim'in bazen son, bazen de ilk sırayı tutan harfleri"ne dair şu iki örnek verilebilir, yani IHVI, Yod, He, Vav, Yod şeklinde olduğu gibi I, Yod harfi kelimenin hem başında hem de sonundadır, daha yaygın olan IHVH, Yod, He, Vav, He şeklinde ise H, He harfi ikinci ve son sıradadır.]
Nitekim şöyle yazılmıştır, "Ve Elohim ışığın özünü gördü, onun iyi olduğunu gördü." (Burada, sunulan metnin kendisinden bir gerekçe öne sürülmektedir ve Dört Harfli İsim'in bu biçiminin son harfinin, yani I, Yod'un gelini nasıl simgelediği gösterilmektedir, zira
Tanrı'nın kendisi, o ışıkta, "iyilik" kelimesinin işaret ettiği birleştirici temelin yolunu müşahede edebilirdi, fakat temel birleşme fiili içinde olduğunda, yani iyiliği iletme fikri dahilinde bulunduğunda, gelin işte oradadır.
Fakat "iyilik" kelimesinin temeli imlediği Yeşaya'dan da kanıtlanmıştır.
10, orada denildiği üzere), "Doğru adama deyin ki" (yani temelin yoluna, çünkü ilk insanın dünyanın temeli olduğu söylenir, Süleyman'ın Meselleri.
25), "onun için iyi olacaktır." Bu yüzden, işte o vakit denge dahilinde yükselirler.
(Yani bu iki harf, I, Yod ve H, He, bir ve aynı manaya gelir.
Yahut tekrar, Fakat bakın, Dört Harfli İsim'in harfleri dengelenmiş kudret içinde nasıl da yükselir.
Yani daha önce VIHI, Vayehi kelimesinde ayrı duran o harfler birleştiklerinde nasıl da uzlaşırlar.)
["Temelin yolu" elbette Küçük Yüz'ün (Zeir Anpin) altıncı uzvu olan dokuzuncu Sefira Yesod'dur (önceki 16. kısıma bakınız) ve üreme kudretini simgeler.
Unutmamalıyız ki IHVH Dört Harfli İsim'de I, Yod, babadır (Büyük Yüz [Arikh Anpin] olmamakla birlikte, İbrani Yod harfinin tepe noktasının onu simgelediği söylendiğinden onda içerilir), H, He, semavi anadır, V, Vav, oğuldur (Küçük Yüz [Zeir Anpin]), son H, He ise gelindir (kraliçe).
Dolayısıyla Dört Harfli İsim'in diğer varyasyonları, harflerin birbirine göre konumunu değiştirir, bunların mutat ve doğru tertibi IHVH şeklindedir.]
(Eş, Küçük Yüz [Zeir Anpin]) ilk başta yalnız iken (kenarda durmaktaydı, V, Vav harfi ilk sırayı işgal ederken, o vakit gelininden ayrı düşmüştü).
(Yani yalnızca baba ve ana bir araya gelip tek bir vücut olmakla kalmadı, zira I, Yod ve H, He harfleri birleşmişti, fakat aynı zamanda Küçük Yüz [Zeir Anpin] de gelinine geri döndü, zira V, Vav harfi IHVI, Yahevi Dört Harfli İsim'inde I, Yod'un yanına yerleşmişti.
Çünkü) V, Vav aşağı iner (VIHI, Vayehi kelimesinde, "ve oldu" manasında, birinci KABALA'yı işgal ettiğinde.
sıradaydı, fakat önerilen harf değişiminde üçüncü sıraya indi, ta ki IHVI, Yahevi olabilsin).
Ve onlar birbirine bağlanmıştır (eril ve dişil, V, Vav ve I, Yod, güzelliğin yolu ve kraliçe), yani I, Yod ve H, He (ki bunlarla hikmet ve bilgi, baba ve ana gösterilir), tıpkı birbirine sarılan iki aşık gibi.
(İki aşıktan kasıt ya yalnızca V, Vav ve I, Yod'dur, yani sonda, ya da birlikte I, Yod ve H, He'dir, yani başta).
["Güzelliğin yolu" yahut altıncı Sefira Tiferet bazen V, Vav ile temsil edilir ve dolayısıyla bazen tek başına Küçük Yüz'ün (Zeir Anpin) yerine geçer, o gerçekte onu meydana getiren altı Sefirot grubunun merkezi Sefira'sıdır.
(Şimdi Sifra di-Tseniuta [Gizlenmiş Sır Kitabı] yazarı, bu I, Yod ve V, Vav harflerinin son izahına acele eder ve V, Vav hakkında şöyle der), Bedeninin kökünün dalından altı uzuv hasıl olur.
(Beden Küçük Yüz'dür [Zeir Anpin], bedenin kökü H, He harfiyle simgelenen anadır, kökün dalı H, He harfi içine hapsedilmiş ve gizlenmiş olan V, Vav harfidir, ve işte tam da o daldan altı uzuv hasıl olmuştur, yani artık başı elde etmiş olan bütün V, Vav harfi.)
Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) Vav harfinin tamamını teşkil eden altı uzvu, bu harfin sayısal değerinin 6 oluşuna yapılmış bir telmihtir.
"Dil büyük şeyler söyler",
Ve dilden kasıt temeldir, yani geliniyle birleşmiş olan I, Yod harfidir, söz ise gelinden dışarıya doğru fışkıran zevcesel akıştır, zira kraliçeye kelam denir, fakat büyük şeyler meydana getirilen bütün mertebelerin astlarıdır.
Bütün "mertebelerin" veya "yolların" astları, alt alemlerdeki Sefirot’tur.
Bu dil I, Yod ile H, He arasında gizlenmiştir.
Zira baba ve anne, ISYD, Yesod’da, yani temelde daimi surette birleşmiş haldedir, lakin Daat’ın yahut bilginin gizemi altında saklıdır.
Dört Harfli İsim’in (Tetragrammaton) IHVH sonundaki Y ve H harflerinin birleşimi, başlangıçtaki I ve H harflerinin birleşimine benzer.
"Şu adam diyecek ki, Ben Dört Harfli İsim’e aitim." ANI, Ani, Ben kelimesi, hükümlerden bahis açıldığında kraliçeye aittir.
Lakin merhamet dahil edildiğinde, tıpkı bu makamda olduğu gibi, idrake racidir.
Tâ ki anlam şu olsun, Ben diye tesmiye olunan yüce yol, yahut babayla birleşme eylemi içindeki idrak, Dört Harfli İsim’in teşekkülü içindir ve bu, altı uzvun teessüsü adına baba ile anne arasındaki bir birleşmedir. Ve o, Yakup, IOQB, Yaakov adıyla çağrılacaktır.
Adıyla çağırmak muhafaza etmektir, ve Yakup diye anılan Küçük Yüz’ü (Zeir Anpin) muhafaza etmek maksadıyla baba ile annenin bir başka birleşimi takdim edilir. Ve o adam eliyle, "Ben Rabbe aitim" diye yazacaktır. Yazmak eylemi yazılı kanuna yahut cemal yoluna aittir ve aynı zamanda içeriye akmayı da ifade eder.
"Eliyle", BIDY, Byodo, harflerin yer değiştirmesiyle BIYD, Byod halini alır, I, Yod vasıtasıyla, yani temel aracılığıyla demektir, tâ ki anlam, onun akışından şekillensin ve Dört Harfli İsim yukarıda zikrettiğimiz üzere I, Yod ile yazılabilsin. Ve kendisini İsrail adıyla çağıracaktır.
Zira Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) tasavvuru daha ziyade zevcesi Rahel olan Yakup adı altındadır, onun bir nevi mahlası ise zevcesi Lea olan İsrail’dir.
İdrak, yüce H, He harfine atfedilen üçüncü Sefira olan Bina’dır. "Cemal yolu", altıncı Sefira olan Tiferet’tir.
Temele (Yesod) atfedilen, IHVH biçimindeki Dört Harfli İsim’in sonundaki Yod, I harfidir.
İkinci Sefira ve Baba olan Hokma’ya ait olan baştaki harf değildir.
O adam, Ben Rabbe aitim, diyecektir, o nüzul etti. Yani, Ben kelimesinin bizzat bu mefhumu başka yerlerde semavi anneye hamledilir, zira ANI, Ani, Ben kelimesinin üç harfi onda mutabıktır, şöyle ki, A, Alef en yüce taçtır, N, Nun onun meşhur elli kapısındaki idrakin kendisidir, I, Yod Babanın temeli yahut bilgisidir, fakat bu misalde o, aşağıdaki annenin en alt derecesine hamledilmiştir ve artık D, Dalet, yani yoksunluk harfi olmaksızın ADNY, Adonay’dır, lakin feyiz ile doludur ve ANI, Ani’dir. Ve her şeye BIDV, Byodo denir, yani bütün bu şeyler, hakkında kelam edilen IVD, Yod’a tatbik edilir. Her şey, annede gizlenmiş olan dil vasıtasıyla rabıta kurar.
Yani, hikmetin idrakle, cemal yolunun da gelini olan kraliçeyle meczolduğu Daat, yahut bilgi vasıtasıyla, ve bu, bütün sudûra nüfuz eden gizli fikir yahut ruhtur. Mademki bu, kendisinden sâdır olan için açılmıştır, yani Daat bizzat cemal yoludur, fakat aynı zamanda Musa’nın işaret ettiği batıni yoldur, ve bu yol annenin içinde gizlidir ve onun birleşmesinin vasıtasıdır. Lakin zâhirde mütalaa edildiğinde, anneden zuhur ettiğinde, o vakit ona Yakup denir.
Okuyucu, Sefirot’un isimleri ve sair hususlar için Giriş bölümüne havale edilir.
Elli kapısı içindeki Nun, N harfinin 50 olan sayısal değerine işaret eder.
"Aşağıdaki anne" şüphesiz IHVH kelimesinin son H harfidir, yani "gelin"dir. Daat umumiyetle ikinci ve üçüncü Sefirot’un birleşimini remzeder.
Ve bunda IHV, Yod, He, Vav, bütün isimden ve dört harfin tamamından farklıdır.
Şimdi o, dördün diğer kısmına, yani IHV, Yod, He, Vav’a geri döner ve şöyle der, Baba başlangıçta ikamet eder, yani hikmetin ve babanın remzi olan I, Yod harfi, tıpkı bütün nizamda olduğu gibi o kısımda da ilk makamı tutar, zira taç yine de gizlidir ve yalnızca I, Yod harfinin en yüksek zirvesiyle kıyas edilir.
Anne ortadadır, zira şekil almamış idrakin ve semavi annenin remzi olan H, He harfi, I, Yod ile V, Vav arasında orta makamı tutar, tıpkı semavi makamlarda yukarıdan Baba tarafından kuşatıldığı ve aşağıdan oğlu olan Küçük Yüz (Zeir Anpin) tarafından örtüldüğü gibi, ki onda kendisini Hod, yani celal yoluna doğru aşağıya gönderir. Ve o bu taraftan ve şu taraftan örtülmüştür, iki tarafça, yani baba ve oğul tarafından.
Onların çıplaklığını ifşa edene yazıklar olsun. Zira bu, astların kusurları sebebiyle vuku bulabilir, öyle ki Küçük Yüz (Zeir Anpin) bu feyzi kaybeder, halbuki o feyiz sayesinde annesini örtünmeye sevk edecek kadar büyük bir kudrete maliktir, zira bu örtü semavi feyzin kabulü ve bunu astlara aktarma kabiliyetidir, eğer anne Küçük Yüz’den (Zeir Anpin) soyulur ve alınıp götürülürse bu aktarım yapılamaz, tıpkı İsrailoğullarının buzağı günahını işlediklerinde yaptıkları gibi.
IHV, elbette nihai H harfi olmaksızın Dört Harfli İsim’dir.
"Sefer Yetsira" adlı kabalistik eserde, Dört Harfli İsim yerine bu üç harfli ismin kullanıldığını kaydetmek dikkate değerdir.
Gizlenmiş olan taç, ilk Sefira veya Büyük Yüz (Arikh Anpin) olan Keter’dir, O AHIH (Eheyeh) olup, bu sebeple IHVH içinde açıkça gösterilmez.
Hod patikası sekizinci Sefira’dır.
Annenin kendileri tarafından kuşatıldığı baba ve oğul, elbette IHV kelimesindeki I ve V harfleridir.
İsrailoğullarının buzağı günahını işlediklerinde söylenenlere ilişkin olarak, ima edilmek istenenin şu olduğunu tasavvur ediyorum, (a) Buzağı, IHVH’nin değil, ALHIM’in (Elohim) bir sembolüydü, zira İsrailoğulları, “Bize önümüzden gidecek Elohim yap,” demişlerdi. (b) Bu “Elohim” ismi Dört Harfli İsim’in (Tetragrammaton) dişil kısmına tatbik edilir,
(c) Bu sebeple taptıkları kuvvet dengelenmemiş bir kuvvetti ve yalnızca IV harflerine tapınmak da aynı derecede yanlış olurdu.]
Ve Tanrı dedi, Gök kubbede MARTh, Maroth, ışıklar olsun.
(Şimdi o dört köşeli ismin üçüncü kısmına, yani bu iki harfe, IH, Yod, He harflerine aceleyle geçer.
Fakat ışıklardan kasıt güneş ve ay, güzel patika ve krallık yahut gelindir.
Ve buradaki mana şudur, her ne kadar bu iki harften ekseriyetle Baba ve Anne veya hikmet ile anlayışın anlaşılması adet olmuşsa da, bu makamda, tıpkı MARTh, Maroth kelimesinin noksan bir surette yazılması gibi, ulvi ışıklar eksiktir, ve mananın gök kubbesine, yani evlilik bağı için uzatılmış ve hazırlanmış temele tatbik edilmesi münasiptir, zira zevceye gök denir ve ahit azası da kubbedir, dolayısıyla bütün IHVI, Yod, He, Vav, Yod ismindeki son iki patika V, Vav ve I, Yod harfleriyle gösterildiği gibi, karenin bu kısmındakiler de I, Yod ve H, He harfleriyle gösterilir.) Koca, karısı üzerinde hakimiyet sahibidir (çünkü V, Vav ile değil, ahit azasının sembolü olan ve burada dişiyle fiili birleşmeyi belirten I, Yod ile yazılmıştır), nitekim şöyle yazılmıştır (Sül.
25), “Ve doğru insan dünyanın temelidir.” (Bu sözle maksadını izah eder, zira I, Yod harfiyle, dünyanın varlık içinde muhafaza edilmesini sağlayan temel aza anlaşılır.)
