Dionysios Areopagita, Kilise Hiyerarşisi
Masaccio, Meryem'in Göğe Yükselişi (1428). Meryem, meleklerden oluşan bir hâle içinde göğe yükselirken tasvir edilir. Bu tablo, Pseudo-Dionysius'un anlattığı göksel hiyerarşiyi görselleştirir.

Dionysios Areopagita, Kilise Hiyerarşisi

Corpus Areopagiticum
Pseudo-Dionysius Areopagita· 1897· Özgün: İngilizce· archive.org · ~81 dk okuma
Mistik TeolojiTürkçe çeviriAçık erişim

Dionysios Areopagita'nın Kilise Hiyerarşisi Üzerine risalesinin tam çevirisi. Vaftiz, Efkaristiya, muron takdisi ve rahiplik mertebeleri üzerine.

Türkçe çeviri (tam metin) · Çeviren Şira Nur Uysal

Kilise Hiyerarşisinin Geleneksel Görüşü Nedir ve Gayesi Ne İidir?

O halde, dindar evlatların en dindarı, hiyerarşik gizemlerden neşet eden kutsal vahyin inisiyasyonuyla inisiye edilmiş olanlar için bizimkini, ilham edilmiş, Tanrısal ve Tanrılaştırıcı bir ilmin, fiilin ve kutsamanın hiyerarşisi (kutsal düzen) olarak, dünyaüstü ve en mukaddes Vahiylerden ve geleneklerden hareketle ispat etmeliyiz.

Fakat dikkat et, en kutsal şeyleri (Kutsalların Kutsalını) tahkir etmeyesin, bilakis onlara hürmetle muamele edesin, ve gizli Tanrı’ya ait şeyleri aklî ve muğlak araştırmalarla onurlandırasın, onları inisiye edilmemiş olanların iştirakinden ve murdarlığından dikkatle koruyasın, ve kutsal şeyleri yalnızca kutsal olanlarla, kutsal bir aydınlanma vasıtasıyla hürmetle paylaşasın.

Zira O’nun Şöleninde ziyafet çeken bizlere Tanrı’nın Kelâmı’nın, bizzat İsa’nın öğrettiği üzere, her hiyerarşinin, kutsamanın ve Tanrısal fiilin Kaynağı, Özü ve en yüce Tanrısal Gücü olan en yüce Tanrısal ve tözüstü Akıl, bizden üstün olan kutlu Varlıkları daha berrak ve aynı zamanda daha aklî bir surette aydınlatır, ve onları mümkün mertebe Kendi Işığına benzetir, ve O’na yükselen ve bizi yükselten güzel şeylere olan sevgimiz vasıtasıyla çokluk arz eden tefrikayı bir araya toplar, tek biçimli ve Tanrısal bir hayata, itiyada ve fiile kemale erdirdikten sonra Tanrısal Rahipliğin gücünü kutsiyetle bahşeder, bundan ötürü rahip makamının kutsal icrasına yaklaşarak, onların kalıcı ve değişmez kutsal sebatına gücümüz yettiğince benzemek suretiyle, bizzat bizler üstümüzdeki Varlıklara daha da yaklaşırız, ve böylece İsa’nın kutlu ve yüce Tanrısal zâtına yukarı doğru bakarak, görmemize izin verilen her şeye hürmetle nazar kılarak, ve görülerin bilgisiyle aydınlanarak, Tanrısal gizemlerin ilmi bakımından arınmış ve arındırıcılar, Işığın suretleri, ve Tanrı ile birlikte çalışanlar, yetkinleşmiş ve yetkinleştiriciler haline gelebiliriz.

O halde, Meleklerin ve Başmeleklerin, dünyaüstü Riyasetlerin ve Hâkimiyetlerin, Kudretlerin ve Rabliklerin, ve Tanrısal Tahtların, yahut Tahtlar ile aynı mertebede olan Varlıkların hiyerarşisi nedir, ki Tanrı’nın Kelâmı onların Tanrı’ya yakın olduğunu, daima Tanrı’nın etrafında ve Tanrı ile birlikte bulunduğunu bildirir, onlara İbrani dilinde Kerubim ve Serafim adını verir, onların Mertebelerinin ve Hiyerarşilerinin kutsal saflarını ve kısımlarını tefekkür ederek yazdığımız kitaplarda, şanlarına yaraşır şekilde değil fakat elimizden gelenin en iyisiyle, ve en mukaddes Yazıların Tanrıbilimi onların Hiyerarşisini överken nasıl rehberlik ettiyse öylece bulacaksınız.

Bununla birlikte şunu söylemek iktiza eder ki, hem bu, hem de şu anda tarafımızdan övülen her Hiyerarşi, bütün Hiyerarşik muamele boyunca tek ve aynı güce sahiptir, ve Hiyerarkın kendisi, kendi özüne, kıyasına ve mertebesine göre Tanrısal şeylere inisiye edilir, tanrılaştırılır ve Tanrı’dan kendisine gelen mukaddes tanrılaşmaya her birinin liyakatine göre astlarına bunu aktarır, ayrıca astlar üstleri takip eder ve daha altta olanları ilerideki şeylere doğru yükseltir, ve bazıları önden gider ve mümkün mertebe diğerlerine rehberlik eder, ve her biri, elden geldiğince, bu ilham edilmiş ve ruhbanî ahenk vasıtasıyla hakikaten Güzel, Bilge ve İyi olandan pay alır.

Fakat haklarında hürmet dolu bir zikirde bulunmuş olduğumuz, üstümüzdeki Varlıklar ve mertebeler gayr-i maddidir, ve onların Hiyerarşisi hem kavranılır hem de dünyaüstüdür, fakat biz kendi Hiyerarşimize, kendimize uygun olarak, duyulur sembollerin çeşitliliğiyle zenginleşmiş biçimde bakalım, bu semboller vasıtasıyla, kapasitemiz nispetinde, kendi ölçümüze göre tek biçimli tanrılaşmaya, Tanrı’ya ve Tanrısal fazilete doğru hiyerarşik olarak sevk ediliriz.

Onlar şüphesiz, zihinler olarak, kendileri için belirlenmiş yasalara göre düşünürler, fakat bizler, mümkün mertebe, duyulur imgeler vasıtasıyla ilahi tefekkürlere yönlendiriliriz.

Ve doğrusunu söylemek gerekirse, tüm tanrısal olanların arzuladığı Tek bir Varlık vardır, ancak onlar bu Tek ve Aynı Olandan tek biçimde pay almazlar, ilahi terazi her birine uygun mirası nasıl dağıttıysa öyle pay alırlar.

Şimdi, bu konular "Makul ve Duyulur" üzerine olan risalede daha sistemli bir şekilde ele alınmıştır, fakat şimdi ben, tüm hiyerarşilerin kaynağı ve yetkinleştiricisi olan İsa’ya yakararak, bizim hiyerarşimizin (hiyerarşi) hem kaynağını hem de özünü elimden geldiğince açıklamaya çalışacağım.

O halde her hiyerarşi, saygın geleneğimize göre, kendi kapsamına giren kutsal şeylerin bütünsel açıklaması, şu veya bu hiyerarşinin kutsal törenlerinin, duruma göre, en eksiksiz bir özetidir.

Bizim hiyerarşimiz de, kendi içinde barındırdığı tüm kutsal törenlerin kapsamlı sistemi olarak adlandırılır ve öyledir, buna göre ilahi hiyerarşi lideri, inisiye edilmiş olarak, hiyerarşinin başı sıfatıyla en kutsal şeylerin tamamının kendi içinde aktarımına sahip olacaktır.

Zira hiyerarşiden bahseden kimse, toplu olarak tüm kutsal törenlerin düzeninden bahsettiği gibi, hiyerarşi liderinden bahseden kimse de, tüm hiyerarşinin kendi içinde açıkça tamamlandığı ve tanındığı, tüm kutsal bilgilerde yetkin, ilham almış ve tanrısal insanı belirtir.

Bu hiyerarşinin başı, yaşamın pınarı, iyiliğin özü, tek üçleme, var olan şeylerin sebebi olan ve iyilik sebebiyle var olan şeylere hem varlığı hem de esenliği bahşedendir. Her şeyin ötesinde yücelmiş olan bu en yüce ilahi kutluluğun, yani üçlü birliğin, gerçekten Var Olan’ın, bizim için anlaşılmaz ama kendisi tarafından bilinen iradesi, aramızdaki ve üzerimizdeki varlıkların akli muhafazasıdır, fakat bu muhafaza, kurtarılanlar tanrısallık (thearkhia) mertebesine ulaştırılmadıkça başka türlü gerçekleşemez.

Şimdi, ulaşılabileceği ölçüde Tanrı’ya benzemek ve O’nunla birleşmek, tanrısallaşmadır.

Ve bu, her hiyerarşinin ortak hedefidir, yani Tanrı’ya ve ilahi şeylere karşı ilahi ve tek biçimde sunulan sarsılmaz sevgidir, bundan önce ise, karşıt olan şeylerin tamamen ve kararlılıkla uzaklaştırılması, şeylerin kendi içlerinde oldukları gibi bilinmesi, kutsal hakikatin vizyonu ve bilimidir, Tek Olan’ın tek biçimli mükemmelliğinin ulaşılabildiği ölçüde ilhamla aktarılmasıdır, akli olarak besleyen ve ona doğru yükselen her insanı tanrısallaştıran tefekkür şölenidir.

O halde beyan edelim ki, en yüce ilahi kutluluk, özsel uluhiyet, tanrısallaşmanın kaynağı ve kendisinden tanrısallaşanların tanrısallığı gelen Varlık, ilahi iyilik vasıtasıyla, tüm akli ve zihni varlıkların muhafazası ve tanrısallaşması için hiyerarşiyi miras bırakmıştır.

Ve dünya üstü ve kutlu miraslara daha gayrimaddi ve zihni bir şey miras bırakılmıştır, zira her şeye gücü yeten Tanrı onları ilahi şeylere dışarıdan değil, akli olarak yönlendirir, çünkü onlar en ilahi iradeye dair içeriden, saf ve gayrimaddi bir parlaklıkla aydınlatılırlar, fakat bize, onlara tek biçimde ve örtülü olarak miras bırakılmış olan şey, ilahi olarak aktarılan vahiylerden, kabul edebileceğimiz ölçüde, çeşitli ve çok sayıda bölünebilir sembollerle miras bırakılmıştır.

Zira ilahi olarak aktarılan vahiyler, hiyerarşimizin özüdür.

Ve biz beyan ederiz ki bu vahiyler, tanrısal inisiyatörlerimiz tarafından Tanrı Kelamı’nın ilhamlı mektuplarında verilenlerin tümü, en saygındır, dahası, liderlerimizin bize aynı kutsal insanlardan, daha az maddi bir inisiyasyonla ve adeta semavi hiyerarşiyle zaten akraba olarak, zihinden zihne, bedensel ama yine de daha gayrimaddi bir konuşma vasıtasıyla, yazısız olarak ifşa ettikleri her şey de öyledir.

İlham almış hiyerarşi liderleri bu şeyleri, sıradan ibadet edenler topluluğu için açık kavramlarla değil, kutsal sembollerle aktarmışlardır.

Çünkü herkes kutsanmış değildir, vahiylerin de beyan ettiği gibi, bilgi herkese ait değildir.

O halde hiyerarşimizin ilk liderleri, aşkın özdeki uluhiyetten kutsal armağanla kendileri dolduktan ve aynı armağanı ardışık olarak yaymak üzere en yüce ilahi iyilik tarafından gönderildikten sonra, kendileri de tanrısal olarak kendilerinden sonrakilerin yükselişini ve tanrısallaşmasını yürekten arzulayarak, kutsal emirleri uyarınca, yazılı ve yazısız ifşalarıyla bize semavi olanları duyulur imgelerle, örtülü olanları çeşitlilik ve çoklukla, ilahi olanları insani olanlarla, gayrimaddi olanları maddi olanlarla ve aşkın özü bize ait olan şeylerle sundular.

Bunu sadece, sembollere dokunmasına bile izin verilmeyen kutsanmamışlar yüzünden yapmadılar, aynı zamanda hiyerarşimiz, söylediğim gibi, bizim durumumuza uyarlanmış bir tür sembol olduğu için yaptılar, bu durum, bunlardan makul olanlara doğru daha ilahi yükselişimiz için duyulur şeylere ihtiyaç duyar.

Yine de sembollerin nedenleri, henüz inisiye edilmekte olanlara açıklanmasına izin verilmeyen ilahi inisiyatörlere ifşa edilmiştir, çünkü ilahi olarak aktarılan şeylerin kanun koyucularının, hiyerarşiyi iyi kurulmuş ve karışıklıktan uzak rütbeler halinde, her birine uygun olanın liyakate göre ölçülü ve kutsal dağıtımlarıyla kasten düzenlediklerini bilirler.

Bu nedenle, senin kutsal vaatlerine güvenerek, zira bunları sana hatırlatmak dindar bir görevdir, her hiyerarşik kutsal sözün bağlayıcı gücü olduğundan, bunu seninle aynı rütbedeki o tanrısal inisiyatörlerden başkasına aktarmayacağına ve onları, hiyerarşik düzenlemeye göre, saf şeylere safça dokunmaya, Tanrı’nın gizemlerini yalnızca tanrısal olanlara, yetkin şeyleri yetkinliğe muktedir olanlara ve tamamen en kutsal şeyleri kutsal olanlara aktarmaya söz vermeye ikna edeceğine inanarak, diğer birçok hiyerarşik armağanın yanı sıra bu ilahi armağanı da sana emanet ettim.

O halde, hiyerarşimizin amacının bu olduğunu, yani ulaşılabildiği ölçüde Tanrı’ya benzememiz ve O’nunla birleşmemiz olduğunu saygıyla beyan ettik.

Ve ilahi vahiylerin öğrettiği gibi, buna ancak en çok tapılası emirlerin sevgisi ve dini vecibelerinin yerine getirilmesiyle ulaşacağız.

Zira O şöyle der, "Beni seven sözümü tutacaktır, Babam da onu sevecektir ve biz ona geleceğiz, onunla birlikte mesken tutacağız." O halde, en saygın emirlerin dini vecibelerinin yerine getirilmesinin kaynağı nedir?

Semavi-fevkî sükûnun iadesine yönelik hazırlığımız, ruhlarımızın melekelerini diğer mukaddes söz ve fiilleri kabule elverişli kılarken, mukaddes ve en ilahî yeniden doğuşumuzun aktarılmasını da temin eder.

Şöyle ki, aklın İlahî şeylere doğru ilk hareketi Kaadir-i Mutlak Tanrı’nın rıza ile kabulüdür, lakin İlahî emirlerin dinî vecibeler halinde icrasına yönelik dindarca kabulün en evvelki adımı, varlığımızın Tanrı’dan neşet edişinin dile gelmez ameliyesidir.

Zira şayet Tanrı’dan var oluşumuz İlahî tevellüt ise, var olmaya Tanrı’da başlamamış olan bir kimse, İlahî talimatların hiçbirini asla bilemez ve elbette katiyen ifa edemezdi.

İnsanî bir tarzda konuşmak gerekirse, işlerimizi yapmaya koyulmadan evvel, ilkin var olmaya başlamamız icap etmez mi?

Mademki katiyen var olmayan bir kimsenin ne hareketi ne de bir başlangıcı vardır, şu halde ancak bir veçhile var olan kimse, kendi tabiatına muvafık olan şeyleri bizzat icra eder yahut bunlara maruz kalır.

Şimdi Tanrı’daki bu doğumun İlahî sembollerini temaşa edelim.

Ve niyaz ederim, inisiyasyondan geçmemiş hiçbir kimse bu müşahedeye yaklaşmasın, zira ne zayıf gözlerle güneşin haşmetli ışınlarına dik dik bakmak tehlikesizdir, ne de bizi aşan şeylere el uzatmak ziyansızdır.

Nitekim Şeriat’ın rahipliği, mukaddes şeylere el uzattığı için Ozias’ı, takatinin fevkindeki mukaddes şeylere cüret ettiği için Korah’ı, kendi vazife sahası dahilindeki şeylere hürmetsizce muamele ettikleri için de Nadab ile Abihu’yu tardetmekte pek haklıydı.

O halde Hiyerarş (başrahip), istisnasız bütün insanların Tanrı’ya benzemek suretiyle kurtuluşa ermesini ve hakikatin idrakine varmasını arzu ederek, herkese hakiki Müjde’yi ilan eder, buna göre Tanrı yeryüzündekilere merhamet buyurarak, Kendi zatî ve fıtrî iyiliği icabı, insanlara duyduğu muhabbet sebebiyle bize doğru Kendi bizzat kollarını açarak gelmeye tenezzül etmiş ve Kendisiyle vuku bulan vuslat vasıtasıyla, bir kılınmış şeyleri, tanrılaşmaya olan istidatları nispetinde, tıpkı ateşin kıldığı gibi Kendisine benzetmiştir.

"Zira O'nu her kim kabul ettiyse, onlara Tanrı'nın evlatları olma kudretini bahşetti; O'nun İsmine iman edenlere, kandan değil, bedenin iradesinden de değil, ancak..."

Bu cidden dünya-fevkî lütuflardan hissedar olmaya yönelik dinî bir iştiyak duyan kimse, inisiye edilmiş olanlardan birine varır ve Hiyerarş’a takdiminde kendisine rehberlik etmesi hususunda onu ikna eder.

Müteakiben, kendisine verilecek öğretiye bütünüyle tabi olacağını ikrar eder ve gerek intisap sürecinin gerekse bundan sonraki bütün hayatının nezaretini deruhte etmesi için ona yalvarır.

Diğeri ise, onun kurtuluşunu dindarca arzulasa dahi, girişilen bu işin yüceliği karşısında beşerî acziyeti tarttığında, ansızın bir titreme ve iktidarsızlık hissiyle sarsılır,

yine de nihayetinde, talep edilen şeyi hüsnürıza ile yapmaya muvafakat eder ve onu tutup baş Hiyerarş’a götürür.

O vakit Hiyerarş, omuzlarındaki koyun misali bu iki adamı sevinçle kabul edip önce tazimde bulunduktan sonra, çağrılanların kendisinden çağrıldığı ve kurtarılanların kendisinden kurtulduğu Bir hayırhah Kaynağı aklî bir şükran ve bedenî secde ile taziz eder.

Ardından, bu müşterek mesaiye iştirak etmek, adamın kurtuluşu vesilesiyle hep birlikte sevinç duymak ve İlahî İyilik’e şükran sunmak maksadıyla mukaddes mekânda tam bir dinî cemaat toplayarak, evvela Kutsal Kelam’da yer alan muayyen bir ilahiyi bütün Kilise cemaati eşliğinde terennüm eder, bundan sonra mukaddes masayı öperek önündeki adamın yanına varır ve ona kendisini buraya neyin getirdiğini sual eder.

