Hermes'in oğlu Tat'a hitap ettiği bu parça, enerjinin ne olduğunu ve duyuşun bedenlerde nasıl işlediğini adım adım kurar. Karıncaların yiyecek biriktirmesinden taşların ufalanmasına, sevinç ile kederin insan ruhundaki yerinden ölümsüz bedenlerin duyumsuzluğuna dek geniş bir yelpaze kat eder. Metnin özü şudur: enerjiler ölümsüzdür ve dâima bir bedende iş görür, duyum ise bedenle doğar ve bedenle ölür. Aşağıda parçaların tamamı yer alıyor.
1. Tat. Bunları güzelce açıkladın, ey baba. Şimdi bana şu meseleler hakkında da öğret.
Zira bir yerde demiştin ki ilim ile sanat, aklî olanın enerjisini teşkil eder.
Lâkin şimdi diyorsun ki akılsız canlılar, akıldan mahrum bulundukları için akılsızdırlar ve öyle adlandırılırlar.
Bu muhakemeye göre şu zarureten çıkar: akılsız canlıların, akıldan mahrum olmaları sebebiyle, ne ilimde ne de sanatta hiçbir payı yoktur.
(Buradaki «enerji» sözcüğü Yunanca energeia'yı karşılar: modern fizikteki enerji değil, bir şeyin fiilen iş görmesi, etkin oluşu, yani etki ve işleyiş demektir. Metin boyunca bu anlamda okunmalıdır.)
2. Hermes. Zarureten öyledir, oğlum.
Tat. Öyleyse ey baba, akılsız yaratıkların bir kısmını hem zekâ hem de sanat kullanırken nasıl görüyoruz? Meselâ karıncalar kış için yiyeceklerini biriktiriyorlar; aynı şekilde hava yaratıkları yuvalarını kuruyor, dört ayaklı hayvanlar da kendi inlerini biliyorlar.
Hermes. Bunları, oğlum, ne ilimle ne de sanatla yaparlar; tabiatın kuvvetiyle yaparlar.
İlim ile sanat öğretilebilir; oysa bu akılsızlardan hiçbirine bir şey öğretilmiş değildir.
Tabiatla yapılan şeyler, şeylerin umumî enerjisi sebebiyle yapılır.
Sanat ve ilimle yapılanlar ise bilenlerce başarılır, herkesçe değil.
Herkesin yaptığı şeyler tabiat eliyle faaliyete getirilir.
3. Meselâ herkes göğe bakar; lâkin herkes musikişinas değildir, herkes okçu, avcı yahut sairesi değildir.
Fakat onlardan bazıları şunu, bazıları bunu öğrenmiştir; ilim ile sanat onlarda etkin hâldedir.
Aynı şekilde, karıncaların yalnız bir kısmı bu işi yapsa, diğerleri yapmasaydı, onların ilim ışığıyla davrandıklarını ve yiyeceklerini sanat vasıtasıyla depoladıklarını haklı olarak söylerdin.
Lâkin hepsi ayrımsız biçimde tabiatları tarafından buna sevk ediliyorsa — hem de belki iradelerine rağmen — besbellidir ki bunu ne ilimle ne de sanatla yapıyorlar.
4. Zira ey Tat, bu enerjiler kendilerinde bedensiz olsalar bile bedenlerde bulunurlar ve bedenler aracılığıyla iş görürler.
İşte bunun için ey Tat, onlar bedensiz olduklarından sen onlara ölümsüz dersin; ben ise, bedensiz oldukları hâlde etkinliklerini gösteremeyecekleri için, onların dâima bir bedende bulunduklarını söylerim.
Bir maksat yahut bir sebep uğruna varlığa çağrılmış olan, İlahî Takdir ile Alınyazısının kapsamına giren şeyler, kendilerine has enerjilerinden yoksun ve âtıl kalamazlar.
Zira olan, dâima olacaktır; çünkü bu varoluş, bedenin ta kendisi ve onun hayatıdır.
5. Bu muhakemeden şu çıkar ki bunlar hep bedendirler.
İşte bunun için diyorum ki «bedenleştirme»nin kendisi ezelî bir enerji işleyişidir.
