Hermetika X: Anahtar
Thrice-Greatest Hermes, Cilt II: Sermons — G. R. S. Mead'in 1906 baskısından özgün bir metin sayfası (dipnotlarıyla birlikte) — dijital nüshadan (Source Library).

Hermetika X: Anahtar

Corpus Hermeticum X: Clavis (The Key of Thrice-Greatest Hermes)
Hermes Trismegistos (atfen); çeviri G. R. S. Mead· 1906· Özgün: İngilizce· Source Library· ~13 dk okuma
Sayfaları gör ↓

Corpus Hermeticum'un onuncu risalesi «Anahtar» adını taşır, zira külliyatın öteki metinlerinde dağınık duran öğretileri tek bir düzen içinde toplar. Hermes burada oğlu Tat'a Tanrı-Kozmos-İnsan üçlüsünü, ruhun mertebeler arasında göçünü, Bilgi'nin (Gnosis) duyudan farkını ve ölüm ânında zihnin bedenden nasıl çıktığını anlatır. Metnin kalbinde çarpıcı bir iddia vardır: ruhun kötülüğü bilgisizlik, erdemi ise Bilgi'dir; ve yeryüzünü hiç terk etmeksizin göğe yükselebilen insan, tanrılarla en azından denktir. Aşağıda risalenin tamamı yer alıyor.

Türkçe çeviri (tam metin) · Çeviren Şira Nur Uysal

1. Hermes. Dünkü söylevimi (logos) sana adamıştım, ey Asklepios; şu hâlde bugünkünü Tat'a adamam [ancak] yerinde olur. Hem bu, kendisine hitaben söylenmiş olan Genel Söylevlerin (Logoi) özeti olduğu için daha da yerindedir.

«Tanrı, Baba ve İyilik» — işte bunlar, ey Tat, aynı doğaya, daha doğrusu aynı enerjiye sahiptir. (Yunanca aslında fiil tekildir: bu üç ad tek bir düşüncenin farklı adlarıdır, üç ayrı varlığın değil.)

Zira doğa, büyümeye ilişkin bir yüklemdir ve değişen şeyler için kullanılır — hem devingen hem devinimsiz olanlar için, yani hem insanî hem ilahî olanlar için; ki bunların her birini O, varlığa gelsin diye irade eder.

Lâkin enerji başka bir şeyde bulunur, tıpkı geri kalanı — hem ilahî şeyleri hem de insanî şeyleri — ele alırken gösterdiğimiz gibi; İyilik'i ele alırken de bunu zihnimizde tutmalıyız.

2. Şu hâlde Tanrı'nın enerjisi O'nun İradesidir; dahası O'nun özü, her şeyin var olmasını dilemektir. Zira «Tanrı ve Baba ve İyilik», henüz olmayan her şeyin varlığa gelmesi değil de nedir? Hayır, dahası: var olan her şeyin bizzat kaimliğidir; işte Tanrı budur, Baba budur, İyilik budur; O'na geri kalanlardan hiçbir şey eklenmez.

Ve Kozmos, yani Güneş, kendisinden pay alanlara babalık etse de, canlılara iyiliğin nedeni olmak şöyle dursun, onların yaşamasının bile nedeni değildir.

Öyle ki o bir baba olsa dahi, bunu bütünüyle İyilik'in İyi-İradesinin zorlamasıyla yapar; o irade olmasa ne varlık ne oluş vuku bulabilirdi.

3. Yine, ana baba çocukların nedenidir — hem baba hem ana tarafından — lâkin yalnızca İyilik'in Güneş aracılığıyla [dökülen] arzusundan pay aldığı ölçüde. Yaratmayı yapan İyilik'tir.

Ve böyle bir güce, hiçbir şey almayan, lâkin her şeyin olmasını irade eden O'ndan başka kimse sahip olamaz; yapar demeyeceğim, ey Tat.

Zira yapıcı olan, uzun dönemler boyunca hem [yaptığı şeyin] niteliğinde hem niceliğinde eksiklidir — o dönemlerde kimi zaman yapar, kimi zaman yapmaz; şöyle ki kimi zaman onları şu kadar ve şöyle yapar, kimi zaman da bunun tersini.