[Okuyucu Giriş bölümüne müracaat ederse, Sefirot’un dört alemdeki işleyişini vb. gösteren Tabloda, Asiyah aleminde güneşin Tiferet’e, ayın ise Yesod’a atfedildiğini görecektir.
Bundan başka, belirli kelimelerin noksan veya ziyade yazılması keyfiyeti Giriş bölümünde, 15. paragrafta şerh edilmiştir. “Kare” veya “kare isim” tabiri bazen Dört Harfli İsim için kullanılır.
“Ahit azası” ibaresi muhtemelen sünnetin sembolizmine telmihte bulunmaktadır.
Bu manada, dokuzuncu Sefira olan Yesod patikasındaki I, Yod harfi, sembolik bir fallik anlama sahiptir.]
(Yani, Dört Harfli İsim’in bu karesindeki I, Yod harfi çifte bir feyiz manasına sahiptir, zira ilk mertebede anneyi aydınlatan babayı ifade eder, ikinci mertebede ise Küçük Yüz’ü (Zeir Anpin) yahut daha ziyade krallığı aydınlatan onun ahdini ifade eder.) Ve (yine başka bir tarzda) parlar (yani, tam isimde son harfi teşkil ederken üçüncü bir manaya da sahip olur), ve kadının içine geçer.
(Yani, yukarıda gösterildiği üzere Küçük Yüz’ün gelinini belirtir, zira IHVH Dört Harfli İsim’inin son H, He harfinin yerine konulmuştur, tıpkı varlık ve hakimiyet isimlerinin bu surette, IAChD, VNHI terkibinde de aynı delalet kuvvetine sahip olması gibi.)
(Şimdi bu karenin son kısmı olan, tek başına I, Yod harfine döner ve der ki), I, Yod, tek ve yalnız kalır (bütünün, nokta suretinde olan lakin üç kısımdan pay alan, hakkında başka yerde bilgi verilen tek bir I, Yod harfinden neşet ettiğini göstermek için, yine de bu makamda yalnızca kadını yahut tüm ulvileri içinde barındıran krallığı belirtir.)
[Dört Harfli İsim’in sonundaki Yod, nihayetin bidayete döndüğü dairesel hareketi, yani sentezi belirtir.
“Semavi alfabe” olarak bilinen gizli kabalistik alfabede Yod, tepe noktası yukarıda olan eşkenar bir üçgenin köşelerindeki üç daire ile temsil edilir.
Onuncu Sefira olan Malkut, elbette diğer tüm Sefirot’un feyzini kabul eder (Dört alemde Sefirot’un kabul ve intikalini gösteren Tabloya bakınız).]
Ve sonra (şayet Dört Harfli İsim az evvel tarif edilen tarzda değil de, karenin IHYI, IHY, IH, I suretinde kurulması tarzında mütalaa edilirse,
o vakit Yod harfi de bir bakıma münzevidir, lakin büsbütün zıt bir manada.
Zira kendi patikasında yukarıya ve daha yukarıya yükselir.
güzel patikayı yahut temeli belirtsin diye daha yüksek manayı kabul etsin, lakin en yücesini, yani babayı veya hikmeti.) Kadın yeniden gizlenir.
(Yani, bu mertebede, Dört Harfli İsim’in yukarıda yazılı formunun son harfi olarak Küçük Yüz’ün gelinini belirttiği önceki mana, kendi içinde zeval bulur.)
I harfi, Dört Harfli İsim’in nihai harfi olmaktan çıktığında artık gelini ifade etmez.]
Ve anne aydınlatılır (yani, IH harflerinden müteşekkil olan mutad ters yüz edilmiş Dört Harfli İsim’in ikinci kısmında, babayı ifade eden I, Yod harfine, anne olan H, He harfi ilave edilir, ve bu ikisi kendi başlarına birleştikleri için, anlayışın aşkın hikmet tarafından feyizlendirildiği o nurani tesir belirtilmiş olur), ve kapılarına doğru açılır (yani, bu iki harf birbirine sımsıkı bağlanırsa, o takdirde mevtadan beşli, anlayışın elli kapısını belirten 50 sayısını hasıl eder, bu kapıların açıldığı söylenir zira H, He harfi sondadır ve himayesizdir, kendisini takip eden başka bir harfle kapatılmamıştır.)
[Bu, IH harflerini Tetragrammaton’un (Dört Harfli İsim) geri kalanından ayrı, fakat kendi içlerinde birleşmiş olarak ele almaktır.
Ve I = 10 ile H = 5 olduğundan, bu ikisinin birleşimi (birbiriyle çarpımı) N = 50 değerini verir.
Ve bunlar idrakin elli kapısı yahut vasfıdır.
Bunlar açıktır, zira IH, yani Yah kelimesinde H harfi sondadır, IHYH şeklindeki Tetragrammaton’da YH tarafından yahut IHY şeklindeki üçlü harf grubunda Y tarafından kuşatıldığı gibi kapatılmamıştır.]
Altıyı ihtiva eden ve kapısını kapayan anahtar eklenir.
(Yani, IHY olan bu tersine çevrilmiş suretin üçüncü cüzünde, H harfi bütünüyle en sonda değildir, lakin Tetragrammaton’un üçüncü harfi olan V onu diğer taraftan kapatır, bununla Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) altı azası kastedilmektedir; bu azalar annenin altı azasını öyle bir tarzda örter ki, annenin son kapısı olan celal yolu HVD, yani Hod kapanır ve geri kalanlarla birleşir, bunlar lütuf, şiddet, cemal, zaferdir, varlıklarını teker teker onluktan çekerler.)
[IHV üç harfli tertibinde Y harfine anahtar denebilir, çünkü IH ile simgelenen elli kapıyı, H’nin ardına gelip o harfi kendisi ile I arasında kapatarak yahut kuşatarak perdeler.
"Onluk" ile kastedilen, I harfinin sayısal değeri olan 10 ile sembolize edilen on Sefirot’tur.
Ve o, alt alemlere ve bu kısma tatbik olunur.
(Yahut başkalarının okuyuşuyla, "bu tarafa ve şu tarafa tatbik olunur." Şimdi bahis, karenin dördüncü cüzüne dairdir, orada ister H olarak yazılsın ister son yolda I olarak yazılsın isim tamdır, öyle ki yine de Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) gelini ilave edilebilir.
Binaenaleyh Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) her iki yanda da bir rabıtası vardır, zira o, anneyi kendi nefsi olarak içine alabilsin diye ulvi taraftan örter, kendisi de sırası geldiğinde gelinin nefsi olabilsin diye süfli taraftan gelini tarafından perdelenir.)
[Tetragrammaton’daki gelin, yani süfli H (He), nasıl ki Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) Büyük Yüz’ün (Arikh Anpin) bir akis olduğu söylenirse, ulvi H (He) olan annenin bir akisidir.]
Vay onun kapısını açacak olana! (Kapıların, tesirin coşkuyla fışkırdığı yollar olduğu söylenir, kapalı oldukları söylenir, zira diğer taraftan alt alemlerden haddinden fazla tesir çekilip alınamaz, bu sebeple azaların azalar tarafından gölgelendiği söylenir, ta ki ışık intikali esnasında azalsın.
Fakat bu nurların raptedilip dizilmesi ve menedilmesi hadisesi alt alemlerin günahları sebebiyle birbirinden ayrıldığında, aleme usulünce hiçbir feyiz akamaz.)
[Sefirot’taki denge sembolü takip edildiğinde, alt yolların günahı dengelenmemiş kuvvetin dahil edilmesi olurdu.
Okuyucu evvelemirde bu son birkaç faslın muhakemesini takip etmekte biraz güçlük çekecektir, fakat bunları bir iki defa mütalaa ettikten sonra mana kendisine daha vazıh görünecektir.]
(Yani, şimdi Büyük Yüz’ün (Arikh Anpin) sakalının ve onun on üç cüzünün tavsifi gelmektedir, bunlar Idra Rabba’da (Büyük Meclis) daha mufassal izah edilmiştir.)
[Sakal, ilk Sefira’dan diğer bütün Sefirot boyunca aşağı inen feyizdir.
Büyük Yüz (Arikh Anpin), Giriş kısmında kemaliyle izah ettiğim vechile, bihakkın ilk Sefira olan Keter, yani taçtır, kadim olan diye de tesmiye edilir.]
Sakaldan bahis açılmamıştır.
(Muteber Mantua Elyazması bu tashihle mülhem olup DQNA, yani Dekna kelimesi burada asıl metne dahil edilmiştir.
Murad olunan şudur ki, Süleyman "Ezgiler Ezgisi"nde diğer bütün azalardan bahsettiği halde sakaldan söz etmemiştir.) Zira bu, her şeyin zinetidir.
(Buna zinet denir, zira tıpkı bedeni tezyin eden bir libasın bedeni örtmesi gibi, geri kalanı örter.
Lakin bu sakal yalnızca Büyük Yüz’ü (Arikh Anpin) örtmekle kalmaz, babayı ve anneyi de örter ve ta Küçük Yüz’e (Zeir Anpin) kadar iner.
Buradan hareketle, böylesine bol bir ışığın tebliği hasebiyle, kendisi de sükutun azametli ihtiramıyla bir libas gibi bürünmüştür.)
["Yalnızca Büyük Yüz’ü değil, babayı ve anneyi de örten" bu sakaldan kasıt, Büyük Yüz’ün mühim bir vasfı olmakla birlikte (ki okuyucu onun IHYH değil, Eheyeh, yani AHIH olduğunu dikkatle hatırlamalıdır, bu son isimde kendisine yalnızca "I, Yod harfinin en üst noktası" olarak telmihte bulunulur), Sefirot boyunca uzanmasıdır, zira babayı ve anneyi de örter (yani ikinci Sefira olan Hokma, hikmet ve üçüncü Sefira olan Bina, idrak, IHVH’nin IH’si).
Böylelikle, bizzat AHIH’nin bir cüzü olup IHVH’nin cüzü olmasa da, Tetragrammaton IHVH boyunca imtidad eder, zira "Küçük Yüz’e (Zeir Anpin) kadar", yani sonraki altı Sefirot’a, IHVH’nin V’sine iner.]
3. Kulaklardan açık sahanın muhitine doğru ilerler, beyaz zülüfler yükselir ve alçalır.
Zinet halinde on üç kısma taksim olunur.
(Bütün bunların şerhi için Idra Rabba (Büyük Meclis) ve Idra Zuta’ya (Küçük Meclis) bakınız.)
[Büyük Yüz’ün (Arikh Anpin) sakalının bu on üç taksimatı, hem "Büyük" hem de "Küçük Mukaddes Meclis"te etraflıca tahlil edilmiştir, ilkinde her bir kısmın mütalaasına müstakil bir fasıl tahsis edilmiştir.
Binaenaleyh burada mevzuya girmeme lüzum yoktur, zira okuyucu matlup olan malumatı bu cildin ahirinde bulacaktır.
Gematria ile (Giriş kısmına bakınız), AChD, yani Ehad, bir, birlik kelimesi = 13 eder.
Sakal, binaenaleyh vahdetin bir remzidir.]
6) "Oradan hiçbir insan geçmedi ve orada hiçbir insan oturmadı." İnsan dışarıdadır, insan oraya dahil değildir, bilhassa erkek hiç dahil değildir.
[Ayetin İngilizce tercümesinde şöyle geçer, "Hiçbir insanın geçmediği ve hiçbir insanın oturmadığı bir diyardan."]
On üç pınar vasıtasıyla menbalar dağıtılır (bunlar vasıtasıyla Küçük Yüz (Zeir Anpin) ve alt alemler üzerine feyiz iner).
Dördü müstakil olarak birbirine raptedilmiştir, lakin dokuzu beden üzerine akar (yahut diğer bir kıraatte, muteber Mantua Elyazması’nın tensibiyle), bahçeyi (yani Küçük Yüz’ü (Zeir Anpin)) ihata eder.
[Ayrı olarak birleştirilen bu dörtlü, muhtemelen Tetragrammaton’un (dört harfli ilahi isim) dört harfine, dokuzlu ise Keter haricindeki son dokuz Sefirot’a işaret etmektedir.
Bahçe yahut Cennet, arketipsel âlem olan Atsilut’taki (tözsel/ilahi tecelli âlemi) bütün Sefirot sistemini ifade eden diğer bir terimdir.]
Bu tezyinat, kulakların kapısı önünde biçimlenmeye başlar.
Güzellik içinde dudakların başlangıcına iner, bu başlangıçtan şu başlangıca doğru akar.
Burun deliklerinin iki kemeri altından çıkan bir yol mevcuttur, amacı günahı bağışlamayı aramak içindir, nitekim Süleyman’ın Özdeyişleri 19, 11’de şöyle yazılmıştır, “Ve günahı bağışlamak onun için bir izzettir.”
[Bıyığın üst dudağın tam ortasındaki ayrımı.
“Günahı bağışlamak onun için bir izzettir.”]
Dudakların altında sakal, bir başka başlangıca doğru uzanır.
Yukarıda bulunan ıtır saçıcı başlangıcın yollarını örter.
12. Işıkları aydınlatmak üzere iki elma temaşa edilir.
[Bu iki “elma” yahut “elma ağacı”, yanaklardır.
Bununla Ezgiler Ezgisi’ndeki imgeleri karşılaştırınız.]
13. Her şeyin feyzi yüreğe dek aşağıya akar (yüceler ve aşağıdakiler orada asılı durur).
15. Küçük olanlar boğazı bir süs gibi örter, büyük olanlar kusursuz bir nispet dahilinde yerli yerine konur.
Onların öpüşlerine nail olan kimseye ne mutlu!
Her şeyin bu feyzi içinde en saf pelesenkten on üç damla aşağıya süzülür.
Bu feyzin içinde bütün mevcudat var olur ve onda gizlenir.
Yedinci ay yaklaştığı o vakitte, bu aylar on üç olarak bulunacaktır (zira doğruluğu sıklıkla teyit edilen Kodeks’te, bu ThRISR, Tharisar, yani on iki kelimesi silinmiştir, sanki feyzin bu on üç cüzünün adedine binaen, yüce âlemde on üç aylık bir yıl gösterilmek istenmiş gibidir) ve on üç merhamet kapısı ardına kadar açılır.
O vakitte (ki Yeşaya 55, 6’daki şu ayete göre bilhassa Kefaret Günü kastedilmektedir), “Rabbi, bulunabilir olduğu sürece arayınız.”
[“Yüce âlemdeki feyzin on üç cüzü”, elbette Büyük Yüz’ün (Arikh Anpin) saf Sefirot’un yegâne makamı olan arketipsel âlem Atsilut cihetinden ele alınan sakalının on üç kısmıdır, “Rabbi, bulunabilir olduğu sürece arayınız.”]
