Sühreverdî'nin ünlü tasavvuf el kitabı Avârifü'l-Maârif'in dönemin İngilizce tercümesi bu kütüphanede tam olarak bulunmadığından, aynı geleneğin ve türün en saygın birincil kaynağına yöneldik. Ali bin Osman el-Hücvîrî'nin Keşfü'l-Mahcûb'u, Farsça yazılmış en eski sistematik tasavvuf el kitabıdır ve tıpkı Avârif gibi tasavvuf yolunun ilkelerini, hallerini ve makamlarını düzenli biçimde ortaya koyar. Aşağıdaki pasaj, eserin "Tasavvuf Üzerine" başlıklı üçüncü bölümünden alınmış olup, "sûfî" adının hakiki manasını ve bu adlandırmanın kökündeki kalp saflığı fikrini ele alır. Metni Reynold A. Nicholson'ın 1911 tarihli klasik İngilizce tercümesinden çevirdik.
Bu adın hakiki manası çokça tartışılmış ve bu konuda pek çok kitap kaleme alınmıştır. Kimileri, sûfînin yünden bir hırka giydiği için böyle adlandırıldığını ileri sürer. Kimileri, onun ilk safta bulunması sebebiyle bu adı aldığını söyler. Kimileri ise sûfîlerin, kendileriyle Allah'ın razı olduğu Ashâb-ı Suffe'ye, yani sofa ehline mensup olduklarını iddia etmelerinden dolayı böyle çağrıldığını belirtir. Bir başka görüşe göre de bu ad, safâ yani saflık kelimesinden türemiştir. Tasavvufun hakiki manasına dair bu izahların her biri pek çok ince delille desteklenmiş olsa da, kelimenin köken bakımından gereklerini karşılamaktan uzaktır.
Safâ, yani saflık, herkesçe övülen bir haldir. Onun zıddı ise keder, yani bulanıklıktır. Peygamber, üzerine selam olsun, şöyle buyurmuştur: Bu dünyanın safvı, yani en temiz ve en hayırlı olan kısmı gitmiş, geriye yalnızca kederi, yani bulanıklığı kalmıştır. İşte bu topluluğa mensup olanlar, ahlaklarını ve davranışlarını arındırdıkları ve kendilerini tabiatın lekelerinden kurtarmaya çalıştıkları için sûfî diye adlandırılmışlardır. Bu adlandırma, taşıdıkları asaletin gizli kalamayacak kadar yüce olması sebebiyle, herhangi bir türetmeye ihtiyaç duymayan has bir isim mesabesindedir. Ne var ki bu çağda Allah, insanların çoğunu tasavvuftan perdelemiştir.
Sûfî yapan, giyilen hırka değil, içteki tutuşan ateştir.
Özgün metin (İngilizce)
Bu metin neden önemli
Keşfü'l-Mahcûb, on birinci yüzyılda yaşamış Gazneli mutasavvıf Ali bin Osman el-Hücvîrî tarafından Farsça olarak yazılmış, tasavvufun ilkelerini bütünlüklü bir sistem halinde ortaya koyan en eski Farsça el kitabıdır. Eser; ilim, fakr, tasavvuf, sohbet, hırka giymek, melâmet ve tasavvuf yolunun türlü hal ve makamları gibi konuları düzenli bölümler halinde işler. Bu yönüyle, Sühreverdî'nin bir yüzyıl kadar sonra yazacağı Avârifü'l-Maârif ile aynı türe ve aynı manevi geleneğe mensuptur. Buradaki pasaj, sûfî adının kökenine dair klasik tartışmayı özetler ve tasavvufun özünü kalbin arınması, yani safâ olarak tanımlar. Bu tanım, mistik teolojinin kalbindeki fikri, yani insanın tabiatın lekelerinden arınarak İlahi olana yaklaşmasını berrak biçimde dile getirir.
Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol
Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.
- Kaynak eser
- The Kashf al-Mahjub (Revelation of the Veiled) — Ali bin Osman el-Hücvîrî, çev. Reynold A. Nicholson, Chapter III: On Sufism (E.J.W. Gibb Memorial Series, 1911)
- Neşir
- E.J.W. Gibb Memorial Series, Cilt XVII; Reynold A. Nicholson'ın İngilizce tercümesi, 1911
- Konum
- Bölüm III (Tasavvuf Üzerine), İngilizce tercümenin 54. sayfası (pageId 699356a38e28d8f4c5d3b6d5)
- Çeviren
- Şira Nur Uysal
- Dijital nüsha
- Source Library