Lâkin «Tanrı ve Baba ve İyilik», her şeyin var olmasının [nedenidir]. Görebilen için hiç değilse bunlar böyledir.

4. Zira O var olmayı irade eder ve hem Kendisidir hem de her şeyden çok Kendisi sayesindedir. Gerçekten de geri kalan bütün şeyler yalnızca O'nun sayesindedir; zira İyilik'in ayırt edici vasfı «bilinmesi gerektiği»dir. İyilik işte böyledir, ey Tat.

Tat. Ey baba, bizi bu denli iyi ve bu denli güzel olan Görü ile öyle doldurdun ki, zihnimin gözü artık benim için neredeyse tapınılacak bir şey hâline geldi.

Zira İyilik'in Görüntüsü, güneşin ışını gibi ateşimsi bir parlayışla gözlere vurup onları kapatmaz; tam tersine, insan, yalnız zihnin görebildiği o parlaklığın akışını taşıyabildiği ölçüde, gözün görüşünü parlatır ve artırır.

Yalnız bize daha hızlı inmekle kalmaz, bize hiçbir zarar da vermez ve ölümsüz yaşamla baştan başa doludur.

5. Bu Görü'den başkalarına kıyasla biraz fazlasını içebilenler, çoğu kez bedenden çıkıp bu en güzel Manzara'nın içine uyurlar — atalarımız Uranos ile Kronos'un başına geldiği gibi. Ey babacığım, bu bizim de nasibimiz olsun!

Her. Öyle olsun, oğlum! Lâkin şimdilik Görü'ye kurulmuş değiliz ve zihnimizin gözünü açıp İyilik'in Güzelliği'ne bakacak güce henüz sahip değiliz — hiçbir şeyin bozamayacağı, hiç kimsenin kavrayamayacağı o Güzellik'e.

Zira O'na [ancak] O'nun hakkında tek söz söyleyemez hâle geldiğinde bakabileceksin. Çünkü İyilik'in Bilgisi (Gnosis) kutsal bir sessizliktir ve her duyuya verilmiş bir tatildir.

6. Zira O'nu algılayan başka bir şey algılayamaz; O'na bakan başka bir şeye bakamaz, başka bir şey işitemez, bedenini hiçbir yöne kımıldatamaz. Bedeninin her duyusunu ve her devinimini durdurarak kendisi de durur.

Ve o vakit zihninin çepeçevre etrafında parlayan O, ruhunun tamamından parlar, onu bedenden dışarı çeker ve onun bütününü öze dönüştürür.

Zira mümkündür ki, ey oğlum, bir insanın ruhu, henüz bir bedenin içindeyken bile, İyilik'in Güzelliği'ni temaşa ediyorsa Tanrı'ya benzer kılınsın.

7. Tat. Tanrı'ya benzer kılınmak! Ey baba, bununla ne demek istiyorsun?
Her. Her ruhun ayrı ayrı dönüşümleri vardır, oğlum.
Tat. Ne demek istiyorsun? Ayrı ayrı!

Her. Genel Söylevlerde işitmedin mi: Tek bir Ruh'tan — Bütün-Ruh'tan — sanki bölünüp ayrılmışçasına, kozmosun her yerinde dönmeye koyulan bütün bu ruhlar gelir? (Buradan 8. bölümün sonuna dek uzanan kısım, Ioannes Stobaios'un antolojisinde ayrıca korunmuştur; metnin erken dolaşımının kanıtıdır.)

Şu hâlde bu ruhların pek çok değişimi vardır; kimi daha mutlu bir kısmete, kimi de bunun [tam] tersine.

Böylece bir zamanlar sürüngen olanların kimi suda yaşayanlara dönüşür, su canlılarının ruhları yeryüzünde yaşayanlara, yeryüzünde yaşayanlar kanatlı olanlara, havada yaşayan ruhlar da insanlara dönüşür; insan ruhları ise daimon'lara dönüşerek ölümsüzlüğün ilk basamağına erişir.