11, “Ve Rab buyurdu, Toprak filizler fışkırtsın, tohum veren otlar (olsun).” (Şayet buraya “olsun” manasına gelen IHI, Yehi kelimesi derç edilirse, dokuz kelime hasıl olur.) Bu, “Ayın dokuzuncu günü akşamında nefislerinizi terbiye ediniz” ayetinde yazılı olan hakikattir. (Bu durum, yukarıda andığımız o vakit hakkında anlaşılmalıdır, çünkü Rab o vakitte aranıp bulunmalıdır.)
İngilizce metin tercümesi, “Ve Tanrı buyurdu, Yer otlar, tohum veren nebatat bitirsin.”]
24, şurada yazıldığı üzere, “Adonay Yehova, kuluna büyüklüğünü göstermeye başladın”, Tetragrammaton ismi, IHYH yanlarında kusursuz bir surette yazılı vaziyettedir.
(Öyle ki ADNI, Adonay ismi bir yandan aşağıdaki H, He harfini, öte yandan ALHIM, Elohim isminin hareke noktaları yukarıdaki H, He harfini imler.)
[“Yanlarında”, yani vechelerinde.
Lakin burada, yeryüzünün bu ilk filizlenmesinde durum kusursuz değildir, zira IHI, Yehi (olsun) yazılı değildir.
(Fakat biz onu, bu harfler de kusursuz bir ismi temsil etmeyecek tarzda okuruz.)
(Yine de orada bize şu temsil edilmektedir), yukarıdaki I, Yod (yani, muteber Mantua Kodeksi’nin derkenarda belirttiği üzere, en kutsal Kadim Olan’a tekabül eden yüce merhametin nişanesi) ve aşağıdaki I, Yod (yani, Büyük Yüz’den (Arikh Anpin) aldığı feyzi taşıyan Küçük Yüz (Zeir Anpin) olan aşağıdaki merhametin nişanesi, ki bu iki I, Yod harfleri Yaratılış 2, 7’deki o ayette de temsil edilmiştir), VIITzR IHVH, Vayeyitser, Yod, He, Vav, He ve Tetragrammaton (yüce) I, Yod’u (ve aşağıdaki I, Yod’u) biçimlendirdi.
[VIITzR IHVH ibaresinin burada ortaya konan manayı taşıyabileceği yegâne vech şudur (ki seçkin İbraniyat uzmanı Sayın Mew de bu hususta benimle hemfikirdir), V, Vav ve I, Yod harflerini, Yod’u, ITzR, Yetser, biçimlendirdi (yani) IHVH, Tetragrammaton.
Bu nahiv yapısında, VIITzR kelimesindeki ilk Yod harfi bir zamir ön eki olarak değil, ITzR fiilinin mefulü olarak kabul edilmektedir.
En kutsal Kadim Olan, Eyn Sof Or (Sonsuz Nur) makamında iken Eyn Sof’taki (Sonsuz/Mutlak Olan) Keter’in menşeidir, aşağıdaki Yod ise Yesod’un remzidir.]
(Fakat) IHI içinde (yukarıdaki ve aşağıdakinin yanı sıra) kusursuzluğun rabıtası misali her ikisinin arasında H, He harfi (de mevcuttur) (ki bunun vasıtasıyla ilahi feyz Büyük Yüz’den (Arikh Anpin) alınır ve Küçük Yüz’e (Zeir Anpin) aktarılır).
25. (Bundan ötürü) o kemal mertebesindedir (mademki tefrikaya uğramamış olan bu isimdir), lâkin her yöne tevcih edilmemiştir (çünkü içinde Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) gelinine dair hiçbir remiz barındırmaz).
(Bu sebeple) bu isim buradan çıkartılmış ve başka bir yere dikilmiştir (yani bu harfler aşağıdaki yollardan da bir başka mana devşirir).
8, “Ve Tetragrammaton Elohim dikti.” (Bundan kasıt) IHI, Yehi kelimesinin iki I, Yod harfi arasındaki o H, He harfidir, ki yücelerde) en Kadim Olan’ın burnunun Küçük Yüz (Zeir Anpin) üzerindeki mevkiidir (bu hususta daha geniş bilgi için bkz. “Idra Rabba (Büyük Meclis)”, fasıl 175).
[Zira Elohim ile remzedilen bu H, He harfi, ne tek başına aşağıdaki He ne de her ikisinin imtizacıdır, daha ziyade yalnız yüce He’dir.
Büyük Yüz’ün (Arikh Anpin) burnunun, “Idra Rabba (Büyük Meclis)” metninde her bir cüzünde hayat taşıdığı söylenir, yani o hayat, oradan coşkuyla fışkıran ruhun feyzi olmaksızın vücut bulamaz.
Binaenaleyh H, He vasıtasıyla kemale erer (gelinin ruhu olması hasebiyle gelinden ziyade anne vasıtasıyla).
Çünkü H, He harfinin biri yukarıdadır (yani Tetragrammaton’un ilk anlayışını, Bina’yı tayin eder, diğeri ise) kraliçeyi ve gelini remzeden aşağıdaki H, He harfidir.]
17, AHH ADNI IHVH, Ahah, Adonay, Yod He Vav He, "Ah, Rab Yehova" vb., burada bağlayıcı halkaların bir kaynaşması mevcuttur (yani AHH, Ahah kelimesinde, başka yerlerde bağlayıcı yolun vasıtaları olan o iki H, He harfleri birleşmiştir).
Zira dengelenmiş dengelerin irtibatı (yani gerek baba ile annenin, gerekse Küçük Yüz (Zeir Anpin) ile gelininin terkibinin irtibatı) ruh ile hasıl olur.
(Şimdi "Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı)" müellifi, Büyük Yüz'ü (Arikh Anpin) dışarıda bırakarak alt yollara iner ve IHV, Yod He Vav ismini tetkik eder. Bunda baba, anne ve Küçük Yüz temsil edilir. Ve ilk olarak) daha Kadim Olan'ın tacıyla taçlanmış semavi I, Yod (babanın timsali) zuhur eder (yani en yüksek zirvesi en yüce tacı yahut Büyük Yüz'ü belirtir, veya metnin bir diğer kıraatine göre "gizli şeylerle kuşatılmış olan", yani Büyük Yüz'ün hem babayı hem de anneyi örten tesiri yahut sakalıyla kuşatılmış olan).
Bu, yüceliğinden ötürü hem parıldayan hem de gizlenen semavi dimağın zarıdır.
(Bu hususta daha fazlası için bkz. "Idra Rabba (Büyük Meclis)", § 58.)
Her şeye hayat bahşetmek üzere galerilerin girişlerinden (yahut Büyük Yüz'ün burun deliklerinden) fışkıran ruh ile kuşatılmış semavi H, He (bundan sonra kendini gösterir).
31, Semavi V, Vav, tacı (yani anne) tarafından kuşatılmış olan o dehşetli parıldayan alevdir (ki bu hükmün başlangıcıdır, zira şüphesiz Küçük Yüz şimdiye dek annede mevcuttur).
Ve sonrasında harfler bast edilmiş (uzatılmış) surette ele alınır (öyle ki bu isim tafsilatıyla şu şekilde yazılır, VV, Vav, HH, He, YVD, Yod, bu suret kamil olduğunda ekseriya BN, Ben (oğul) diye tesmiye olunur, zira ebced hesabı 52'dir) ve Küçük Yüz'de idrak edilirler (zira o vakit gelinini kucaklar).
Kafatasında (yani bu harfler, ve orada Büyük Yüz'ün en semavi cüzünde dağılmışlardır) zuhur ettiklerinde (bu suret) başlar.
["Kafatasında", BGYLGLThA, Begolgolta, yahut Golgolta'da. Yeni Ahit'te İsa Mesih'in (Oğul) Golgotha'da (kafatasında) çarmıha gerildiğinin söylenmesi dikkate şayandır, oysa burada, Kabala'da, Küçük Yüz'ün (Oğul), Tetragrammaton (Dört Harfli İsim) sıfatıyla, bir haç suretinde uzandığı söylenir, şöyle ki,
Yukarıdaki metin 33. kısmın nihayetinde "Büyük Yüz'ün" der, fakat zannımca bu "Küçük Yüz'ün" yerine vuku bulmuş bir tabı hatasıdır.]
Oradan (asli lütuftan neşet ederek) her şeyin temeline (yani aşağıdakilerin canı sıfatıyla) değin tüm suretine yayılırlar.
Saf muvazeneyle dengelendiğinde (yani en mukaddes Kadim Olan'ın ak zülüfleri ışıkları yahut isimleri aşağı gönderdiğinde) o harfler dengelenmiş olur.
(Yani ışık onların faziletinden neşet eder.)
["Işıklar yahut isimler", on Sefirot ve onlarla irtibatlı İlahi isimlerdir, bunlar (ilk Sefira müstesna) IHVH Tetragrammaton'unda mündemiçtir.]
O, Küçük Yüz'de tecelli ettiğinde (yani Büyük Yüz), bu harfler ondadır ve O bunlarla tesmiye olunur.
Kadim Olan'ın YVD, Yod'u menşeinde gizlidir (yani ekseriya I, Yod ile remzedilen ve bizzat kendisi de Kadim Olan diye tesmiye olunan baba, Büyük Yüz'ün sakalıyla örtülüdür, yahut diğer bir ifadeyle,
Diğer iki harfin kendi harfi cüzlerini ikilediği o tarz yerine, mesela HH ve VV, I, Yod, bizzat tabiatı gereği bu ikilenmeyle ifade olunamaz, bilakis bir ve tek kalır), zira isim bulunmaz, yani şayet II konsa artık I, Yod diye telaffuz edilemez, bundan ötürü YVD yazılır).
["Kadim Olan", ilk Sefira olan Büyük Yüz'ün unvanlarından biridir. Fakat Tetragrammaton'un I, Yod harfi, Baba olarak da tesmiye olunan ikinci Sefira Hokma'ya atfedilir.
HA, He, bir diğeri vasıtasıyla bast edilir (He, sarih ve açık yazımda HH yazıldığı gibi, fakat bazen başka bir tarzda, HI ve dahi HA suretinde de yazılır, biri OB, Av isminde, diğeri MH, Mah isminde) ve dişil remizde iki dişiyi (yani semavi anne ile süfli anneyi, anlama yetisi (Bina) ve krallığı (Malkut)) belirtir.
(Yani Büyük Yüz'ün sakalı ve onun suretleri yahut cüzleri ışığını Küçük Yüz'ün içine doğru aşağı gönderdiğinde, işte burada onun gelini ışıkta vücuda gelir ve semavi H, He, bir diğer süfli H, He tarafından aksettirilir.)
VV, Vav, bir diğeri vasıtasıyla bast edilir (Vav, VV yazıldığı gibi, zira benzer şekilde başka yerlerde OB, Av isminde I ile, SG, Sag ve MH, Mah isimlerinde A ile, şu tarzda VAV yazılır. Keza BN, Ben isminde de böylece VV yazılır. Lakin ifşa olunması için tam yazılır).
9, "Sevdiğimin lezzeti için tatlılıkla aşağı süzülen" (burada tatlılıkla ifadesiyle bihakkın bast edilmiş bu iki VV harfi anlaşılır).
[Muteber Tercüme bunu şöyle verir, "Ve ağzının tavanı sevgilim için en iyi şarap gibi, tatlılıkla aşağı süzülen, uyuyanların dudaklarını söyleten."]
O dehşetli parıldayan alevin içinde (o bulunur, yani Küçük Yüz'de, zira o daha cüzi bir mertebede kendi içinde katışıksız hükümleri taşır), o kapıyı bürümek kastıyla (yani rüşt haline terakki edebilsin ve ardından elli kapı ile remzedilen annesini gölgeleyebilsin diye).
["O", yani Tetragrammaton'un V, Vav harfi.
Daha önce anlama yetisinin (Bina) elli kapısının, I ve H harflerinin, 10 ve 5'in birbiriyle darp edilmesine tekabül ettiğine dikkat çekmiştim, bu da 50 hasıl eder, ki bu N, Nun harfinin ebcedi değeridir.]
(Bu sebeple ona) yüce Y, Vav (Daat veya bilgi, ve) aşağı Y, Vav (yani, harici Küçük Yüz [Zeir Anpin]) denir.
Ve böylece yüce H, He (anne), aşağı H, He (gelin).
Fakat I, Yod, her şeyin üzerindedir (babayı simgeler), ve onunla başka hiçbir şey ortak kılınmamıştır, o başlangıçta olduğu gibi I, Yod'dur, sembolik bir glif olması haricinde kendi içinde de (sayılamanın yüceliği boyunca, H, He, yani beşli ile ve Vav, yani altılı ile benzer bir yüksekliğe yükselindiği gibi) yükselmez.
(Yani, aynı I, Yod harfinde değil, bir altılı ve bir dörtlü ile ifade edilen onluk.)
[Fakat Vav, V, I ve H'nin (Dört Harfli İsim'in [Tetragrammaton] babası ve annesi) sayısal değerlerinin toplanması ve ardından sonucun en küçük sayısının alınmasıyla üretilir, şöyle ki, I+H = 10+5 = 15, ve 15'in rakamları birbiriyle toplanarak, 1 + 5, 6 = Y, Vav elde edilir.
“H, He, beşli (5) ile, V, Vav, altılı (6) ile yükselir” ifadesiyle, sembolik sefirotik glifler olarak alınan bu harflerin sayısal değeri ima edilir.
Onluk, I YD, Yod kelimesinde, son iki harf olan Y ve D'nin eklenmesiyle tekrarlanır, bu da = 6 + 4 = 10, yeniden 1, Yod demektir.]
Çünkü ikili formlar tezahür ettiğinde (yani, ismin harfleri yukarıda önerilen biçimde, HH ve YY olarak) ve açıklanabilmeleri için tek bir yolda, tek bir birleşimde birleştiklerinde (yani, yukarıdaki şekilde tam olarak yazıldıklarında), o zaman I, Yod'a (onda da dengenin belirli bir gizli analojisi bulunabilsin diye) başka bir I, Yod değil, YD, Vav, Dalet eklenir.
Yazık, ne yazık, bu alınıp götürüldüğünde ve yalnızca diğer ikisi tezahür ettiğinde (yani, I YD kelimesindeki bu iki YD harfinden I harfi alındığında, zira bu durum, babanın henüz annede gizli olan Küçük Yüz'den [Zeir Anpin] ve onun gelininden soyutlanmasını temsil eder, dolayısıyla bu ikisinin açığa çıkışı nafile ve akamete uğramış olur, çünkü babanın üretici gücü mevcut değildir * *) * * *.