Adam, kefilinin talimatı dairesinde, Tanrı sevgisiyle dinsizliğini, hakiki güzelden bihaber oluşunu, Tanrı’daki hayat için kifayetsizliğini itiraf edip, onun mukaddes tavassutu vasıtasıyla Tanrı’ya ve İlahî şeylere vasıl olmayı niyaz ettiğinde, Hiyerarş ona, takarrubunun Kusursuz ve lekesiz olan Tanrı’ya yaraşır şekilde tastamam olması icap ettiğine şehadet eder,

ona takva dolu hayat tarzını etraflıca izah edip bu minval üzere yaşayıp yaşamayacağını sual ettikten ve sözünü aldıktan sonra, sağ elini başının üzerine koyar, onu mühürlediğinde ise rahiplere bu adamı ve kefilini kaydetmelerini emreder.

Onlar isimleri kaydettiklerinde mukaddes bir dua icra eder, bütün Kilise bu duayı onunla birlikte ikmal ettiğinde, Leitourgoi (hizmetkârlar) vasıtasıyla adamın çarıklarını çözer ve libasını çıkarır.

Müteakiben, onu yüzü batıya dönük vaziyette yerleştirip ellerini çırptırarak ve yüzünü yine o cihetten çevirerek, Şeytan’a doğru üç kez nefretle üflemesini ve dahası, terk ve teberri sözlerini ikrar etmesini emreder.

Onun üç defa vuku bulan bu teberrisine şahitlik ettikten sonra, bunu üç kez ikrar etmiş olan adamı yeniden doğuya çevirir, göğe bakıp ellerini oraya doğru uzattığında, Mesih’in ve Tanrı’nın İlahî surette nakledilmiş bütün Kutsal Kelamı’nın maiyetine kaydolmasını emreder.

Adam bunu yerine getirdiğinde, onun üçlü ikrarını kendisi adına bir kez daha teyit eder ve adam üç kez ikrarda bulunduktan sonra, duanın ardından şükranlarını sunup elini onun üzerine koyar.

Diyakonlar adamın giysilerini tamamen çıkardıklarında, Rahipler takdis yağının mukaddes meshini getirirler.

Ardından Hiyerarş, üçlü mühürleme vasıtasıyla meshe başlar ve geriye kalan kısım için bütün bedenini meshetmek üzere adamı Rahiplere havale eder, kendisi ise

manevi evlat edinmenin validesine doğru ilerler, oradaki suyu mukaddes dualarla arındırıp, gayet saf Muron’un haçvari üç dökümü ve pek mukaddes Muron’un aynı sayıdaki zerk edilişiyle ikmal ettikten ve Tanrı’yla kendinden geçmiş Peygamberlerin ilhamına ait mukaddes nağmeyi terennüm ettikten sonra adamın öne getirilmesini emreder, Rahiplerden biri kütükten adamın ve kefilinin adını okuduğunda, adam Rahipler tarafından suyun yanına, Hiyerarş’ın eline doğru getirilir, elinden tutularak ona sevk edilir.

Nihayet yukarıda durmakta olan Hiyerarş, Rahipler suyun içindeki inisiyenin ismini Hiyerarş’ın yanı başında bir kez daha yüksek sesle nida ettiklerinde, inisiye edilenin üç defa suya batıp çıkışında İlahî Saadet’in üçlü hipostazını zikrederek onu üç kez suya daldırır.

Rahipler ardından onu alarak takdiminin kefiline ve rehberine emanet ederler, onunla birlikte inisiyenin üzerine münasip giysiyi örttüklerinde ise onu yeniden Hiyerarş'a götürürler, o da adamı ilahî tesiri en yüksek Mür (Muron) ile mühürledikten sonra, bundan böyle ilahî inisiyasyonu en yüce Efkaristiya'nın hissedarı olduğunu ilan eder.

Mür, mürrüsafiden hazırlanan meshedilme yağıdır, müre müstağrak olan bu yağla parıldar ve mür damlayan ise mezkûr yağla damlar haldedir.

Bu hususları tamamladığında, ikincil şeylere doğru olan ilerleyişinden bizzat ilk şeylerin temaşasına yükselir, zira o, hiçbir vakit ve surette kendine has olanlardan gayrısına dönmeyen, lakin ilahî olandan ilahî olana geçerek, sebatla ve daima en yüce ilahî Ruh'un sancağı altında saf tutan kimsedir.

O halde, Tanrı'daki bu mukaddes doğum inisiyasyonu, sembollerde olduğu veçhile, yakışıksız yahut hürmetsiz hiçbir şey barındırmadığı gibi duyulur imgelerden de bir şey taşımaz, bilakis cismanî ve beşerî imgelere benzetilmiş, Tanrı'ya layık bir temaşanın muammalarını ihtiva eder.

İcra edilenlerin bizzat ilahî manası sükûtla geçiştirilse dahi, talibin iyi bir hayat sürmesini dindarca gözeten, ona cismanî bir surette su vasıtasıyla icra edilen maddî temizlenme yoluyla, faziletli ve ilahî bir hayat marifetiyle her türlü kötülükten arınmayı buyuran ilahî Talim ikna edici olabilirdi.

O halde icra edilenlerin bu sembolik tedrisi, daha ilahî bir ciheti bulunmasaydı bile, zannımca dindarane bir kıymetten yoksun kalmaz, iyi tanzim edilmiş bir hayatın disiplinini tesis eder ve su marifetiyle bedenin bütünüyle temizlenmesi üzerinden, kötü hayattan büsbütün arınmayı sır dolu bir tarzda telkin ederdi.

Öyleyse bu, inisiye edilmemiş olanlar için, mukaddes ve tekbiçimli olanı çokluktan layıkıyla ayıran ve ahenkli yükselişi her bir Mertebeye sırasıyla pay eden, ruhun sevk edici bir rehberliği olsun.

Lakin icra edilenlerin kaynaklarına mukaddes derecelerle yükselmiş ve bunları dindarca öğrenmiş olan bizler, bunların hangi kalıpların kabartmaları ve hangi görünmez şeylerin suretleri olduğunu idrak edeceğiz.

Zira "Kavranılır ve Duyulur" üzerine İnceleme'de açıkça gösterildiği üzere, duyulur suretlerdeki mukaddes şeyler, kendilerine yol açtıkları ve işaret ettikleri kavranılır şeylerin suretleridir, kavranılır şeyler ise hiyerarşik şeylerin duyularla bilinebilir kaynağı ve ilmidir.

O halde ikrar edelim ki, İlahî Saadet'in iyiliği daima aynı hal ve minval üzeredir, kendi nurunun feyizli şualarını bütün aklî rüyetlerin üzerine esirgemeksizin yayar. Şayet temaşa edenlerin bizzat seçtikleri kendilerine yetme vehmi, şer sevgisi sebebiyle fıtraten içlerine yerleştirilmiş aydınlanma melekelerini kapatarak temaşa edilen nurdan yüz çevirecek olursa, kendisine hazır olan nurdan mahrum kalır, nur yüz çevirmiş değildir, bilakis basireti kıt olanın ve cömertçe kendine doğru koşan nurdan yüzünü çevirenin üzerine parıldamaktadır, yahut temaşa eden, kendisine münasip ölçüde bahşedilen görülebilir olanın sınırlarını aşıp küstahça kendi rüyetinden üstün olan şualara bakmaya kalkışırsa, nur kendi vazifelerinin ötesinde hiçbir şey yapmayacak, fakat temaşa eden, kâmil şeylere noksan bir tarzda yaklaşarak haddi olmayan şeylere erişemeyecek ve layık olanı ahmakça hiçe sayacaktır.

Lakin dediğim gibi, İlahî Nur aklî rüyetlere daima feyizle açılır ve onların hazır olan bu nuru kavramaları, onun da münasip olan şeyleri dağıtmaya, Tanrı'ya yakışır bir surette daima alabildiğine hazır bulunması mümkündür.

İlahî Hiyerarş, bu taklide göre şekillenmiştir, ilham edilmiş taliminin nurlu şualarını herkese esirgemeksizin açar ve İlahî numuneye tebean, yeni ihtida edeni aydınlatmaya fevkalade hazırdır, evvelki inhiraflar yahut taşkınlıklar için ne haset ne de gayrimeşru bir hiddet gösterir, bilakis Tanrı'nın misali mucibince, bir Hiyerarş'a yaraşır tarzda, her birinin mukaddes şeylere olan istidadı nispetinde, liyakat ve nizam dairesinde, kendisine yaklaşanları sevk edici nuruyla daima tenvir eder.

Fakat Mademki İlahî Varlık, mukaddes Akılların kendi kendilerini tanzim ettikleri kutsal nizamın kaynağıdır, Tabiat'ın hakiki veçhesine rücu eden kimse, bizzat kendi hakiki nefsini bidayette ne idiyse öyle görecek ve bunu, nura yeniden kavuşmasının ilk mukaddes hediyesi olarak iktisap edecektir.

Şimdi kendi hakiki vaziyetine bîtaraf nazarla layıkıyla bakmış olan kimse, cehaletin kasvetli dehlizlerinden uzaklaşacak, lakin henüz noksan olduğundan, kendiliğinden derhal Tanrı ile en kâmil birleşmeyi ve O'ndan pay almayı arzu etmeyecek, bilakis peyderpey, intizam ve hürmetle, hazır bulunanlar vasıtasıyla daha ileridekilere, bunlar vasıtasıyla da en öndekilere ve kemale erdiğinde, en yüce İlahî zirveye taşınacaktır.

Bu nezih ve mukaddes nizamın bir misali de, mühtedinin mahviyeti ve Hiyerarş'a giden yolun rehberi olarak kefili tayin etmekle kendi hususlarında gösterdiği basirettir.

İlahî Saadet, bu surette sevk olunan insanı Kendisiyle birliğe kabul eder ve ona bir nevi mühür olarak münasip nuru bahşeder, onu dindar, dindarların mirasının ve mukaddes tanzimin hissedarı kılar, bu hususların mukaddes bir sembolü olan Hiyerarş'ın mührü mühtediye verilir ve rahiplerin kurtarıcı kaydı onu kurtuluşa erenlerin arasına kaydeder, mukaddes kayıtlara kendisinin yanına kefilini de derceder, biri hakikate götüren hayat verici yolun hakiki bir aşığı ve ilahî bir rehberin yoldaşı sıfatıyla, diğeri ise ardınca geleni İlahî talimli talimatlarla sevk eden hatasız bir mürşit sıfatıyla yer alır.

Ne var ki, bütünüyle zıt vasıfları bir arada tutmak yahut Bir ile muayyen bir ünsiyeti olmuş kimsenin, şayet Bir'e sarsılmaz bir iştirake tutunuyorsa, parçalanmış hayatlar sürmesi mümkün değildir, bilakis tekbiçimli olandan vuku bulan her türlü ayrışmaya karşı mukavemetli ve metin olmalıdır.

Sembollerin öğretisinin hürmetle ve muammalı bir tarzda ima ettiği şey tam da budur, dine yeni gireni adeta önceki hayatından soyarak ve o hayatın içindeki alışkanlıkları son haddine kadar terk ettirerek, onu çıplak ve yalınayak, yüzü batıya dönük vaziyette durdurur, bu esnada o da ellerini tersine çevirip savurarak o kasvetli bayağılıktaki payları reddeder ve edinmiş olduğu benzemezlik itiyadını adeta dışarı üfler, Tanrısal benzerliğe aykırı olan her şeyi bütünüyle terk ettiğini ikrar eder.

İnsan böylece yenilmez kılındığında ve şerden ayrıldığında, onu doğuya döndürür, mevkisinin ve selametinin bütünüyle Tanrısal Işık'ta, bayağılıktan tamamıyla kopuşta olacağını açıkça ilan eder, hakikat sevgisiyle tek biçimli hale geldiği için, Bir ile eksiksiz bir birlikteliğe dair kutsal vaatlerini kabul eder.

Bununla birlikte, hiyerarşi meselelerinde mahir olanlarca gayet aşikârdır ki, aklî olanlar, Bir'e doğru sürekli ve sebatkâr mücadelelerle ve [okunamadı] bütünüyle yıkımı ve yok edilişiyle Tanrı-benzeri itiyadın değişmezliğini kazanırlar.

Zira bir kimsenin yalnızca her türlü bayağılıktan uzaklaşması yetmez, aynı zamanda ona boyun eğmenin meşum tehlikesine karşı yiğitçe dik durması ve daima pervasız olması iktiza eder.

Hakikate duyduğu mukaddes sevgide hiçbir vakit gevşememeli, tüm kudretiyle sebatkâr ve kesintisiz bir surette ona doğru yükselmeli, tanrısallığın (thearkhia) daha kâmil sırlarına doğru yukarı yönelen seyrini daima dindarca sürdürmelidir.

İşte Hiyerark tarafından icra edilen dini ayinlerde bu hususların bariz timsallerini müşahede edebilirsiniz.

Zira Tanrı-benzeri Hiyerark kutsal mesh ile başlar ve maiyetindeki Rahipler Krizma'nın Tanrısal hizmetini tamamlar, inisiyasyon geçiren kişiyi simgesel olarak kutsal müsabakalara çağırırlar, bu müsabakalarda o kişi Hakem olarak Mesih'in idaresine verilir, nitekim O, Tanrı sıfatıyla müsabaka mükâfatlarının Kurucusudur, hikmet sahibi sıfatıyla onun kanunlarını koymuştur ve cömert sıfatıyla galiplere layık ödülleri takdir etmiştir.

Ve şu daha da Tanrısaldır ki, O, iyi sıfatıyla, onların hürriyeti ve zaferi uğruna, ölüm ve helak üzerindeki hâkimiyetleri adına mücadele ederek fedakârca onlarla birlikte er meydanına inmiştir, inisiyasyon geçiren kimse Tanrı'nın müsabakaları olarak bu mücadelelere sevinçle dâhil olur, Hikmet Sahibi'nin kaidelerine riayet eder ve bunlara göre haddi aşmaksızın cenk eder,

iyi bir Efendi'nin ve mükâfatların Önderi'nin maiyetine yazılmış olarak güzel mükâfatların ümidine sımsıkı sarılır, iyilik vasıtasıyla sporcuların ilkinin Tanrısal ayak izlerini takip ettikten sonra, Tanrısal numunenin peşindeki mücadelelerinde kendi tanrılaşmasına karşı duran enerjileri ve dürtüleri yere serdiğinde, Vaftiz içinde, gizemli bir dille söylersek, günaha karşı Mesih ile birlikte ölür.

Ve istirham ederim, mukaddes sembollerin ne büyük bir mutabakatla takdim edildiğine dikkatle nazar ediniz.

Zira bizde ölüm, başkalarının zannettiği gibi varlığın yok olması değil, birleşmiş olan şeylerin ayrılması olup bizim için görünmez olana varmaktır, ruh beden mahrumiyetiyle görünmez hale gelirken, beden de bedensel değişimlerinden birinin neticesi olarak toprağa gömülmesi sebebiyle insan idrakine görünmez olur, binaenaleyh suyla bütünüyle örtülmek, ölümün ve görünmez kabrin bir timsali olarak pek yerinde kabul edilir.

O halde sembolik öğreti, kabirde üç gün ve üç gece geçiren, mukaddes metnin mistik ve sırlı öğretisine göre bu dünyanın Hükümdarı'nın kendisinde hiçbir şey bulamadığı Hayat Bahşeden İsa'nın fevkalade Tanrısal ölümünü, dine uygun ayinlerle vaftiz edilen kişinin, insanoğlu için Tanrısal taklit ne ölçüde mümkünse, suya üç kez batmak suretiyle taklit ettiğini bir sır olarak ifşa eder.

Müteakiben, inisiyasyon geçiren kişinin üzerine ışıktan ak elbiseler örterler.

Zira zıt ihtiraslara karşı gösterdiği mertçe ve Tanrı-benzeri hissizliğiyle ve Bir'e doğru sebatkâr meyliyle, ziynetsiz olan bezenir ve biçimsiz olan biçim alır, nurlu hayatıyla parlak kılınır.

Lakin Mürr'ün tekemmül ettirici meshi, inisiyasyon geçiren kişiyi güzel kokulu kılar, zira Tanrısal doğumun mukaddes kemali, yetkinleşenleri fevkalade Tanrısal Ruh ile birleştirir.

İmdi, kavranılır surette güzel kokulu kılan ve yetkinleştiren bu gölgeleme, kelimelerle anlatılamaz oluşundan ötürü, Kutsal Ruh'un kutsal ve tanrılaştırıcı iştirakine akılları içinde layık görülenlerin zihnî idrakine havale edilir.

Her şeyin nihayetinde Hiyerark, inisiyasyon geçiren kişiyi en Kutsal Evharistiya'ya çağırır ve kemale erdirici sırların komünyonunu ona bahşeder.

Cesaret edelim öyleyse, zira başka herhangi bir Hiyerarşik vazifeyi buna tercih edip kutlamak uğruna üzerinden atlayamayacağımız bu Evharistiya'yı zikretmiş bulunuyoruz.

Ey Önder, bu "inisiyasyonların inisiyasyonudur", Vahiylerin ilhamlı ve hiyerarşik ilminden hareketle, diğerlerinden evvel ilkin bunun Tanrısal tasvirini ortaya koymak ve ardından fevkalade Tanrısal Ruh ile onun kutsal temaşasına taşınmak iktiza eder.

Evvela, diğer Hiyerarşik inisiyasyonlar için de müşterek olan vasfın, hangi sebeple diğerlerinin ötesinde, en üstün derecede buna atfedildiğini hürmetle düşünelim, her bir takdis vazifesi bölünmüş hayatlarımızı tek biçimli bir tanrılaşmada topladığı ve farklılıklarımızın Tanrı-benzeri bir araya getirilişiyle Bir ile komünyon ve birlik sağladığı halde, yalnızca buna "Komünyon ve Sinaksis" denilmektedir.

Şimdi iddia ediyoruz ki, diğer Hiyerarşik sembollerin tebliğleriyle husule gelen Yetkinleşme, bizzat bunun fevkalade Tanrısal ve kemale erdirici bağışlarından neşet eder.

Zira herhangi bir Hiyerarşik inisiyasyonun, her birinde icra edilenlerin başı olarak inisiyasyon geçiren kişinin Bir'e doğru toplanmasına hizmet eden ve kemale erdirici sırların Tanrısal yolla nakledilen bağışıyla onun Tanrı ile olan komünyonunu tamamlayan en Tanrısal Evharistiya olmaksızın ikmal edildiği neredeyse hiç vaki değildir.

Şu halde, Hiyerarşik inisiyasyonların her biri, hakikatte nakıs kalarak, komünyonumuzu ve Bir'e doğru toplanmamızı kâmil kılmayacaksa, kemal noksanlığı sebebiyle onun inisiyasyon oluşu dahi hükümsüz kalır.

Mademki fevkalade Tanrısal sırların inisiyasyon geçiren kimseye bahşedilmesi her inisiyasyonun başı ve sonudur, o halde Hiyerarşik hüküm, hadiselerin hakikatinden mülhem, buna münasip bir tesmiye bulmuştur.

Nitekim Tanrısal doğumun mukaddes inisiyasyonunda olduğu gibi, o ilk-Işık'ı bahşettiği ve tüm Tanrısal aydınlanmaların başı olduğu için, bizler hâsıl olan tenvirden hareketle hakiki tesmiyeyi tağyir etmeksizin yad ederiz.

