Hermetik Parçalar: Ruh Üzerine Altı Parça
G.R.S. Mead'in Thrice-Greatest Hermes derlemesinden bir sayfa; Stobaios parçaları üçüncü ciltte toplanmıştır (1906).

Hermetik Parçalar: Ruh Üzerine Altı Parça

Thrice-Greatest Hermes, Cilt III: Excerpts and Fragments
Hermes Trismegistos; G.R.S. Mead (çev.)· 1906· Özgün: İngilizce· Internet Archive· ~9 dk okuma
HermetizmTürkçe çeviriAçık erişim

Stobaios'un antolojisinde «Ruh Üzerine» başlığıyla korunmuş altı Hermetik parça, Ruh'un ne olduğunu tanımlamakla başlar ve onun bedene inişini, rahimdeki evrelerini ve türlerini adım adım işler. Ruh burada cisimsiz bir öz olarak konumlandırılır; mekân, zaman, uyum ve beden gibi «ilişkili» varlık tarzlarının hiçbirine indirgenemez. Metnin en çarpıcı iddiası, ruhun bedene sevgiyle değil Alınyazısı'nın zorlamasıyla indiğidir. Aşağıda parçaların tamamı yer alıyor.

Türkçe çeviri (tam metin) · Çeviren Şira Nur Uysal

RUH ÜZERİNE — BİRİNCİ PARÇA

1. Ruh, ayrıca [kendi başına] cisimsiz özdür; bedenin içindeyken dahi kendine has olan özsellikten hiçbir surette ayrılmaz.

Onun tabiatı, özü gereği, kendi düşüncesine göre daima hareket hâlinde olmaktır — [saf hâlde] kendi kendini hareket ettirendir; bir şeyin içinde, bir şeye doğru yahut bir şey sebebiyle hareket ettirilmiş değildir.

Zira o, kudretçe [onlardan] öncedir; ve önce olan, kendinden sonra gelenlere muhtaç değildir.

«Bir şeyin içinde» demek, mekân, zaman ve tabiat demektir; «bir şeye doğru» demek, uyum, biçim ve şekil demektir; «bir şey sebebiyle» demek ise beden demektir; zira zaman, mekân ve tabiat, beden sebebiyle vardır.

İmdi bütün bunlar, doğuştan gelen bir akrabalık yoluyla birbirine bağlıdır.

2. Söz gelimi, bedenin mutlaka mekâna ihtiyacı vardır; zira mekânsız bir bedenin var olması hiçbir tedbirle mümkün olmazdı.

Beden tabiatça da değişir; ve değişmenin zamandan ve tabiatın yaptığı hareketten ayrı olması imkânsızdır; keza bir bedenin uyumdan ayrı olarak terkip edilmesi de mümkün değildir.

Şu hâlde mekân, beden sebebiyle vardır; çünkü mekân, bedenin değişimlerini kabul etmekle, değişmekte olan şeyin yok olup gitmesine izin vermez.

Lâkin değişerek şeyden şeye geçer ve kalıcı bir hâlde bulunmaktan mahrum kalır — fakat beden olmaktan değil.

Zira beden, beden olmak bakımından beden olarak kalır; lâkin hâlinin herhangi bir özel ânı kalıcı değildir.

Şu hâlde beden, hâlleri içinde durmadan değişir.

3. Böylece mekân cisimsizdir; zaman da, tabiî hareket de öyledir; lâkin bunların her biri tabiatı gereği kendine mahsus bir hassaya sahiptir.

Mekânın hassası kabul ediciliktir; zamanınki aralık ve sayıdır; tabiatınki harekettir; uyumunki sevgidir; bedeninki ise değişmedir.

Ruh'un kendine mahsus tabiatı ise özsel düşüncedir. (Yunanca aslında «öze göre düşünme»; yani Ruh için düşünmek bir faaliyet değil, bizzat varlık tarzıdır.)

RUH ÜZERİNE — İKİNCİ PARÇA

1. Hareket ettirilen şey, her şeyi hareket ettiren hareketin işleyişine göre hareket ettirilir.

Zira her şeyin Tabiatı, her şeye hareketi tedarik eder — biri [Tabiat'ın] Kudreti'ne göre olan hareket, öteki [onun] İşleyişi'ne göre olandır.