(Veya başka bir anlamda, şayet akış engellenirse ve yüce yollar kesintiye uğrarsa).
Bu tesir bizden uzak, pek uzak olsun,
(Fakat bunun aşağıdakilerin günahları sebebiyle meydana gelebileceği şu sözlerden açıktır) Hezekiel 1:14, “Ve canlı yaratıklar koşup geri dönüyorlardı.” Ayrıca Sayılar 24:4 [NOT: Aslen Ovadya 1:4 kastedilmektedir], “Kartal gibi yükselsen de.”
Tekvin 1:12, “Ve yer filiz verdi.” Ne zaman, İsim onun içine ekildiğinde (yani Küçük Yüz [Zeir Anpin], uzuvların 248'i ve damarların 365'i olan gerekli sayılara göre uygun biçimlenişini aldığında).
[Bu sayılar, 248 ve 365, burada girilemeyecek kadar karmaşık olan teferruatlı bir Gematria (harf sayı bağıntısı ilmi) terkibiyle oluşturulur.]
Ve sonra rüzgâr eser (yani, hayati akış Büyük Yüz'den [Arikh Anpin] ileri atılır) ve alev kıvılcımı hazırlanır (yani, her ne kadar ulu olsa da, o dehşetli ışıktan hasıl olduğu için üsttekilere kıyasla yalnızca ateşin yanındaki bir kıvılcım gibi kalan Küçük Yüz [Zeir Anpin]).
Ve o muazzam ışığın dayanılmaz parlaklığı ortasında, sanki bir baş sureti belirir.
(Yani, en yüksek taç Büyük Yüz'dedir [Arikh Anpin].)
Ve onun üzerinde, iki katlı renkle çeşitlenmiş bol çiy vardır.
(Büyük Yüz'de [Arikh Anpin] yalnızca beyaz olduğu gibi, burada hükümler sebebiyle beyaz ve kırmızıdır.
İçinde harflerin ifade edildiği üç çukur yer tezahür eder.
(Bunların, burada daha sarih biçimde görünen hikmet, anlayış ve bilgiye dair üçlü beynini simgelediği anlaşılmalıdır, oysa yücelerde bunlar daha ziyade gizlidir.)
[“Harfler”, yani IHV, Dört Harfli İsim'in [Tetragrammaton] ilk üç harfi.]
(Başın) dört (yanından çıkan) siyah (zülüfler), işitmesin diye kulakların kıvrımlı delikleri üzerinden aşağı sarkar.
[“İşitmesin diye.” Hatırlayınız, bu Küçük Yüz'dür [Zeir Anpin], Büyük Yüz [Arikh Anpin] değildir.]
Burada (yüzün ve başın her yerinde) sağ ve sol verilmiştir.
[“Sağ ve sol”, yani Küçük Yüz [Zeir Anpin] tam bir çehre ile simgelenir, oysa Büyük Yüz'de [Arikh Anpin] “her şey sağdır”, yani o bir profil ile simgelenir.
Bu ve sonraki bölümler, okuyucunun yönlendirildiği “Idra Rabba Kadişa” (“Büyük Kutsal Meclis”) ve “Idra Zuta Kadişa” (“Küçük Kutsal Meclis”) içinde uzun uzadıya ele alınır.
Pek uzak geleceği bizzat müşahede etmek dilediğinde onu nizama sokan, parlamayan alnı.
(Büyük Yüz'de [Arikh Anpin] bulunan tüm nitelikler ile bunların zıtları, bakılması gereken “Idra Rabba” ve “Idra Zuta”da daha etraflıca tasvir edilmiştir.)
Gözleri üç renklidir (yani kırmızı, siyah ve altın), öyle ki önlerinden dehşet yürür, ve parıldayan bir izzet ile sırlanmışlardır.
“Huzurlu mesken”, gizlenmiş ve örtülmüş olan Kadim Olan'dır.
Bütün bu şeyler “Idra Rabba”da açıklanmıştır.)
Küçük Yüz'ün [Zeir Anpin] çehresini yüceltmek için burun da mevcuttur.
Derin yol, hem hayrı hem de şerri işitmek üzere kulaklarında bulunur.
İşaya 42:8, “Ben Rab'bim [Tetragrammaton], adım budur, ve izzetimi bir başkasına vermem.” (Şimdi “Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı)” yazarı, yukarıdaki Kabala pasajında yer alan ANİ, Ani, “Ben” kelimesinin gelinin mefhumunu içermesi hasebiyle Küçük Yüz'e [Zeir Anpin] işaret ettiği yerde, Küçük Yüz [Zeir Anpin] ile Büyük Yüz [Arikh Anpin] arasındaki nihai farkı, unvanlarına varıncaya dek açıklamaya başlar.) Ayrıca yazılmıştır, Tesniye 32:39, “Ben öldürürüm ve ben diriltirim.” Ayrıca yazılmıştır, İşaya [okunamadı].
[ANİ, Ani kelimesinde, gelin mefhumu (Malkut, Dört Harfli İsim'in [Tetragrammaton] son H'si), Küçük Yüz [Zeir Anpin] ile kraliçe arasındaki bağlayıcı halka olan dokuzuncu Sefira Yesod'u simgelediği yerde, I, Yod harfinin sonda bulunmasıyla ima edilir.
Ayrıca ikinci harf olan N, daha önce belirttiğim gibi, baba ve annenin, I ve H'nin birleşmesini simgeler.]
(Şimdi, gerçekten de Büyük Yüz (Arikh Anpin), bize birinci şahıs olarak hitap edecek kadar yakından bilinmez, bilakis üçüncü şahısla çağrılır, HYA, Hoa, o.) Mezmurlar 100, 3’te dendiği gibi, “Bizi O yarattı, biz kendi kendimizi değil.” Ve yine Eyüp 23, 13’te, “Ve O birliktedir, O’nu kim yolundan çevirebilir?”
[Zira Büyük Yüz (Arikh Anpin), tecelli etmiş olan tanrısallığın (thearkhia) yalnızca başlangıcıdır.]
(Bundan ötürü, Gizlenmiş Olan ve hiç kimse tarafından bulunamayan O Varlık, üçüncü şahısla, HYA, Hoa olarak çağrılır. İnsanın gözleri önüne gelmeyen O; İsim ile çağrılmayan O.
[“İsim ile çağrılmayan O”, zira daha evvel sıklıkla belirttiğim üzere, ilk Sefira, Tetragrammaton (dört harfli ilahi isim) dahilinde kavranamaz.])
(Şimdiye kadarki inceleme, Küçük Yüz (Zeir Anpin) hakkında idi, ki H harfinin, He’nin, mükerrer HH biçiminde yazıldığı tam formu da ona atfedilmişti. Fakat şimdi bir diğer mesele ele alınmaktadır, yani söz konusu harfin A, Alef ve I, Yod ile yazıldığı diğer iki tarz, ki bunlardan ilki MH, Mah isminde, ikincisi ise OB, Av ve SG, Seg isimlerinde tecelli eder, bu iki form Mısır’dan Çıkış bahsinde “Ben Olanım” şeklinde çevrilen AHIH, Eheyeh isminde birleşmiş olarak verilir. Bu sebeple tetkik edilecek olanlar) HA ve HI’dir.
(Dolayısıyla HA yazıldığında, bu form yukarıda bahsi geçen üçüncü şahıs zamiri olan HYA, Hoa, yani o kelimesine ayrıştırılabilir, zira A, Alef harfi kendi içinde V, Vav’ı ihtiva eder, ki Alef harfinin yazılışındaki orta çizgi bu mezkûr harfe benzetilebilir. Ve böylece, HA yazıldığında HYA kelimesi remzedilebilir, lakin aksi mümkün değildir. Zira her ne kadar) V kendi içinde A’yı ihtiva etse de (çünkü A harfinin şeklinin, orta çizgisi ayrıldığı takdirde YVY harflerinden teşekkül ettiği söylenebilir, öyle ki bütün bir A karakteri nazara alınmaksızın dahi HY olarak okunabilir, işte bu HY) yine de kendi içinde H’nin gerçek bir yazılış formunu barındırmaz, dolayısıyla HY yahut HI olarak okunamaz.
[Okur hatırda tutmalıdır ki, bu kısımdaki akıl yürütme yalnızca bahsi geçen İbranice harflerin şekline dairdir, harflerin ne sayısal değerleri ne de ses değerleri hesaba katılmıştır. İbranice harflerin şekli Alfabe Tablosu’nda görülebilir.]
65. (Dahası, HA yazılışının mezkûr formunda, A’nın V’ye dönüşmesi ve böylece HYA, Hoa olarak okunabilmesi gibi) A harfi Alef olarak telaffuz edilir (ve bu, doğrudan MH, Mah ismine atfedilen HA yazılışını telaffuz etmenin ikinci yoludur. Lakin bundan da öte) Alef aynı zamanda I Y D, Yod olarak telaffuz edilir (çünkü A harfinin formu ekseriyetle bu üç harfe ayrıştırılır, öyle ki Yod yukarıda, Vav ortada ve Dalet aşağıda yer alır. Böylece HA yazılı formu kendi içinde o daha yüce, üçlü fikri de ihtiva eder. Lakin bunun tersi geçerli değildir, HI’den HA anlaşılamaz, zira I, Yod harfi Alef diye telaffuz edilmez, lakin IYD, bütün gizliliklerle gizlenmiş olan ve kendisine YD harflerinin bitişmediği I, Yod olarak telaffuz edilir, tıpkı bu formun Alef harfinin şeklinde bulunması gibi).
[İbranicede H, He harfi harf-i tarif (belirteç) vazifesi görür, bu yüzden H-A, He-Alef, yani Alef şeklinde okunabilir.]
(Fakat kendi içinde V, Vav ve D, Dalet harflerini barındıran bu form, alt yollarda ve aynı zamanda babada caridir. Ve) I, Yod harfi V, Vav ve D, Dalet harflerini nurlandırmadığında vay haline! (ve bilhassa)
dünyanın günahları sebebiyle I, Yod; V, Vav ve D, Dalet harflerinden çekilip alındığında, (zira o vakit) hepsinin çıplaklığı faş olur.
Levililer 18, 7, “Babanın çıplaklığını açmayacaksın.” (Zira VD, Vav Dalet harfleri H, He ile aynıdır ve IYD yazıldığında, sanki IH denmiş gibi olur, şayet V, Vav harfi D, Dalet içine dercedilirse).
Yod harfi He’den çekilip alındığında (yani hikmet, gebe kalan anne olan anlayıştan çekildiğinde), zira yazılmıştır, Levililer 18, 7, “Ve annenin çıplaklığını açmayacaksın, o senin annendir, onun çıplaklığını açmayacaksın.” Ona hürmet et, o senin annendir, zira yazılmıştır, Özdeyişler 2, 3, “Çünkü anlayışı annen diye çağıracaksın.” (Bu neticeye, mezkûr ayette geçen AM kelimesinin mutat Hirek harekesi yerine Tsere harekesiyle okunması suretiyle varılır).
[“VD = H.” Bu ifade yine bahsi geçen harfin şekline işaret etmektedir.]
[İbranice yahut Keldanice bilmeyen okurlarımın istifadesi için Giriş bölümünde de belirttiğim üzere, İbranice alfabe esasen sessiz harflerden müteşekkildir, sesli harfler ise harflerin yakınına konulan küçük noktalar yahut işaretlerle temin edilir.]
##
1. Küçük Yüz’ün (Zeir Anpin) sakalının dokuz intizamı (biçimi) olduğu söylenir. Zira gizli kalan (yani şimdilik Küçük Yüz’de bulunmayan diğer dört form) ve tecelli etmemiş olan kısım ulvi ve muhteremdir (yani bizzat ve bizatihi Küçük Yüz’e ait değildir, lakin yine de onun üzerine başka bir tarzda nüzul eder).
[Hatırlanmalıdır ki, Büyük Yüz’ün (Arikh Anpin) sakalının on üç taksimatı vardı, binaenaleyh diğer dört form, Küçük Yüz’ün dokuzu ile Büyük Yüz’ün on üçü arasındaki farkı teşkil eder.]
İşte bu pek mümtaz sakal bu suretle tanzim edilmiştir.
Kıllar, kulakların açılışının önünden ağzın başlangıcına kadar kılların üzerine sarkar.
Ağzın bir ucundan diğer ucuna kadar (Bu, ikinci intizamdır, yani üst dudaktaki sakal).
İki burun deliğinin altında kıllarla örtülü bir yol uzanır, öyle ki görünmez olur.
Yanaklar bir taraftan diğer tarafa doğru yayılır.
O gür ve siyah kıllar tek bir örgü halinde ta göğse kadar sarkar.
Dudaklar gül gibi kırmızı ve açıktadır.
Kısa kıllar boğaz mevkiinden aşağı doğru iner ve boynun bulunduğu yeri örter.
11. Onların arasında bulunan kimse, kudretli ve sağlam bulunur.
(Yani tefekkürünü buraya yönelten kimse.)
Sıkıntı içinde Yah, IH.” (Bu makamda) Davud, “bütün milletler beni kuşattı” (sözlerine) varıncaya dek (bu) dokuz (sureti) yâd eder, ta ki onlar (yukarıda zikredilen dokuz suret) kendisini kuşatsın ve muhafaza eylesin.
filizlenmeyi, nevine göre tohum veren otu, nevine göre tohumu içinde olan meyve veren ağacı neşretti.”
(Küçük Yüz [Zeir Anpin]’ün) o dokuz (yolu), kâmil isimden (yani içlerinde tasarlandıkları fehimden yahut anneden) zuhur etmiştir, zira açık kılınmış Tetragrammaton ve gizli Elohim olan ve bilkuvve dokuzu teşkil eden IHVH ismi ona aittir.
“Ve oradan kâmil ismin içine dikilmişlerdir, nitekim Yaratılış’ta yazılmıştır,
8, “Ve IHVH ALHIM dikti” (yani kâmil eril ve dişil ismin bu dokuz harfini, bir bahçe olsunlar diye, yani fiil halindeki Küçük Yüz [Zeir Anpin]).
[“Açık kılınmış Tetragrammaton ve gizli Elohim” tabiriyle kastedilen, ilkinin ikincisinin hareke noktalarıyla yazılmış olmasıdır.
Bunlar “bilkuvve dokuzu teşkil eder”, zira IHVH’nin dört harfi, ALHIM’in beş harfiyle birlikte dokuz eder.]
15. Yüce olan alttaki haline geldiğinde, (Küçük Yüz [Zeir Anpin]’ün) sakalının suretleri on üç olarak bulunur.
(Yani Büyük Yüz [Arikh Anpin]’ün sakalı nurunu aşağıya gönderdiği her vakit.