Zira kutsal ışık bağışını inisiye olanlara aktarmak tüm hiyerarşik (kutsal düzen ve yetki dereceleri) işlevler için ortak olsa da, bana ilkin görme gücünü o bahşetti ve onun ilk ışığı sayesinde diğer dinî ayinleri temaşa etmek üzere aydınlatıldım.

Bunu belirttikten sonra, en saf inisiyasyonun kusursuz idaresini ve temaşasını her bir ayrıntısıyla, hiyerarşik bir tarzda inceden inceye araştırıp tetkik edelim.

Hiyerark, İlahi Sunak’ın yakınında huşu dolu bir duayı tamamladıktan sonra buhurlama ile başlar ve mukaddes mekânın çevre sınırlarının her bir cüzüne kadar ilerler, ardından İlahi Sunak’a geri döner ve Mezmurlar’ın mukaddes terennümünü başlatır; bütün kilise cemaati de onunla birlikte Mezmurlar Kitabı’nın kutsal lisanını terennüm eder.

Bunun ardından Leitourgoslar tarafından Kutsal Yazılar’ın okunması gelir.

Bu okumaların akabinde katekümenler mukaddes alandan ayrılır; tıpkı cin çarpmışlar ve [okunamadı] gibi.

Fakat İlahi Gizemler’in temaşasına ve iştirakine layık görülenler geride kalır.

Leitourgosların kimi kutsal alanın kapalı kapıları yakınında durur, kimi de kendi mertebelerine mahsus diğer bir vazifeyi ifa eder.

Hizmet Mertebesi’nin seçilmiş üyeleri ise rahiplerle birlikte kutsal Ekmeği ve Takdis Kâsesi’ni İlahi Sunak üzerine koyarlar; bu esnada cemaatin tamamı tarafından evrensel Övgü İlahisi evvelemirde ikrar edilmektedir.

Bunlara ilaveten, İlahi Hiyerark mukaddes bir dua icra eder ve herkese kutsal Esenliği ilan eder.

Herkes birbirini öptükten sonra, mukaddes levhaların mistik ilanı icra edilir.

Hiyerark ve rahipler ellerini suda yıkadıklarında, Hiyerark İlahi Sunak’ın ortasında durur ve rahiplerle birlikte yalnızca seçilmiş diyakonlar etrafı kuşatır.

Hiyerark, Tanrı’nın kutsal işlerini terennüm ettikten sonra en ilahi şeylere hizmet eder ve terennüm edilen hususları, huşuyla sergilenen semboller vasıtasıyla gözler önüne serer; Tanrı’nın işlerinin bağışlarını gösterdiğinde, ilkin bunların kutsal iştirakine bizzat yönelir, ardından dönerek diğerlerini teşvik eder.

Yüce İlahi Komünyon’u alıp dağıttığında, mukaddes bir şükranla nihayete erdirir; halk yalnızca İlahi sembollere şöyle bir bakmakla yetinirken o, İlahi Ruh tarafından, bir Hiyerarka yaraşır ve Tanrı benzeri bir durumun saflığı içinde, icra edilen şeylerin mukaddes kaynaklarına doğru mübarek ve kavranılır rüyetlerle daima sevk edilir.

İşte burada da ey mümtaz evlat, imgelerin ardından, arketiplerin Tanrı benzeri hakikatine usulünce ve hürmetle geliyorum; henüz inisiye edilmekte olanlara, ruhlarının ahenkli rehberliği adına, sembollerin bu çeşitli ve mukaddes tertibinin kendileri için salt zahiren sunulmuş olmayıp manevi temaşadan da yoksun bulunmadığını bildiriyorum.

Zira İlahiler ve Tanrı Sözleri’nin en mukaddes okumaları onlara erdemli bir hayatın terbiyesini, bundan da önce helak edici şerden tam manasıyla arınmayı talim eder; hem Ekmeğin hem de Kâsenin, tek ve aynı olanın en İlahi, müşterek ve barışçıl taksimi, gıdada bir ortaklığa sahip olmak gibi, tabiatlarında tanrısal bir yoldaşlığı onlara buyurur; icra edilen ayinlerin baş sembolü olan en İlahi Son Akşam Yemeği’ni onların hafızasında canlandırır; zira sembollerin Kurucusu O Zat, kutsal şeyler üzerinden Kendisiyle akşam yemeği yiyen fakat dindarca ve seciyesine uygun davranmayan kişiyi gayet haklı olarak hariç tutmuştur; böylece saf bir akılla İlahi gizemlere yaklaşmanın, yaklaşan kimselere kendi seciyelerine göre bir bağışa iştirak kazandırdığını hem açıkça hem de İlahice öğretmiştir.

Öyleyse, dediğim gibi, temaşa bakımından henüz tekemmül etmemiş olanlar için kâfi addederek en derindeki mabedin girişine güzelce resmedilmiş bu şeyleri geride bırakalım ve semerelerden illetlere doğru ilerleyelim; ve o vakit, İsa yolu aydınlatırken, kutsal Synaxis’imizi ve arketiplerin mübarek güzelliğini ışıl ışıl zahir kılan kavranılır şeylerin o latif temaşasını müşahede edeceğiz.

Fakat ey en İlahi ve mukaddes inisiyasyon, seni sembollerle kuşatan karanlık gizemlerin kıvrımlarını aralayarak parlak haşmetinle bize zahir ol ve aklî rüyetlerimizi yalın ve örtüsüz ışıkla doldur.

Öyleyse kanaatimce, adak bağışlarının ilkinin kavranılır yanını çırılçıplak ettikten sonra, onun Tanrı benzeri güzelliğini temaşa etmek ve Hiyerarkın İlahi Sunak’tan kutsal mekânın en uç sınırlarına kadar latif bir rayiha ile ilahice gidişini, ardından vazifeyi tamamlamak üzere oraya yeniden dönüşünü müşahede etmek için En Mukaddes Gizemler’in derununa geçmeliyiz.

Zira her şeyin fevkindeki yüce İlahi Saadet, İlahi inayet vasıtasıyla Kendisine iştirak eden mukaddeslerin komünyonuna doğru çıksa bile, Kendi zatî, hareketsiz konumunun ve sebatkârlığının dışına asla çıkmaz; daima kendi merkezinde kalarak ve Kendi öz kimliğinden hiçbir surette ayrılmayarak Tanrı benzeri olanların tümünü layıkıyla aydınlatır; nitekim Synaxis’in İlahi inisiyasyonu (sakramenti) da tek, yalın ve saklı bir Kaynağa sahip olmasına rağmen, insana duyulan sevgi sebebiyle sembollerin mukaddes çeşitliliğine doğru çoğalır ve yüce İlahi tasvirin bütün menzili boyunca seyreder; yine de tekbiçimli olarak bunlardan Kendi öz monadına (tekliğine) doğru yeniden toplanır ve hürmetle kendisine sevk edilenleri birliğe kavuşturur.

Aynı Tanrı benzeri tarzda, İlahi Hiyerark şayet kutsal muammaların çokluklarını kullanarak kendi tekil Hiyerarşik ilmini astlarına lütufla indirirse, yine de mutlak olduğundan ve daha cüzi şeyler tarafından zapt edilemeyeceğinden, hiçbir noksanlık olmaksızın kendi hakiki reisliğine kavuşur; ve Bir’e doğru kendi aklî duhulünü gerçekleştirdiğinde, tali olana yönelik hayırhah ilerleyişinin gayesini asli olana daha İlahi bir rücu kıldığından, yapılan şeylerin tekbiçimli varlık sebeplerini [NOT: metindeki "raisons d'etre" ifadesi zihni gerekçeleri imler] sarih bir biçimde görür.

Neredeyse tüm Hiyerarşik gizemlerle hemcevher olan Mezmurlar’ın terennümünün, bunların en Hiyerarşik olanından ayrılması pek muhtemel değildi.

Zira her kutsal ve ilham edilmiş Kutsal Yazı beyan eder ki

tanrılaşmaya layık olanlar için, gerek Tanrı'dan kaynaklanan başlangıç ve şeylerin düzeni, gerek Yasa'nın hiyerarşisi (hiyerarşi) ve nizamı, gerek Tanrı halkının miraslarının pay edilmesi ve mülkleri, gerek kutsal hâkimlerin, hikmetli kralların ya da ilhamlı Kâhinlerin kavrayışı, gerek çeşitlilik ve çokluk içinde salıverilen şeylere tahammülde sarsılmayan eski zaman insanlarının felsefesi, gerek hayatın idaresine dair hikmet hazineleri, gerek İlahî Aşkların ilahileri ve ilhamlı tasvirleri, gerek gelecekteki şeylerin beyan edici ön bildirileri, gerek İsa'nın Theandrik [NOT: Tanrı-insani] işleri, gerek O'nun Havarilerinin Tanrı'dan aktarılan ve Tanrı'yı taklit eden nizamları ile mukaddes öğretileri, gerek havarilerden sevgilinin ve ilahî derecede tatlı olanın gizli ve mistik temaşası, gerekse İsa'nın dünya-üstü teolojisi olsun, bunları mistik âyinlerin mukaddes ve Tanrısal talimatları içine yerleştirdi.

Gayesi baştan sona Tanrı'nın kelamını ve işlerini terennüm etmek, dindar insanların mukaddes kelam ve amellerini övmek olan İlahî Kasidelerin mukaddes tasviri, İlahî şeylerin evrensel bir Kasidesini ve anlatısını teşkil eder ve onu ilhamla okuyanlarda, her Hiyerarşik sırrın kabulü ve dağıtımı için uygun bir melekât hâsıl eder.

O halde, mukaddes İlahilerin kuşatıcı ahengi, ruhlarımızın melekâtını az sonra icra edilecek olan şeylerle uyumlu kıldığında ve mukaddes insanların tek ve ahenkli bir korosu gibi, İlahî Kasidelerin ahengi vasıtasıyla İlahî şeylerle, kendileriyle ve birbirleriyle bir mutabakat tesis ettiğinde, mistik Mezmurların aklî dilinde daha gergin ve müphem olan şeyler, ilham edilmiş metinlerin en mukaddes kıraatleriyle, daha dolgun ve belirgin imgeler ve anlatılar aracılığıyla genişletilir.

Bunları huşu ile temaşa eden kimse, Yüce İlahî Ruh tarafından hareket ettirilen yeknesak ve tek bir ahengi idrak edecektir.

Bu sebeple, tabii olarak, dünya tarihinde daha kadim geleneğin ardından yeni Ahit ilan edilir, zira zannımca ilhamlı ve Hiyerarşik nizam şunu öğretmektedir ki, biri İsa'nın İlahî işlerini gelecekte vuku bulacak diye tasdik etmiş, diğeri ise ikmal etmiştir, nitekim o, hakikati sembollerle tasvir ederken, bu, onu mevcut olarak göstermiştir.

Çünkü ötekinin ön bildirilerinin bunun dairesinde ikmal edilişi hakikati pekiştirmiştir ve Tanrı'nın işi, Tanrı Kelamı'nın bir kemale erişidir.

Bu mukaddes inisiyasyonlara katiyen kulak vermeyenler, imgeleri dahi tanımazlar,

İlahî Doğum'un kurtarıcı vahyini pervasızca reddederek ve Vahiylere muhalefetle, kendi felaketlerine sebep olacak şekilde, "Senin yollarını bilmek istemem" diye karşılık verirler.

Mukaddes Hiyerarşinin kaidesi, katekümenlerin [NOT: vaftiz öncesi eğitim alanlar], cin çarpmışların ve tövbekârların, Mezmurların mukaddes terennümünü ve baştan başa Mukaddes Yazıların ilhamlı kıraatini işitmelerine müsaade eder, fakat onları müteakip dinî merasimlere ve temaşalara davet etmez, bunları yalnızca inisiye olanların nazarına sunar.

Zira Tanrısal Hiyerarşi hürmetkâr bir adaletle doludur ve her birine hak ettiğine göre kurtarıcı bir biçimde pay eder, İlahî şeylerin her birinin ahenkli irtibatını ölçüyle, nispette ve vaktinde kurtarıcı olarak miras bırakır.

O halde en alt mertebe katekümenlere tahsis edilmiştir, zira onlar her Hiyerarşik inisiyasyona katılımdan ve talimden mahrumdur, İlahî Doğum ile Tanrı'da olan varlığa dahi sahip değillerdir, bilakis Pederane Vahiyler tarafından henüz Doğuma getirilmekte ve hayat verici şekillenişlerle, Tanrı'daki Doğum'dan hâsıl olan ilk hayatlarına ve ilk nurlarına mübarek bir dâhil oluşa doğru yoğrulmaktadırlar.

Nitekim cismanî çocuklar da, şayet ham ve şekilsiz iken vaktinden evvel doğup zamanından önce gelmiş ve düşükler olarak kendi olağan doğumlarının önüne geçerlerse, toprağa hayatsız ve nursuz düşerler, aklı başında hiç kimse gördüğüne dayanarak, onların rahmin karanlığından kurtulup nura kavuşturulduğunu söylemez (zira bedenin işlevlerinde mütehassıs tıp otoritesi, nurun ancak nuru kabul edebilen şeyler üzerinde iş gördüğünü söyleyecektir), aynı şekilde dinî âyinlerin her veçhile hikmetli ilmi de, biçimlendirici ve hayat verici Vahiylerin hazırlayıcı gıdası vasıtasıyla bunları önce doğuma erdirir, şahıslarını İlahî Doğum için olgunlaştırdığında ise, onlara nurani ve kemale erdirici şeylere katılımı nizam dairesinde, kurtarıcı bir tarzda bahşeder, lâkin şimdilik, mukaddes şeylerin intizamını ve katekümenlerin doğumunu ve hayatını Hiyerarşik âyinlerin Tanrısal bir nizamı içinde gözeterek, yetkin olan şeyleri yetkin olmayan bu kimselerden tefrik eder.

Cin çarpmışların güruhu gerçi mukaddes değildir, lâkin en dipte olan katekümenlerin hemen üstündedir.

En mukaddes merasimlere muayyen bir iştirak kesbetmiş olan fakat ister büyülenmeler ister dehşetler vasıtasıyla olsun, hâlâ zıt niteliklerin ağına düşmüş bulunan kimse de, zannımca, İlahî inisiyasyonlara hiç kabul edilmemiş ve onlarla hiçbir irtibatı bulunmayan kimseyle bir tutulamaz, lâkin mukaddes sırlara nazar ve iştirak, onlar için dahi daraltılmıştır ve pek de yerindedir.

Zira her veçhile dindar olan, İlahî sırların layık hissedarı kılınan, iktidarının elverdiğince tam ve en mükemmel tanrılaşmalar (tanrısallık (thearkhia)) içinde İlahî benzerliğin ta zirvesine taşınan insanın, tabiatın en zaruri icaplarının ötesinde cismanî şeyleri dahi icra etmediği ve bunları ancak

Kutsal Gizemlerin Hizmeti

Böyle bir kimse için bu hizmet ikincil bir iş değil, aynı zamanda bir tapınak ve gücü yettiğince, en yüce ilahileşme içinde benzeri benzere yerleştirerek, en yüce tanrısallık (thearkhia) Ruhunun bir takipçisi olmak demektir, böyle bir kimse karşıt hayaletler ya da korkular tarafından asla ele geçirilemez, aksine onlarla alay edip küçümser ve yaklaştıklarında onları yere serip kaçırır, boyun eğmektense harekete geçer, kendi karakterinin tutkusuzluğuna ve boyun eğmezliğine ek olarak, bu tür ele geçirilmeler için başkalarına da bir hekim gibi görünür, ve dahası, hatta kesin olarak biliyorum ki, hiyerarşi mensuplarının en tarafsız muhakemesi onlardan daha fazlasını bilir, en iğrenç musallatla ele geçirilmiş olanlar, tanrısal yaşamdan uzaklaşarak, kendi yıkımlarına yol açan en aşağılık ve tutkulu bir çılgınlık uğruna, gerçekten var olan şeylerden, ölümsüz mülklerden ve sonsuz hazlardan yüz çevirerek, yıkıcı iblislerle aynı fikir ve duruma gelirler, kendi doğalarına yabancı olan, gerçek olmayan ama öyle görünen şeylerdeki dünyevi değişkenliği, fani ve çürütücü hazları ve istikrarsız konforu arzulayıp bunların peşinden koşarlar, işte bunlar, diğerlerinden önce ve onlardan daha uygun bir şekilde, Diyakozun ayırt edici yetkisiyle dışarıda bırakılmışlardır, çünkü onların, kendilerini daha iyi şeylere yöneltmesi muhtemel olan Kutsal Sözlerin öğretilmesi dışındaki herhangi bir kutsal göreve katılmalarına izin verilmez.

İlahi Gizemlerin dünyevi Hizmeti, tövbe aşamasında olanları ve buna zaten ulaşmış olanları hariç tutar, tamamen kusursuz olmayan hiçbir şeyin yaklaşmasına izin vermez ve tüm samimiyetiyle ilan eder ki, "Tanrısal Benzerliğin zirvesi bakımından herhangi bir şekilde kusurlu derecede zayıf olanlar tarafından görülmem ve benimle iletişim kurulamaz" (çünkü bu tamamen en saf ses, en İlahi gizemlerin değerli katılımcılarıyla bir araya gelemeyecek olanları bile korkutup kaçırır), o halde, tutkularının egemenliği altında olanların çokluğu, kutsal gizemlerin her türlü görüntüsünden ve katılımından ne kadar çok mahrum kalacak ve onlara yabancı olacaktır.

Öyleyse, gizemlere kabul edilmemiş olanlar, kusurlular ve onlarla birlikte dini yaşamdan sapanlar ve onların ardından, dindarlığa yönelik ısrarlı ve boyun eğmez eğilim yoluyla Tanrısal bir durumun istikrarına ve etkinliğine ulaşamadıkları için, korkaklıkları nedeniyle karşıt etkilerin korkularına ve fantezilerine kapılmaya meyilli olanlar, daha sonra bunlara ek olarak, karşıt yaşamdan ayrılmış olan ancak tanrısal ve saf bir alışkanlık ve sevgiyle onun imgelerinden henüz temizlenmemiş olanlar ve ardından, tamamen tek biçimli olmayan ve Yasa'nın bir ifadesini kullanmak gerekirse, "tamamen lekesiz ve kusursuz" olmayanlar, bu kişiler ilahi tapınaktan ve kendileri için çok yüksek olan hizmetten dışlandıklarında, kutsal olan her şeyin kutsal hizmetkarları ve sevgi dolu gözlemcileri, en saf ayine hürmetle bakarak,

evrensel bir Övgü İlahisiyle, kurtarıcı mistik Ayinleri bize sunan, inisiye edilenlerin kutsal ilahileşmesini tanrısal bir şekilde gerçekleştiren, tüm iyiliklerin Yaratıcısı ve Vericisini yüceltirler.