Ve böylece Şaşmaz Tanrılar korosuna doğru dönerler; zira Tanrıların iki korosu vardır, biri Şaşmaz, öteki Şaşan. (Şaşmaz tanrılar sabit yıldızlar, şaşanlar ise gezegenlerdir; «gezegen» kelimesinin Yunanca aslı zaten «başıboş dolaşan» demektir.) Ve ruhun en yetkin şanı budur.

8. Lâkin bir ruh, insan bedenine girdiğinde kötülüğünde ısrar ederse, ne ölümsüzlüğü tadar ne de İyilik'ten pay alır; tersine hızla geri dönüp sürüngenlere götüren yola sapar. Kötü ruhun hükmü budur.

Ve ruhun kötülüğü bilgisizliktir. Zira var olan şeylerden, onların doğasından ya da İyilik'ten hiçbir bilgisi olmayan ruh, bedenin tutkularınca kör edilir ve oradan oraya savrulur.

Bu zavallı ruh, ne olduğunu bilmeksizin, acınası bir hâlde tuhaf biçimli bedenlerin kölesi olur; bedeni bir yük gibi taşır, yöneten olarak değil yönetilen olarak. İşte ruhun kötülüğü budur.

9. Öte yandan ruhun erdemi Bilgi'dir (Gnosis). Zira bilen kimse iyidir ve dindardır, daha yeryüzündeyken ilahîdir.

Tat. Lâkin böylesi kimdir, ey babacığım?
Her. Çok söz söylemeyen ve çok söze kulak vermeyen kimsedir. Zira vaktini tartışmakla ve tartışma dinlemekle geçiren, gölgelerle dövüşür. Çünkü «Tanrı, Baba ve İyilik» söz ile ya da işitme ile elde edilmez.

Bununla birlikte bütün varlıklarda duyular vardır, zira duyular olmaksızın var olamazlar.

Lâkin Bilgi (Gnosis) duyudan çok farklıdır. Zira duyu, üzerimizde egemenliği olan tarafından meydana getirilir; oysa Bilgi, ilmin sonudur ve ilim Tanrı'nın armağanıdır.

10. Her ilim bedensizdir; kullandığı alet zihindir, tıpkı zihnin bedeni kullandığı gibi.

Şu hâlde ikisi de bedenlere girer: yalnız zihinle kavranabilen şeyler de, maddî şeyler de. Zira her şey karşıtlıktan ve zıtlıktan kurulmalıdır; başka türlü olamaz.

Tat. Öyleyse sözünü ettiğin şu maddî Tanrı kimdir?
Her. Kozmos güzeldir, lâkin iyi değildir — zira maddîdir ve etkilenmeye açıktır; ve etkilenebilir şeylerin ilki olsa da, varlık sıralamasında ikinci mertebededir ve kendinde eksiklidir.

Ve doğuşu hiçbir zaman zaman içinde vuku bulmayıp ezelî olarak var olsa da, varlığı oluş içindedir; her zaman için niteliklerin ve niceliklerin doğuşu hâline gelir; zira o devingendir ve bütün maddî devinimin doğuşudur.

11. Maddî devinimi bu tarzda devindiren, akılla kavranan durgunluktur; zira Kozmos bir küredir — yani bir baştır. Ve yukarıdaki başın hiçbir yanı maddî değildir, tıpkı aşağıdaki ayakların hiçbir yanının akılla kavranır olmayıp tümüyle maddî olduğu gibi.

Ve küresel bir tarzda devinen — yani başa yaraşır biçimde devinen — başın kendisi zihindir.

Şu hâlde bu «baş»ın (içinde ruhun bulunduğu) «dokusu»na bitişik olanların hepsi doğaları gereği ölümden azadedir — tıpkı beden ruhun içinde yapıldığında, bedenden çok ruha sahip olan şeylerin öyle olduğu gibi.

Bu «doku»dan daha uzakta olan şeyler ise — ruhtan çok bedene sahip şeylerin bulunduğu yerde — doğaları gereği ölüme tabidir.

Bütün ise bir yaşamdır; öyle ki evren hem maddî olandan hem de akılla kavranandan kuruludur.