Bedenler yeryüzünde iseler çözülmeye tâbidirler; yine de enerjilere yer ve organ olarak hizmet etmek üzere yeryüzünde bulunmaları gerekir.
Enerjiler ise ölümsüzdür ve ölümsüz olan ebediyen vardır — yani beden yapma, eğer sürekli devam ediyorsa, enerjidir.
(«Bedenleştirme» diye çevrilen sōmatōsis, ruhun bedene bürünmesi ya da bedenin meydana getirilmesi anlamındadır; Hermetik metinlerde tekrarlanan teknik bir terimdir.)
6. Enerjiler ruha eşlik ederler, lâkin hepsi bir anda görünmez.
Bazıları insanı doğduğu anda enerjilendirir; bunlar ruhun akılsız kısımlarıyla birleşmiştir. Daha saf olanlar ise yaşın değişmesiyle birlikte ruhun aklî kısmıyla iş birliği ederler.
Fakat bütün bu enerjiler bedenlere bağlıdır. İlahî bedenlerden ölümlü kalıplara inerler, bu beden yapıcı enerjiler; her biri ya bedenin ya da ruhun çevresinde dâima etkindir.
Evet, bedensiz olarak ruhun kendisiyle de etkindirler. Dâima faaliyet hâlindedirler.
Ruh ise ölümlü bedende ebediyen kalmaz, zira o bedensiz olabilir; oysa enerjiler asla bedensiz olamazlar.
Şu kutsal bir sözdür (logos), oğlum: Ruhtan ayrı beden var olmayı sürdüremez; ancak onun varlığı sürebilir.
(«Yaşın değişmesi» ile kastedilenin yedinci yaş olduğu düşünülür; kadim metinlerde bu yaş, aklî kısmın uyanışının eşiği sayılır.)
7. Tat. Ne demek istiyorsun, ey baba?
Hermes. Şöyle anla, ey Tat! Ruh bedeni terk ettiğinde beden kendi başına kalır.
Lâkin böyle terk edilmiş beden, kaldığı müddetçe faaliyet hâlindedir: parçalanmakta ve yok olmaktadır.
Zira enerjinin işleyişi olmadan beden bunları yaşayamazdı.
Şu hâlde bu enerji, ruh gittikten sonra da bedenle beraber devam eder.
İşte ölümsüz beden ile ölümlü beden arasındaki fark budur: ölümsüz olan tek bir maddeden ibarettir, bu beden ise değildir.
Birincisi etkindir, ikincisi edilgin.
Zira etkin kılan her şey daha güçlüdür; etkin kılınan ise daha zayıf.
Güçlü olan, hem yetkili hem hür olduğundan öncülük eder; zayıf olan ise bir köle gibi ardından gider.
8. Enerjiler yalnız ruhlu bedenleri değil, ruhsuz bedenleri de — kütükleri, taşları ve bütün bu kabîl şeyleri — enerjilendirirler: onları hem büyütür, hem meyve verdirir, hem olgunlaştırır; çözer, eritir, çürütür ve ufalar; ruhsuz bedenlerin uğrayabileceği bütün benzer faaliyetleri onlarda meydana getirir.
Zira enerji, ey oğul, tam da olup bitmekte olan şeyin adıdır — yani oluşun.
Ve pek çok şeyin dâima oluş hâlinde bulunması gerekir; hayır, daha doğrusu her şeyin.
Zira Kozmos var olan şeylerin hiçbirinden yoksun kalmaz; ebediyen kendi içinde taşınarak var olan şeyleri taşır — öyle şeyler ki yeniden yok edilmekten hiç geri durmayacaklardır.
9. Şu hâlde bil ki her türden enerji dâima ölümden azadedir — ne olursa olsun, hangi bedende bulunursa bulunsun.
Enerjilerin bir kısmı ilahî bedenlere, bir kısmı bozulmaya uğrayanlara aittir; bir kısmı umumî, bir kısmı hususîdir. Bir kısmı cinslere, bir kısmı her cinsin parçalarına aittir.
İlahî olanlar, enerjilerini ebedî bedenler aracılığıyla işletenlerdir. Bunlar kâmil enerjilerdir, zira kâmil bedenler aracılığıyla iş görürler.