Birincisi kendini Kozmos'un bütününe yayar ve onu içeriden bir arada tutar; ikincisi kendini [onun çevresine] yayar ve onu dışarıdan kuşatır. Ve bunlar her yerde, her şeyin içinden birlikte geçerler.

İmdi her şeyin [Doğurucu] Tabiatı, doğurduğu şeylere [yeniden] doğurma [kudretini] tedarik eder; kendi tohumlarını çözerek ve oluşlarını hareket eden madde vasıtasıyla meydana getirerek.

2. Ve Madde hareket ettirilince ısındı ve Ateş ile Su'ya dönüştü — biri güçlü ve etkin, öteki edilgin.

Ve Su tarafından karşı konulan Ateş, onun tarafından kurutuldu ve Su üzerinde taşınan Toprak oldu.

Ve aşırı derecede kuruyunca, üçünden — Su, Toprak ve Ateş'ten — bir buhar yükseldi ve Hava oldu.

[Dört unsur] birbiriyle birleşti; sonra, Uyum'un aklına göre — sıcak soğukla, kuru yaşla.

Ve bu dördünün birleşmesinden ruh (pneuma) doğar ve kuşatıcı Ruh'a (Pneuma) mütenasip tohum meydana gelir. (Burada «spirit» diye çevrilen kelime pneuma'dır: can taşıyan nefes yahut soluk. Metnin aslında «birleşme» kelimesi de «tek bir nefesle solumak» anlamına gelir; söz oyunu kasıtlıdır.)

Bu [nefes] rahme düştüğünde tohumun içinde atıl kalmaz, bilâkis etkin olarak tohumu dönüştürür; ve [böylece] dönüşen tohum büyümeyi ve boyu geliştirir.

Ve boyca büyüdükçe kendine bir örneğin suretini çeker ve o örneğe göre biçimlenir.

3. Ve biçim, örnek üzerinde taşınır — bir imge ile temsil edilen şey bu vasıtayla temsil edilir.

İmdi, rahimdeki nefeste hayatı sürdüren hareket değil, [yalnızca] mayalanmaya sebep olan hareket bulunduğundan, Uyum bu ikincisini akıllı hayatın kabı olarak terkip etti.

Bu [hayat] bölünmez ve değişmezdir; değişmezliğinden asla dönmez.

O [Uyum], rahim içindeki şeyin cenin hâlini sayılar vasıtasıyla yönetir, onu doğurur ve dış havaya çıkarır.

Ruh ona — yeni doğan bebeğe — pek yakın oturur; ortak bir hassa sebebiyle değil, Alınyazısı'nın zorlamasıyla; zira bedenle beraber olmaya hiç sevgisi yoktur. (Ruhun bedene inişi burada bir arzu değil bir mecburiyet olarak anlatılır; Plutarkhos da ruhun bedenle birleşmesini tabiata aykırı sayar.)

Bu sebeple [Uyum], Alınyazısı uyarınca, doğan şeye [onun] akla dayalı hareketini ve hayatın kendisinin zihnî özünü tedarik eder.

Zira [bu], kendini nefese sokar ve onu hayatın hareketiyle harekete geçirir. (Bu paragraflarda özneleri birbirinden ayırmak güçtür; Mead da bunu dipnotunda itiraf eder. Metin bu noktada bulanıktır, çeviriden değil.)

RUH ÜZERİNE — ÜÇÜNCÜ PARÇA

1. Şu hâlde Ruh cisimsiz özdür; zira bedeni olsaydı, artık kendi kendini ayakta tutma kudretine sahip olmazdı.

Zira her beden varlığa muhtaçtır; keza düzene konmuş hayata da muhtaçtır.

Zira doğuşa gelen her şeye değişme de mutlaka arkasından gelir.

Zira oluşa gelen şey, boyca oluşa gelir; zira oluşurken artar.

Yine artan her şeye eksilme, eksilmeye de yok oluş arkasından gelir.

Zira o, hayatın biçimine iştirak ederek yaşar; keza Ruh vasıtasıyla varlığa da iştirak eder.

2. Lâkin bir başkasına varlık sebebi olan şey, evvelâ kendisi varlıktır.

Ve bu «varlık» ile şimdi kastettiğim, akılda oluşa gelmek ve zihnî hayattan pay almaktır.

Bu zihnî hayatı tedarik eden Ruh'tur.

