İsis'ten Horus'a: Ruhun Bedene İnişi
İnek başlı İsis, oğlu Horus'u emzirirken; Antoine Pluche'un "Gökyüzünün Tarihi" adlı eserinden gravür, 1755.

İsis'ten Horus'a: Ruhun Bedene İnişi

Hermes Trismegistos (çev. G. R. S. Mead)· 1906· Özgün: Yunanca (İngilizce çeviriden)· Source Library· ~14 dk okuma
Sayfaları gör ↓

Bu metin, Isis'in oğlu Horus'a ruhun bedenden ayrıldıktan sonra nereye gittiğini anlattığı uzunca bir öğretidir. Isis, ruhun suya benzemediğini, dağılıp yok olmadığını, her ruhun tıpkı kafesten salıverilen hayvanların kendi yurduna dönmesi gibi kendine has yerine döndüğünü anlatır. Ardından yer ile gök arasındaki alanı dört ana bölüme ve altmış boşluğa ayıran ayrıntılı bir ruh coğrafyası verir; ruhları gözeten ve bedenlere dağıtan iki hizmetkârdan söz eder. Aşağıda parçanın tamamı yer alıyor.

Türkçe çeviri (tam metin) · Çeviren Şira Nur Uysal

PARÇA XXVII

1. Şaşılası bir biçimde — dedi Horus — açıkladın bana, ey ulu anam Isis, Tanrı'nın hayret verici ruh yapışının ayrıntılarını; ben hâlâ hayret içindeyim. Lâkin ruhlar bedenden azat edildiklerinde nereye giderler, bunu bana henüz söylemedin. Ruha dair bu görüye sözün ile erdirildiğim için sana şükran duyayım, ey biricik anam, ey ölümsüz olan! (Mead'in notuna göre burada «mystes» terimi geçer: gizemlere sözle, kulaktan erdirilen aday. Görü yoluyla erdirilene ise «epoptes» denirdi. Horus, kendisini birincisi sayıyor.)

2. Ve Isis dedi:
Kulak ver, oğlum; bu araştırma en zarurî olanıdır. Bir arada tutan şeyin, ortadan kaybolmayan bir yeri de vardır. Zira sözüm bunu serimleyecektir.

Ey ulu Osiris'in ulu ve şaşılası oğlu, [ruhlar] bedenlerden çıkıp gittiklerinde karmakarışık ve alelacele havaya çözülmez, sınırsız Nefes'in geri kalanına dağılmazlar — öyle ki bir daha aynı [ruhlar] olarak bedenlere dönemesinler. Onları ilkin geldikleri o yere geri döndürmek de mümkün değildir; tıpkı bir testinin dibinden alınan suyun, alındığı o aynı yere [yeniden] dökülemeyeceği gibi. Alınan su, kendine mahsus bir yer de tutmaz, bilakis suyun bütün kütlesine karışır gider. Ruhlarla iş böyle değildir, ey yüce gönüllü Horus! (Mead bu paragrafın kuruluşunun kaynakta son derece dolambaçlı olduğunu belirtir; anlatımdaki sıkışıklık çeviriden değil metnin kendisinden gelir.)

3. Ölümü aşan tabiata âdeta erdirilmiş biri olduğuma ve ayaklarım Hakikat Ovası'nı geçtiğine göre, işin nasıl olduğunu sana ayrıntısıyla açıklayacağım. Söze şununla başlayayım: su, birçok bileşik şeyden yoğunlaşıp akıcı bir kütle hâline gelmiş, akıldan yoksun bir bedendir; ruh ise, oğlum, kendine mahsus tabiatı olan bir şeydir, hükümdar cinsindendir, Tanrı'nın [kendi] ellerinin ve zihninin işidir ve kendiliğinden, kendi kendisince zihne doğru götürülür. («Hakikat Ovası» Mısır ve Platoncu ölüm-sonrası tasavvurlarında ruhun yargı sonrası eriştiği düzlüktür; Isis burada kendisinin de bir tür erdirilmiş olduğunu söylüyor.)

O hâlde «bir»den gelen ve «öteki»nden gelmeyen şey, başka bir şeyle karışamaz; bundan ötürüdür ki ruhun bedenle birleşmesi, Tanrı'nın zorunluluğuyla dokunmuş bir uyum olmak zorundadır.