Kısmî enerjiler ise tek tek canlıların her biri aracılığıyla iş görenlerdir.
Hususî enerjiler de var olan şeylerin her biri aracılığıyla iş görenlerdir.
10. Şu hâlde bu muhakeme, ey oğul, her şeyin enerjilerle dolu olduğu sonucunu çıkarır.
Zira enerjilerin bedenlerde bulunması zarurî olduğuna — ve Kozmos'ta pek çok beden bulunduğuna — göre, enerjilerin bedenlerden çok daha fazla olduğunu söylerim.
Zira çoklukla tek bir bedende bir, iki, hatta üç faaliyet bulunur; kendisiyle birlikte gelen umumî olanları saymıyorum bile.
Umumî olanlarla, bedenin duyumları ve hareketleri aracılığıyla kendini işleten sırf bedensel olanları kastediyorum.
Zira bu enerjiler olmasa, bir canlının bedeni var olmayı sürdüremez.
11. İnsanların ruhlarında ise ikinci bir enerji sınıfı vardır: sanatlar, ilimler, uygulamalar ve maksatlı işler aracılığıyla kendini işleten hususî enerjiler.
Zira duyuşlar enerjileri takip eder; daha doğrusu enerjilerin tamamlanışıdır onlar.
Şu hâlde bil ki, ey oğul, enerji ile duyum arasında fark vardır.
Enerji yukarıdan aşağı gönderilir; duyum ise bedende olup varlığını ondan aldığından, enerjiyi alır ve sanki ona beden veriyormuş gibi onu açığa çıkarır.
İşte bunun için diyorum ki duyumlar hem bedensel hem ölümlüdür ve yalnızca beden sürdüğü müddetçe sürerler.
Hayır, daha doğrusu: bedenin duyumları onunla beraber doğar ve onunla beraber ölürler.
(Burada «duyuş» ve «duyum» diye karşılanan aisthēsis, hem duyu algısı hem de duygulanım anlamını birlikte taşır; Mead bunları kimi yerde «sensation», kimi yerde «feeling» diye çevirir. Türkçede tek bir sözcük ikisini birden karşılamadığı için bağlama göre değişmektedir.)
12. Ölümsüz bedenlerin ise kendilerinde hiçbir duyumu yoktur — ölümsüz bir duyum bile — sanki bir tür özden bileşmiş gibi.
Zira duyum tümüyle şundan başka bir yerden doğmaz: ya bedene eklenen kötüden yahut iyiden, ya da tersine ondan geri alınandan.
Lâkin ebedî bedenlerde ne ekleme ne eksiltme vardır.
İşte bunun için onlarda duyum vuku bulmaz.
13. Tat. Şu hâlde duyum her bedende hissedilir mi?
Hermes. Her bedende, oğlum; ve enerjiler de bütün bedenlerde etkindir.
Tat. Ruhsuz bedenlerde bile mi, ey baba?
Hermes. Onlarda bile, ey oğul. Lâkin duyumlarda farklar vardır.
Akıl sahibi olanların duyuşları akılla birlikte vuku bulur; akılsızlarınki ise sırf bedenseldir. Ruhu olmayan şeylere gelince, onların da duyumları vardır, lâkin edilgin duyumlar — yalnızca artma ve eksilme yaşantısı.
Üstelik tutku ile duyum tek ve aynı başa asılıdırlar; ve yine aynı başta toplanırlar, hem de enerjiler eliyle.
(«Tek ve aynı başa asılı olmak» imgesi Platon'un Phaidon'undan gelir: Sokrates orada hazla acıyı «tek bir baştan sarkan iki gövde» diye tarif eder. Tuhaf görünen ifade bir çeviri kusuru değil, kaynağın bilinçli göndermesidir.)
14. Ruhu olan canlılarda, duyumlara ve tutkulara eşlik eden iki enerji daha vardır: keder ve sevinç.
Bunlar olmasa, ruhlu bir canlı — hele hele aklî olanı — duyum yaşayamazdı.
İşte bunun için diyorum ki tutkuların çeşitli suretleri vardır; öyle suretler ki akıl sahibi canlılara ötekilerden daha çok hükmederler.