Ona hayat sebebiyle canlı, zihin sebebiyle akıllı, beden sebebiyle ölümlü denir.

Şu hâlde Ruh cisimsiz bir şeydir; [kendinde] her türlü değişmeden azade olma [kudretini] taşır.

Zira hayatı tedarik edecek [canlı] bir öz olmasaydı, zihnî bir canlıdan söz etmek nasıl mümkün olurdu?

Keza zihnî hayatı tedarik edecek akıl yürüten bir öz olmasaydı, akıllı bir [canlı] demek de mümkün olmazdı.

3. Zihin bütün [hayatlara] uzanmaz; [bu,] bedenin terkibinin Uyum'la olan münasebetine bağlıdır.

Zira terkipteki sıcak fazla gelirse, o kimse hafif ve ateşlidir; lâkin soğuk fazla gelirse, ağır ve durgundur.

Zira Tabiat, terkibi Uyum'a uygun kılar.

Oluşun üç biçimi vardır: sıcak, soğuk ve orta.

[Tabiat] onu, yıldız karışımındaki hükümran Yıldız'a göre uygun kılar.

Ve Ruh onu — beden terkibini — Alınyazısı'nın buyurduğu üzere alarak, Tabiat'ın bu işine [uygun cinsten] hayatı tedarik eder.

Şu hâlde Tabiat, bedenin uyumunu Yıldızlar'ın karışımına benzetir ve onun mürekkep karışımlarını Yıldızlar'ın Uyumu'yla birleştirir; öyle ki aralarında karşılıklı bir duygudaşlık bulunur.

Zira Yıldızlar'ın Uyumu'nun gayesi, kendi Alınyazıları uyarınca duygudaşlık doğurmaktır.

RUH ÜZERİNE — DÖRDÜNCÜ PARÇA

1. Şu hâlde Ruh, ey Ammon, kendi gayesini kendi içinde taşıyan özdür; [kendi] başlangıcında Alınyazısı'nın ona ayırdığı hayat yolunu üstlenirken, kendine maddeye benzer bir aklı da çeker; ki bu akıl «yürek»e ve «iştah»a sahiptir. (Yunancada thymos ve epithymia; kadim metinlerde çoğu kez «öfke ve şehvet» diye çevrilir. Hayvanî tabiatın «fazlası» ile «eksiği»ni gösterirler.)

«Yürek» de maddedir; eğer hâlini Ruh'un zihnine uygun kılarsa, o vakit yiğitlik olur ve korkaklığa kapılmaz.

«İştah» da maddedir; eğer hâlini Ruh'un akla dayalı kudretine uygun kılarsa, o vakit ölçülülük olur ve hazla harekete geçirilmez; zira akıl yürütmek «iştah»ın eksiğini doldurur.

2. Ve [bu iki fazilet] uyumlu kılınıp eşitlendiğinde ve ikisi birden Ruh'un akla dayalı kudretine tâbi kılındığında, adalet doğar.

Zira onların denge hâli, «yürek»in fazlasını alır götürür ve «iştah»ın eksiğini eşitler.

Bunların kaynağı ise her düşünceye nüfuz eden özdür; kendi kendisiyle, her şeyi çepeçevre düşünen kendi aklı içinde işleyerek ve kendi aklını kendine kural edinerek.

Hükümran olarak yöneten ve yol gösteren, özdür; onun aklı ise, her şey hakkında düşünen bir müşavir gibidir.

3. Şu hâlde özün aklı, akıl dışı [kısma] akıl yürütmenin tahminini sağlayan o akıl yürütmelerin bilgisidir (gnosis) — akıl yürütmenin kendisiyle kıyaslandığında sönük bir şey, lâkin akıl dışı olanla kıyaslandığında akıl yürütmedir; sese nispetle yankı, güneşe nispetle ay ışığı gibi.

Ve «yürek» ile «iştah», akla dayalı bir düzen üzere uyumlu kılınır; biri ötekine karşı çeker ve [böylece] kendi kendilerinde çevrimsel bir niyeti bilmeyi öğrenirler.

RUH ÜZERİNE — BEŞİNCİ PARÇA

1. [İmdi], her Ruh ölümden azadedir ve daimî hareket hâlindedir.

Zira Genel Vaazlar'da demiştik ki, kimi hareketler faaliyetler vasıtasıyladır, kimileri ise bedenler sebebiyledir.