Onların hepsinin karmakarışık, gelişigüzel ve tesadüfen bir ve aynı yere geri gönderilmediği, bilakis her birinin kendine has bölgesine gönderildiği ise, [ruhun] daha beden ve balçık içindeyken, kendi tabiatına aykırı olarak yoğunlaştırıldığında çektiğinden bellidir.

Şimdi anlatacağım benzetmeye iyi kulak ver, ey sevgili Horus!

4. Farz et ki bir ve aynı kafese hem insanlar hem kartallar, güvercinler ve kuğular, kırlangıçlar, atmacalar ve serçeler, sinekler, yılanlar, aslanlar, leoparlar, kurtlar ve köpekler, tavşanlar, sığırlar ve koyunlar, bir de foklar gibi kimi suda kimi karada yaşayan hayvanlar, kaplumbağalar ve bizim timsahlarımız kapatılmış olsun; sonra da, oğlum, hepsi bir [ve aynı] anda salıverilsin.

Hepsi içgüdüsüyle dönecektir: insan toplandığı yerlere ve damların altına; kartal, tabiatı gereği ömrünü geçirdiği esîre; güvercinler yakındaki havaya; atmacalar [güvercinlerin] üstündekine; kırlangıçlar insanların oturduğu yerlere; serçeler meyve ağaçlarının çevresine; kuğular ötebilecekleri yerlere; sinekler yeryüzünün çevresine, [ancak] insan kokusunu yitirmeyecekleri kadar uzağına — zira sinek, oğlum, bilhassa insanı sever ve yere meyleder —; aslanlarla leoparlar tepelere; kurtlar ıssız yerlere; köpekler insanların izine; sığırlar ağıllara ve tarlalara; koyunlar otlaklara; yılanlar toprağın kovuklarına; foklar ve kaplumbağalar, [bütün] türdeşleriyle birlikte, derinliklere ve akarsulara — ne kuru topraktan yoksun kalsınlar ne de kendi cinsinden olan sudan koparılsınlar diye. Her biri, içindeki hüküm verme vasıtasıyla kendi yerine döner.

İşte böylece her ruh, ister insan suretinde ister başka bir biçimde yeryüzünde bedenlenmiş olsun, nereye gitmesi gerektiğini bilir — meğerki bir ahmak çıkıp da, oğlum, bir boğanın suda, bir kaplumbağanın havada yaşayabileceğini söylesin! (Kaynakta «ahmak» için kullanılan ifade «Typhon'a mensup olanlar» demektir; Typhon, Osiris'in yani Akıl'ın (Logos) düşmanı sayılırdı. Ahmaklık burada ahlâkî bir taraf tutuştur.)

5. Ete ve kana batırılmışken bile durum buysa — yani kendilerine tayin edilene aykırı hiçbir şey yapmıyorlarsa, hem de cezalandırılmakta oldukları hâlde, zira bedene konulmak onlar için bir cezadır — kendilerine has hürriyete kavuştuklarında, cezadan ve [bedene] batırılmaktan [azat edildiklerinde] durum kim bilir ne kadar daha böyledir?

Şimdi, ruhların en kutsal düzeni şöyledir. Bakışını yukarı çevir, ey soylu tabiatlı oğul, onların mertebelerine. Göğün yükseğinden aya kadar olan boşluk kendini tanrılara, yıldızlara ve İlahî Takdir'in geri kalanına adamıştır; aydan bize kadar olan boşluk ise, oğlum, ruhların meskenidir.

Bu denli büyük olan bu havanın içinde, yine de, rüzgâr adını vermeye alışık olduğumuz bir kuşak vardır; yeryüzündeki şeyleri tazelesin diye içinde hareket ettirilen belirli bir genişlik — ki bundan ileride söz edeceğim.

Gelgelelim kendi üzerindeki hareketiyle hiçbir surette ruhlara engel olmaz; zira o durmadan hareket etse de, ruhlar hâlin icabına göre yukarı ya da aşağı fırlayabilirler, hiçbir mâni ve köstek olmaksızın. Çünkü onlar, suyun yağın içinden akıp geçmesi gibi, karışmaksızın ve yapışmaksızın geçerler.

6. Şimdi bu aralığın, ey oğlum Horus, dört ana bölümü ve altmış özel boşluğu vardır.