Lakin alttakinde, yani kendi başına ele alınan Küçük Yüz [Zeir Anpin]’de, bunlar [bu suretin] dokuz [cüzünde] müşahede edilir.
Yirmi iki harf kendi
renkleriyle tasvir olunur, yalnızca şeriat beyaz ateş üzerine siyah ateşle verildiğinde değil, alelade yazılarda dahi böyledir, zira bu sakal siyahtır.)
[İbrani alfabesinin harf adedi yirmi ikidir.
“Siyah ateş” ve “beyaz ateş”, sırasıyla Küçük Yüz [Zeir Anpin] ve Büyük Yüz [Arikh Anpin]’ün sakallarının renkleridir.]
Bu (sakala) dair, (uykusunda sakalı müşahede eden kimse hakkında söylenen şu söz anlaşılır).
“Bir kimse rüyasında bir adamın üst sakalını eline aldığını görürse, Rabbi ile sulh bulur ve düşmanları ona tabi kılınır.”
[“Üst sakal” tabiriyle bıyık kastedilmektedir.]
Aşkın sakala (dokunmayı dilerse), çok daha ziyadesiyle.
Zira lütufta (Büyük Yüz [Arikh Anpin]’ün sakalı böyle tesmiye olunur) mevcut bulunan semavi nurdan neşet eden alt nur, Küçük Yüz [Zeir Anpin]’de daha yalın bir surette lütuf diye adlandırılır, lakin nur dahilinde fiil gösterip parladığında, o vakit lütufta bollaşan diye anılır.
(Başkaları bu kısmı şöyle okur, Bir kimse rüyasında eliyle bir adamın bıyığına dokunduğunu görürse, Rabbi ile sulh bulduğundan ve düşmanlarının ona tabi kılındığından emin olabilir.
Şayet yalnız böyle bir şeyi uykuda müşahede etmekle dahi bu vuku buluyorsa, aşkın sakalın ne olduğunu müşahede etmeye liyakat kazanırsa çok daha fazlası tecelli edecektir.
Zira bu, yüce olan ve lütuf tesmiye kılınan suret olmak hasebiyle, alttakine nur saçar.
20, “Sular canlı bir nefsin sürüngenini [okunamadı] çıkarsın” (burada canlı mahluk manasındaki ChIH, Haya lafzına dikkat edilmelidir).
(Bu kısma, bu faslın hitamesinde yer alan şerh aittir, oraya bakılsın.)
Tıpkı Yah, IH denildiği gibi (tashih edilmiş Mantua Kodeksi, fehmin sekizinci
yolundan canlı mahluk manasına gelen ChIH, Haya lafzını şerh edebilmek için bunu Ch-III, H-iah suretinde zikreder, ki bu yol babayı ve anneyi temsil eden Yah isminin suyudur.
Zira) ilkinin nuru ikincisine (suyun hareketine) doğru imtidad ettiğinde, her şey bir ve aynı anda kendi cinsini tenasül ettirir, hayrın suları ve şerrin suları.
(Yani gerek tanrısallıkta (thearkhia) ve kudsiyette, gerekse arzi canlı mahluklar ve insan arasında tenasül vuku bulur, zira nefisler sürüngen suretiyle remzedilir.)
21. (Zira) IShRTzV, Yişretsu, “Bolca çıkarsınlar” denildiğinde, hayati bir harekete malik olurlar, ve bir suret derhal diğer suretin derununa dahil edilir, yüce canlı, süfli canlı, hayırlı canlı, şerli canlı.
Elohim, İnsanı yapalım, dedi.” (Burada) HADM, Ha-Adam, “bu insan” diye yazılmamıştır, bilakis kâmil isimde halk edilmiş olan Âli Olan’ın tezatı olarak, sade bir surette Adam, yani insan denilmiştir.
[“Semavi insanın sureti”ne dair Giriş, § 55’e bakınız.]
O kâmil kılındığında, bu dahi kâmil kılındı, lakin her şeyin ikmali namına, erkek ve dişi olarak kâmil kılındı.
(Binaenaleyh) IHYH, Yod, He, Vav, He (denildiğinde), erkeğin tabiatı (ifade edilir).
(Buna) ALHIM, Elohim (rabtolunduğunda), dişinin (ki krallık diye tesmiye kılınır) tabiatı (ifade edilir).
[“Krallık diye tesmiye kılınan dişi”, yani onuncu Sefira olan Malkut.]
25. (Bundan ötürü) eril imtidad eyledi ve azalarıyla teşekkül etti, ta ki onda sanki tenasül kudreti bulunsun.
[“Erkek azaları”, Küçük Yüz [Zeir Anpin]’ü yekvücut teşkil eden altı Sefirot’tur.]
Bu tenasül kudreti vasıtasıyla o krallar,
(Zira nurlar dar kanallardan daha az bollukla indirildiğinde, süfli akıllar onları temellük edebilirdi.)
[“Helak olmuş krallar”, henüz “semavi insanın sureti” vücut bulmadığından baki kalamayan “Edom kralları”, yani “dengesiz kuvvet alemleri”dir.
Eril olan şiddetler (o krallarla remzedilen hükümler), bidayette celallidir, lakin nihayette gevşerler.
(İsmin) YIH (suretinde bunun bir misali mevcuttur, zira burada erilin iki harfi, dişinin ise yalnız bir harfi vardır, ve erilin dahi bidayetteki harfi uzun, ahirdeki harfi ise kısadır.
Lakin aynı zamanda bu surette) irtibat kanalları O’nun örtüsü altında perdelenmiştir (yani aşkın harfler şüphesiz zevci bir izdivaç ile merbuttur, lakin Vav harfinin derununda perdelenmişlerdir.
Ve Yod (bu makamda) küçüktür, (temelin bir remzi olarak, zira) dişil olanın suretinde (yani, tıpkı yüce olan değil, fakat aşağıda bulunan He harfinin içine gizlendiği gibi) bulunur.
(Ve hepsi de yargılardan ibarettir, çünkü yüce feyiz noksandır.)
Fakat şayet (bu) yargıların yumuşatılması gerekirse, Kadim Olan’a müracaat zorunludur (yani, Dört Harfli İsim’in [Tetragrammaton] ilk harfleri olan ve İh, Yah’ı, yani peder ile ilk harfin zirvesi olup Büyük Yüz [Arikh Anpin] diye adlandırılan tacı birlikte bildiren harfler).
Aynı neviden şiddet ve yargılar aşağı âlemlerde de vuku bulmuştur.
Zira gelinin He harfine, leviathan mefhumu tahtında Yod ve Vav harflerinin eklenmesi gibi, yılan da kadının üzerine varmış ve meskeni şerir kılmak maksadıyla onun içinde bir murdarlık nüvesi vücuda getirmiştir.
1, “Ve gebe kalıp ATh QIN’i, Aik Qain’i, yani Kabil’i doğurdu, (ki bu da) şerir ruhların meskeninin, kargaşanın ve meşum hadiselerin nüvesi olan QIN A, Qaina demektir.” (Bkz. daha ziyadesi için “Ruhun Devirleri Risalesi”.)
[“Ruhun Devirleri Risalesi” bu cilde dâhil edilmemiştir.]
(Fakat bu YİH ismi), (şayet İHY şeklinde yazılırsa) tashih edilmiş olur, (ve böylelikle) o insanda (yukarıda kendisinden bahsedilen semavi insanda, ve dahi) o ikisinde (yani peder ile validede, keza erdişi Küçük Yüz’de [Zeir Anpin], kısmen de) cinste (tek başına Vav harfinin hem Küçük Yüz’ü hem de onun gelinini remzetmesi hasebiyle) ve nevide (Yod ve He harflerinin peder ve valide olarak ayrı ayrı vaz’edilmesi hasebiyle) restore edilir.
(Lakin bunlar), kollar ve bacaklar, sağ ve sol cihetler olmak üzere (yani, iki yan çizgide toplanmış ve orta çizgi Vav ile Yod’u temsil edecek surette bakiye kalan silsileler olarak), bu eşlerin hususi (temsilinde) ne kadar yer tutuyorsa, umumi (temsilinde de, yani Küçük Yüz ile gelininde olduğu kadar peder ve validede de) o kadar mevcuttur.
(Fakat) bu (yani ali denklik) kendi yanlarında taksim olunmuştur, zira Yod ile He bilhassa peder ve valide olarak tayin edilmiştir, diğer denklikte ise erkek, dişi ile hemhal kılınmıştır (erdişi gibi, zira son He eklenmemiştir).
I, yani Yod erkektir (yani pederdir), H, yani He dişildir (yani validedir), V, yani Vav (ise erdişidir, tıpkı) Tekvin’de yazıldığı üzere,
2, “Onları erkek ve dişi olarak yarattı, onları mübarek kıldı ve adlarını Âdem koydu.”
(Böylece) bir insanın sureti ve şahsı taht üzerinde kaid idi, ve Hezekiel’de yazıldığı üzere,
26, “Ve tahtın benzeri üzerinde, yukarıda, insana benzer bir suret vardı.”
[Bu parça, insanın hiyeroglif suretini göstererek bizzat Dört Harfli İsim’e telmihte bulunur, I = baş, H = kollar, V = beden ve H = bacaklar.]
“Sular bol bol canlı mahluklar çıkarsın.” Bu makamda, Keldani şerhinde, umumi bir hareket manası taşıyan IRChShVN tabiri kullanılmıştır.
Sanki şöyle denilmek istenir, “Dudakları kıpırdayarak ve fısıldayarak kelimeleri döktüğünde, tıpkı salih bir kalpten ve pak bir zihinden neşet eden bir dua gibi, su canlı nefsi husule getirdi.” (Mana, hayat ihdası fiiline dairdir.)
Ve bir insan Rabbi huzurunda dualarını layıkıyla terennüm etmek istediğinde ve dudakları bu minval üzere hareket ettiğinde, (yakarmaları) o pınarın derinliğinin kaynayıp taştığı suyun bolluk makamına, yani hikmetten zuhur eden idrake doğru Rabbinin celalini ta’zim etmek maksadıyla kendisinden yukarıya yükselir, o vakit (o pınar gürül gürül akar ve) o su bolluğu makamından en yüceden aşağıya doğru feyzi, teker teker ve müştereken, ta en son yola kadar indirmek üzere etrafa yayılır, ta ki onun bol inâyeti en yüksekten en aşağıya kadar cümle mevcudata sirayet etsin.
İşte o vakit böyle bir insanın, cümle yolların rabıtalarını, yani hakiki ve salih tefekkürün irtibat halkalarını birbirine ördüğü kabul edilir, ve ister bir ibadethanede, ister hususi münacatta olsun, onun cümle niyazları vuku bulur.
[“Onların rabıtaları”, yani yollar.] KABALA.
Fakat bir insanın Rabbine arz etmek istediği niyaz, ekseriyetle dokuz veçhile takdim olunabilir.
Ya (1) elifba vasıtasıyla, ya (2) en mukaddes ve mübarek Tanrı’nın rahim, kerim ve benzeri sıfatlarını yâd ederek,
6, ve devamı), ya (3) en mukaddes ve mübarek Tanrı’nın mübeccel isimleri vasıtasıyla, ki bunlar, Tac cihetiyle AHIH, Eheyeh, Hikmet cihetiyle IH, Yah, İdrak cihetiyle IHV, Yod He Vav, Celal cihetiyle AL, El, Şiddet cihetiyle ALHIM, Elohim, Cemal cihetiyle IHVH, Yod He Vav He, Galebe ve İzzet cihetiyle TzBAVTh, Sebaot, Temel cihetiyle ShDI, Şaday, ve Melekût cihetiyle ADNI, Adonay’dır.
Veyahut (4) on Sefirot yahut silsileler vasıtasıyla, ki bunlar, Krallık olan MLKVTh, Malkut, Temel olan ISVD, Yesod, İzzet olan HVD, Hod, Zafer olan NTzCh, Netsah, Cemal olan ThPARTh, Tiferet, Şiddet olan GBVRH, Gevura, Merhamet olan ChSD, Hesed, İdrak olan BINH, Bina, Hikmet olan ChKMH, Hokma, ve Tac olan KThR, Keter’dir.
Veyahut (5) atalar, peygamberler ve melikler gibi salih kimselerin yâdı vasıtasıyla.
Veyahut (6) içinde hakiki Kabala’nın dercedildiği neşideler ve mezmurlar vasıtasıyla.
Ve (7) cümle bunların fevkinde, şayet bir kimse Rabbinin tecelliyat suretlerini şanına layık vechile beyan etmeyi bilirse.
Veyahut (8) aşağıda olandan yukarıda olana nasıl uruc edeceğini bilirse.
Veyahut (9) feyzi en yüksekten en aşağıya nasıl indireceğini bilenler vasıtasıyla.
Ve bu dokuz veçhin tamamında gayet azim bir dikkat ve murakabe lazımdır, zira böyle yapmazsa, 1. Samuel’de onun hakkında şöyle yazılmıştır,
30, “Ve beni hor görenler tahkir edileceklerdir.”
[“(1) Elifba vasıtasıyla”, yani mistik kabalistik usul mucibince.]
“Ve Rab onun önünden geçip seslendi, Rab, Rab Tanrı, merhametli ve lütufkâr, geç öfkelenen, iyiliği ve hakikati bol, binlercesine merhamet saklayan, fesahatı, isyanı ve günahı bağışlayan, suçluyu asla cezasız bırakmayan, babaların fesahatının hesabını çocuklardan ve çocukların çocuklarından, üçüncü ve dördüncü nesle kadar soran.” (3) Sefirot ile irtibatlı İlahi İsimler vasıtasıyla.
Buna aynı zamanda, kendi içinde YHVH ve ADNY (Yod He Vav He Adonay) olmak üzere iki ismi barındıran Amen (AMN) kelimesi üzerine tefekkür de dâhildir (zira yalnızca ilk ismin harf sayısal değeri ile bu ikisinin toplam değeri aynı sonucu, 91 sayısını verir), bunlardan biri iyiliğini ve bereketini HYKL (Heyhal, saray) olarak adlandırılan o hazinede gizler.
(Bu kelime, sayısal değerinin eşitliği bakımından ADNY, Adonay ile aynıdır, fakat bu ismin Tetragrammaton’un sarayı olduğu söylenir, zira ilk olarak onun yardımıyla telaffuz edilir, ikinci olarak da onunla harf be harf şu şekilde ardışık olarak harmanlanır, YAHDVNHY.
Yahudiler, Kutsal Yazıları okurken YHVH kelimesine geldiklerinde, bunu ya hiç telaffuz etmeyip hafif bir duraklama yaparlar ya da yerine Adonay [ADNY] kelimesini ikame ederler.)