Şimdi bu İlahiyi bazıları bir Övgü İlahisi, diğerleri ibadetin sembolü olarak adlandırır, ancak diğerleri, bence daha tanrısal bir şekilde, Tanrı'dan bize gelen kutsal armağanların bir özetini sunduğu için, onu Hiyerarşik bir şükran günü olarak kabul eder.

Çünkü bana öyle geliyor ki bu, bizim için yapıldığı aktarılan tüm Tanrı işlerinin şarkıyla kaydedilmesidir; bu işler, varlığımızı ve yaşamımızı hayırseverlikle sabitledikten, kendi içimizdeki Tanrısal benzerliği güzel arketiplere göre şekillendirdikten ve bizi daha Tanrısal bir durumun ve yükselişin katılımına yerleştirdikten sonra, ihmalkarlığımız nedeniyle üzerimize çöken Tanrısal armağanların yokluğunu gördüğünde, iade edilen iyiliklerle bizi ilk durumumuza geri çağırdığı ve bizim olanı tamamen üstlenerek Kendisininkinin en kusursuz aktarımını gerçekleştirdiği ve böylece bize Tanrı'ya ve Tanrısal şeylere katılım sağladığı bildirilen işlerdir.

Ekmek örtülü olarak sunulur ve aynı şekilde Takdis Kasesi sunulur ve en İlahi selamlama dindarlıkla gerçekleştirilir, kutsal yazılı tabletlerin mistik ve dünya üstü tilaveti yapılır.

Çünkü insanlar kendi aralarında bölünmüşken, Tek Olanda toplanmak ve Tek Olanla barışçıl birliğe katılmak mümkün değildir.

Çünkü eğer Tek Olanın tefekkürü ve bilgisiyle aydınlanarak, tek biçimli ve Tanrısal bir anlaşmada birleşmek istiyorsak, doğaya uygun olana karşı dünyevi düşmanlıkların, kıskanç ve tutkulu düşmanlıkların oluştuğu bölünmüş arzulara alçalmamıza izin vermemeliyiz.

Bu birleşmiş ve bölünmemiş yaşam, kanaatimce, benzeri benzere yerleştiren, Tanrısal ve birleşmiş vizyonları bölünmüş şeylerden ayıran "barış"ın kutsal hizmetiyle kurulur.

"Barış"tan sonra kutsal tabletlerin okunması, yaşamı kutsal bir şekilde geçirmiş ve erdemli bir yaşamın sınırına tökezlemeden ulaşmış olanları ilan eder, bizi onlara benzerlik yoluyla onların kutsanmış durumuna ve Tanrısal huzuruna teşvik eder ve yönlendirir, onları yaşayanlar olarak ve Tanrı'nın Sözü'nün dediği gibi, "ölü değil, ölümden en tanrısal bir yaşama geçmiş olanlar" olarak duyurur.

Ancak dikkat edin, onlar kutsal anıtlara, Tanrısal hafıza insanların tarzında bir anıt figürü altında temsil ediliyormuş gibi değil, Tanrı'nın benzerliğinde mükemmelleştirilmiş olanların Tanrı'daki yüce ve şaşmaz bilgisine yakışır şekilde, Tanrı'ya hürmetle kaydedilirler.

Çünkü Kutsal Sözler, "O, Kendisinin olanları bilir" ve "Rabbin gözünde değerlidir azizlerinin ölümü" der, burada "azizlerin ölümü", kutsallıktaki mükemmellik yerine söylenmiştir.

Ve şunu dindarlıkla aklınızda tutun ki, Mesih'in simgelendiği ve paylaşıldığı saygıdeğer semboller İlahi Altar'a yerleştirildiğinde, kutsal kişilerin sicilinin okunması da ayrılmaz bir şekilde mevcuttur ve bu, onların O'nunla olan dünya üstü ve kutsal birliğinin bölünmez bağını simgeler.

Bu şeyler, açıklanan kurallara göre yerine getirildiğinde, Hiyerarş, en kutsal sembollerin önünde durarak, Rahiplerin saygıdeğer düzeniyle birlikte ellerini suyla yıkar.

Zira Kutsal Kelam’ın tanıklık ettiği üzere, bir insan yıkandığında, en uç kısımları, yani en aşağı azaları müstesna, başka bir yıkanmaya ihtiyaç duymaz, bu nihai arınma vasıtasıyla, bütünüyle yeknesak olarak, Tanrısal Benzerliğin kutsanmış bir melekesi içinde karşı konulamaz ve özgür kılınacak, ikincil mertebedeki şeylere hayırlı bir surette ilerleyerek ve yeniden benzersiz bir biçimde Bir’e yönelerek, Tanrısal Benzerliğin doluluğunu ve kemalatını muhafaza etmişçesine lekesiz ve kusursuz olarak geri dönüşünü gerçekleştirecektir.

Nitekim söylediğimiz gibi, Yasa’nın Hiyerarşisinde (hiyerarşi) mukaddes bir leğen mevcuttu, Başrahibin ve Rahiplerin ellerinin bugünkü temizlenişi de bunu ima etmektedir. Zira en kutsal hizmete yaklaşanların, ona benzemek suretiyle ruhun en uzak tahayyüllerine kadar arınmaları ve elden geldiğince yaklaşmaları icap eder, zira bu sayede Tanrısal tecellileri etraflarına daha görünür biçimde yayacaklardır, çünkü dünyalar-üstü parıltılar, kendi ihtişamlarının kendileri gibi aynaların parlaklığına daha eksiksiz ve ışıltılı bir şekilde geçmesine müsaade ederler.

Dahası, Başrahibin ve Rahiplerin uçlarına, yani en aşağı azalarına kadar temizlenmesi, en gizli düşüncelerimizin tamamını temaşa eden Mesih’in huzurundaymışçasına, en kutsal sembollerin önünde vuku bulur, en üstün arınma O’nun her şeyi kuşatan tetkiki, en adil ve sarsılmaz hükmü altında tesis edildiğinden, Başrahip böylece Tanrısal şeylerle bir olur ve Tanrı’nın mukaddes işlerini tebcil ettikten sonra, en Tanrısal şeylere hizmet eder ve terennüm edilen şeyleri görünür kılar.

Bahsettiğimiz Tanrı’nın kimi işlerini, kudretimiz elverdiğince, şimdi tafsilatıyla izah edeceğiz. Zira ben hepsini terennüm etmeye muktedir olmadığım gibi, onları bihakkın bilmekten ve sırlarını başkalarına ifşa etmekten çok daha uzağım. İlham altındaki Hiyerarşi tarafından Kutsal Kelam’a uygun surette terennüm edilmiş ve ifa edilmiş her ne varsa, Hiyerarşik ilhamı yardımımıza çağırarak, erişebildiğimiz ölçüde bunları beyan edeceğiz.

Başlangıçta insan tabiatımız, Tanrı’nın hayırlarından düşüncesizce düştüğünde, veraset yoluyla pek çok tutkuya tabi bir hayatı ve helak edici ölümün nihayetini devraldı. Zira hakiki iyilikten meşum bir şekilde kopuş ve Cennet’teki mukaddes Yasa’nın çiğnenmesi, tabiî bir netice olarak, hayat bahşeden boyunduruktan usanan insanı kendi aşağı yönlü temayüllerine, hasmın ayartıcı ve düşmanca hilelerine, yani tanrısal hayırların zıtlarına teslim etti, oradan acınası bir biçimde ölümsüz olanı fani olanla değiştirdi ve kendi menşei ölümcül nesillerde vuku bulduğundan, akıbet de tabiî olarak başlangıca mutabık düştü, lakin Tanrısal ve yükseltici hayattan kendi iradesiyle düşerek, bunun zıddı olan uca, yani pek çok tutkunun değişkenliğine sürüklendi, yoldan çıkarıldı, hakiki Tanrı’ya ulaştıran dosdoğru yoldan saptırıldı ve helak edici, kötülük saçan çoklukların boyunduruğuna girerek, tanrılara veya dostlara değil, bilakis düşmanlara taptığını tabiî olarak unuttu.

İmdi bunlar, kendi zalimliklerine muvafık surette insana gaddarca muamele ettiklerinde, insan acınası biçimde yok oluş ve helak tehlikesine düştü, fakat aşkın Tanrısal iyiliğin insana yönelik nihayetsiz Muhabbeti, kendi inayetinde, kendiliğinden olan inayetini bizden esirgemedi, bilakis bize ait olan her şeye günahsız olarak hakikaten iştirak edip, Kendi vasıflarının tam bir kemalat içinde, karışmamış ve kusursuz mülkiyetini koruyarak alçakgönüllülüğümüzle birleşti, bundan böyle aynı ailenin fertleri olarak Kendi Zatıyla iştiraki bize bahşetti ve bizi Kendi güzel şeylerinin hissedarları ilan etti, gizli öğretinin vazettiği üzere, aleyhimize olan asi çokluğun kudretini çözdü, bunu üstün gelen biri sıfatıyla zorla değil, Kutsal Söz’ün bize gizemli biçimde aktardığı veçhile, "hüküm ve adaletle" gerçekleştirdi.

Böylece içimizdeki şeyleri, inayetiyle bütünüyle zıddına tebdil etti. Zira aklımızın (akıl) içindeki ışıksızlığı kutlu ve en Tanrısal Işık ile doldurdu, şekilsiz olanı Tanrısal güzelliklerle tezyin etti, Tanrısallığa (thearkhia) mümkün mertebe dindarca benzeyişimiz dahilinde bize dünyalar-üstü bir yükseliş ve ilhamî bir nizam göstererek, adeta yere serilmiş olan varlığımızın yetkin bir kurtuluşu vesilesiyle ruhumuzun çadırını en lanetli tutkulardan ve helak edici lekelerden azat eyledi.

Fakat Tanrı’nın en mukaddes işlerinin hatırası, Hiyerarşinin mistik öğretileri ve hizmetleriyle mütemadiyen yenilenmedikçe, Tanrısal taklit bize başka nasıl ait kılınabilirdi? O halde bunu, Kutsal Kelam’ın buyurduğu üzere, "O’nun hatırası için" yapmaktayız. Bundan ötürü Tanrısal Başrahip, Tanrısal Sunağın önünde durarak, Kutsal Söz uyarınca, Kutsal Ruh içinde en Mukaddes Peder’in rızasıyla insan ırkının muhafazası için İsa’nın bizim adımıza en ilahî inayetinden neşet eden ve bizzat ikmal ettiği zikredilen mukaddes işleri tebcil eder.

Onların azametini tebcil ettikten ve aklî (aklî) gözlerle kavranılır (kavranılır) temaşalarına nazar kıldıktan sonra, bunların sembolik hizmetine intikal eder, hem de bunu Tanrı’dan intikal ettiği veçhile yapar. Bu sebeple Tanrı’nın işlerine dair mukaddes ilahilerden sonra, dindarca ve bir başrahibe yakışır surette, kendi liyakatinin fevkindeki bir hizmet için kendi yetersizliğini niyazla itiraf eder, evvela hürmetle O’na nida ederek, "Bunu benim hatıram için yapın, dedin" der. Müteakiben, Tanrı’yı taklit eden bu hizmete layık kılınmayı, Mesih’in Bizzat Kendisine benzeyiş ile Tanrısal şeyleri takdis etmeyi, onları bütünüyle saf bir biçimde paylaştırmayı ve mukaddes şeylerden pay alacak olanların bunları kudsiyetle telakki etmelerini niyaz ettikten sonra, en Tanrısal şeyleri takdis eder ve hürmetle sergilenen semboller vasıtasıyla övgüleri terennüm edilen şeyleri temaşaya sunar.

Zira örtülü ve bölünmemiş Ekmeğin örtüsünü açıp onu pek çok parçaya ayırdığında ve Kâse’nin Tekliğini herkese taksim ettiğinde, birliği sembolik olarak çoğaltır ve dağıtır, bunlarda bütünüyle en mukaddes bir hizmeti ikmale erdirir. Çünkü en yüce Tanrısal Kelam olan İsa’nın "bir", "basit" ve "gizli" olan Zatı, aramızda tecessüm etmesiyle, iyilik ve insana olan muhabbetinden ötürü mürekkep ve görünür olana çıkageldi, şayet kusursuz ve Tanrısal bir hayatın ayniyeti uyarınca bir bedenin uzuvları gibi O’na intibak etmişsek ve helak edici tutkularla katledilerek ilahî ve en sıhhatli uzuvlara uyumsuz, gevşek ve bağsız hale gelmemişsek, Kendi Zatının en Tanrısal olanına bizim acizliğimizi azami derecede raptederek birleştirici iştiraki inayetiyle tesis etti.

Zira O'nunla birliğe ermeyi arzuluyorsak, gözümüzü O'nun beden içindeki en tanrısal Hayatına dikmeli ve O'na benzemek suretiyle, O'nun kutsal günahsızlığının Tanrı benzeri ve kusursuz haline giden yolu yeniden adımlamalıyız, zira O, böylelikle benzer olanla kurulan birliği bize ahenk içinde bahşedecektir.

Hiyerark (ruhanî önder), örtülü lütufları gözler önüne sererek, onların tekliğini çokluğa bölerek ve dağıtılan şeylerin onları alanlarla en üst düzeyde birleşmesi vasıtasıyla alanları bunlara ortak kılarak, dindarca yaşayanlara bu hakikatleri bildirir.

Zira o, bu hususlarda kavranılır (noetos) hayatımızı duyulur suretler altında ve mecazlarla tasvir eder, bunu da insan sevgisi uğruna, ırkımız içinde bizden aldığı yetkin ve karışmamış tecessüm ile bize benzeyen ve özsel Bir'den hiçbir başkalaşmaya uğramaksızın bölünmüş halimize doğru ilerleyen, bu velinimet insan sevgisi aracılığıyla insan soyunu Kendisine ve Kendi hayırlarına iştirake çağıran Mesih İsa'yı İlahi Varlık içindeki Gizli olandan aşikâr kılarak yapar, yeter ki bizler mümkün mertebe O'na benzeyerek O'nun en Tanrısal Hayatıyla birleşmiş olalım, nitekim bu sayede, Tanrı'ya ve Tanrısal olan şeylere ortak kimseler olarak hakikaten kemale erdirilmiş oluruz.

En üstün Tanrısal Birliği kabul edip dağıttıktan sonra, Kilise'nin bütün cemaatinin iştirak ettiği mukaddes bir şükran duasıyla ayini nihayete erdirir.

Zira Birliğe eriş, pay etmeden evvel gelir, gizemlerin kabulü de mistik dağıtımdan öncedir. Çünkü Tanrısal Gizemlerin evrensel kuralı ve nizamı, hürmetdeğer Önder'in, kendisi vasıtasıyla Tanrı'dan başkalarına aktarılacak olan lütuflardan evvela bizzat pay almasını, bunlarla dolmasını ve ancak bundan sonra diğerlerine pay etmesini icap ettirir.

Bu sebeple, bu ilhamlara uygun bir hayat ve hal yerine, pervasızca yalnızca bu ilham edilmiş talimatlarla yetinenler kuddesten nasipsizdir ve tesis edilmiş mukaddes nizama bütünüyle yabancıdır.

Zira nasıl ki güneşin parlak ışığı saçıldığında, daha narin ve nurani maddeler kendilerine doğru akan parlaklıkla evvela dolarak, taşan ışıklarını arkalarındaki şeylere parlak bir surette aktarırsa, bütün seciyesinde bütünüyle Tanrı benzeri hale gelmemiş, Tanrısal tesir ve hükümle ahenk içinde olduğu kanıtlanmamış bir kimsenin, bütünüyle tanrısal hususlarda başkalarına Önder olması da asla kabul edilemez.

Bu esnada, hiyerarşik bir nizam içinde bir araya toplanmış ve en Tanrısal gizemlere iştirak etmiş olan bütün Rahipler zümresi, Tanrı'nın fiillerinin ihsanlarını mertebelerine göre idrak edip terennüm ettikten sonra, mukaddes bir şükran duasıyla iktifa eder.

Öyle ki, Tanrısal şeylerden pay almamış ve bunlardan habersiz olanlar, en Tanrısal lütuflar kendi özsel tabiatları gereği şükrana layık olsalar dahi, şükrana eremezlerdi. Fakat dediğim gibi, süfli şeylere olan meylleri yüzünden Tanrısal lütuflara bakmayı dahi istemediklerinden, Tanrı'nın fiillerinin nihayetsiz inayetlerine karşı baştan sona kadirbilmez kalmışlardır.

"Tadın ve görün" der Vahiyler, zira Tanrısal şeylerin mukaddes inisiyasyonu vasıtasıyla, inisiye olanlar onların cömert inayetlerini tanır ve bu iştirak esnasında onların en Tanrısal yüksekliğine ve genişliğine en derin hürmetle nazar ederek, Tanrısallığın (thearkhia) semalar fevki velinimet fiillerini şükran dolu tesbihlerle terennüm ederler.

Muron'da İcra Edilen ve Onun İçinde Kemale Erdirilen Şeylere Dair

En mukaddes Synaxis'in kavranılır müşahedeleri işte bu denli büyük ve bu denli güzeldir, bunlar daha evvel de defalarca zikrettiğimiz üzere, Bir'e olan iştirakimize ve O'na doğru toplanışımıza hiyerarşik olarak hizmet eder.

Fakat Önderlerimizin "Muron İnisiyasyonu" tesmiye ettiği, aynı mertebede bir başka kemale erdirici İbadet daha vardır, bunun cüzlerini mukaddes timsallere uygun olarak gereken nizam dairesinde tefekkür etmek suretiyle, hiyerarşik mülahazalar kanalıyla, cüzleri vasıtasıyla onun Birliğine doğru taşınmış olacağız.

Tıpkı Synaxis'te olduğu gibi, noksan olanların mertebeleri savılır, yani bu işlem, hiyerarşik alayın ıtır kokulu buhur eşliğinde mabedin etrafını bütünüyle dolaşmasından, Mezmurların terennümünden ve en Tanrısal Vahiylerin kıraatinden sonra vuku bulur.

Ardından Hiyerark, Muron'u alır ve on iki mukaddes kanadın altında örtülü vaziyette Tanrısal Sunağın üzerine koyar, bu esnada herkes Tanrı vecdiyle dolu Peygamberlerin ilhamının mukaddes nağmesini en dindarane avazla haykırır ve Hiyerark onun üzerine edilen duayı bitirdiğinde, onu kullanır.

[NOT: Greklerin iki tür mukaddes yağı yahut Merhemi vardır, biri Piskopos tarafından hususi olarak takdis edilmiş yahut kutsanmıştır, diğeri ise mecburen böyle değildir.]

Onu, takdis edilmekte olan şeylerin en mukaddes mistik Ayinlerinde, neredeyse her Hiyerarşik takdis için kullanır.

O halde, kemale erdirici ibadetin Tanrısal Muron üzerinde icra edilen şeyler vasıtasıyla sunduğu ibtidai talim, kanaatimce şunu izhar eder, dindar insanların zihinlerindeki mukaddes ve hoş kokulu olan şey bir peçeyle örtülmüştür, zira bu hal, mukaddes insanlara gizli Tanrı'ya fazilet bakımından olan güzel ve hoş kokulu benzerliklerini boş bir övünç uğruna faş etmemelerini tanrısal olarak buyurur.