Bu [bölümlerin] yerden yukarı doğru birincisi dört boşluktan ibarettir; öyle ki yeryüzü, kimi dağ yükseltileri ve zirveleriyle uzanıp buraya kadar gelir, ama bunların ötesine tabiatı gereği yükselemez.

Bundan sonraki ikincisi sekiz boşluktan ibarettir; rüzgârların hareketleri burada vuku bulur.

Kulak ver, ey oğul, zira ifşa edilmemesi gereken gizemleri işitmektesin — yere, göğe ve ikisinin arasında duran bütün kutsal havaya dair; ki rüzgârın hareketi ve kuşların uçuşu ondadır. Zira bunun üstünde hava artık hareket etmez ve hiçbir hayatı taşımaz.

Üstelik bu [hareket eden] hava, kendi tabiatından gelen şu yetkiye sahiptir: hem kendi boşluklarında hem de yeryüzünün dört boşluğunda, içerdiği bütün canlılarla birlikte dolaşabilir; oysa yeryüzü onun [alanına] yükselemez.

Üçüncüsü, ince ve saf hava ile dolu on altı boşluktan ibarettir.

Dördüncüsü otuz iki [boşluktan] ibarettir; havanın en incesi ve en arısı buradadır. Tabiatı gereği ateşten olan üstteki gökleri kendinden ayıran da bu [hava]dır.

7. Bu düzen yukarıdan aşağıya düz bir hat üzerindedir ve hiçbir taşma yoktur; öyle ki dört ana bölüm, on iki ara bölüm ve altmış boşluk bulunur.

Ve bu altmış boşlukta ruhlar oturur, her biri kendi tabiatına göre; zira onlar bir ve aynı cevherden olsalar da, aynı mertebeden değildirler. Çünkü bir boşluk yerden ötekine kıyasla ne kadar yüksekse, oradaki ruhlar da, oğlum, ötekilere yücelikte o kadar üstündür.

Hangi ruhların bunlardan her birine gittiğine gelince, bunu sana anlatmaya baştan başlayacağım, ey büyük ün sahibi Horus; sıralarını yukarıdan yere doğru alarak.

RUHUN ÜFLENİŞİ VE GÖÇÜ ÜZERİNE

8. Yer ile gökler arasındaki [hava], ey Horus, ölçüyle ve ahenkle boşluklara ayrılmıştır. (Bu başlık metnin kendi akışında bir kesinti değildir; Stobaios'un ya da bir müstensihin araya soktuğu bir ara başlık olduğu düşünülür. Öğreti kesintisiz sürer.)

Bu boşluklara atalarımızdan kimileri kuşak, kimileri kubbe, kimileri de kat adını vermiştir.

Ve onlarda hem bedenlerinden azat edilmiş ruhlar oturur, hem de henüz hiçbir bedene kapatılmamış olanlar.

Ve her biri, oğlum, tam da hak ettiği yeri tutar; öyle ki tanrısal ve hükümdar olanlar hepsinin en yüksek boşluğunda, itibarca en aşağı olanlarla düşkünlerin geri kalanı hepsinin en alt boşluğunda, orta hâlli ruhlar ise orta boşlukta otururlar.

Buna göre, hüküm sürmek üzere aşağı gönderilen ruhlar, ey Horus, yukarıdaki kuşaklardan gönderilirler; azat edildiklerinde de aynılarına, hattâ daha da yücelerine dönerler — meğerki kendi tabiatlarının haysiyetine ve Tanrı'nın Yasası'nın hükmüne aykırı davranmış olsunlar.

Böyle ruhları, yukarıdaki İlahî Takdir, günahlarının ölçüsüne göre daha alt boşluklara sürer; tıpkı haysiyetçe ve kudretçe aşağı olanlarda olduğu gibi, onları da alt [alanlardan] daha engin ve daha yüce olanlara yükseltir.

9. Zira [hepsinin] üstünde, evrensel İlahî Takdir'in iki hizmetkârı vardır; bunlardan biri ruhların bekçisi, öteki de onların sevk edicisidir. Bekçi [ruhları beden dışındayken gözetir], sevk edici ise ruhları bedenlerine yollayan ve dağıtandır. Birincisi onları tutar, ikincisi ise Tanrı'nın İradesi'ne göre onları dışarı gönderir.