Ve buna şu sözde işaret edilmiştir, Habakkuk 2, 20, “Fakat Rab mukaddes mabedindedir, bütün yeryüzü O’nun huzurunda sussun.” (HYKL, Heyhal, “mabet veya saray”, HS, Hes, “sessiz kalmak, susmak” ve ADNY, Adonay, “Rab”, hepsi aynı sayısal değere sahiptir, yani 65.)
Bu sebeple aziz hatıralı bilgelerimiz mistik bir biçimde, bir insanın sahip olduğu her hayrın onun evinde olduğunu söylemişlerdir, nitekim Sayılar 12, 7’de şöyle yazılıdır, “O bütün evimde sadıktır.” Bu da “Benimle olan her şeyde” denmiş olmasıyla aynıdır.
Fakat şayet bir kimse, bu suretlerin dokuz taksimatı üzerinde gerektiği gibi dikkatle tefekkür ederse, o kimse Rabbinin İsmini, hatta Mukaddes İsim’i tazim eden bir kimsedir.
Ve 1. Samuel 2, 30’da yazılmış olan söz buraya aittir, “Zira beni tazim edenleri tazim edeceğim ve beni hor görenler alçaltılacaktır.” Onu bu dünyada tazim edeceğim, öyle ki onu muhafaza edeyim ve ihtiyaç duyduğu her şeyi ona temin edeyim, ta ki yeryüzünün bütün milletleri Rabbin İsminin onun üzerine anıldığını görsünler ve ondan korksunlar.
Ve gelecek dünyada salihlerin çadırında durmaya liyakatli bulunacaktır.
Bu sebeple böyle bir kimse muhtaç olduğu hiçbir şeyi talep etmez, zira o Rabbinin hususi inayetinin gözetimi altındadır ve O’nun hakkında layıkıyla tefekkür edebilir.
11. Lakin şu ifadeden ne anlaşılmalıdır, “Ve beni hor görenler alçaltılacaktır”? Böyle bir kimse Mukaddes İsmin birliğini tesis edemeyen, ne hakikatin bağlarını birbirine bağlayabilen ne fevkalade olanları (aşkınlık mertebelerini) gereken konuma sevk edebilen ne de Rabbinin İsmini tazim edebilen kimsedir.
O kimse için hiç yaratılmamış olmak daha hayırlı olurdu ve Amen dediğinde dikkatle tefekkür etmeyen kimse için bu durum çok daha geçerlidir.
Bu sebeple, bilhassa dudaklarını (duada) arındırıcı sular üzerine tefekkür ederek saf bir yürekle kımıldatan o kimse hakkında, Tekvin 1, 26’da açık ve vazıh bir biçimde şöyle yazılmıştır, “Ve Elohim dedi, Suretimizde insan yapalım.” Sanki suret ile benzeyişi gerektiği gibi nasıl birleştireceğini bilen böyle bir kimse hakkında söylenmiş gibidir, “Ve denizin balıklarına hükmetsinler,” vesaire.
Bölüm
1. Kadim Olan gizlenmiş ve örtülmüştür, Küçük Yüz (Zeir Anpin) ise tezahür etmiştir ve tezahür etmemiştir.
[“Kadim Olan”, Keter’dir, Ehyeh’tir, Büyük Yüz (Arikh Anpin)’dür, Engin Yüz’dür.
Tezahür ettiğinde, harfler vasıtasıyla (Tetragrammaton’un yazıldığı mutat surette) simgelenir.
Gizlendiğinde ise harflerin (uygun tertibine) veya (bu kısmın bir diğer okunuşuna göre) kendi layık oldukları yere göre tanzim edilmemiş harflerle örtülür, zira onda dahi üst ve alt unsurlar (karışık yer değiştirmeler sebebiyle) tam olarak tanzim edilmemiştir.]
Tekvin 1, 24’te şöyle yazılıdır, “Yer, nevilerine göre canlı mahlukları, sığırları ve sürüngenleri çıkardı,” vesaire.
Biri diğerinin umumi manası altında, hayvan da (ruhun devriyesi, reenkarnasyon sırrı hasebiyle) insanın umumi fikri altında mündemiçtir.
Aşağıdaki insan (bu dünyaya) indiğinde, kendi içindeki ulvi surete benzer şekilde, iki ruh bulunur.
(Öyle ki) insan iki taraftan teşekkül etmiştir, sağ taraftan ve sol taraftan.
Sağ taraf cihetiyle, Neşamata Kadişa (NShMThA QDYShA, mukaddes akıllar) mevcuttur, sol taraf cihetiyle ise Nefeş Haya (NPSh ChYH, hayvani nefs) bulunur.
[Bunlar Sefirot’un sağ ve sol sütunlarına tekabül eder.]
İnsan günah işledi ve sol tarafa doğru genişledi, ardından suretsiz olanlar da genişledi.
(Yani, Adem’in nefsinin alt yollarında hâkimiyet kazanan ve pespaye şehvetin neşet ettiği o madde ruhları.) (Dolayısıyla) her ikisi bir araya geldiğinde (yani pespaye şehvet, münasebet ve hayvani nefs ile birleştiğinde), tek bir birleşmede pek çok can vücuda getiren kimi hayvanlarda olduğu gibi tenasül hadiseleri vuku buldu.
Yirmi iki gizli harf ve yirmi iki tezahür etmiş harf (o yüce suretlerin sembolleri olan harfler) bahşedilmiştir.
11. Yod’un biri gizlidir, diğeri tezahür etmiştir. (Biri idrak veya anadır, diğeri krallık veya kraliçedir, öyle ki aynı zamanda üst yollara dönüp bakar.) Fakat gizli olan ile aşikâr olan, suretlerin muvazenesinde dengelenmiştir.
(Yani eril ve dişil, biri baba ve ana, diğeri temel ve kraliçe, bilhassa sureti ve kabı ihtiva eden dişil mefhum kastedilmektedir.)
Yod harfinden eril ve dişil meydana gelir (şöyle ki, şayet tam olarak IYD, Yod şeklinde yazılırsa, o vakit bunlar onun ziyadeliğidir), Vav ve Dalet.
Bu vaziyette Vav eril, Dalet ise dişildir.
Ve bundan dolayı DV hasıl olur, bu iki harf eril ve dişil ikilidir, sadece ikili değil, aynı zamanda birbirine denk ikililerdir (üst ve alt birleşmelerin ikilileri).
Yod kendi başına erildir (baba), He ise dişil (anne).
H, He, başlangıçta D, Dalet idi, fakat I, Yod tarafından döllendikten sonra (öyle ki oradan H suretini meydana getirebilsin, yani Dalet harfinin sol alt kısmına yerleşen I, Yod), V, Vav harfini doğurdu.
(Yani baba tarafından döllenen anne, Küçük Yüz’ü [Zeir Anpin] meydana getirdi.
Lakin harfin şeklinde, H, He harfi içine gizlenmiş olan o ufak I, Yod harfinden, V, Vav harfinin teşekkül ettiği söylenir.
Yahut H harfinin üstteki yatay çizgisinden ki bu bir V, Vav harfidir, ve sağdaki dikey çizgisinden ki bu da diğer bir V, Vav harfidir, ve araya dercedilmiş I, Yod harfinden VIV meydana gelir ki bu, Vav harfinin tam suretidir.)
[Bu durum yine harfin şekline racidir. İbrani sureti için Harfler Tablosu’na bakınız.]
Buradan anlaşılmaktadır ki H, He harfinde D, Dalet ile V, Vav harfleri gizlidir, ve IYD, Yod harfinde ise H gizlidir, ki bunlardan YHV meydana gelir.
Binaenaleyh aşikardır ki IYD, kendi suretinde IHY harflerini ihtiva eder, ne vakit ki tam olarak IYD şeklinde yazılırsa, bunlar eril ve dişildir (şöyle ki I, Yod eril, ve V, Vav ile D, Dalet ise H, He suretinde dişildir), buradan (oğul olan) V, Vav terkip edilir, ki o da annesini gölgeler.
(Yani V harfi H harfinden sonra yerleştirilmiştir, ta ki IHY babayı, anneyi ve Küçük Yüz’ü [Zeir Anpin] meydana getirsin.)
(Bundan ötürü IYD, Yod harfinde ve IHY isminde iki eril ve iki dişil gizlidir, bu keyfiyet Tekvin 6, 2’deki şu kelamda remzedilmiştir, “Ve Tanrı’nın [Elohim] oğulları gördüler ki [en az çoğul ikiye delalet eder] insanların kızları” [ve bu dahi böyledir].
Bu sebepledir ki Yeşu 2, 1’de yazılmış olan şu kelam izah bulur, “Casus olarak iki adam, diyerek” [böylece iki adamın sırrı faş olur].
Lakin “İnsanların kızları” kelamından (iki dişilin kastedildiği nasıl ispat olunur)? Çünkü I. Krallar 3, 16’da şöyle yazılmıştır, “O vakit kralın huzuruna iki kadın geldi.”
Ve 28, “Zira gördüler ki onda Tanrı’nın [Elohim] hikmeti vardı.” [Burada iki eril mündemiçtir, hikmette baba, Kabala’da ise Küçük Yüz. Binaenaleyh] ancak o vakit geldiler [yani o iki kadın, fehim ile kraliçe] ve daha önce değil.
Pınarların birleştiği sarayda [yani yaratılış aleminde] yüceler arasında birleşmeler vasıtasıyla iki irtibat vardı, bunlar yukarıdan aşağıya indi ve yeryüzünü tuttu, lakin kendilerinde merhamet tacı olan iyi cüzü terk ettiler, ve üzüm salkımıyla taçlandılar.
[Yani inayet yerine, hükümler ve sertliklerle kuşatıldılar. Ki bu dahi Küçük Yüz [Zeir Anpin] ve gelini hakkında, evvela annede, ve akabinde aşağıdaki varoluşlarda ve etrafı saran sertlikler ve şiddetler ile sürgünde vuku bulmuş olarak izah edilebilir.]
[Yeşu 2 bahsindeki önceki remzi izaha atıftır.]
(Ayrıca bu iki denkliği şu kelamda da buluruz) Çıkış 14, 15, “Ve Rab, Musa’ya dedi ki [ki o anneye racidir], Bana niçin feryat edersin?” (Fakat feryat dahi anneye racidir, tıpkı iniltinin cemal yoluna, haykırışın ise krallığa raci olması gibi. Lakin) ELY, Eli, bana [dikkat edilsin ki bu, “ve I, Yod harfine” demektir, yahut babaya].
“İsrailoğullarına söyle [kelam kraliçedir, İsrail ise cemal yoludur] ilerlesinler.” Ki burada VYSOU, Vayis’u kelimesine pek dikkat edilsin, “ilerlesinler”, bu kelimede VI müzekker harfler, SU ise müennes harflerdir).
[“Fakat feryat dahi, vesaire.” Yani üç Sefirot kastedilmektedir, Bina, Tiferet ve Malkut.]
Yukarıdan hayat kuvveti muvazene halinde aşağıya aktı, zira o, Kadim Olan’ın feyzine niyaz etmişti.
[“Kadim Olan”, yani Eyn Sof Or’dan [Sonsuz Işık] tecelli eden birinci Sefira.]
Çıkış 15, 26, “Ve eğer O’nun gözünde doğru olanı yaparsan, ve emirlerine kulak verirsen, ve bütün kanunlarını tutarsan.” [Burada son kelimede dahi iki denklik vazedilmiştir.] “Çünkü seni iyi eden Rab Tanrın Ben’im.” [Buna dikkat edilsin, zira burada yine fehim ile hikmetin, cemal yolu ile İsrail cemaatinin sırrı gizlidir.]
İşaya 1, 4, “Vay o günahkar millete, fesatla yüklü kavme, şerirler zürriyetine, vesaire.” [Burada “Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı)” müellifi, ismin dahi bir sureti olan HYI, “vay” küçük kelimesi hakkında mütalaada bulunur. Ve bu kelime tek başına cümlenin müteakip cüzlerinden ayrılmıştır.]
Yollar yedidir (şayet Tetragammaton [Dört Harfli İsim] bu minval üzere kısmen tam yazılırsa), IYD, HH, V, H, (burada baba ve anne tam olarak yazılmış, Küçük Yüz [Zeir Anpin] ve gelini ise örtüsüz olarak yazılmıştır.
Şayet burada son ve ilk harfler birleştirilirse, ve sondan bir önceki ile ikinci harf, ve binaenaleyh her iki uçtaki yollar, öyle ki bunlar HI ve VV harflerini teşkil etsinler [anne ve oğul], o vakit [ortadaki üç harf] HH, D hasıl olur [ki bunlar hükümlerle yüklü kraliçenin remizleridir].
Fakat anne ve kız birleştirilirse) HYI ve HH, (o vakit) ileriye doğru VV (yahut Küçük Yüz [Zeir Anpin]) husule geldiği gibi DY dahi meydana gelir (yahut androjen, ki o da bir hüküm halidir, zira batıni olarak Adem kastedilir, yahut eril ve dişil, ki onlar hakkında [yukarıda zikredilen yerde] yazılmış olan o DY’dir).
(Şöyle denildiğinde) BRAShITh, BRA, Bereşit bara, “Başlangıçta yarattı,” (yüce yollar Kabala’dır. Zira) BRAShITh, Bereşit, kelamdır (Tekvin’in on kuralından biridir), lakin BRA, bara, yarıya indirilmiş kelamdır.
(Fakat burada) Baba ve Oğul (anlaşılır), [okunamadı].
(Yani taçtan hiç bahsedilmemiştir.) Aşağıdaki Eden, (aşağıdakilere doğru) aktarılabilsin ve (hikmeti simgeleyen asıl kaynağının sesi aracılığıyla) tezahür edebilsin diye ortaya çıkar.
["Taçtan hiç bahsedilmemiştir", yani Keter, ilk Sefira, Büyük Yüz (Arikh Anpin).]
Zira IHVH, Yod, He, Vav, He (Dört Harfli İsim [Tetragrammaton]) ismi, IH, Yah (babaya ait olan) ismini ve ALHIM, Elohim (burada metinde devam eden ve anneye ait olan) ismini ihtiva eder.
ATh, At (bu metnin dördüncü sözcüğü olup, başka bir veçheyle) ADNI, Adonay, "Rab" ismini (yani krallık yolunu, keza) AHIH, Eheyeh (yani taç yolunu simgeler ve böylece kendi içinde iki uç yolu temsil eder, burada ise) tek bir (denge) içinde birleşmiş olan sağı ve solu (yani merhamet ve şiddeti) ifade eder.