Şu hâlde enerjiler duyumlardaki etkin kuvvetlerdir; duyumlar ise enerjilerin alâmetleridir.
15. Dahası, bunlar bedensel olduklarından, insan ruhunun akılsız kısımları tarafından harekete geçirilirler; işte bunun için diyorum ki ikisi de zararlıdır.
Zira sevinç, o an için hazla birleşmiş bir duyum sağlasa da, onu hissedene derhâl birçok kötülüğün sebebi olur; keder ise daha büyük acılar ve ıstıraplar verir.
İşte bunun için ikisi de son derece zararlı görünürler.
16. Tat. Öyleyse duyum ruhta ve bedende aynı olabilir mi, ey baba?
Hermes. Ne demek istiyorsun — ruhta duyum mu, oğlum?
Tat. Ruhun bedensiz olması ve duyumun bir beden olması mümkün olamaz herhâlde, ey baba — şu duyum ki tıpkı ruh gibi kimi zaman bir bedende bulunur, kimi zaman bulunmaz?
Hermes. Onu bir bedene koyacak olsaydık, oğlum, onu ruha yahut enerjilere benzer diye tasvir etmiş olurduk. Zira bunların bedenler içindeki bedensizler olduğunu söylüyoruz.
Lâkin duyum ne enerji ne ruh, ne de bedenden başka herhangi bir şey olduğuna göre — yukarıda söylenenlere bakılırsa — bedensiz olamaz.
Ve bedensiz değilse, beden olmalıdır.
Zira var olan şeylerin bir kısmı beden, geri kalanı bedensiz olmalıdır…
(Parça burada, cümlenin ortasında kesilir. Bu bir çeviri eksikliği değil, Stobaios'un antolojisinde korunan metnin kendisindeki kopukluktur; devamı günümüze ulaşmamıştır.)
Enerji yukarıdan gönderilir; duyum ise bedende olup varlığını ondan alır.
Özgün metin hakkında
Bu metin neden önemli
Bu metin, Ioannes Stobaios'un beşinci yüzyılda derlediği antolojinin fizik bölümünde, «Tat'a Söylevlerden» başlığı altında korunmuştur; Corpus Hermeticum'a girmemiş, yalnızca bu antoloji sayesinde günümüze ulaşmıştır. Baba ile oğul arasındaki soru-cevap kalıbı, Hermetik külliyatın en tanıdık öğretim biçimidir; burada Tat'ın itirazları tartışmayı ilerleten asıl kuvvettir. Parçanın ayırt edici yanı, soyut bir metafizik yerine gözleme dayalı örneklerle ilerlemesidir: karıncalar, kuş yuvaları, çürüyen beden, olgunlaşan meyve. Kavramsal olarak en dikkat çekici hamle, duyumun bedensiz sayılmayıp doğrudan beden ilan edilmesidir — ki bu, ruh ile beden arasındaki sınırı alışılmadık bir yere çeker. Metin, bu iddianın gerekçesi verilirken cümlenin ortasında kesilir. Çeviri, G.R.S. Mead'in Thrice-Greatest Hermes (Cilt III: Excerpts and Fragments, 1906, kamu malı) eserindeki İngilizce çeviriden yapılmıştır.
Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol
Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.
Bu eser Hermetizm Koleksiyonu'nun parçasıdır →
- Kaynak eser
- Thrice-Greatest Hermes, Cilt III: Excerpts and Fragments, çev. G.R.S. Mead, Londra: Theosophical Publishing Society, 1906 — Excerpt VIII. Of Energy and Feeling (Stobaios antolojisinde korunmuş Hermetik parçalar)
- Neşir
- Theosophical Publishing Society, Londra ve Benares, 1906 (Cilt III: Excerpts and Fragments); kamu malı
- Konum
- Bu parçaların tamamı — Cilt III, sayfa 22-28 (külliyatın tamamı değil)
- Çeviren
- Şira Nur Uysal
- Dijital nüsha
- Internet Archive
Uysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Hermetik Parçalar: Enerji ve Duyuş Üzerine. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/hermetik-parcalar-enerji-ve-duyus