İşte bu sebeple (logos), oğlum, yeryüzündeki tabiat, yukarıdaki işlerin değişmesine göre kapları biçimlendirir ve ruhların içine atıldığı çadırları şekillendirir. (Mead'in dipnotuna göre metin burada son derece bozuktur ve olduğu gibi çevrilemez hâldedir.) İki enerji, tecrübe ile hafıza, ona yardım eder.

Ve hafızanın işi şudur: tabiatın, kaynağından aşağı gönderilen her şeyin türünü koruduğunu ve karışımını yukarıdaki gibi tuttuğunu gözetmek. Tecrübenin işi ise şudur: inen ruhların her birine uygun düşecek şekilde bedenlenmesini ve balçıktan yapılanların işe yarar olmasını gözetmek — öyle ki ruhların çevik olanlarına bedenler de çevik olsun, ağır olanlara ağır, faal olanlara faal, uyuşuk olanlara uyuşuk, kudretli olanlara kudretli, kurnaz olanlara kurnaz; kısacası her biri için ne yakışıksa o olsun. («Balçıktan yapılanlar» ile kastedilen bedenlerdir; metin baştan beri bedeni, ruhun döküldüğü kap ya da çadır olarak anar.)

10. Zira kanatlı olanları tüyle donatması maksatsız değildir; akla sahip olanları alelâdenin üstünde ve daha keskin duyularla süslemesi de öyle. Dört ayaklıların kimini boynuzlarla güçlü kılmıştır, kimini dişlerle, kimini pençeler ve toynaklarla; sürüngenleri ise kolayca kayıp gidebilsinler diye rahat hareket eden pullarla kaplı, kıvrak bedenlerle donatmıştır.

Ve bedenlerinin sulu tabiatı büsbütün güçsüz kalmasın diye, kimilerinin sivrilmiş dişlerine kudret bağışlar; öyle ki uyandırdıkları ölüm korkusu sebebiyle geri kalanlardan daha güçlü olurlar.

Yüzen mahlûklar ürkek olduklarından, onlara ışığın ne şu ne bu kudretini işletebildiği bir unsurun içinde barınmayı verir; zira su içindeki ateş ne ışık verir ne ısı. Lâkin her biri, pullara yahut dikenlere bürünmüş hâlde suda yüzerek, kendisini korkutandan dilediği yere kaçar — suyu, kendini gözden gizleyen bir vasıta olarak kullanır.

11. Zira ruhlar, bu sınıfların her birinin bedenlerine, [o bedenlere olan] benzerliklerine göre kapatılırlar. Hüküm verme kudretine sahip olanlar insanlara iner; bundan yoksun olanlar, yegâne kanunu kuvvet olan dört ayaklılara; kurnaz olanlar sürüngenlere — zira hiçbiri insana önden saldırmaz, pusuya yatıp onu devirir — yüzen mahlûklara ise ürkek olanlar yahut öteki unsurlardan istifadeye lâyık olmayanlar iner. Ne var ki her sınıfta, artık kendi has tabiatını kullanmayan kimileri bulunur.

Bu yine ne demek, ey anam? dedi Horus.
Ve Isis cevap verdi:

Meselâ bir insan, oğlum, hüküm verme kudretini aşar; bir dört ayaklı kuvvete başvurmaktan sakınır; sürüngenler kurnazlıklarını yitirir; kuşlar da insandan duydukları korkuyu. [İşte] yukarıdaki [ruhların] düzenlenişi, aşağıya inişleri ve bedenlerinin yapılışı hakkında bu kadar.

12. Yukarıda anılan her sınıf ve her cinste, oğlum, kimi kraliyet ruhları bulunabilir; başkaları da çeşit çeşit tabiatlarla iner — kimi ateşli, kimi soğuk, kimi buyurgan, kimi yumuşak, kimi hünerli, kimi hünersiz, kimi tembel, kimi çalışkan, kimi şu, kimi bu. Ve bu, ruhların bedenlenmek üzere aşağıya sıçradıkları bölgelerin düzeninden ileri gelir.

Zira kraliyet kuşağından [doğuma] sıçrayanlara, aynı tabiattan bir ruh hükmeder; çünkü birçok hükümranlık vardır. Kimisi ruhların, kimisi bedenlerin, kimisi sanatların, kimisi bilimlerin, kimisi de bizzat bizim hükümranlığımızdır. («Kuşak» diye çevrilen sözcük göksel bir bölgeyi, ruhun aşağıya inmeden önce bulunduğu katmanı gösterir; Mead metnin bu kısmının fazlasıyla bozuk olduğunu ve son kelimelerin okunuşunun şüpheli olduğunu kaydeder.)