Zira Tanrı'nın gizli letafeti lekesizdir, tasavvurun ötesinde tatlıdır ve aynı suretteki ruhlarda faziletin lekesiz timsallerine malik olma arzusu vasıtasıyla, manevi bir tefekkür için yalnızca aklî olana tezahür eder.

Zira Tanrı benzeri faziletin tahrif edilmemiş ve hakkıyla taklit edilmiş suretinden tefekkür edilen o ıtırlı güzelliğe nazar kılmakla, insan onu en güzel taklide doğru böylelikle yoğurur ve şekillendirir.

Ve duyulur imgelerde olduğu gibi, şayet sanatkâr dikkati başka hiçbir şeyin temaşasıyla dağılmaksızın yahut dikkati hiçbir veçhile bölünmeksizin arketipsel surete pürdikkat bakarsa, tabiri caizse, resmedilen şahsın her kim olursa olsun bizzat kendisini ikizleyecek, benzerlik içindeki hakikati ve suret içindeki arketipi, cevher farkı müstesna olmak üzere her birini diğerinde izhar edecektir, işte tıpkı bunun gibi, zihnen güzeli seven müstensihler için de

hoş kokulu ve gizli güzelliğin sebatkâr ve sarsılmaz bir temaşası, şaşmaz ve en Tanrısal görünüşü bahşedecektir. Binaenaleyh, kendi aklî tefekkürlerini öz-ötesi derecede tatlı ve temaşa edilen letafete sarsılmaz bir surette uyduran tanrısal müstensihler, tanrısal olarak taklit ettikleri faziletlerinden hiçbirini, Tanrısal metnin ifadesiyle "insanlara görünmek için" icra etmezler, bilakis Kilise'nin Tanrısal Muron içinde bir mecaz kabilinden örtülmüş olan en mukaddes şeylerine hürmetle nazar kılarlar.

Bu sebeple onlar da, fazilette kutsal ve en tanrısal olanı tanrısal ve tanrı-nakşolunmuş akılları içinde dindarca gizleyerek, yalnızca ilkörneksel tasavvura nazar ederler, zira onlar yalnızca benzemez olan şeylere karşı körleşmekle kalmaz, aynı zamanda onlara bakmak üzere aşağıya da çekilmezler.

Bu sebeple, seciyelerine yaraşır biçimde, yalnızca iyi ve adil görünen şeyleri değil, hakikaten öyle olanları severler, ne de çoğunluğun akıl dışı biçimde kendilerini tebrik ettiği kanaate bakarlar, lakin Tanrısal örneği izleyerek, iyiyi yahut kötüyü bizatihi kendisinde olduğu gibi temyiz etmek suretiyle, hakiki tatlılığı kendi içinde barındıran, çoğunluğun kuralsız görünüşüne dönmeyen ve kendi hakikiliğini Kendi hakiki suretlerine göre şekillendiren en yüce tanrısallık (thearkhia) tatlılığının Tanrısal suretleri olurlar.

Haydi öyleyse, baştan aşağı güzel hizmetin haricî zarafetini seyrettiğimize göre, şimdi onun daha tanrısal güzelliğine, kendi kendine perdeleri açmışken, etrafa açıkça parlak ışınlar saçan ve temaşa edenleri açığa vurulmuş ıtırla dolduran mübarek ışıltısını seyrederek nazar edelim.

Zira Muron’un [NOT: Kutsal mesh yağı] görünür takdisi, Hiyerarş’ı [NOT: Hiyerarşi lideri, başrahip] çevreleyenlerce ne iştiraksiz bırakılır ne de onlar tarafından görülmez kılınır, aksine, onlara geçerek ve temaşayı çoğunluğun üzerine sabitleyerek, onlar tarafından hürmetle örtülür ve Hiyerarşik yönelimle avamdan sakınır.

Zira baştan aşağı kutsal olan şeylerin haşmeti, esinlenmiş insanlara açıkça ve sembolsüz ışık saçarak, temaşa edilen şeyle hemhâl olduğundan ve onların temaşa eden idraklerini örtünmeksizin kokulandırdığından, henüz daha aşağı mertebedekilere aynı şekilde ilerlemez, fakat temaşa edilen şeyin derin temaşacıları olan onlar tarafından, benzemez olanlarca kirletilmesin diye, kanatların muammaları altında gösterişsizce gizlenir, bu mukaddes muammalar vasıtasıyla tâbi olanların intizamlı Mertebeleri, güçleriyle uyumlu kutsallık derecesine sevk edilir.

O halde şu an methettiğimiz mukaddes takdis, söylediğim gibi, Hiyerarşik işlevlerin kemale erdirici mertebesinden ve kudretindendir.

Bu sebeple Tanrısal Önderlerimiz bunu, Synaxis’in [NOT: Efkaristiya ayini] mukaddes kemaliyle aynı mertebede ve tesirde görerek, aynı figürlerle tertip etmişlerdir.

Benzer şekilde Hiyerarş’ın, tatlı kokuyu en kutsal makamdan ötedeki mukaddes sınırlara taşıdığını ve yine oraya geri dönüşüyle, Tanrısal şeylere iştirakin tüm kutsal kişilere kabiliyetlerine göre vasıl olduğunu ve eksilmeksizin, baştan aşağı kımıldamaksızın ve Tanrısal sebatkârlığa yaraşır biçimde kendi özdeşliğinde değişmezce durduğunu talim ettiğini görebilirsiniz.

Aynı şekilde Mezmurlar ve Tanrısal Kelamın kıraati, kemale ermemiş olanları hayat bahşeden evlat edinilmeye hazırlar, lanetli ruhların tasallutundaki kimselerde dinî bir temayül teşkil eder ve hamiyetsizlik ruhunun istilasına uğrayanlardan hasım korkuyu ve gevşekliği defeder, onlara, kabiliyetlerine göre, hasım güçleri derhal ürkütüp kaçıracakları ve başkalarını iyileştirmede öncülük edecekleri Tanrısal itiyat ve kudretin en yüksek zirvesini gösterir, ve Tanrı örneğini takip ederek, kendi has bağışlarından kımıldamaksızın, yalnızca hasım korkulara karşı faal olmakla kalmayıp başkalarına da bizzat faaliyet bahşedeceklerdir, ve ayrıca daha kötü olandan dinî bir akla rücu edenlere dindarca bir itiyat kazandırırlar ki yeniden kötülüğe köle olmasınlar, tamamen arınmaya muhtaç olanları bütünüyle tasfiye ederler, ve kutsal olanları Tanrısal benzerliklere ve kendilerine mahsus temaşa ve müşterekliklere ulaştırırlar, böylece tamamen kutsal olanları mübarek ve kavranılır rüyetlerde sabit kılarlar,

onların Bir’e dair yeknesak benzerliğini ikmal eder ve onları bir kılarlar.

Mevcut takdis hizmetinin, Synaxis ile aynı tarzda tefrik gözetmeksizin dışarıda bıraktığı kimseler, daha evvel zikredilen ve bütünüyle saf olmayan o Mertebeler değil midir, ta ki bu hizmet yalnızca kutsal olanlarca figürler dahilinde görülsün ve kemaliyle kutsal olanlarca, hiyerarşik yönelimler vasıtasıyla, vasıtasızca temaşa edilip ifa edilsin?

Şimdi, kanımca, bu denli sık zikredilmiş şeyleri aynı ifadelerle tekrar etmek ve bir sonrakine geçmemek, Tanrısal Muron’u on iki kanat altında hürmetle örtülü tutan ve onun üzerindeki baştan aşağı kutsal takdisi icra eden Hiyerarş’ı seyretmemek yersiz olur.

Öyleyse ikrar edelim ki Muron’un terkibi, kendi içinde bolca hoş kokulu vasıflar barındıran güzel kokulu maddelerin bir terkibidir ve bu terkipten pay alanlar, onun tatlı lezzetinden nasiplendikleri nispetle kokulanırlar.

Bizler şuna ikna olmuşuzdur ki en yüce tanrısallığa (thearkhia) sahip İsa, temaşa için Tanrısal tatlılığın ihsanlarıyla bizim temaşa eden cüzümüzü doldurarak, aşkınlık derecesinde hoş lezzettedir.

Zira duyulur kokuların kabulü insanı neşeli kılıyor ve burun deliklerimizin duyarlı uzuvlarını pek çok tatlılıkla besliyorsa, şayet en azından sıhhatli ve tatlı lezzete intibak etmişlerse, aynı tarzda biri diyebilir ki,

temaşa kabiliyetlerimiz, fıtraten içimize yerleştirilmiş olan temyiz kudretinin kuvvetiyle, daha kötüye boyun eğme hususunda sıhhatli bir meyil taşıyarak, en yüce Tanrısal ıtrı kabul eder ve Tanrısal olarak tayin edilmiş nispetler ile aklın Tanrısal Varlığa mukabil yönelişi uyarınca, mukaddes bir teselli ve en Tanrısal gıda ile dolar.

Bu sebeple, biçimden yoksun şeyleri biçim dahilinde ifade eden Muron’un sembolik terkibi, Tanrısal tatlı kabul edişlerin zenginliğinin bir pınarı olarak, temaşacıların en tanrısal olanlarına en Tanrısal kokuları en yüce tanrısallık (thearkhia) derecelerinde dağıtan İsa’nın Kendisini bize tasvir eder, bunun üzerine Akıllar, sevinçle tazelenmiş ve mukaddes kabul edişlerle dolmuş olarak, temaşa eden cüzlerine o tatlı ihsanların dâhil olmasıyla, Tanrısal bir iştirake yaraşır biçimde, aklî bir temaşa ziyafetine ererler.

Şimdi kanımca aşikârdır ki, menba niteliğindeki bu ıtrın bizden daha üstün ve daha Tanrısal olan Varlıklara dağıtımı sanki daha yakındır, onların alıcı kabiliyetlerinin şeffaf ve salahiyetli aklî vaziyetine kendini daha çok izhar ve tevzî eder, esirgemeksizin taşarak pek çok surette nüfuz eder, lakin o kadar alıcı olmayan tâbi temaşacılara gelince, en yüksek rüyeti ve iştiraki dindarca gizler.

ÜSLUP VE HİYERARŞİ

Katılım yoluyla, alıcıların liyakatine uygun bir koku halinde, yüce ve tanrısallık (thearkhia) içeren bir ölçüyle dağıtılır. Üstümüzde yer alan mukaddes varlıklar arasında, Seraphim’in üstün mertebesi, İsa’nın etrafında karar kılmış ve yerleşmiş on iki kanat figürüyle temsil edilir, izin verildiği ölçüde O’nun en mübarek temaşalarına kendini bırakır, en saf kabullerle dağıtılan ve temaşa edilen hakikatle huşu içinde dolar ve insani bir dille söylemek gerekirse, hiç susmayan dudaklarıyla o sık Övgü İlahisi’ni haykırır, zira dünyaüstü zihinlerin mukaddes bilgisi hem yorulmak bilmez hem de kesintisiz bir ilahi aşka sahiptir, aynı zamanda her türlü bayağılıktan ve unutkanlıktan münezzehtir.

Nitekim bana göre bu "kesintisiz haykırış" ifadesi, onların ilahi şeylere dair daimi ve sebatkar ilim ve kavrayışlarını, tam bir uyum ve şükranla ortaya koymaktadır.

Şimdi, gökler üstü hiyerarşi (hiyerarşi) tasvirinde, kutsal metinlerde temaşa edilen varlıkları açıklayan hissi figürler altında ilahi bir şekilde tasvir edilen Seraphim’in cismani olmayan özelliklerini yeterince temaşa ettiğimizi ve bunları senin temaşa eden gözlerinin önüne serdiğimizi düşünüyorum.

Bununla birlikte, şimdi de hiyerarşinin etrafında huşuyla duranlar,

Onların sayısız yüzleri ve çok sayıdaki ayakları, bana göre, en ilahi nurları pek çok yönden müşahede etme özelliklerini ve Tanrı’nın iyi şeylerini her daim faal ve bolca kabul edici olarak kavrayışlarını gösterir, kutsal metnin bahsettiği kanatların altılı düzeni ise, bazılarının sandığı gibi mukaddes bir sayıyı değil, Tanrı’nın etrafındaki en yüce öz ve mertebeyi ifade eder, onun temaşa eden ve tanrısal güçlerinin ilki, ortası ve sonu tamamen yükseltici, özgür ve dünyaüstüdür.

Bu yüzden vahiylerin en mukaddes hikmeti, kanatların biçimini huşuyla tasvir ederken, kanatları başlarının, ortalarının ve ayaklarının etrafına yerleştirir, onların tamamen kanatlarla kaplı olduğunu ve Gerçek Varlık’a ulaştıran çok çeşitli yeteneklerini ima eder.

Şimdi, eğer yüzlerini ve ayaklarını örtüyor ve sadece orta kanatlarıyla uçuyorlarsa, şunu huşuyla aklında tut ki, en yüce varlıkların bu denli üzerinde yer alan bu mertebe, kendi kavrayışlarının daha yüce ve derin olanlarına karşı ihtiyatlıdır ve orta kanatlarıyla, kendi özel yaşamını ilahi boyunduruklar altına sokarak, Tanrı’nın rüyetine doğru uygun bir ölçüde yükselir ve bunlar vasıtasıyla huşu içinde kendi kendinin muhakemesine yönlendirilir.

Kutsal metindeki "biri diğerine sesleniyordu" ifadesine gelince, bu durum, bana göre, onların Tanrı’ya dair kendi rüyetlerini birbirleriyle cömertçe paylaştıklarını gösterir.

Kutsal metinlerdeki İbranice kelimenin, Seraphim’in en mukaddes varlıklarını, onların ilahi ve her daim hareketli bir yaşam içinde parıldayıp kaynamalarından mülhem, açıklayıcı bir sıfatla adlandırdığını dini bir hürmetle hatırlamaya değer bulmalıyız.

O halde, İbranice bilenlerin söylediği gibi, en ilahi Seraphim, Tanrı’nın Kelamı tarafından, özsel durumlarını ifade eden bir isimle "Tutuşturan" ve "Isıtan" olarak adlandırıldıklarına göre, ilahi Muron’un sembolik imgelerine uygun olarak, onu en canlandırıcı kokuların tezahürüne ve dağıtımına çağıran, en yükseltici güçlere sahiptirler.

Zira kavrayışın ötesinde tatlı olan Varlık, parıldayan ve en saf zihinler tarafından tezahür ettirilmek üzere harekete geçirilmekten hoşnut olur ve en ilahi ilhamlarını, kendisini bu şekilde dünyaüstü bir biçimde çağıranlara neşeyle dağıtır.

Böylece, gökler üstü varlıkların en ilahi mertebesi, en yüce tanrısallık içeren İsa’yı, takdis edilmek üzere aşağı indiğinde tanımamazlık etmedi, aksine O’nun ilahi ve tarif edilemez bir iyilikle, bizim varlığımıza dahil olarak Kendini alçaltmasını huşuyla tanıdı, O’nu peder, Kendisi ve Kutsal Ruh tarafından insana yaraşır bir şekilde takdis edilmiş olarak müşahede ettiğinde, kendi yüce Başının, yüce Tanrı olarak yapabileceği her şeyde özü itibariyle değişmeden kaldığını idrak etti.

Bu nedenle, mukaddes sembollerin geleneği, Seraphim’i takdis edilirken ilahi Muron’un yakınına yerleştirir, Mesih’i bizim eksiksiz insanlığımız içinde gerçek anlamda değişmemiş olarak tanır ve tasvir eder.

Daha da ilahi olanı şudur ki, her mukaddes şeyin takdis edilmesi için ilahi Muron’u kullanır, Logion’a göre, Takdis Eden’in Takdis Edilen olduğunu, tüm o yüce tanrısallık içeren takdis boyunca her zaman Kendisiyle aynı kaldığını açıkça gösterir.

Bu yüzden, Tanrı’da ilahi doğumun takdis edici lütfu ve inayeti de Muron’un en ilahi yetkinleştirmelerinde tamamlanır.

Bana göre hiyerarş, Muron’u arındırıcı vaftiz teknesine haç şeklinde dökerek, bizim Tanrı’da doğuşumuz için çarmıh vasıtasıyla ölümün kendisine kadar inen Rab İsa’yı temaşa eden gözlerin önüne getirir, yıkıcı ölümün o eski yutuşundan, aynı ilahi ve karşı konulmaz inişle, gizemli söze göre "O’nun ölümünde vaftiz edilenleri" merhametle yukarı çeker ve onları tanrısal ve ebedi bir varoluş için yeniler.

Dahası, Muron’un yetkinleştirici meshi, Tanrı’da doğuşun en mukaddes inisiyasyonuna kabul edilmiş olana, yüce tanrısallık içeren Ruh’un kalıcılığını bahşeder, sembollerin mukaddes imgelemi, bana göre, bizim uğrumuza, yüce tanrısallık içeren Ruh tarafından insan olarak takdis edilmiş olan O’nun tarafından bolca sunulan en ilahi Ruh’u, O’nun özsel Tanrılığının değişmemiş durumunda tasvir eder.

Şunu da hiyerarşik olarak aklında tut ki, en saf inisiyasyonun yasası, ilahi Sunağın mukaddes takdisini, en mukaddes Muron’un en saf dökülmeleriyle tamamlar.

Gökler üstü ve aşkın temaşa, bizim tanrılaştırıcı kutsallığımızın kaynağı, özü ve yetkinleştirici gücüdür.

Zira eğer bizim en ilahi Sunağımız İsa ise, yani Tanrısal Zihinlerin yüce tanrısallık içeren takdisi ise, Logion’a göre "takdis edilmiş ve mistik bir şekilde bir bütün olarak sunulmuş olarak erişime sahip olduğumuz" yer ise, gelin o en ilahi Sunağın kendisine, içinde şeylerin yetkinleştirildiği, yetkinleştirilip takdis edildiği yere, en ilahi Muron’un kendisinden yetkinleştirilerek dünyaüstü gözlerle bakalım, çünkü tamamen en mukaddes olan İsa, bizim adımıza Kendini takdis eder ve bizi her türlü takdisle doldurur, zira onların üzerinde takdis edilen şeyler, daha sonra yararlı etkileriyle Tanrı’nın çocukları olan bizlere kardeşçe geçer.

Bundan ötürü, kanaatimce, Hiyerarşimizin İlahi Önderleri, ilahi yoldan aktarılmış bir Hiyerarşik anlayışa uygun olarak, bu bütünüyle ulu hizmeti, "tamamıyla takdis edilmek" manasından mülhem, bir bakıma "Tanrı’nın takdisi" manasında "Muron’un takdisi" şeklinde tesmiye etmekte, onun ilahi takdis edici amelini her iki manada da yüceltmektedirler.