12. Yine, Kozmos canlıların ilkidir; insan ise ondan sonra ikincidir, gerçi ölüme tabi olanların ilkidir.

İnsanda, geri kalan bütün canlılardaki aynı canlandırıcı güç vardır; lâkin o yalnızca iyi olmamakla kalmaz, üstelik kötüdür de — zira ölüme tabidir.

Zira Kozmos da devinime maruz kaldığı için iyi değildir, ne var ki ölüme tabi olmadığı için kötü de değildir. Lâkin insan, hem devinime hem ölüme tabi olduğundan kötüdür.

13. Şimdi insanın ilkeleri şu tarzda taşınır: zihin akılda (logos), akıl ruhta, ruh tinde (pneuma), tin ise bedende. (Buradaki «tin», Yunanca pneuma'dır: kan ve damarlar yoluyla bedene yayılan ince soluk-madde. Hıristiyan anlamındaki «Kutsal Ruh» ile karıştırılmamalıdır.)

Tin, damarlar, atardamarlar ve kan aracılığıyla [bedene] yayılarak canlı yaratığa devinim bağışlar ve onu bir bakıma taşır.

Bu yüzden kimileri ruhun kan olduğunu sanır; onun doğasını yanlış anlarlar, [ölüm ânında] önce tinin ruhun içine çekilmesi gerektiğini bilmezler — bunun üzerine kan pıhtılaşır, damarlar ve atardamarlar boşalır, sonra da canlı yaratık çekilip alınır; işte bedenin ölümü budur.

14. Şimdi her şey tek bir Kaynak'tan sarkar; Kaynak ise Bir ve Yegâne olandan. Üstelik Kaynak, yeniden Kaynak olmak üzere devinir; oysa Bir ebediyen durur ve devinmez.

Şu hâlde üç şey vardır: «Tanrı, Baba ve İyilik», Kozmos ve insan.

Tanrı Kozmos'u kapsar; Kozmos insanı [kapsar]. Kozmos ezelden beri Tanrı'nın Oğlu'dur, insan ise sanki Kozmos'un çocuğudur.

15. Ne var ki Tanrı insandan habersiz değildir; hayır, onu gayet iyi bilir ve bilinmeyi irade eder.

İnsan için biricik kurtuluş budur: Tanrı'nın Bilgisi. Dağ'a Çıkan Yol budur.

Ruh yalnız O'nun sayesinde iyi olur — kâh iyi kâh kötü değil, zorunlulukla [iyi].

Tat. Ne demek istiyorsun, ey Üç Kez Ulu?
Her. Bir bebeğin ruhuna bak, oğlum — bedeni hâlâ küçük olduğu ve henüz tam hacmine ermediği için [dünya-ruhundan] daha kesilip ayrılmamış olan ruha.

Tat. Nasıl?
Her. Baştan aşağı bir güzellik nesnesidir görmeye [böyle bir ruh]; henüz bedenin tutkularıyla kirlenmemiş, hâlâ neredeyse Kozmik Ruh'tan sarkmakta!

Lâkin beden hacimce büyüyüp ruhu kendi kütlesinin içine çektiğinde, o vakit ruh kendini kesip ayırır ve üstüne unutkanlığı çeker; artık Güzel ve İyi olandan pay almaz. Ve bu unutkanlık kötülük hâline gelir.

16. Bedenden çıkanlar için de durum aynıdır.

Zira ruh kendi içine çekildiğinde, tin kanın içinden kendini içeri toplar, ruh da tinin içine. (Bu cümle çoğu kez «tin kanın içine toplanır» diye çevrilir; oysa 13. bölümdeki ifadeye göre tin ölümde ruha çekilir. Kastedilen, tinin kandan çıkıp içeriye geçmesi, ruhun ise bir tin-giysisine bürünmesidir.) Ve o vakit sargılarından soyunan, doğası gereği ilahî olan zihin, kendine ateşten bir beden alarak her uzamı kat eder; ruhu ise kendi yargısına ve hak ettiği cezaya bırakır.