Yine ne demek istiyorsun, ey anam — «bizzat bizim» derken?

Meselâ, oğlum, bizden sonra bugüne dek doğanların ruhlarının [hükümdarı] baban Osiris'tir; her ırkın beyi ise onların bedenlerinin [hükümdarıdır]. Öğüdün [kralı], hepsinin babası ve kılavuzu, Üç Kere Yüce Hermes'tir; hekimliğin, Hephaistos'un oğlu Asklepios; kuvvetin ve kudretin yine Osiris, ondan sonra da sen, oğlum; felsefenin Arnebeskhenis; şiirin ise Asklepios-Imuth. (Arnebeskhenis ve Asklepios-Imuth, Yunanlaştırılmış Mısır tanrı adlarıdır: ilki Harpokrates ile, ikincisi mimar-bilge Imhotep ile özdeşleştirilen Asklepios ile ilgilidir. Metin, Yunan tanrı adlarıyla Mısır adlarını bilerek iç içe kullanır.)

13. Zira genel olarak, oğlum, araştırırsan bulacaksın ki birçok şeye hükmeden birçokları, birçok şey üzerinde saltanat süren birçokları vardır. Hepsine birden hükmeden, oğlum, en yüce mekândandır; onların bir kısmına hükmeden ise, hangi âlemden geliyorsa o âlemin rütbesini taşır.

Kraliyet kuşağından gelenlerin [oynayacakları rol daha hükmedicidir; ateş kuşağından gelenler] ateş işçisi ve ateş bekçisi olurlar; sulu kuşaktan gelenler ömürlerini sularda geçirirler; bilim ve sanat [kuşağından] gelenler sanatlar ve bilimlerle meşgul olurlar; atalet [kuşağından] gelenler ise ömürlerini tembelce ve aldırışsızca tüketirler.

Zira yeryüzünde söz yahut fiil ile işlenen her şeyin kaynakları yukarıdadır; onlar özlerini bize tartıyla ve ölçüyle dağıtırlar. Yukarıdan inmemiş hiçbir şey yoktur; ve her şey yeniden inmek üzere geri dönecektir.

14. Bununla yine ne demek istiyorsun, ey anam? Söyle bana!

Ve Isis bir kez daha cevap verdi: En kutsal Tabiat, bu geri dönüşün apaçık işaretini canlı mahlûklara yerleştirmiştir. Zira yukarıdan, havadan soluduğumuz bu nefesi, [bir kez daha] içimize almak üzere yine yukarı geri veririz.

Ve bu işi görecek uzuvlar var içimizde, oğlum; nefesin alındığı ağızlarını kapadıklarında, artık şimdi olduğumuz gibi değilizdir — göçüp gideriz.

Dahası, ey şanı yüce oğul, [bedenin] tartılıp ölçülmüş karışımının dışında bize eklenmiş başka birtakım şeyler de vardır.

15. Peki nedir bu karışım, ey anam? dedi Horus.

Dört unsurun birliği ve harmanıdır. Ve bu harmandan ve birlikten bir buhar yükselir; ruh onu sarmalar, lâkin o beden içinde dolaşıp durur ve tabiatını her ikisiyle, hem bedenle hem ruhla paylaşır. Değişimlerin farkları da böylece hem ruhta hem bedende meydana gelir. («Buhar» burada mecaz değil teknik bir terimdir: geç antik tıp ve felsefede ruh ile beden arasında aracılık eden ince maddî nefes, pneuma'dır. Metin bu kavrama 15, 17 ve 20. bölümlerde döner.)

Zira bedenî terkipte ateşten daha fazla varsa, tabiatı gereği sıcak olan ruh, sıcak olan başka bir şeyi kendine katarak daha ateşli kılınır; hayatı daha enerjik ve daha tutkulu, bedeni ise çevik ve hareketli yapar.

Havadan daha fazla varsa, hayat hem hafif hem zıplak, hem ruhta hem bedende kararsız olur.