Zira hem İnsan olması hasebiyle bizim uğrumuza takdis edilmiş bulunması, hem en yüce Tanrı sıfatıyla her şeyi takdis etmesi, hem de takdis edilen şeyleri kutsaması, "O’nun takdisi" demektir. Tanrı’yla kendinden geçmiş Peygamberlerin ilhamına dayanan mukaddes ilahiye gelince, İbranice bilenler tarafından bu "Tanrı’ya Hamd" veya "Rabb’e hamdedin" diye adlandırılır, zira Tanrı’nın her ilahi zuhuru ve ameli, Hiyerarşik sembollerin muhtelif terkibinde hürmetle tasvir edildiğinden, Peygamberlerin İlahi tesirle söylenmiş ilahisinden bahsetmek yersiz değildir, çünkü bu ilahi, İlahi İyiliğin lütufkâr amellerinin dindarca bir hamde layık olduğunu derhal, sarih ve hürmetkâr bir surette öğretmektedir.

İşte, Muron’un en İlahi kemale erdirici ameli böyledir.

Fakat bu İlahi hizmetlerden sonra, ruhban Mertebelerini ve seçimlerini, bunların kudretlerini, amellerini ve takdislerini ve bunların maiyetindeki üst derecelerin üçlüsünü ortaya koymak münasip olacaktır, ta ki Hiyerarşimizin nizamının, intizamsız, kuralsız ve müşevveş olanı bütünüyle reddedip dışarıda bıraktığı, aynı zamanda kendi içindeki mukaddes Mertebelerin derecelenmelerinde nizami, intizamlı ve muhkem olanı seçip izhar ettiği gösterilebilsin.

Tarafımızdan evvelce tebcil edilen Hiyerarşilerde, mukaddes geleneğimizin her Hiyerarşik muamelenin en İlahi Gizemli Ayinlere, bunların mülhem ehillerine ve muallimlerine ve bunlar vasıtasıyla dindarca inisiye edilenlere taksim edildiğini ikrar ettiğimizde, her Hiyerarşinin üçlü taksimatını layıkıyla gösterdiğimiz kanaatindeyim.

Böylece, semaüstü Varlıkların en mukaddes Hiyerarşisi, kendi inisiyasyonu olarak, kendine has imkân dâhilindeki durumunu, Tanrı’ya tam benzerliğini ve caiz olduğu ölçüde Tanrı’yı taklit etmeye yönelik sarsılmaz bir melekeyi haizdir.

Bu mukaddes takdise ulaştıran aydınlatıcıları ve önderleri ise, bizzat Tanrı’nın etrafındaki en birinci Varlıklardır.

Zira bunlar, kendi-kemalindeki Tanrısallık (thearkhia) ve hikmet bahşeden İlahi Akıllar tarafından kendilerine bahşedilen daimi tanrılaştırıcı mefhumları, mertebece altlarındaki mukaddes Derecelere cömertçe ve nispet dâhilinde aktarırlar.

Birinci Varlıkların maiyetindeki Dereceler ise, bunlar vasıtasıyla Tanrısallığın (thearkhia) tanrılaştırıcı aydınlanmasına dindarca sevk edildikleri cihetle, inisiye edilmiş Mertebelerdir ve hakikaten de böyle tesmiye olunurlar.

Ve bundan, yani semavi ve cihanüstü Hiyerarşiden sonra, Tanrısallık (thearkhia) Yasa altındaki Hiyerarşiyi bahşetmiş, nevilimizin menfaati için en mukaddes ihsanlarını, hakikatin soluk suretleri, İlk Örneklerden (arketiplerden) uzak kopyalar, anlaşılması güç muammalar ve içe sarınmış tefekkürü haiz remizler vasıtasıyla, zayıf gözleri üzerlerine dökülen ışıkla incitmemek adına, kolayca temyiz edilemeyen kıyasi bir ışık gibi onlara (Kelam’a göre sabiler olmaları hasebiyle) aktarmıştır.

Şimdi bu Yasa altındaki Hiyerarşi için, manevi ibadete irtifa etmek bir inisiyasyondur.

Yasa altındaki Hiyerarşların ilk inisiyesi ve önderi olan Musa tarafından o mukaddes çadır için dindarca talim edilmiş adamlar sevk ediciler idi, nitekim Yasa altındaki Hiyerarşiyi talim gayesiyle tavsif ederken, mezkûr mukaddes çadıra atıfla, Yasa’nın bütün mukaddes hizmetlerini gösterilen suretin bir imgesi olarak tesmiye etmiştir.

Fakat "inisiye edilenler", istidatları nispetinde Yasa’nın sembollerinin daha kâmil bir keşfine doğru sevk olunan kimselerdir.

Tanrı’nın Kelamı ise, bizim Hiyerarşimizi daha kâmil bir keşif olarak adlandırmakta, onu diğerinin ikmali ve mukaddes bir mirası olarak zikretmektedir.

O, aşırılıklar arasındaki vasat gibi, hem semavi hem de şer’idir, aklî tefekkürler vasıtasıyla birincisine, mahsus (duyulur) işaretlerle çeşitlenmiş olması sebebiyle de ikincisine müşterektir ve bunlar vasıtasıyla hürmetle İlahi Varlığa sevk eder.

Ve benzer şekilde, Gizemli Ayinlerin en mukaddes hizmetlerine, mukaddes şeylerin Tanrı-benzeri hadimlerine ve bunlar vasıtasıyla, istidatları nispetinde mukaddes şeylere sevk olunanlara taksim edilen üçlü bir Hiyerarşi taksimatını haizdir.

Ve Hiyerarşimizin üç taksimatının her biri, Yasa’nınkine ve bizimkinden daha ilahi olan Hiyerarşiye uygun olarak, kudret bakımından birinci, orta ve sonuncu olarak tertip edilmiştir, hem hürmetkâr tenasübü, hem de ahenkli bir mertebede her şeyin intizamlı ve mutabık birlikteliğini gözetmektedir.

O halde, Gizemli Ayinlerin en mukaddes hizmeti, ilk Tanrı-benzeri kudret olarak, inisiye edilmemiş olanların mukaddes tasfiyesini, orta kudret olarak, tasfiye edilmiş olanların nurlandırıcı talimini ve sonuncu kudret ile evvelkilerin hülasası olarak, kendilerine has talimlerin ilminde yetiştirilmiş olanların kemale erdirilmesini haizdir, ve Hadimler mertebesi, ilk kudrette, Gizemli Ayinler vasıtasıyla inisiye edilmemişleri tasfiye eder, ikinci kudrette, tasfiye edilmişleri nura sevk eder, Hadimlik Kudretlerinin sonuncusu ve en yücesinde ise, temaşa edilen aydınlanmaların ilmî ikmalleri vasıtasıyla, İlahi nurdan pay almış olanları kemale erdirir.

İnisiyelerden ise, birinci kudret tasfiye edilmekte olandır, orta kudret tasfiyeden sonra aydınlatılan ve belirli mukaddes şeyleri temaşa edendir, sonuncu ve diğerlerinden daha ilahi olan kudret ise, temaşacısı haline geldiği mukaddes aydınlanmanın kemale erdirici ilminde aydınlatılmış olandır.

O halde, Gizemli Ayinlerin mukaddes hizmetinin üçlü kudreti tebcil edilsin, zira Tanrı’da Doğuş, Kutsal Metinlerde bir tasfiye ve nurlandırıcı aydınlanma olarak, Sinaksis ve Muron Ayini ise, vasıtalarıyla Tanrısallığa (thearkhia) tevhit edici irtifaın ve en mübarek iştirakin hürmetle kemale erdirildiği, Tanrı’nın amellerinin kemale erdirici bir marifeti ve ilmi olarak gösterilmektedir.

Şimdi de tasfiye edici, aydınlatıcı ve kemale erdirici bir disipline taksim edilmiş olan ruhban Mertebesini izah edelim.

O halde Tanrısallığın (thearkhia) baştan ayağa mukaddes Kanunu şudur ki, ikinciler birinciler vasıtasıyla O’nun en İlahi ihtişamına sevk edilirler.

Elementlerin maddi cevherlerinin, evvelemirde tercihen kendilerine daha yakın olan şeylere yaklaştığını ve bunlar vasıtasıyla kendi enerjilerini diğer şeylere neşrettiğini görmüyor muyuz?

Doğal olarak, görünür ve görünmez tüm iyi düzenin Başı ve temeli olan tanrısallık (thearkhia), tanrılaştıran ışınlarını ilk olarak Tanrı’ya daha benzer olanlara yaklaştırır ve ışık ile tecellileri, ışığı almaya ve iletmeye daha elverişli ve daha şeffaf Zihinler olan bu varlıklar aracılığıyla, alt kademedekilere kendilerine uygun ölçülerde iletir.

Kendi hiyerarşileriyle ilgili tüm hususlarda mükemmelleştirici bir bilimle bolca eğitilmiş ve etkili bir öğretme gücü almış olduklarından, Tanrı’yı ilk müşahede eden bu varlıkların görevi, huşuyla seyrettikleri İlahi rüyetleri kendi kapasiteleri nispetinde ikinci derecedekilere esirgemeden göstermek, hiyerarşi (hiyerarşi) ile ilgili hususları ifşa etmek ve ruhani yetkinliğe bilimsel olarak ve bütünüyle iştirak ettiklerinden, kutsal armağanları liyakate göre paylaştırmaktır.

Hiyerarşinin İlahi Mertebesi, Tanrı’yı müşahede eden Mertebelerin ilkidir, aynı zamanda en yüksek ve en alçak olanıdır, zira hiyerarşimizin her Düzeni onda özetlenir ve kemale erer.

Çünkü her hiyerarşinin Rab İsa’da nihayete erdiğini gördüğümüz gibi, her birinin kendi ilhamlı Hiyerarşinde nihayete erdiğini görürüz.

Hiyerarşik Mertebenin gücü tüm kutsal bedene nüfuz eder ve kutsal Mertebelerin her biri aracılığıyla kendi hiyerarşisinin gizemlerini icra eder.

Fakat İlahi kurum, diğer Mertebelerden ziyade, en İlahi hizmetleri öncelikle bu mertebeye tahsis etmiştir.

Çünkü bunlar, en İlahi sembolleri ve tüm kutsal düzenlemeleri tamamlayan, yüce İlahi Gücün mükemmelleştirici suretleridir.

Zira saygıdeğer sembollerin bazıları Rahipler tarafından takdis edilse de, Rahip, en İlahi Muron olmadan Tanrı’da kutsal Doğuşu asla gerçekleştiremeyecektir, komünyon sembolleri en İlahi Altar üzerine konulmadıkça İlahi Komünyon gizemlerini takdis edemeyecektir ve hiyerarşik takdisler yoluyla bu göreve seçilmedikçe kendisi de Rahip olamayacaktır.

Bu nedenle İlahi Kurum, hiyerarşik Mertebelerin atanmasını, İlahi Muron’un takdis edilmesini ve Altar’ın kutsal tamamlanışını, benzersiz bir şekilde, ilhamlı Hiyerarşlerin mükemmelleştirici güçlerine tahsis etmiştir.

O halde, mükemmelleştirici güçle dolu olan ve hiyerarşinin mükemmelleştirici işlevlerini öncelikle tamamlayan, kutsal gizemlerin bilimlerini açıkça ortaya koyan, onların ölçülü ve kutsal koşulları ile güçlerini öğreten hiyerarşik Mertebedir.

Rahiplerin aydınlatıcı Mertebesi ise, ilhamlı Hiyerarşlerin Mertebesi altında inisiye edilmekte olanları Gizemli Ayinlerin İlahi rüyetlerine yönlendirir ve onunla işbirliği içinde kendi uygun hizmetlerini ifşa eder.

Bu Mertebe, en kutsal semboller aracılığıyla Tanrı’nın işlerini göstererek ve İlahi müşahedelere ve kutsal ayinlerin komünyonuna yaklaşanları mükemmelleştirerek ne yaparsa yapsın, müşahede edilen dini hizmetlerin bilimini arzulayanları yine de Hiyerarşe havale eder.

Rahiplerin hizmetlerine yaklaşmadan önce arındıran ve uygun olmayanları ayıran Leitourgoi Mertebesi ise, yaklaşmakta olanları karşıt tutkulardan tamamen arındırarak, onları kutsayıcı rüyet ve komünyon için uygun hale getirerek tamamen temizler.

Bu nedenle, Tanrı’da Doğuş hizmeti sırasında Leitourgoi, yaklaşan kişinin eski giysilerini soyar, hatta sandaletlerini çıkarır ve feragat etmesi için onu batıya doğru döndürür, sonra onu tekrar doğuya götürür (çünkü onlar arındırıcı mertebe ve güçtendir), yaklaşanlara önceki yaşamlarının çevreleyen bağlarını tamamen fırlatıp atmalarını emreder, önceki davranışlarının karanlığını gösterir ve ışıksız olana veda edenlere, bağlılıklarını aydınlık olana aktarmalarını öğretir.

O halde Leitourgical Düzen, hem inisiye edilmemiş olanları tamamen temizleyerek hem de Kehanetlerin arındırıcı aydınlanmaları ve öğretileriyle doğuşa hazırlayarak ve dahası, kutsal olmayanları hiçbir kişi kayırmadan Rahiplerden uzaklaştırarak, arınmış olanları Rahiplerin parlak hizmetlerine yönlendirmek suretiyle arındırıcıdır.

Bu yüzden hiyerarşik kurum onu kutsal kapılara yerleştirir, kutsal şeylere yaklaşanların yaklaşımının tamamen eksiksiz bir arınma içinde olması gerektiğini telkin eder, onların huşu dolu rüyet ve komünyona yaklaşmalarını arındırıcı güçlere emanet eder ve onları bunlar aracılığıyla lekesiz olarak kabul eder.

Böylece, Hiyerarşlerin Mertebesinin takdis edici ve mükemmelleştirici, Rahiplerinkinin aydınlatıcı ve ışığa yönlendirici, Leitourgoi’ninkinin ise arındırıcı ve ayırt edici olduğunu göstermiş olduk, yani hiyerarşik Mertebe sadece mükemmelleştirmek için değil, aynı zamanda hem aydınlatmak hem de arındırmak için atanmıştır ve Rahiplerin gücünün arındırıcı bilimlerini, aydınlatıcı olanlarla birlikte kendi içinde barındırır.

Çünkü alt Mertebeler üst işlevlere geçemezler ve bunun yanı sıra, böyle bir şarlatanlığa girişmelerine izin verilmez.

Daha İlahi Düzenler, kendi yetkinliklerine tabi olan kutsal bilimleri de kendi bilimleriyle birlikte bilirler.

Bununla birlikte, İlahi operasyonların iyi düzenlenmiş ve karışıklıktan uzak düzeninin ruhani tertipleri, İlahi operasyonların suretleri olduğundan, kendilerinde birinci, orta ve son kutsal operasyonlar ve Mertebeler halinde sıralanmış aydınlanmaları göstererek hiyerarşik ayrımlar içinde düzenlenmişlerdir, dediğim gibi, kendilerinde Kilise Hiyerarşisi üzerindeki iyi düzenlenmiş ve karışıklıktan uzak durumu tezahür ettirirler.

Çünkü Tanrı Teala, içine girebileceği zihinleri önce temizler, sonra aydınlatır ve aydınlandıklarında onları Tanrı benzeri bir mükemmelliğe ulaştırır, doğal olarak İlahi suretlerin hiyerarşik yapısı kendisini iyi tanımlanmış Mertebelere ve güçlere ayırır, en kutsal ve karışmamış Mertebelerde karışıklık olmaksızın sağlam bir şekilde kurulmuş olan yüce İlahi operasyonu açıkça gösterir.

Fakat ulaşabileceğimiz ölçüde ruhani Mertebelerden, seçimlerden, onların güçlerinden ve operasyonlarından bahsettiğimize göre, şimdi onların en kutsal takdislerini elimizden geldiğince müşahede edelim.

O halde, hiyerarşik takdise götürülen Hiyerarş, Altar önünde her iki dizini de büktükten sonra, başının üzerinde Tanrı tarafından iletilen vahiyleri ve hiyerarşik eli bulundurur ve bu şekilde, kendisini tamamen en kutsal dualarla atayan Hiyerarş tarafından takdis edilir.

Rahip ise, İlahi Altar önünde her iki dizini de büktükten sonra, başının üzerinde hiyerarşik sağ eli bulundurur ve bu şekilde, kendisini kutsayıcı dualarla atayan Hiyerarş tarafından takdis edilir.

Kutsal Takdis Törenleri

Ve Leitourgos, ilahi mihrabın önünde iki dizinden birini yere çöktükten sonra, kendisini takdis eden ve bu törenle onu kemale erdiren Hiyerarşinin (hiyerarşi) sağ elini başının üzerinde bulur.

Takdisi gerçekleştiren Hiyerarş tarafından her birinin üzerine haç şeklinde bir mühür basılır, her bir durumda ismin mukaddes bir şekilde ilan edilmesi ve kemale erdirici bir selamlama gerçekleşir, zira orada bulunan her ruhani şahsiyet ve takdisi gerçekleştiren Hiyerarş, adı geçen ruhani rütbelerden herhangi birine kaydedilmiş olan kişiyi selamlar.

Ruhani takdis törenlerinde hem Hiyerarşler, hem rahipler, hem de Leitourgoslar için ortak olan hususlar şunlardır, ilahi mihraba götürülmek ve diz çökmek, hiyerarşik elin baş üzerine konması, haç şeklindeki mühür, ismin ilan edilmesi ve kemale erdirici selamlama.

Hiyerarşlere özel ve seçkin olan ise vahiylerin baş üzerine konmasıdır, zira alt rütbelerde bu uygulama yoktur, rahipler için ise her iki dizin birden çökülmesidir, zira Leitourgosların takdisinde bu yoktur, çünkü Leitourgoslar, belirtildiği üzere, iki dizlerinden yalnızca birini çökerler.

İlahi mihraba götürülmek ve diz çökmek, ruhani olarak takdis edilen herkesin kendi yaşamının tamamen, takdisin kaynağı olarak Tanrı’nın emri altında olduğunu, tüm akli varlığının, saf ve mukaddes bir şekilde O’na yaklaştığını, O’nunla tek bir benzerlik içinde olduğunu ve Tanrısal zihinleri ruhani olarak arındıran, hem kurban hem de mihrap olan o en yüce ilahi ve bütünüyle en mukaddes olana mümkün mertebe uygun hale geldiğini gösterir.

Hiyerarşik elin baş üzerine konması ise hem kutsal evlatlar olarak pederane bir şekilde gözetildikleri takdis edici korumayı simgeler, ki bu onlara ruhani bir hal ve kudret bahşeder, karşıt güçleri onlardan uzaklaştırır, hem de aynı zamanda, takdis edilmiş ve Tanrı’nın idaresi altında hareket eden kimseler olarak, her hususta kendi amellerinin lideri olarak O’na sahip çıkıp ruhani vazifeleri icra etmeyi öğretir.

Haç şeklindeki mühür, bedenin tüm dürtülerinin hareketsizliğini ve en yüce ilahi bir günahsızlıkla çarmıha ve ölüme kadar giden İsa’nın o yiğitçe ve en ilahi yaşamına sarsılmadan bakan, Tanrı’yı örnek alan yaşamı gösterir, o ki böyle yaşayanları, kendi günahsızlığının haç şeklindeki tasviriyle aynı benzerlikte mühürlemiştir.