Tat. Ey baba, bununla ne demek istiyorsun? Zihin ruhtan, ruh da tinden ayrılıyor öyle mi? Oysa sen ruhun zihnin giysisi, tinin de ruhun giysisi olduğunu söylemiştin.

17. Her. Dinleyen, ey oğul, konuşanla birlikte düşünmeli ve onunla birlikte soluk almalıdır; hatta konuşanın sesinden daha ince bir işitmeye sahip olmalıdır.

Giysilerin bu düzenlenişi, ey oğul, topraktan yapılmış bir bedende vuku bulur. Zira topraktan yapılmış bir bedende zihnin çıplak hâlde kendi kendisiyle taht kurması imkânsızdır.

Çünkü ne toprağımsı bedenin böylesi bir ölümsüzlüğü kapsaması mümkündür, ne de bunca büyük bir erdemin, kendisine bu denli bitişik duran etkilenebilir bir bedene katlanması. Şu hâlde zihin, ruhu bir tür örtü olarak alır.

Ruhun kendisi de ilahî bir şey olduğundan tini örtü olarak kullanır; tin ise canlı yaratığa baştan başa yayılır.

18. Zihin toprak-bedenden kendini kurtardığında, hemen kendine yaraşan ateşten kaftanını giyer; o kaftanla bir toprak-bedende oturamazdı.

Zira toprak ateşi taşımaz; küçücük bir kıvılcımla bile baştan başa alev alır. İşte bu yüzden, ateşin alevlenmesini uzak tutacak bir muhafız ve bir sur olsun diye toprağın çevresine su dökülmüştür.

Lâkin zihin, ilahî düşünüşlerin en hızlısı ve bütün unsurlardan daha tez olanı, beden olarak ateşe sahiptir.

Zira zihin bir yapı ustası olduğundan, her şeyi kurmak için aleti olarak ateşi kullanır — her şeyin Zihni her şeyi kurmak için, insanınki ise yalnız yeryüzündeki şeyler için.

Ateşinden soyulan zihin yeryüzünde ilahî şeyler yapamaz, zira tertibi bakımından insanîdir.

19. Ne var ki insandaki ruh — her ruh değil, yalnız dindar olanı — daimonca ve ilahî bir şeydir.

Ve böyle bir ruh bedenden azat edildiğinde, eğer dindarlık savaşını vermişse — dindarlık savaşı, Tanrı'yı bilmek ve hiç kimseye haksızlık etmemektir — işte böyle bir ruh baştan başa zihin olur.

Oysa dinsiz ruh kendi özünde kalır, kendi kendisince cezalandırılır ve girmek için toprağımsı bir beden arar — yeter ki insan bedeni olsun.

Zira başka hiçbir beden bir insan ruhunu kapsayamaz; ne de bir insan ruhunun akıldan yoksun bir şeyin bedenine düşmesi doğrudur. Çünkü Tanrı'nın yasası şudur: insan ruhunu böylesi korkunç bir tecavüzden korumak.

20. Tat. Peki ey baba, insanın ruhu nasıl cezalandırılır?
Her. Bir insan ruhu için dindarlık yoksunluğundan daha büyük ne ceza olabilir, oğlum? Hangi ateşin alevi dindarlık yoksunluğu kadar azgındır? Hangi yırtıcı canavar bedeni, dindarlık yoksunluğunun ruhu parçaladığı kadar parçalar!

Dinsiz ruhun ne kadar çok belaya katlandığını görmüyor musun?

Haykırır ve çığlık atar: Yanıyorum; alev alev tutuşuyorum; ne diye bağıracağımı, ne yapacağımı bilmiyorum; ah zavallı ben, çepeçevre kuşatan bütün belalarca yenip bitiriliyorum; eyvah, ne görüyorum ne işitiyorum!

Cezalandırılan bir ruhtan koparılan çığlıklar işte böyledir; çoğunluğun sandığı ve senin de, oğlum, farz ettiğin gibi, [bir insanın] ruhu bedenden çıkınca bir hayvana dönüşmez.