Ve sudan daha fazla varsa, mahlûk yumuşak ruhlu ve uysal huylu olur; kucaklamaya hazırdır, başkalarıyla kolayca buluşup kaynaşabilir — suyun geri kalan şeylerle birleşme ve ortaklık kudreti sayesinde. Zira su her şeyde bir yer bulur: bol olduğunda kuşattığı şeyi çözer, az olduğunda ise karıştığı şeyin içine sinip o olur. Bedenlerine gelince, ıslaklık ve süngerimsilik yüzünden sıkı dokunmuş değildirler; hafif bir hastalık dokunuşuyla çözülüverir ve onları bir arada tutan bağdan azar azar dökülürler.

Ve toprak [unsuru] fazla gelirse, mahlûkun ruhu ağırkanlı olur; zira beden dokusu gevşek örülmüş değildir, ruhun içinden sıçrayacağı boşluk yoktur, duyu uzuvları da yoğundur. Ruh, ağırlık ve yoğunlukla bağlanmış hâlde, kendi başına içeride kalır. Bedenine gelince: sağlamdır, lâkin ağır ve atıldır; ancak [kuvvet sarf ederek] istekle harekete geçer.

Lâkin bütün [unsurlar] dengeli bir hâldeyse, o zaman hayvan iş görmeye sıcak, iyi hareket etmeye hafif, temas için iyi karışmış ve şeyleri bir arada tutmakta üstün kılınır. (Mead bu cümlede metnin bozuk, dilin yapmacık ve benzetmenin zorlama olduğunu, dolayısıyla anlamın kapalı kaldığını belirtir.)

16. Bu sebeple içlerinde ateş ve havadan daha fazla bulunanlar kuş kılınır ve geldikleri unsurların hemen yanı başında, yukarıda yer tutarlar.

İçlerinde daha çok ateş, daha az hava, toprakla su ise eşit bulunanlar insan kılınır; ve bu mahlûkta ısının fazlası basirete dönüşür. Zira bizdeki zihin, yakmayı bilmeyen, lâkin her şeye nüfuz edecek anlayışa sahip sıcak bir şeydir.

İçlerinde daha çok su ve daha çok toprak, ölçülü hava ve az ateş bulunanlar dört ayaklıya dönüşür; bunlardan ısısı daha fazla olanlar geri kalanlardan güçlüdür. Toprakla suyu eşit olanlar sürüngen kılınır. Bunlar ateşten yoksun oldukları için cesaretten ve dosdoğruluktan yoksundurlar; içlerinde su bulunduğu için soğukturlar; toprakları yüzünden ağır ve uyuşukturlar; yine de havaları sayesinde, dilerlerse kolayca hareket edebilirler.

İçlerinde ıslaklıktan çok, kuruluktan az bulunanlar balık kılınır. Bunlar ısıdan ve havadan yoksun oldukları için ürkektirler ve saklanmaya çalışırlar; ıslak ve toprağımsı unsurların fazlalığı yüzünden de, yakınlıkları gereği yurtlarını akışkan toprakta ve suda bulurlar.

17. Bedenler, [sahip oldukları] payın her unsurdaki oranına ve o payın kapsamına göre tam olgunluğa erişir [insanda]; payın küçüklüğüne göre öteki hayvanlar oranlanmıştır — her unsurdaki enerjiye göre.

Dahası, ey pek sevgilim, derim ki: bu [hâller] içinden, unsurların ilk karışımına dayanan harman ve ondan doğan buhar, kendi hususiyetlerini şu kadar koruduklarında — yani ne sıcak kısım başka bir sıcaklık edinir, ne havaî olan başka bir hava, ne sulu kısım başka bir ıslaklık, ne de topraksı olan başka bir yoğunluk — o zaman hayvan sıhhatte kalır.

18. Lâkin, oğlum, başlangıçtan beri taşıdıkları oranlarda kalmayıp fazlasıyla artarlarsa — (kapsamlarına göre enerjide, yahut büyümeyle gelen cinsiyet ve beden değişiminde demiyorum; daha önce söylediğimiz gibi, bileşen unsurların harmanında demek istiyorum: meselâ sıcak fazlasıyla artar yahut fazlasıyla azalır, geri kalanlar için de böyle) — o zaman hayvan hastalanır.