Ayrıca deriz ki, Ruh belli bir özden meydana gelmiştir — bir maddeden değil — ve tıpkı özü gibi kendisi de cisimsizdir.

İmdi doğan her şeyin bir şeyden doğması zorunludur.

Dahası, doğuşun ardından yok oluşun geldiği bütün şeylerin, beraberlerinde iki tür hareket taşıması zorunludur: kendisiyle hareket ettirildikleri Ruh'un [hareketi] ve kendisiyle artıp eksildikleri bedenin [hareketi].

Dahası, birincisi çözüldüğünde ikincisi de çözülür.

Bunu, bozulmaya tâbi bedenlerin hareketi diye tanımlıyorum.

2. Ruh ise daimî hareket hâlindedir — şu bakımdan ki, daima kendi kendini hareket ettirir ve [ayrıca] hareketini başka şeylerde de etkin kılar.

Ve böylece, bu akla göre, her Ruh ölümden azadedir; zira hareket olarak kendi kendini etkin kılmaya sahiptir.

Ruhların türleri üçtür: ilahî, insanî ve akıl dışı.

İmdi ilahî olan, kendi ilahî bedenine ait olandır; ki orada kendi kendini etkin kılma vardır. Zira o, kendi bedeninde hareket ettirilir ve kendi kendini hareket ettirir.

Zira ölümlü hayatlardan azat edildiğinde, kendini kendi akıl dışı kısımlarından ayırır, tanrısal bedene gider ve daimî hareket hâlinde olduğundan, evrenin hareketiyle aynı hareketle kendi kendinde hareket ettirilir.

3. İnsanî [tür] de tanrısal [bedenden] bir şeye sahiptir; lâkin ona akıl dışı [kısımlar] da — iştah ile yürek — eklenmiştir.

Bu sonuncular da ölümsüzdür; zira kendileri de birer faaliyet olmak durumundadırlar; lâkin [bunlar] ölümlü bedenlerin faaliyetleridir.

Bu sebeple, Ruh'un tanrısal kısmı kendi tanrısal bedenindeyken onlar bu kısımdan çok uzağa kaldırılır; lâkin bu kısım ölümlü bir çerçeveye girdiğinde, onlar da ona yapışır ve [bu unsurların] hazır bulunmasıyla o, insanî bir Ruh olmayı sürdürür.

Akıl dışı varlıkların ruhu ise yürek ve iştahtan ibarettir. Ve bu sebeple bu hayatlara da akıl dışı denir; zira Ruh'un aklından mahrumdurlar.

4. Dördüncü [bir tür] olarak, ruhsuz olanlarınkini de sayabilirsin; ki o, bedenlere dışarıdan işler ve onları harekete geçirir.

Lâkin bu, [aslında] Ruh'un kendi tanrısal bedeni içinde kendi kendini hareket ettirmesi olmalıdır; bu [öteki] şeyleri hareket ettirmesi ise âdeta yol üstünde olup biten bir iştir.

RUH ÜZERİNE — ALTINCI PARÇA

1. Şu hâlde Ruh, ebedî ve zihnî bir özdür; gaye olarak kendi aklını taşır; ve [akılla] beraber düşündüğünde, Uyum'un niyetini [kendine] çeker.

Lâkin Tabiat'ın yaptığı bedeni geride bıraktığında, kendi içinde ve kendi kendisiyle kalır — düşünülür (noetik) âlemde kendi kendisinin yapıcısı olarak.

Kendi aklını yönetir; kendi düşüncesinde, hayata gelen şeyinkine benzer bir hareket (ki adına hayat denir) taşıyarak.

2. Zira Ruh'a mahsus olan şu şeydir: başka şeylere kendi hassasına benzer olanı tedarik etmek.

Şu hâlde iki hayat, iki hareket vardır: biri Ruh'un özüne göre olan, öteki bedenin tabiatına göre olan.

Birincisi daha geneldir, [ikincisi daha cüzîdir]; öze göre olan [hayat] kendinden başka hiçbir otorite tanımaz, öteki ise zorunluluk altındadır.

Zira hareket ettirilen her şey, kendisini hareket ettirenin zorunluluğu altındadır.

Lâkin hareket ettiren hareket, düşünülür özün sevgisiyle sıkı bir birlik içindedir.

Zira Ruh cisimsiz olmalıdır — Tabiat'ın yaptığı hiçbir bedene ortak olmayan bir öz.