Ve Hiyerarş, takdis edilenlerin ve takdislerin ismini yüksek sesle ilan eder, bu gizem Tanrı’nın sevgili takdis edicisinin, kendi arzusuyla veya kendi lütfuyla takdis edilenleri ruhani makama getiren değil, tüm hiyerarşik adamalarda Tanrı tarafından harekete geçirilen, Mesih’teki en yüce ilahi seçimin açıklayıcısı olduğunu gösterir.

Nitekim şeriat altındaki takdis edici olan Musa, kardeşi Harun’u Tanrı’nın sevgilisi ve rahipliğe layık görmesine rağmen, Tanrı tarafından bu yönde harekete geçirilene kadar ruhani takdise götürmemiş, takdisin başı olan Tanrı’ya boyun eğerek hiyerarşik ayinlerle ruhani takdisi tamamlamıştır.

Fakat en yüce ilahi ve ilk Takdis Edicimiz bile (çünkü insanı en çok seven İsa, bizim uğrumuza bu dahi olmuştur), kutsal metinlerin söylediği gibi "Kendi Kendini yüceltmedi", aksine O’na "Sen Melkisedek düzenine göre sonsuza dek rahipsin" diyen O’ydu. Bu nedenle, kendisi öğrencilerini ruhani takdise götürürken, Tanrı olarak baş Takdis Edici olmasına rağmen, takdis işinin hiyerarşik olarak tamamlanmasını bütünüyle en Mukaddes Babasına ve en yüce ilahi Ruha havale etmiş, kutsal metinlerin dediği gibi öğrencilerine Kudüs’ten ayrılmamalarını, aksine "Benden işittiğiniz, Babanın vaadini beklemenizi, zira Kutsal Ruh ile vaftiz edileceksiniz" diyerek tembihlemiştir. Ve nitekim, öğrencilerin en seçkini, kendisiyle aynı rütbe ve hiyerarşideki on kişiyle birlikte, on ikinci öğrencinin ruhani takdisine giriştiğinde, seçimi dindarlıkla tanrısallık (thearkhia) iradesine bırakmış, "Kimi seçtiğini göster" demiş ve ilahi kura ile işaret edilen kişiyi kutsal on ikinin hiyerarşik sayısına kabul etmiştir.

Matthias’ın üzerine ilahi bir işaret olarak düşen ilahi kura hakkında başkaları başka görüşler ifade etmişlerdir, bana göre pek açık değildir, fakat ben kendi kanaatimi belirteceğim.

Zira bana öyle geliyor ki kutsal metinler, ilahi seçimle işaret edilen kişiyi o hiyerarşik koroya gösteren en yüce ilahi bir hediyeye "kura" demektedir, bilhassa ilahi Hiyerarş ruhani amelleri kendi arzusuyla değil, hiyerarşi ve gökyüzü tarafından emredildiği şekilde kendisini harekete geçiren Tanrı’nın idaresi altında gerçekleştirmesi gerektiği için.

Ruhani takdisin tamamlanması için yapılan selamlama dini bir önem taşır.

Zira orada bulunan ruhani rütbelerin tüm üyeleri ve onları takdis eden Hiyerarş’ın kendisi, yeni takdis edilen kişiyi selamlar.

Çünkü ruhani alışkanlıklar ve güçlerle, ilahi çağrı ve adanmayla dindar bir zihin ruhani kemale ulaştığında, aynı rütbeden en mukaddes zümreler tarafından candan sevilir, en Tanrısal bir cemale ulaştırılır, kendisine benzer zihinleri sever ve karşılığında onlar tarafından dindarlıkla sevilir.

İşte bu yüzden, karşılıklı ruhani selamlama dindarlıkla icra edilir, benzer karakterdeki zihinlerin dini birliğini ve birbirlerine karşı sevgi dolu lütuflarını ilan eder, zira ruhani terbiye yoluyla en Tanrısal cemallerini baştan sona korurlar.

Bölüm VII

Bu zikredilenler, tüm ruhani takdis törenleri için ortaktır.

Ancak Hiyerarş, ayırt edici bir alamet olarak, başının üzerine en hürmetkar şekilde konulan vahiylere sahiptir.

Zira tüm rahipliğin kemale erdirici gücü ve ilmi, en yüce ilahi ve kemale erdirici iyilik tarafından ilham almış Hiyerarşlere bahşedildiğinden, hayırsever tanrısallık tarafından hiyerarşimize miras bırakılan her Tanrı öğretisini, Tanrı amelini, Tanrı tecellisini, mukaddes sözü, mukaddes ameli, tek kelimeyle tüm ilahi ve mukaddes amelleri ve sözleri kapsamlı ve ilmi bir şekilde ortaya koyan, ilahi olarak aktarılmış vahiylerin Hiyerarşlerin başı üzerine konması son derece tabiidir, çünkü Tanrısal Hiyerarş, hiyerarşik gücün tamamına bütünüyle iştirak etmiş olarak, hiyerarşiye emanet edilen tüm mukaddes sözlerin ve amellerin gerçek ve Tanrı tarafından aktarılan ilminde sadece aydınlanmakla kalmayacak, aynı zamanda bunları hiyerarşik ölçülerde başkalarına aktaracak ve tüm hiyerarşinin en kemale erdirici işlevlerini, en ilahi bilgi türlerinde ve en yüksek mistik öğretilerde hiyerarşik olarak kemale erdirecektir.

Ve rahiplerin takdis edilmesinin, diğer rütbelerin düzenlenmesinden ayrılan ayırt edici özelliği...

Leitourgoi’nin, yani hizmetkarların diz çöküşünden farkı, onların yalnızca tek dizlerini bükmelerine karşılık, bu rütbedekilerin her iki dizini birden bükmesidir ve bu töre hiyerarşi (hiyerarşi) düzenine göre buyrulmuştur.

Bu diz çöküş, kutsal eşiğe hürmetle kabul edilen şeyi Tanrı’nın huzuruna seren ve onu takdim eden rehberin boyun eğen takdimini gösterir.

Sıkça belirttiğimiz üzere, kutsayıcıların üç mertebesi, üç en mukaddes gizemli ayin ve güç vasıtasıyla, inisiye edilenlerin üç derecesine riyaset ettiğinden ve onların kurtarıcı kabulünü ilahi boyunduruklar altında gerçekleştirdiğinden, doğal olarak yalnızca arındırıcı olan Leitourgoi mertebesi, arınmakta olanların tek diz üzerindeki kabulüne hizmet eder ve onları ilahi sunağın önüne yerleştirir, zira arınmakta olan zihinler orada dünyalar üstü bir şekilde kutsanır.

Rahipler ise her iki dizlerini birden bükerler, çünkü kendileri vasıtasıyla dindarlıkla yaklaştırılanlar yalnızca arındırılmakla kalmamış, aynı zamanda onların talim yoluyla sundukları en nurlu hizmetler sayesinde, tamamen temizlenmiş bir yaşamın tefekküri melekkesine ve gücüne rahipçe erdirilmişlerdir.

Her iki dizini de büken Hiyerarş ise başının üzerinde Tanrı’dan aktarılan vahiyleri taşır, hiyerarşlik makamı vasıtasıyla, Leitourgoi gücüyle arındırılmış ve rahiplik hizmetiyle aydınlatılmış olanları, kapasiteleri nispetinde tefekkür ettikleri mukaddes şeylerin ilmine ulaştırır ve bu ilim vasıtasıyla yaklaştırılanları, muktedir oldukları en kamil kutsallığa erdirir.

İşte bunlar, ruhani mertebeler, seçimler, onların güçleri, amelleri ve takdisleridir, şimdi onların altında inisiye edilen üçlü mertebeler grubunu açıklamamız gerekir.

Hizmetlerden ve takdislerden uzaklaştırıldığını daha önce zikrettiğimiz kalabalıkların, arınma sürecindeki mertebeler olduğunu beyan ederiz, zira bunlardan biri henüz Leitourgoi tarafından doğurtucu vahiyler vasıtasıyla canlı bir doğuma doğru şekillendirilmekte ve yoğrulmaktadır, bir diğeri ise iyi vahiylerin nasihat edici öğretisiyle, uzaklaşmış olduğu mukaddes yaşama henüz geri çağrılmaktadır, bir diğeri, metanet noksanlığı yüzünden karşıt korkularla henüz dehşete düşmüş olup güçlendirici vahiylerle tahkim edilmektedir, bir diğeri henüz kötü olandan mukaddes gayretlere geri döndürülmektedir ve bir diğeri ise geri döndürülmüş olmakla birlikte, daha tanrısal ve dingin alışkanlıklarda henüz saf bir sebat kazanamamıştır.

Çünkü bunlar, Leitourgoi’nin besleyici ve arındırıcı gücüyle arınmakta olan mertebelerdir.

Leitourgoi, bunları mukaddes güçleriyle mükemmelleştirir, ta ki tamamen temizlendikten sonra, aydınlatıcı tefekküre ve en nurlu hizmetlere iştirake yönlendirilebilsinler.

Orta mertebe ise kapasitesine göre her türlü saflık içinde belirli ilahi hizmetlere iştirak eden tefekküri mertebedir ki bu mertebe, aydınlatılması için rahiplere tevdi edilmiştir.

Zira kanaatimce aşikardır ki, her türlü mukaddes olmayan kirlilikten temizlenmiş ve kendi zihninin saf ve sarsılmaz sebatını kazanmış olan bu mertebe, rahiplik hizmetiyle tefekküri melekeye ve güce geri döndürülür ve yüceltici güçler vasıtasıyla onların ilminin ilahi sevgisine kademe kademe yükselerek, tefekkürlerinde ve iştiraklerinde her türlü mukaddes sevinçle dolu olarak, kapasitesi nispetinde en ilahi sembolleri paylaşır.

Bunun, tamamen arınmış ve şeriatın elverdiği ölçüde hem hürmetkar rüyete hem de en nurlu gizemli ayinlerin iştirakine layık görülmüş mukaddes halkın mertebesi olduğunu beyan ederim.

Şimdi, tüm inisiye edilenlerden daha yüksek olan mertebe, tamamen arınmış bir tasfiye sayesinde, kendi amellerinin tam gücü ve kusursuz iffetiyle, tefekkür etmesi caiz olan her hizmette fikri tefekküre ve iştirake ulaşmış olan keşişlerin mukaddes mertebesidir, bunlar hiyerarşlerin en yetkinleştirici güçleriyle sevk edilir, onların ilham edilmiş nurları ve hiyerarşik gelenekleri vasıtasıyla, kapasiteleri nispetinde tefekkür edilen gizemli ayinlerin hizmetlerini öğrenirler ve onların mukaddes ilmiyle, muktedir oldukları en yetkin mükemmelliğe yükseltilirler.

Bu yüzden ilahi önderlerimiz onları mukaddes unvanlara layık görmüşlerdir, nitekim bazıları onlara gerçek Tanrı’ya olan saf hizmetlerinden ve hararetli bağlılıklarından ötürü "Therapeutae", diğerleri ise bölünmüş şeylerin mukaddes kıvrımları içinde onları adeta tanrısal bir Birliğe ve Tanrı’yı seven bir mükemmelliğe doğru birleştiren bölünmemiş ve tekil yaşamlarından ötürü "Keşişler" demiştir.

Bu sebeple ilahi nizam onlara kutsayıcı bir lütuf bahşetmiş ve onları hiyerarşik olmayan, zira bu yalnızca ruhani mertebelere mahsustur, fakat dindar rahipler tarafından ikinci derecedeki hiyerarşik takdisle icra edilen hizmetkarane bir kutsama yakarışına layık görmüştür.

Rahip o vakit ilahi sunağın önünde durur, keşişler için yapılan yakarışı dindarlıkla telaffuz eder.

Takdis edilecek kişi rahibin arkasında durur, ne her iki dizini ne de birini büker, ne de başının üzerinde Tanrı’dan aktarılan vahiyleri taşır, sadece üzerinde mistik yakarışı telaffuz eden rahibin yanında ayakta durur.

Rahip bunu bitirdiğinde, takdis edilecek kişiye yaklaşır ve ona ilk olarak, sadece bölünmüş yaşamlara değil, aynı zamanda tüm bölünmüş tahayyüllere de veda edip etmediğini sorar.

Ardından önüne en kamil yaşamı koyarak, sıradan yaşamı aşmasının onun üzerine düşen bir borç olduğuna şehadet eder.

Takdis edilecek kişi tüm bunları sebatla vaat ettiğinde, rahip onu Haç işaretiyle mühürledikten sonra, ilahi saadetin üçlü mevcudiyetine yapılan bir yakarışın ardından saçını keser, tüm giysilerini çıkardığında onu farklı bir kisveyle örter ve orada bulunan tüm mukaddes zevatla birlikte onu selamladıktan sonra, nihayetinde onu en yüce ilahi gizemlere ortak ederek töreni tamamlar.

Onun hiçbir dizini bükmemesi, başının üzerinde Tanrı’dan aktarılan vahiyleri taşımaması, aksine yakarışı telaffuz eden rahibin yanında ayakta durması, keşişlik mertebesinin başkalarına önderlik etmek için olmadığını, aksine keşişane ve mukaddes bir hal içinde kendi başına durduğunu, ruhani mertebeleri takip ettiğini ve onlar tarafından bir tabi olarak, kapasitesi nispetinde mukaddes şeylerin ilahi ilmine kolayca sevk edildiğini gösterir.

Sadece bölünmüş yaşamların değil, hatta tahayyüllerin bile reddedilmesi, keşişlerde, kendisini birleştirici emirlerin ilminde gösteren en kamil hikmet sevgisini işaret eder.

Çünkü bu mertebe, dediğim gibi, inisiye edilenlerin orta mertebesine değil, hepsinden daha yüksek olanına aittir.

Bu nedenle, orta mertebe tarafından kabahatsizce yapılan şeylerin birçoğu yasaklanmıştır

her bakımdan tekil Keşişlere yöneliktir, zira onlar Tek olan ile birleşmek, kutsal bir Monad’da toplanmak ve pek çok şeyde ona bir yakınlığa sahip olarak ve inisiye edilmişlerin diğer Derecelerine kıyasla ona daha yakın bulunarak, yasanın izin verdiği ölçüde, rahiplik yaşamına dönüşmekle yükümlüdürler.

Daha önce de söylediğimiz gibi, Haç işaretiyle mühürlenmek, bedenin neredeyse tüm arzularının hareketsizliğini ifade eder.

Saçın kesilmesi ise zihnin içindeki karanlığı, üzerine sürülmüş yapmacıklıklar kaplayarak güzelleştirmeyen, aksine beşeri cazibelerle değil, tekil ve manastıra özgü cazibelerle Tanrı’nın en yüce benzerliğine doğru bizzat yönlendirilen saf ve gösterişsiz yaşamı gösterir.

Önceki giysilerin bir kenara atılması ve farklı bir giysinin kuşanılması, orta düzey bir dini yaşamdan daha yetkin olana geçişi göstermeyi amaçlar, tıpkı Tanrı’dan kutsal Doğuş sırasında giysilerin değiştirilmesinin, tamamen arınmış bir yaşamın tefekküre dayalı ve aydınlanmış bir duruma yükselişini ifade etmesi gibi.

Şimdi de Rahip ve hazır bulunan tüm dindarlar takdis edilen kişiyi selamlıyorsa, bundan, İlahi bir sevinç içinde birbirlerini sevgiyle tebrik eden Tanrı benzeri kişilerin kutsal ortaklığını anlayın.

Son olarak Rahip, takdis edilen kişiyi en yüce İlahi Komünyon’a çağırır ve dinsel olarak gösterir ki,

takdis edilen kişi, eğer gerçekten manastıra özgü ve tekil yükselişe ulaşmak istiyorsa, içlerindeki kutsal gizemleri yalnızca tefekkür etmekle kalmayacak, orta Derecenin tarzına göre en kutsal sembollerin komünyonuna gelmeyecek, aksine, kabul ettiği kutsal şeylerin İlahi bilgisiyle, kutsal halktan farklı bir şekilde, en yüce İlahi Komünyon’un kabulüne gelecektir.

Bu nedenle, en kutsal Efkaristiya Komünyonu, onları takdis eden Hiyerarş (hiyerarşi) tarafından, en kutsal takdislerinin sonunda, takdis törenlerinde ruhban Sınıflarına da verilir, bu sadece en yüce İlahi Gizemlerin kabulünün her Hiyerarşik kabulün tamamlanması olmasından değil, aynı zamanda tüm kutsal Sınıfların, kendi kapasitelerine göre, tanrısallık (thearkhia) yolundaki kendi yükselişleri ve yetkinleşmeleri için aynı ortak ve en ilahi armağanlardan pay almalarından dolayıdır.

O halde, kutsal Gizemli Ayinlerin arınma, aydınlanma ve takdis etme olduğu sonucuna varıyoruz.

Leitourgoi arındırıcı bir derece, Rahipler aydınlatıcı bir derece ve Tanrı benzeri Hiyerarşlar ise takdis edici bir derecedir.

Kutsal halk ise tefekküre dayalı bir Sınıftır.

Kutsal tefekküre ve komünyona katılmayan ise, henüz arınma sürecinde olduğu için arındırılmakta olan bir Derecedir.

Kutsal halk tefekküre dayalı bir Derecedir ve tekil Keşişlerinki ise yetkinleşmiş bir Derecedir.

Çünkü böylece, Tanrı tarafından belirlenmiş Dereceler halinde hürmetle düzenlenmiş olan Hiyerarşimiz, insanın yapabileceği ölçüde, Tanrı’yı taklit eden ve Tanrı benzeri özelliklerini koruyarak Göksel Hiyerarşilere benzer.

Ancak arınma sürecindeki Derecelerin Göksel Hiyerarşilerden tamamen geri kaldığını söyleyeceksiniz (çünkü herhangi bir göksel Düzenin kirlenmiş olduğunu söylemek ne caizdir ne de doğrudur), evet, eğer dini bir zihinden tamamen uzaklaşmamış olsaydım, onların tamamen lekesiz olduklarını ve bu dünyanın üzerinde kusursuz bir saflığa sahip olduklarını ben de tamamen onaylardım.

Çünkü onlardan biri kötülüğe esir düşmüş ve ilahi Zihinlerin göksel ve lekesiz uyumundan düşmüş olsaydı, asi kalabalıkların karanlık düşüşüne sürüklenirdi.

Ancak Göksel Hiyerarşi ile ilgili olarak hürmetle söylenebilir ki, şimdiye kadar bilinmeyen şeylerde Tanrı’dan gelen aydınlanma, tabi Varlıklar için bir arınmadır, onları en yüce İlahi bilgi türlerinin daha yetkin bir bilimine götürür ve onları, şimdiye kadar bilimine sahip olmadıkları şeylerin cehaletinden mümkün olduğunca arındırır, çünkü onlar, ilk ve daha İlahi Varlıklar tarafından Tanrı vizyonlarının daha yüksek ve daha parlak ihtişamlarına yönlendirilirler, ve böylece Göksel Hiyerarşi örneğine göre aydınlatılan ve yetkinleştirilen, arındıran, aydınlatan ve yetkinleştiren Dereceler vardır, zira en yüksek ve daha İlahi Varlıklar, tabi, kutsal ve hürmetkar Sınıfları tüm cehaletten arındırır (Göksel Hiyerarşilerin derece ve oranlarında) ve onları en İlahi aydınlanmalarla doldurarak, en yüce İlahi kavramların en saf biliminde yetkinleştirir.