19. Ve bu [artış], ruhun çadır arkadaşları olan ısı ve hava unsurlarının ikisinde birden vuku bulursa, o vakit mahlûk simgesel rüyalara ve vecdlere düşer; zira bedenlerin çözülmesine yol açan bir unsur yoğunlaşması meydana gelmiştir. Çünkü bedeni yoğunlaştıran, topraksı unsurun ta kendisidir; içindeki sulu unsur da onu sıkılaştıran bir akışkanlıktır. Havaî unsur ise bizde hareket kudretine sahip olandır; ateş de hepsine son vereni. («Ruhun çadır arkadaşları» deyimi kaynakta böyledir: ateş ile hava, ruhun bedendeki geçici konağını onunla paylaşan yoldaşları sayılır — bedenin çadır, ruhun konuk olduğu antik imgeye dayanır.)

20. İşte tıpkı unsurların ilk birleşmesinden ve harmanlanmasından yükselen buhar gibi — sanki bir tutuşma yahut bir soluk salınımı imiş gibi — her ne ise, ruha karışır ve onu kendine çeker; öyle ki ruh onun tabiatını, iyi olsun kötü olsun, paylaşır. Ve ruh onunla ilk baştaki bağını ve ortak hayatını korursa, rütbesini de korur.

Lâkin dışarıdan, kendisi için başlangıçta konulmuş olandan daha büyük bir pay eklenirse — ister karışımın bütününe, ister kısımlarına, ister tek bir kısmına — o zaman buharda meydana gelen değişim, ya ruhun ya bedenin mizacında bir değişime yol açar.

Ateş ile hava, yukarıya meylettiklerinden, kendileriyle aynı bölgelerde oturan ruha doğru yukarı koşarlar; sulu ve topraksı unsurlar ise aşağıya meylettiklerinden, aynı yeri paylaştıkları bedene doğru aşağı çökerler.

Özgün metin (İngilizce)
G.R.S. Mead, Thrice-Greatest Hermes, Cilt III: Excerpts and Fragments (1906), s. 188-204: "Excerpt XXVII. From the Sermon of Isis to Horus." Metnin ortasında "Concerning the Inbreathing and the Transmigration of the Soul" ara başlığı yer alır. Tam İngilizce metin kamu malıdır ve Internet Archive'de mevcuttur.

Bu metin neden önemli

Parça XXVII, Hermetik külliyatın Isis-Horus çevresine ait metinlerindendir; bu çevrede öğretici anne, oğluna kozmolojiyi ve ruhun kaderini anlatır. Metin, Ioannes Stobaios'un antolojisinde «Hermes'ten: Isis'in Horus'a Bir Öğretisi» başlığı altında korunmuştur. Dikkat çeken yanı, ruhun ölümden sonraki yolculuğunu soyut bir vaat olarak değil, ölçülmüş ve sayılmış bir mekân düzeni olarak sunmasıdır: dört ana bölüm, on iki ara bölüm, altmış boşluk. Kafese kapatılıp salıverilen hayvanlar benzetmesi ise Hermetik yazının en canlı imgelerinden biridir; ruhun kendi yerini bilmesini içgüdüsel bir kesinlikle anlatır. Metnin ortasındaki «Ruhun Üflenişi ve Göçü Üzerine» başlığının, öğretinin kendi akışına ait olmayıp Stobaios ya da bir müstensih tarafından sonradan eklendiği düşünülür. Çeviri, G.R.S. Mead'in Thrice-Greatest Hermes (Cilt III: Excerpts and Fragments, 1906, kamu malı) eserindeki İngilizce çeviriden yapılmıştır.

Bu eser Hermetizm Koleksiyonu'nun parçasıdır →

Künye
Kaynak eser
Thrice-Greatest Hermes, Vol. 3: Excerpts and Fragments, Excerpt XXVII, "From the Sermon of Isis to Horus", Stobaios'tan derlenen Hermetik parça
Neşir
G. R. S. Mead, "Thrice-Greatest Hermes: Studies in Hellenistic Theosophy and Gnosis", Cilt III: Excerpts and Fragments, Londra ve Benares: Theosophical Publishing Society, 1906.
Konum
Parçanın tamamı (20 bölüm): Cilt III, sayfa 188-204 (Stobaios, Excerpt XXVII)
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
Source Library
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY-SA 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin, değiştirirseniz aynı lisansla paylaşın). Kullanım & lisans →
Bu Çeviriye AtıfUysal, Ş. N. (Çev.). (2026). İsis'ten Horus'a: Ruhun Bedene İnişi. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/isis-horustan-dunyanin-bakiresi-ruhun-bedene-inisi
Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

← Kütüphaneye dön