Zira cisimli olsaydı, ne akla ne de zihne sahip olurdu.

Zira her beden zihinden yoksundur; lâkin özden aldığında soluk alan bir canlı olma kudretini kazanır.

3. Nefese (pneuma) bedeni [temaşa etme kudreti] verilmiştir; özün aklına ise Güzel'i temaşa etme kudreti.

Duyulur olan — nefes — görünüşleri ayırt edebilendir. O, muhtelif duyu organlarına dağıtılmıştır; onun bir kısmı kendisiyle gördüğümüz nefes olur, [bir kısmı] kendisiyle işittiğimiz, [bir kısmı] kendisiyle kokladığımız, [bir kısmı] kendisiyle tattığımız, [bir kısmı] kendisiyle dokunduğumuz nefes olur.

Bu nefes, idrak tarafından yukarı çekildiğinde duyulur olanı ayırt eder; lâkin çekilmezse, yalnızca kendine hayaller kurar.

Zira o bedene aittir ve dahası her türlü izlenimi kabul edicidir.

4. Özün aklı ise, bunun aksine, hükme sahip olandır.

Bilinmeye değer şeylerin bilgisi akılla birlikte var olur; nefesle birlikte var olan ise kanaattir.

İkincisi işleyişini çevredeki âlemden alır; birincisi ise kendinden. (Metin burada aniden kesilir; Stobaios'un derlediği parça bu cümleyle bitmektedir. Bu bir çeviri eksikliği değil, kaynaktaki kopukluktur.)

Ruh bedenle beraber olmayı sevmez; oraya Alınyazısı'nın zorlamasıyla iner.
Özgün metin hakkında
G.R.S. Mead, Thrice-Greatest Hermes, Cilt III: Excerpts and Fragments (1906), s. 39-50: "Excerpts XIV-XIX. Of Soul I-VI". Tam İngilizce metin kamu malıdır ve Internet Archive'de mevcuttur.

Bu metin neden önemli

Bu altı parça, Ioannes Stobaios'un beşinci yüzyılda derlediği antolojide «Hermes'ten, Ammon'a [Vaazlar]dan» başlığı altında korunmuştur; Corpus Hermeticum'a girmemiş, yalnızca bu derleme sayesinde bize ulaşmıştır. Altısı da Ruh'u tek bir soru etrafında ele alır: cisimsiz bir öz, cisimli bir dünyada nasıl iş görür? İkinci parçanın embriyoloji bahsi Hermetik külliyatta eşi az bulunan bir metindir; dört unsurun birleşmesinden nefesin (pneuma) doğuşunu, rahme düşüşünü ve ceninin sayılarla yönetilişini anlatır. Dördüncü parça, Platon'un ruhun üç kısmı öğretisini Hermetik bir çerçeveye taşıyarak «yürek» ile «iştah»ın dengelenmesinden adaletin doğuşunu tarif eder. Beşinci parçadaki ruh türleri sınıflandırması — ilahî, insanî, akıl dışı ve dördüncü olarak ruhsuz — geç antik dönem ruh tartışmalarının doğrudan bir yankısıdır. Çeviri, G.R.S. Mead'in Thrice-Greatest Hermes (Cilt III: Excerpts and Fragments, 1906, kamu malı) eserindeki İngilizce çeviriden yapılmıştır.

Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

Bu eser Hermetizm Koleksiyonu'nun parçasıdır →

Künye
Kaynak eser
Thrice-Greatest Hermes, Cilt III: Excerpts and Fragments, çev. G.R.S. Mead, Londra: Theosophical Publishing Society, 1906 — Excerpts XIV-XIX. Of Soul I-VI (Stobaios antolojisinde korunmuş Hermetik parçalar)
Neşir
Theosophical Publishing Society, Londra ve Benares, 1906 (Cilt III: Excerpts and Fragments); kamu malı
Konum
Bu parçaların tamamı — Cilt III, sayfa 39-50 (külliyatın tamamı değil)
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
Internet Archive
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY-SA 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin, değiştirirseniz aynı lisansla paylaşın). Kullanım & lisans →
Bu Çeviriye AtıfUysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Hermetik Parçalar: Ruh Üzerine Altı Parça. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/hermetik-parcalar-ruh-uzerine-alti-parca
← Kütüphaneye dön