_Ath, ATh, "özü", "asıl cevheri" manasına gelir. Kabalistik olarak "başlangıç ve son" anlamına gelir ve Vahiy Kitabı'nda geçen "Alfa ve Omega" tabiri gibidir.
Zira Alfa ve Omega nasıl Grek alfabesinin sırasıyla ilk ve son harfleriyse, Alef ve Tav da İbrani alfabesinde öyledir.
"İki uç yol", taç, Keter ve krallık, Malkut'tur, birinci ve onuncu Sefirot, en yüksek ve en alçak olan, Büyük Yüz (Arikh Anpin) ve kraliçedir.
Okuyucu Giriş bölümüne, Sefirot'un üç sütun halinde düzenlendiği Tabloya bakacak olursa, Malkut'un bir bakıma Keter'in antitezi olduğunu görecektir, nitekim bundan ötürü "Malkut, başka bir surette Keter'dir" denilmiştir. Bu durum, Hermes'in Zümrüt Levha'daki şu kaidesini akla getirir, "Aşağıda olan yukarıda olana, yukarıda olan da aşağıda olana benzer."
HShMIM, Ha-Şamayim, "gökler" (bu metnin beşinci sözcüğü) ve VATh, Ve'at, "ve cevheri" (altıncı sözcük, bunlar güzellik ve zafer yollarına atfedilir), nitekim şöyle yazılmıştır, 1. Tarihler 29:11, "Güzellik ve zafer." Bu yollar bir arada birleşmiştir.
["Güzellik ve zafer", altıncı ve yedinci Sefirot olan Tiferet ve Netsah'tır.]
HARTz, Ha-Arets, "yeryüzü" (bu başlangıcın yedinci sözcüğü, ihtişam ve temel ile birleşmiş kraliçeyi ifade eder), nitekim şöyle yazılmıştır, Mezmurlar 8:2, "Bütün dünyada (ki bununla temel simgelenir) ismin ne kadar yücedir (bu ihtişam yoludur)", yeryüzü (ki bu krallıktır).
İşaya 6:3, "Bütün yeryüzü O'nun izzetiyle doludur" (burada bu üç yol yeniden uyuşur).
"Suların ortasında bir kubbe olsun", "Kutsal Yer ile Kutsallar Kutsalı'nı birbirinden ayırmak için." (Yani, Küçük Yüz [Zeir Anpin] ile Büyük Yüz [Arikh Anpin] arasında.)
En Kadim Olan, Küçük Yüz'ün (Zeir Anpin) içine (yahut Taç, Güzelliğin içine) doğru genişler ve (artış alabilsin diye) ona yapışır.
Eğer kusursuz bir şekilde genişlemezse (öyle ki Küçük Yüz [Zeir Anpin] adeta kendi başına var olamaz, bunun yerine annesinin rahminde tutulur), büyük şeyler söyleyen ağız o makamda harekete geçer (o Küçük Yüz [Zeir Anpin] tam manasıyla doğabilsin diye) ve suların beş taksimatı altında daha küçük taçlarla taçlandırılır.
(Yani, Küçük Yüz [Zeir Anpin], "taçlar" olarak adlandırılan beş merhametin feyzini alır, çünkü bunlar taçtan, yani Büyük Yüz'den [Arikh Anpin] iner, ancak "daha küçük taçlar" denir, çünkü kaynaklarını Küçük Yüz [Zeir Anpin] yolundaki merhametten alırlar, suların beş taksimatı denmesinin sebebi ise suyun merhamete ait olması ve Yaratılış 1:6-7'deki bu ayette MIM, Meyim, sular sözcüğünün beşinci yeri doldurmasıdır).
Çölde Sayım 19:17'de yazıldığı gibi, "Bir kaba onun üzerine diri sular dökülecektir." (Fakat hayat anneye bakar, ve bu) ALHIM ChIIM, Elohim Hayim, "hayatın Elohim'i" olarak adlandırılan yol (olarak anlaşılır) ve evrenin kralı (yani anlama yetisi [Bina]).
Mezmurlar 116:9, "Rabbin huzurunda diriler diyarında yürüyeceğim." Keza 1. Samuel 25:29, "Ve Efendimin canı diriler demetinde bağlı olacaktır." Keza Yaratılış 2:9, "Ve bahçenin ortasındaki hayat ağacı." (Bütün bunlar, derim ki, altı uzvun feyz aldığı anlama yetisine [Bina] işaret eder.
Ve şu isimler de ona aittir, yani) IH, Yah (ne vakit A harfi ile tam olarak şu şekilde yazılırsa,) I YD HA, Yod Ha (ve Dört Harfli İsim'in harflerinin sayısal değerlerinin toplamını, yani 26'yı ihtiva eder, zekâya [Bina] ait olan ismin şu sureti de ona atfedilir), AHII, Eheyi (burada son He harfinin yerine, daha önceki bir örnekte olduğu gibi Yod konulmuştur).
[İbranicede CHIIM, Hayim, "diri" demektir, Eski Ahit'in elimizdeki nüshasında "akan su" olarak çevrilmiştir. Hayim çoğuldur.]
(Üstteki) kusursuz sular ve (Küçük Yüz'de [Zeir Anpin] bulunan) kusurlu sular (yahut şiddetlerle karışmış olanlar) var olduğundan (çünkü başka bir veçheyle şöyle denir), kusursuz merhamet, kusursuz olmayan merhamet.
Ve Dört Harfli İsim şöyle demiştir, "Ruhum insanla sonsuza dek çekişmeyecektir, çünkü o da ottan ibarettir [eti kemiğidir]." (Bu pasajda,) "Ve Dört Harfli İsim şöyle demiştir" (denildiğinde), (yüce yapının) teşekkül etmesinden sonra, en son makamda Küçük Yüz'e (Zeir Anpin) dair (bu ismin zikredildiği kaydedilmelidir).
Zira "O, buna da şu isimle seslenir" denildiğinde, Kadim Olan gizli ve örtük bir tarzda hitap etmektedir.
[Kadim Olan, "O, buna da şu isimle seslenir" cümlesindeki "O" zamiriyle simgelenir.]
"Ruhum insanla çekişmeyecektir." (Burada Küçük Yüz'ün [Zeir Anpin] ruhu değil,) yücelerden gelen ruh anlaşılır, zira Büyük Yüz'ün (Arikh Anpin) burnunun iki deliğinden fışkıran o ruhtan, aşağıdakilere feyz indirilir.
Ve (aynı yerde) "Ve onun günleri yüz yirmi yıl olacaktır" diye yazıldığı için, I, Yod, ya kusursuzdur (münferit cüzleri onluklar suretinde var olduğunda) ya da kusurludur (birlikler veya teklikler halinde olduklarında).
(Bu sebeple) Yod harfi kendi başına tek başına (konulduğunda, onda kemalat bulunduğu anlaşılır, zira kendi zatında) yüz sayısını barındırır.
(Fakat şayet) iki harf (konulursa, o vakit iki kez hesaplanan on birim anlaşılır, bundan dolayı da) yüz yirmi yıl (meydana gelir).
[Yod harfinin "müstakil cüzleri" birden ona kadar olan sayılardır, zira Yod harfinin sayısal değeri ondur.
Lakin Yod kendi karesi olarak ele alındığında, I x I = 10 x 10 = 100 eder.
Yod, Küçük Yüz (Zeir Anpin) içinde tecelli ettiği her defasında tek başınadır (yani Büyük Yüz'ün [Arikh Anpin] nurları O'nun içine indiğinde, gerçekten de onlukların yolları çoğalır ve bu onluk), Dört Harfli İsim'in (Tetragrammaton) dört harfiyle birleşen yollar vasıtasıyla on binlerce yıla (katlanır).
(Fakat) buradan hareketle (şayet yalnızca Büyük Yüz'ün kudretine göre tasavvur edilirse, şu makama sahip olur), Mezmurlar'da şöyle yazılmıştır,
"Ve elini üzerime koyacaksın," KPKH, Khefiahka. (Burada bu KPKH kelimesi, şayet mutad usule göre
KPK, Khefiakh şeklinde yazılırsa, 120 sayısını verir.
Lakin şimdi, dişil olan ilave H harfinin eklenmesiyle, beş celal [şiddet] sebebiyle 125 sayısı hasıl olur.)
["Bu onluk, Dört Harfli İsim'in dört harfiyle birleşen yollar vasıtasıyla on bine katlanır", yani bu yollar Sefirot'tur, birden ona kadar olan sayılardır, ve bu yolların onluğun dördüncü kuvvete, yani 10⁴'e çarpılması suretiyle dört harfle birleştiği söylenir.
Sami dillerinde ilave bir harf, kelimeye fazladan vurgu katmak maksadıyla sona eklenen harftir.]
"O günlerde yeryüzünde devler vardı," Tekvin.
(Şayet ekseriyetle tebeddül eden ismin bir sureti olan bu HIY, Hayu kelimesi mütalaa edilirse, menşeini krallıktan [Malkut] alır.) Tekvin'de şöyle yazılmış olan budur,
10, "Ve oradan bölündü ve dört kol oldu." (Burada, ayrılmış âlemin tabi olduğu o sudûrun nihayeti anlaşılır.
Bununla birlikte) bedenin bölündüğü mahalden itibaren bunlara o ağaçlar denir (yahut Mantua Elyazması'nın metni tashih ettiği veçhile, Bahçenin bölündüğü ve yedi süfli sudûrun anlaşıldığı yer, ki o vakit âlemi süfli dünyalara ayırır ve kışırlar [kabuklar] yahut maddenin ruhları için bir mesken temin eder).
Bundan ötürü şöyle yazılmıştır, "Ve oradan bölündü."
Kabala, maddenin şerir unsuri ruhlarını her daim "kabuklar" [kelifot] olarak tesmiye eder.]
O günlerde yeryüzündeydiler, lakin Yeşu gelene dek sonraki devirde bulunmadılar.
(Yani onlar, Yeşu'nun devleri bulduğu ve Kenan diyarı da tesmiye edilen gelinin yoluna tatbik edilebilirler.
Zira NPILIM, Nefilim kelimesi, Sayılar kitabındaki casuslar hadisesinde zikredildiği yer müstesna, tam olarak geçmez.
Ve Elohim'in oğulları, Süleyman gelip de ademoğullarının kızlarıyla birleşene değin muhafaza edilirler [ve benzer bir vakadan bahis açılmaz], nitekim Vaiz kitabında şöyle yazılmıştır,
8, VThONVGVTh, Ve-Taanugot, "Ve ademoğullarının zevkleri," vesaire.
Burada o, müennes sığada bu kelimeye ThONVGVTh, Taanugot der, başka yerlerdeki müzekker sığadaki gibi ThONVGIM, Taanugim, yani "Âdem'in oğulları" demez, öyle ki, sonuncuların [Elohim'in oğullarının] semavi hikmetin [Hokma] tahtında yer almayan o diğer ruhlardan olduğu batıni bir surette ima edilir, nitekim bu hususta 1. Krallar v.
12'de şöyle yazılmıştır, "Ve Rab, Süleyman'a hikmet verdi." [Bu meselelere dair tafsilat için bkz. "Tenasüh Risalesi"].)
["Tenasüh Risalesi" bu ciltte neşredilmemiştir.]
31, "Ve o, her insandan daha hikmetliydi." Zira bunlar insan zümresinden sayılmazlar.
(Lakin denildiğinde ki) "Ve Dört Harfli İsim ona hikmet verdi," o vakit semavi He anlaşılır.
(Çünkü ona melikenin hikmet feyzini bahşetmiştir.) "Ve o, her insandan evvel hikmetliydi," zira aşağıdaki hikmeti ondan [krallığa giden yol vasıtasıyla] ahzetmiştir.
Ezelliyetten beri mevcud olan o (ruhlar) kudretlidir.
Yani, (ezelliyetten yahut) semavi âlemden (yani celal ve şiddetin teheyyüce geldiği fehimden [Bina]) mevcutturlar.
İsmin adamları, (yani) kendilerini isimde talim etmiş olanlar.
Kendilerini (türlü muvaffakiyetler ve kerametler izhar etmek için) talim ettikleri Mukaddes İsim'de, süfli mukaddeslerde değil.
Yine de (bunlar), isimden gayrısında (ve kudsiyet haricinde) talim görmediler.
Açıkça "ismin adamları" denilmiştir,
ve "Dört Harfli İsim'in adamları" denilmemiştir. (Dolayısıyla ismi) Gizli Sır'ın (Arcanum) sırrına hürmeten yahut musaggar bir surette kullanmadılar, ne de (ismin bizzat kendisinde) herhangi bir noksanlaştırmaya gittiler.
(Ve) ismin adamlarından açıkça (bahsedildiği için, bu sebepten) umumi insan tasavvurunun haricinde tutulurlar.
12, "İzzet içindeki insan baki kalmaz." "İzzet içindeki insan" (denildiğinde), ruh olmaksızın Melik'in izzetinde uzun süre sebat edemeyecek olan (Süleyman gibi bir insan kastedilmiş gibidir).
(Yani Melik'ten, Küçük Yüz'den [Zeir Anpin] gelen feyiz içinde, ki ruh O'na yahut o cemal yoluna aittir.)
On üç melik (yani rahmet mertebeleri olan, asıllarıyla birlikte Dört Harfli İsim'in on iki terkibi), yedi melik ile (Edom melikleriyle) cenk eder (zira evvelkilerin nurları aşağıya doğru akarken, bunlar mevcudiyetlerini muhafaza edemediler ve üstelik onlar rahmete muhalif olan en şiddetli hükümlerin mertebeleridir.
Zira) yedi melik o diyarda (Edom'da) zuhur eder ve şimdi kapları kırıldıktan sonra, süflilerin arasına sukut etmiş kışırlar [kabuklar] tesmiye olunurlar.
Hükümranlık kudreti hasebiyle aşağıya doğru inenlerin yollarında uruc eden (yani Büyük Yüz'de ve O'nun feyzi tesmiye edilen ve serbestçe aşağı akan sakalında olduğu veçhile on üç eden) ve harpte mağlup olan bu dokuz mertebe (Küçük Yüz'ün mertebeleridir, bunlara dair "Idra Rabba [Büyük Meclis]" metnine müracaat edilsin, ki Davud düşmanlarını bunlar vasıtasıyla mağlup etmiştir), ve onların elini tutabilecek hiç kimse yoktur.
(Zira semavi mertebeler süflilerde ziyadeleşmeye cevaz verdiği müddetçe, bütün hükümler teshir edilir.)
[Kutsal İsmin "on iki sancağı", yani Dört Harfli İsim'in (Tetragrammaton) harf değişimleri ve ayrıca Edom kralları hakkında bkz. Giriş, § 62.