Bu çok ağır bir yanılgıdır; zira bir ruhun ceza çekme biçimi şudur:

21. Zihin bir daimon hâline geldiğinde, yasa gereği Tanrı'nın hizmetlerini yerine getirmek üzere ateşten bir beden alması gerekir; ve en dinsiz ruha girerek onu, kendi günahlarından örülmüş kırbaçlarla kamçılar.

Ve o vakit günahlarıyla kamçılanan dinsiz ruh, cinayetlere, tecavüze, küfre, her türden şiddete ve insanoğluna haksızlık edilen bütün öteki şeylere dalar.

Lâkin dindar ruhun üzerine zihin biner ve onu Bilgi'nin (Gnosis) Işığı'na doğru sürer. Ve böyle bir ruh, [Tanrı'ya] övgü şarkıları söylemekten, bütün insanların üzerine bereket saçmaktan, sözde ve fiilde herkese iyilik etmekten hiç yorulmaz — Babası'na öykünerek.

22. Bu yüzden, oğlum, Tanrı'ya övgü sunmalı ve zihninin İyi [Zihin] olması için dua etmelisin. Şu hâlde ruh daha iyi bir hâle geçer; daha kötüsüne geçemez.

Ayrıca ruhlar arasında bir ortaklık vardır: tanrıların ruhları insanlarınkiyle, insanlarınki de akıldan yoksun yaratıkların ruhlarıyla ortaklık kurar.

Üstelik yüksek olanlar alçak olanlardan sorumludur; tanrılar insanları gözetir, insanlar akılsız hayvanları; Tanrı ise her şeyi gözetir, zira O hepsinden yücedir ve hepsi O'ndan küçüktür.

Şu hâlde Kozmos Tanrı'ya tabidir, insan Kozmos'a, akılsızlar da insana. Lâkin Tanrı hepsinin üzerindedir ve Tanrı hepsini kapsar.

Bir mecaz kullanmak gerekirse, Tanrı'nın ışınları O'nun enerjileridir; Kozmos'unkiler doğalardır; sanatlar ile ilimler ise insanınkilerdir.

Enerjiler Kozmos aracılığıyla, oradan da Kozmos'un doğa-ışınları aracılığıyla insan üzerinde etki eder; doğa-ışınları unsurlar aracılığıyla [etki eder]; insan ise ilimler ve sanatlar aracılığıyla [etki eder].

23. Evrenin tertibi budur: Bir'in doğasından sarkar ve Zihin aracılığıyla [her şeye] yayılır; Zihin'den daha ilahî ya da daha büyük enerjili bir şey yoktur; insanları tanrılarla, tanrıları insanlarla birleştirmenin de bundan büyük bir aracı yoktur.

O, [Zihin,] İyi Daimon'dur. Ne mutlu O'nunla en çok dolan ruha; ne yazık Zihin'den boş olan ruha. (Yunancada «ne yazık» diye çevrilen kelime kakodaimon — kötü daimon — olup az önceki agathos daimon ile kelime oyunu yapar; bu oyun Türkçeye aktarılamaz.)

Tat. Ey baba, yine ne demek istiyorsun?
Her. Her ruhun İyi [Zihin]'e sahip olduğunu mu sanıyorsun, oğlum? Zira sözünü ettiğimiz O'dur; az önce konuştuğumuz hizmetkâr zihin değil — [ruhun] cezalandırılması için aşağı gönderilen zihin değil.

24. Zira zihinsiz ruh «ne konuşabilir ne de eyleyebilir». Zira çoğu kez zihin ruhu terk eder ve o vakit ruh ne görür ne anlar, akıldan yoksun bir şeyden farksızdır. Zihnin gücü işte böyledir.

Ne var ki zihin uyuşuk bir ruha katlanmaz; böyle bir ruhu bedene bağlı ve onun tarafından sımsıkı bağlanmış hâlde bırakır. Böyle bir ruhta, oğlum, Zihin yoktur; bu yüzden böylesine insan denmemelidir. Zira insan ilahî bir canlıdır; insan yeryüzündeki öteki canlılarla değil, gökteki, tanrı denilen canlılarla ölçülür.

Dahası, hakikati cesaretle söylemek gerekirse, gerçek «insan» tanrılardan bile yücedir; ya da en azından tanrılar ile insanlar güç bakımından her bakımdan birbirine denktir.

25. Zira göklerdeki tanrılardan hiçbiri göğün sınırını aşıp yeryüzüne inmeyecektir; oysa insan göğe çıkar ve onu ölçer; onun neyinin yüksek, neyinin alçak olduğunu bilir ve geri kalan her şeyi de tam olarak öğrenir. Hepsinden büyüğü de şudur: yeryüzünü hiç terk etmeksizin yükselir. Kendinden geçmenin ne denli engin bir menzili vardır onda! («Kendinden geçme»: Yunanca ekstasis. Kelimenin kökeninde «dışına çıkmak, uzanmak» anlamı vardır; burada bir esriklik hâlinden çok, bilincin sınırlarının genişlemesi kastedilir.)

Bu yüzden insan cüret edip şunu söyleyebilir: yeryüzündeki insan ölüme tabi bir tanrıdır; göklerdeki tanrı ise ölümden azade bir insandır.

Şu hâlde her şeyin tertibi bu ikisi — Kozmos ile İnsan — aracılığıyla vuku bulur; lâkin asıl Bir tarafından.

Özgün metin (İngilizce)
Tat. Thou hast, O father, filled us so full of this so good and fairest Sight, that thereby my mind's eye hath now become for me almost a thing to worship. For that the Vision of the Good doth not, like the sun's beam, fire-like blaze on the eyes and make them close; nay, on the contrary, it shineth forth and maketh to increase the seeing of the eye, as far as e'er a man hath the capacity to hold the inflow of the radiance that the mind alone can see. Not only does it come more swiftly down to us, but it does us no harm, and is instinct with all immortal life. They who are able to drink in a somewhat more than others of this Sight, ofttimes from out the body fall asleep into this fairest Spectacle, as was the case with Uranus and Cronus, our forebears. May this be our lot too, O father mine!

Bu metin neden önemli

«Anahtar», Hermetik külliyatın en sistematik ve en uzun risalelerinden biridir; kendisini açıkça, Tat'a hitaben söylenmiş Genel Söylevlerin (Logoi) bir özeti olarak takdim eder. Bu yüzden metin bir giriş kitabı gibi değil, daha önce öğrenilmiş şeylerin sıkıştırılmış bir haritası gibi ilerler. Risalenin birkaç bölümü — 7-8, 12-13, 16-18 ve 22-25 arası — Ioannes Stobaios'un antolojisinde ayrıca korunmuştur; bu da metnin geç antikçağda bağımsız olarak dolaştığını gösterir. Dikkat çeken özellikleri arasında ruhun sürüngenden suda yaşayana, oradan kanatlıya ve insana uzanan yükseliş çizelgesi, ruhun bir hayvana dönüştüğü inancının açıkça reddedilmesi ve zihnin ölümde «ateşten bir beden» giymesi tasviri sayılabilir. Metnin sonunda, insanın göğü ölçen ve tanrılarla denk sayılan yaratık olarak yüceltilmesi, Hermetik antropolojinin en cesur ifadelerinden biridir. Çeviri, G.R.S. Mead'in Thrice-Greatest Hermes (Cilt II, 1906, kamu malı) eserindeki İngilizce çeviriden yapılmıştır.

Bu eser Hermetizm Koleksiyonu'nun parçasıdır →

Künye
Kaynak eser
Thrice-Greatest Hermes, Cilt II — Corpus Hermeticum X (XI): The Key of Thrice-Greatest Hermes (bölüm 4-5), s. 159-160
Neşir
G. R. S. Mead çevirisi, Theosophical Publishing Society, Londra ve Benares, 1906
Konum
Risalenin tamamı (25 bölüm) — Thrice-Greatest Hermes, Cilt II, s. 141-162
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
Source Library
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY-SA 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin, değiştirirseniz aynı lisansla paylaşın). Kullanım & lisans →
Bu Çeviriye AtıfUysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Hermetika X: Anahtar. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/hermetika-x-anahtar-iyilik-goruntusu
Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

← Kütüphaneye dön