Kabala mensuplarınca iblislere Klifot (Kabuklar) denir.
Küçük Yüz'deki (Zeir Anpin) on üç, dokuz zahir ve dört batından mürekkeptir.
Beş kral (yani hükümlerin kökleri olan M-N-Ts-P-K [Mem, Nun, Tsaddi, Pe, Kaf] harfleri), lütuf akışını beraberlerinde taşıyan Dört Harfli İsim'in dört harfinden oluşan dördün önünden süratle kaçarlar.
Barınamazlar (zira hükümler ve şiddetler son bulur ve kaçar).
[İbrani alfabesinin harfleri üç sınıfa ayrılır, AMŞ olarak adlandırılan üç ana harf, Dageş noktasıyla ya da bu nokta olmaksızın yazılmalarına göre bazen ince bazen de nefesli telaffuz edildiklerinden ötürü çifte harfler olarak anılan BGDKPT harfleri ve on iki yalın harf olan HVZHTYLNSOTsK.
Ayrıca Hesed (merhamet), Din (hüküm) ve Rahamim (şefkat), yani merhamet, hüküm ve yumuşaklık olmak üzere üç ulamda toplanırlar.
İşte bu beş M-N-Ts-P-K harfi en şiddetli hükümleri imler ve sayısal değerleri 280 = PR'dir, Asiyah (eylem) âleminin ağaçlığının, yani bu âlemin ekseriyetini teşkil eden kısır ağaçların meleği olan Sandalfon'un (S-N-D-L-P-V-N) ismine eşittir.
Dört kral dördü katleder (yani Dört Harfli İsim'in dört harfi, ADNY [Adonay] isminin dört harfiyle birbirine bağlanır), bu iki ismin peş peşe dizilimiyle (Y-A-H-D-V-N-H-Y şeklinde) bir salkımdaki üzümler misali onlardan sarkarlar.
Aralarından yedi kanal ayrılır (yani İlahi isimlerin bu yolları arasından, bu kırık kaplardan mukaddes bir seçilim yapılır, bu yedi kırık kap artık kabuklar gibidir ve
kendi içlerinde ışıkların ve ruhların büyük bir kısmını barındırırlar), şahitlik ederler (böylece seçilen ve buradan kâinata doğmuş olan ruhlar, kirlilikten arındıklarına şehadet ederler) ve yerlerinde kalmazlar (ve artık kabukların altında alıkonulmazlar).
31. Yatıştırılmış olan ağaç (yani iyilik ve kötülüğü bilme ağacı olan, kendi içinde hükümlerden neşet eden lakin güvey tarafından merhametlerin akışıyla yatıştırılan krallık ya da Şehina yolu) içeride ikamet eder (kabukların içinde, zira krallığın her şey üzerinde hâkimiyeti vardır ve ayakları ölüme doğru iner).
Dallarında (aşağı âlemlerde) kuşlar barınır ve yuvalarını kurarlar (ruhlar ve melekler mekân tutarlar).
Kudret sahibi olan hayvanlar onun gölgesine sığınırlar (yani kabuklar, "zira ormanın bütün hayvanları orada gezinir", Mezmurlar).
[Üç sütun ya da hayat ağacı şeklinde tertip edilmiş Sefirot için Giriş bölümüne bakınız.]
Aynı gaye uğruna iki yolu olan ağaç budur (tashih edilmiş Kodeks'te bu pasaj bu şekilde ikame edilmiştir), nitekim iyilik ve kötülük içindir, zira o iyilik ve kötülüğü bilme ağacıdır.
Ve etrafında yedi sütun (yani yedi saray) bulunur ve Yehezkel'in (Ezekiel) arabasının dört yönlü tasvirine tebaan, dört haşmet (yani dört canlı yaratık) dört yanında (dört tekerlek içinde) onun çevresinde döner.
Yedi saray, meleklerin ilgili zümreleri vasıtasıyla yedi gezegenin, yani Satürn, Jüpiter, Mars, Güneş, Venüs, Merkür (cıva) ve Ay'ın kürelerine tesir eden 3., 4., 5., 6., 7., 8. ve 9. Sefirot'a tekabül eder.
Dört canlı yaratık, yani Hayot ha-Kodeş (Kutsal Canlı Varlıklar), yaratılışın ana zembereği yahut ilk devindiricisi (primum mobile) olarak ilk Sefira'nın riyaseti altında amel eden Dört Harfli İsim'in dört harfinin diriltilmiş kudretleridir.
Dört tekerlek ise onların ikinci Sefira altındaki muadilleridir, dört yanlarında yer alırlar, yani onuncu Sefira'nın riyaseti altındaki silfler, semenderler, undineler ve gnomlar gibi unsur ruhlarının meskenleri olan hava, ateş, su ve toprak unsurlarıdır.
Üç yüz yetmiş sıçrayışla ileri atılan yılan (Musa'nın asasından meydana gelen, yani kabuk olan Nogah [parıltı], ELOHİM [Elohim] isminin beş harfiyle otuz iki ismin toplamı 37 eder, bunun on katı ise
370'tir ve gelinin hükümleri imlenir, kutsal ile dindışı arasında orta bir tabiata malik olduğundan ötürü mezkûr kabuk pınarlarını bu hükümlere yöneltir).
Yazıldığı üzere, "Dağların üzerinden sıçrar, tepelerin üzerinden süratle aşar" (Ezgiler Ezgisi).
(Yani diğer kabukların çok fevkine sıçrar).
Kuyruğunu dişleri arasında, ağzında tutar (yani kabuklara bağlandığı uç noktası, kutsallığa baktığı diğer ucuna doğru yönelir).
İki yanından delinmiştir (böylelikle hem üst hem de alt tabiatı kabul etmeye talip olabilir).
Reis (yani Metatron) zuhur ettiğinde, o üç ruha dönüşür (yani üç aşağı kabuğun tabiatına bürünür).
["Nogah", aynı zamanda Venüs gezegeninin küresinin Kabalistik unvanıdır.
Metatron (M-T-T-R-V-N) ilk Sefira'nın mahsus aklıdır ve "Yüzlerin Prensi" olarak anılır, ayrıca "Musa'nın hâkimi" olduğu rivayet edilir. Metatron, Kadir-i Mutlak anlamına gelen ŞADAY (Ş-D-Y) ile aynı sayısal değere sahiptir.]
22, "Ve Hanok, Elohim ile yürüdü" (çünkü Hanok'tan Metatron teşekkül etmiştir).
6, "Hanok kendi yoluna göre bir çocuk kılındı." (Yani "çocuğa dönüştürüldü", zira Metatron, "çocuk" manasına gelen NAAR ismiyle anılır).
"Çocuğu gideceği yola göre eğit" vb. pasajının bu nevi şahsına münhasır tercümesi, İbranice metindeki "eğit" veya "talim et" manasındaki H-N-K (Hanekh) yerine H-N-V-K (Hanoh), yani Hanok okunmasından neşet eder.]
Dört Harfli İsim ile değil, Elohim ile (çünkü bizzat kendisi, kendisine bu Şiddet ismi atfedilen kraliçenin yoluna isnat edilir).
"Ve artık var olmadı", bu isim (Hanok) altında bulunmadı, zira melekler ve bilhassa onların reisi olan Metatron bu isimle anılsın diye Elohim onu yanına aldı.)
Verilmiş olan üç hüküm evi vardır ki bunlar dörttür, (yani Elohim isminin sesli harf işaretleriyle harekelenmiş, Dört Harfli İsim’in [Tetragrammaton] dört harfini meydana getiren ve anlayışa atfedilen üç IHV harfidir.
Zira) dört üstün hüküm evi (zikredilen dört Tetragrammaton harfi) ve dört alt hüküm evi (krallığa ait olan ADNI, Adonai'nin dört harfi) vardır.
"Hükümde, boyutta, ağırlıkta ve ölçüde haksızlık etmeyeceksiniz." (Ki burada bu dördü mistik bir surette ima edilmektedir.)
(Birincisi) şiddetli (ve sert) bir hüküm, diğeri ise şiddetli olmayan (yani krallığa ait olan) hükümdür.
Teraziyle verilen bir hüküm vardır (ki bunda sevap ve günahın iki kefesi bulunur), teraziyle verilmeyen başka bir hüküm daha vardır, (ve bu) lütufkâr hükümdür (ki İsrailoğulları bununla yargılanır.
Fakat aynı zamanda) ne o ne de öteki tabiatta olan bir hüküm de bahşedilmiştir.
[Şüphesiz "güzel yol", altıncı Sefira olan Tiferet'tir.]
"Ve vaki oldu ki insanoğlu yeryüzünde çoğalmaya başladığında." (Buradaki şu kelimelerle) ADM, Adam (Âdem), çoğalmaya başladı (ifadesiyle Daat [bilgi], yani Musa’nın atfedildiği güzel yolun ruhu kastedilmektedir; zevce oraya yükseldiğinde, geline, yani yeryüzüne nice ışıklar indirir).
BShGM, Beşegam, "çünkü o da bir ettir" (ki Beşegam kelimesi, yani "o da", sayısal değer eşitliği bakımından MShH, Moşe [Musa] kelimesine denktir) Adam, (yani) semavi olan (Daat veya bilgi).
Ve şöyle yazılmıştır, "Yeryüzünün yüzü üzerinde" (yeryüzünün bu yüzü şudur ki kraliçenin en yüce temsili, Musa'nın kapılarına yükseldiği anlayış [Bina], yani anadır).
"Ve Musa, yüzünün derisinin parıldadığını bilmiyordu" (burada yüz ile ana kastedilmektedir; deri ile ise kraliçe kastedilmektedir.) Bu, Tekvin'de söylenen şu sözdür,
"Deriden tunikler" (çünkü krallık tek başına ışıktan yoksundur).
Işıldamak (fakat "Musa'nın yüzü" dendiğinde, ana kastedilmektedir), 1. Samuel'deki şu pasaja göre,
"Ve Samuel yağ boynuzunu aldı" (burada yağ ile hikmet [Hokma], boynuz veya yağın ihtişamı ile anlayış [Bina] kastedilmektedir).
Zira boynuz haricinde bir meshetme yoktur (yani meshedilmenin her inişi ana vasıtasıyladır).
"Ve senin lütfunla boynuzumuz yükselecektir." (Ayrıca) Mezmurlar,
"Orada Davut'un boynuzu filizlenecektir" (yani kraliçe feyzi anadan alacaktır).
Bu, kralların onuncusudur (yani krallık [Malkut] yoludur) ve ana olan jübileden neşet eder.
"Ve jübile boynuzu çalındığında şöyle olacaktır." Bu, jübilenin ihtişamıdır ve onuncu (yol) ana tarafından taçlandırılır.
(Bu,) Yod He'nin ruhunu Yod He'ye iade etsin diye boynuzu ve ruhu kabul eden boynuzdur.
(Yani Küçük Yüz'e [Zeir Anpin] ruh verileceği vakit, anası ona, pederden aldığı artış kadar bir katkı sunmuştur ki bu da QRN, Qaran, yani "boynuz", parlaklıktır.) Ve bu, jübile boynuzudur.
Ve IVBL, Yovel, "jübile", H, He'dir (Tetragrammaton'un ilk He'si); ve He, her şeyin üzerine doğru hızla atılan ruhtur (çünkü ana gelecek olan dünyadır ve dirilişte her şey ruhu kabul edecektir); ve her şey kendi yerine geri dönecektir (jübilede olduğu gibi, gelecek dünyada da).
Zira şöyle yazılmıştır, AHH, IHVH, ALHIM, Ah Tetragrammaton Elohim! "Ah Tetragrammaton Elohim!"
(İlk olarak) H, He göründüğünde ve (ikinci yerde) H, He göründüğünde; işte o vakit Tetragrammaton, Elohim olarak çağrılır (tıpkı bir yargıç gibi; çünkü gelecek olan dünyada büyük bir kudret için iş olacaktır).
"Ve o gün sadece Tetragrammaton yüceltilecektir." Bir He diğer He'ye doğru yöneldiğinde ve Yod ortadan kaldırıldığında, evrene intikam gelir; ve Tetragrammaton olarak adlandırılan o Âdem olmasaydı evren varlığını sürdüremezdi; aksine her şey helak olurdu.
Bu sebeple şöyle yazılmıştır, "Ve sadece Tetragrammaton", vesaire.
Kral'ın gizlenmiş ve girift Sırrı, yani "Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı)" buraya kadardır. Oraya girene, oradan çıkana ve onun yollarını ile usullerini bilene ne mutlu.
Baba, Oğul aracılığıyla, başlangıç ve son olan o Baş'ı yarattı.
Bu metin neden önemli
Bu bölüm, Hristiyan Kabala'sının kurucu figürlerinden Pico della Mirandola'nın, İncil'in ilk kelimesi BRAShITh ("başlangıçta") üzerine yaptığı olağanüstü harf oyununu gösterir: kelimenin harflerini çeşitli biçimlerde yeniden birleştirerek 'Baba', 'Oğul', 'başlangıç', 'ateş', 'baş' gibi kelimeler türetir ve sonunda bunların hepsini tek bir Latince cümlede birleştirir — Oğul aracılığıyla Baba'nın, evrenin başlangıcı ve sonu olan 'Baş'ı yarattığını ilan eden bir cümle. Pico, 1486'da Roma'da savunmayı planladığı 900 tezinden birinde bu yöntemi kullanmış, Hristiyan teolojisini Yahudi Kabala kaynaklarıyla uzlaştırmaya çalışan geniş bir Rönesans projesinin parçası kılmıştır.
Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol
Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.
Bu eser Kabbalah Koleksiyonu'nun parçasıdır →
- Kaynak eser
- The Kabbalah Unveiled (İngilizce, 1887) — Mathers'ın Girişi ve Sifra di-Tseniuta (Gizlenmiş Sır Kitabı)
- Neşir
- S. L. MacGregor Mathers, The Kabbalah Unveiled (Londra: George Redway, 1887); Knorr von Rosenroth'un Latince Kabbala Denudata'sından (Sulzbach, 1684) çevrilmiştir
- Konum
- Mathers'ın Girişi'nin tamamı (Kabala'nın tasnifi, Sefirot, Brashith, Notarikon, Gematria, Temura) ve Sifra di-Tseniuta'nın beş bölümünün tamamı
- Çeviren
- Şira Nur Uysal
- Dijital nüsha
- Archive.org
Uysal, Ş. N. (Çev.). (2026). BRAShITh'in Gizli Anlamı: Pico della Mirandola'nın Kabalistik Çözümlemesi. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/mathers-kabbalah-unveiled-brashith-pico-notarikon