Kutsal vahiyler ilahi bir şekilde gösterir ki, tüm göksel Sınıflar, Tanrı’yı tefekkür eden vizyonların tüm kutsal bilimlerinde aynı değildir, aksine birinciler doğrudan Tanrı’dan ve bunlar aracılığıyla da yine Tanrı’dan olmak üzere, tabiler, güçleri oranında, en yüce İlahi ışının en parlak ihtişamlarıyla aydınlatılırlar.

Bu şeyler tanımlandıktan sonra, uykuya dalmış olanların üzerinde bizim tarafımızdan dinsel olarak icra edilen şeyleri de betimlemenin gerekli olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bu da kutsal olan ile kutsal olmayan arasında aynı değildir, aksine, her birinin yaşam biçimi farklı olduğu gibi, ölüme yaklaşırken de, dindar bir yaşam sürmüş olanlar, Tanrısal gücün sarsılmaz vaatlerine kararlılıkla bakarak (çünkü onun tarafından ilan edilen dirilişte bunun kanıtını görmüşlerdir), kutsal mücadelelerin sonunda durumlarının, gelecekteki tamamen dirilişleri aracılığıyla, kusursuz ve sonsuz bir yaşam ve güvenlik içinde olacağını bilerek, ilahi bir sevinçle, sarsılmaz ve tükenmez bir umutla ölümün eşiğine gelirler.

Çünkü bu şimdiki yaşam sırasında yeniden doğuşta daha kötüye doğru bir değişime uğraması muhtemel olan kutsal ruhlar, değişmez bir duruma en Tanrı benzeri geçişi yaşayacaklardır.

Şimdi, kutsal ruhların boyunduruk arkadaşları ve yoldaşları olarak birlikte kaydedilen ve ilahi yaşam boyunca ruhlarının değişmez kararlılığı içinde onların İlahi mücadelelerinde birlikte savaşan saf bedenler, kendi dirilişlerini ortaklaşa alacaklardır, çünkü bu şimdiki yaşamda birleştikleri kutsal ruhlarla, Mesih’in üyeleri haline gelerek birleşmiş olduklarından, karşılığında Tanrı benzeri ve yok edilemez ölümsüzlüğü ve kutsal huzuru alacaklardır. O halde bu bakımdan, kutsalların uykusu, İlahi mücadelelerin amacına ulaştığı için, teselli ve sarsılmaz umutlar içindedir.

Şimdi, saygısızlar arasında kimileri mantıksızca bir yok oluşa gideceklerini düşünür, diğerleri ise beden ile kendilerine has ruhların birleşiminin, Tanrısal bir yaşamda ve kutsanmış nasitlerde kendilerine uygun olmadığı gerekçesiyle bir daha birleşmemek üzere ayrılacağını sanır, Mesih’teki en Tanrısal yaşamımızın halihazırda başlamış olduğunu göz önünde bulundurmazlar ve Tanrısal bilim konusunda yeterince eğitilmemişlerdir.

Fakat başkaları ruhların başka bedenlerle birleştiğini ileri sürer, bana göre onlara haksızlık ederek, bedenler dindar ruhlarla birlikte emek verdikten ve en Tanrısal koşularının hedefine ulaştıktan sonra, onları amansızca hak ettikleri adil karşılıklardan mahrum bırakırlar.

Ve diğerleri de (böyle dünyevi eğilimli tasavvurlara nasıl saptıklarını bilmiyorum) dindarlara vaat edilen en kutsal ve kutsanmış huzurun bu dünyadaki yaşamımıza benzer olduğunu söyler ve Meleklerle eşit olanlar için başka bir yaşam tarzına uygun besinleri yasaya aykırı olarak reddederler.

Ancak en dindar insanların hiçbiri asla bu tür hatalara düşmeyecektir, aksine şimdiki yaşamın hedefine ulaştıklarında tüm benliklerinin Mesih benzeri mirası alacağını bilerek, çürümezliğe giden yollarının halihazırda daha da yakınlaştığını daha net görürler ve tanrısallık (thearkhia) armağanlarını yüceltirler, daha kötü bir duruma düşme korkusundan sıyrılarak, halihazırda edinilmiş iyi şeyleri sıkıca ve sonsuza dek ellerinde tutacaklarını iyi bilerek Tanrısal bir hoşnutlukla dolarlar.

Bununla birlikte, kusurlarla ve kutsal olmayan lekelerle dolu olanlar, bazı inisiyasyonlara ulaşmış olsalar bile, kendi rızalarıyla ve kendi yıkımlarına yol açacak şekilde bunu zihinlerinden atmış ve düşüncesizce yıkıcı arzularının peşinden gitmişlerdir, buradaki yaşamlarının sonuna geldiklerinde, Vahiylerin Tanrısal düzeni onlar için artık eskisi gibi bir alay konusu olmayacaktır, aksine yok olmuş tutkularının hazlarına farklı gözlerle baktıklarında ve düşüncesizce uzaklaştıkları kutsal yaşamı kutsadıklarında, utanç verici yaşamları yüzünden hiçbir kutsal umuda yönlendirilmeksizin, acınası bir şekilde ve istemeyerek bu şimdiki yaşamdan ayrılırlar.

Bunların hiçbiri kutsal insanların huzuruna erişemezken, kendisi kendi mücadelelerinin sonuna geldiğinde kutsal bir teselliyle dolar ve büyük bir hoşnutlukla kutsal yeniden doğuşun yoluna girer.

Uykuya dalanın yakın dostları ise, tanrısal yakınlıklarına ve dostluklarına yaraşır şekilde, zaferle taçlandırılmış olarak arzulanan sona ulaştığı için her kim olursa olsun onu kutsarlar ve zaferin Müellifine şükran ilahileri sunarak kendilerinin de aynı mirasa erişmesi için dua ederler.

Ardından onu alıp kutsal taçların bir emaneti olarak hiyerarşiye (hiyerarşi) götürürler, o da onu büyük bir memnuniyetle kabul eder ve dindarca uykuya dalmış olanların üzerinde icra edilmek üzere saygın adamlar tarafından belirlenmiş olan şeyleri yerine getirir.

Tanrısal hiyerarş, saygın Koroyu toplar ve eğer uykuya dalan kişi ruhban sınıfından ise onu Tanrısal Altarın önüne yatırır, Tanrı'ya dua ve şükranla başlar, fakat eğer iffetli Keşişler sınıfına veya kutsal halka mensup ise onu kutsal mabedin yakınına, ruhban girişinin önüne yatırır. Ardından hiyerarş Tanrı'ya şükran duasını tamamlar ve sonra Leitourgoi, Tanrısal Vahiylerde yer alan kutsal dirilişimize dair sarsılmaz vaatleri okuduktan sonra, Mezmurlar Vahyinden aynı öğreti ve güçteki ilahileri saygıyla terennüm eder.

Ardından ilk Leitourgos katekümenleri uğurlar ve halihazırda uykuya dalmış olan kutsal insanların isimlerini yüksek sesle okur, bunların arasında yaşamını henüz tamamlamış olan adamı da aynı sırada anılmaya layık görür ve herkesi Mesih'te kutsanmış nihayete ermeye teşvik eder, ardından Tanrısal hiyerarş öne çıkar ve onun üzerine en kutsal duayı sunar, duadan sonra hem hiyerarşin kendisi müteveffayı selamlar hem de ondan sonra hazır bulunan herkes selamlar.

Herkes selamladıktan sonra hiyerarş uykuya dalanın üzerine yağı döker ve herkes için kutsal duayı sunduktan sonra bedeni, aynı sınıftan diğer kutsal bedenlerle birlikte layık bir odaya yerleştirir.

Şimdi, eğer saygısızlar bu şeylerin tarafımızca yapıldığını görür veya işitirse, sanırım gülmekten kırılırlar ve aptallığımızdan ötürü bize acırlar.

Buna şaşırmaya gerek yoktur.

Çünkü Vahiylerin dediği gibi, "Eğer inanmazlarsa, anlamayacaklar da." Yapılan şeylerin ruhani anlamını tefekkür etmiş olan bizler ise, İsa bizi ışığa götürürken diyelim ki, hiyerarşin uykuya dalan adamı aynı sınıftan bir yere götürmesi ve yerleştirmesi nedensiz değildir, çünkü bu, yeniden doğuşta herkesin buradaki yaşamlarında kendileri için seçtikleri o seçilmiş miraslar içinde olacağını saygıyla gösterir.

Örneğin, eğer biri burada, Tanrı'nın taklit edilmesi insan için ne ölçüde mümkünse o ölçüde Tanrısal ve en kutsal bir yaşam sürdüyse, gelecek çağda tanrısal ve kutsanmış miraslar içinde olacaktır, fakat eğer tanrısal benzerliğin en yüksek derecesinden daha aşağı, ama yine de kutsal bir yaşam sürdüyse, bu adam bile kutsal ve benzer karşılıklar alacaktır.

Hiyerarş, bu Tanrısal adalete şükrettikten sonra kutsal bir dua sunar ve hepimize karşı olan adaletsiz ve zalim gücü boyunduruk altına alan ve bizi kendi en adil mülklerimize geri götüren tapılası tanrısallığı yüceltir.

Şimdi, yüce Tanrısal vaatlerin İlahileri ve Okumaları, dindarca uykuya dalmış olanı tasvir eden ve hala yaşamakta olanları aynı yetkinliğe teşvik eden, kutsanmış mirasların açıklayıcısıdır.

Ancak dikkat edin, arınma altındaki tüm sınıflar geleneksel olarak uğurlanmaz, sadece katekümenler kutsal yerlerden çıkarılır, çünkü bu sınıf her kutsal Ritten tamamen mahrumdur ve ışığın Kaynağı ve armağanı olan Tanrı'dan Doğuş aracılığıyla kutsal gizemleri tefekkür etme yetisine katılmadığı sürece, büyük veya küçük hiçbir dini kutlamayı izlemesine izin verilmez.

Kutsal Törenlerin Bilimi

Arınma aşamasındaki diğer sınıflar ise kutsal gelenek (tradition) konusunda halihazırda eğitilmiş durumdadır, fakat akılsızca kötü bir yola saptıklarından, öncelikle kendilerine uygun olan yükselişin tamamlanması elzemdir ve kutsal sembollerde olduğu gibi, yüce tanrısallık (thearkhia) tefekkürlerinden ve birlikteliklerinden haklı olarak uzaklaştırılırlar, zira bunlara kutsal olmayan bir şekilde iştirak ederek zarar görecekler, İlahi Gizemlere ve kendilerine karşı daha büyük bir hürmetsizliğe düşeceklerdir.

Bununla birlikte, aramızdaki ölüm korkusuzluğunu ve azizlerin son onurunun tükenmez vahiylerle yüceltildiğini görerek ve kendileri gibi kutsal olmayanlara yönelik tehdit edilen azapların sonsuz olacağını açıkça öğrenerek, doğal olarak şu anda yapılanlarda hazır bulunurlar, çünkü ömrünü dindar bir şekilde tamamlamış olan kişinin, Leitourgoi'nin kamusal ilanıyla, sonsuza dek kesin olarak Azizlerin yoldaşı olacağının huşu içinde ilan edildiğini görmek onlar için muhtemelen faydalı olacaktır.

Ve belki de kendileri de benzer bir özleme ulaşacaklar ve Litürji biliminden, Mesih'teki nihayete erişin gerçekten mübarek olduğunu öğreneceklerdir.

Duadan sonra, hem Hiyerarş (hiyerarşi) bizzat onu selamlar, hem de ardından hazır bulunan herkes selamlar.

Şimdi dua, yüce tanrısallığın iyiliğinden, uykuya dalmış olan insanın insani acziyet nedeniyle işlediği tüm kusurları bağışlamasını ve onu ışıkta ve diriler diyarında İbrahim'in, İshak'ın ve Yakup'un kucağına, keder, elem ve iniltinin artık olmadığı bir yere nakletmesini niyaz eder.

Öyleyse, kanaatimce, dindarların bu ödüllerinin en mübarek ödüller olduğu aşikardır.

Zira tamamen kederden uzak ve ışıkla aydınlanmış bir ölümsüzlüğe ne denk olabilir?

Özellikle de insanın kavrayışını aşan ve kapasitemize uyarlanmış işaretlerle bize bildirilen tüm vaatler, tasvirlerinde kendi gerçekliklerinin gerisinde kalıyorsa.

"Tanrı'nın kendisini sevenler için hazırladığı şeyleri ne göz görmüştür, ne kulak işitmiştir, ne de insanın kalbi bunları tasavvur edebilmiştir" diyen Kelam'ın doğru olduğunu unutmayın. Mübarek Patriklerin ve diğer tüm dindar insanların "kucakları", benim kanaetime göre, yaşlanmayan ve kutsiyetle dolu olan o nihai nihayette, tüm dindar insanları bekleyen en ilahi ve mübarek miraslardır.

Fakat sen belki de bu şeylerin tarafımızdan doğru bir şekilde onaylandığını söyleyebilirsin, ancak Hiyerarş'ın, uykuya dalmış olan insanın işlediği kusurların bağışlanması ve aynı mertebedeki dindar insanlar arasında en şerefli mirasa erişmesi için neden yüce tanrısallığın iyiliğine yalvardığını bilmek isteyebilirsin.

Zira eğer herkes, bu dünyada yaptıklarının, ister iyi ister farklı olsun, karşılığını İlahi adaletle alacaksa ve uykuya dalmış olan kişi bu dünyadaki kendi faaliyetlerini tamamlamışsa, Hiyerarş tarafından sunulan hangi dua ile buradaki hayatının hak ettiği ve karşılığı olan mirastan başka bir mirasa nakledilecektir?

Şimdi, vahiyleri takip ederek çok iyi biliyorum ki, herkes hak ettiği mirasa sahip olacaktır, zira Rab onun hakkında hükmünü vermiş ve "herkes bedeninde yaptıklarının karşılığını, ister iyi ister kötü olsun, yaptığına göre alacaktır" demiştir. Evet, vahiylerin kesin gelenekleri bize, ölümden sonrasını bir kenara bırakın, bu dünya hayatı boyunca bile sadece dindar dualara layık olanlar için salihlerin dualarının fayda sağladığını öğretir.

Ve Peygamber'in şefaati İbrani halkına ne fayda sağladı?

Çünkü nasıl ki güneş lekesiz gözlerin üzerine kendi ihtişamını saçarken, bir kimse kendi görme yetisini yok ederek güneşin ihtişamından yararlanmaya çalışırsa, kutsal insanların şefaatini dileyen ve buna uygun olan kutsal çabaları kendinden uzaklaştırarak, İlahi lütuflara karşı kayıtsızlığı yüzünden en parlak ve en hayırlı emirlerden kaçan kimse de imkansız ve fahiş beklentilere sarılmış olur.

Yine de, vahiylere dayanarak, dindarların şefaatlerinin bu dünya hayatında her bakımdan şu şekilde faydalı olduğunu iddia ediyorum.

Kutsal lütufları arzulayan ve kendi yetersizliğinin farkında olarak bunları kabul etmek için dindar bir mizaca sahip olan herhangi bir kimse, dindar bir insana yaklaşır ve onu kendisine yardımcı ve yakarıcı olmaya ikna ederse, bundan her bakımdan, her şeyin üstünde bir fayda sağlayacaktır, zira yüce tanrısallığın iyiliği, kendisi hakkındaki dindar kanaati, dindar insanlara olan hürmeti, talep edilen dini ricalara yönelik övgüye değer arzusu ve kardeşçe, Tanrı benzeri mizacı nedeniyle ona yardım ettiği için dua ettiği en İlahi lütuflara ulaşacaktır.

Çünkü İlahi lütufların, onları almaya layık olanlara, onları dağıtmaya layık olanlar aracılığıyla, Tanrı'ya en yaraşır bir düzende verilmesi yüce tanrısallığın hükümleriyle kesin olarak sabitleşmiştir.

Eğer biri bu kutsal düzeni hor görür ve zavallı bir kibirle kendini yüce tanrısallık ile doğrudan muhatap olmaya yeterli görürse, dindar insanları küçümserse ve dahası Tanrı'ya yakışmayan, kutsal olmayan taleplerde bulunursa ve ilahi şeylere olan özlemi kendisiyle uyumlu ve sürdürülebilir değilse, kendi hatası yüzünden bu cahilce talebinde başarısız olacaktır.

Şimdi, Hiyerarş'ın uykuya dalmış olanın üzerine okuduğu söz konusu dua ile ilgili olarak, ilham almış liderlerimizden bize ulaşan geleneği zikretmeyi gerekli görüyoruz.

İlahi Hiyerarş, vahiylerin dediği gibi, yüce tanrısallığın ödüllerinin tercümanıdır, çünkü o, Her Şeye Kadir Rab Tanrı'nın elçisidir.

O halde, Tanrı tarafından aktarılan vahiylerden öğrenmiştir ki, hayatlarını dindar bir şekilde geçirenlere, en adil teraziler uyarınca hak ettikleri en parlak ve ilahi hayat karşılık olarak verilir, insana yönelik İlahi Sevgi, kendi iyiliğiyle, onların insani acziyet nedeniyle üzerlerine bulaşan lekeleri görmezden gelir, zira vahiylerin dediği gibi, hiç kimse kusurdan ari değildir.

Şimdi hiyerarşi (hiyerarşi) lideri, bu şeylerin şaşmaz vahiyler tarafından vaat edilmiş olduğunu bilirdi, bu şeylerin gerçekleşmesini ve dindarca yaşamış olanlara salih karşılıkların verilmesini diler, kendisi de hayırsever bir biçimde tanrısallık (thearkhia) taklidine göre şekillenirken, başkaları için lütufları kendisine yapılmış iyilikler gibi diler, vaatlerin sarsılmaz olacağını bilmekle birlikte, hazır bulunanlara, kutsal bir yasaya göre kendisi tarafından dilenen şeylerin, ilahi bir yaşamda yetkinleşmiş olanlar için tamamen gerçekleşeceğini açıkça bildirir. Çünkü en yüce tanrısallık adaletinin açıklayıcısı olan hiyerarşi lideri, Yüce Tanrı’yı en çok hoşnut edecek ve O’nun tarafından verileceği ilahi olarak vaat edilmiş olanlardan başka şeyleri asla talep etmezdi.

Bu nedenle, bu duaları kutsal olmayan bir şekilde uykuya dalmış [ölmüş] olanların ardından sunmaz, çünkü bunu yapmakla sadece açıklayıcılık görevinden sapmış ve Yüce Kanun Koyucu tarafından harekete geçirilmeden, kendi yetkisiyle hiyerarşinin bir işlevini kibirle üstlenmiş olmakla kalmaz, aynı zamanda bu mekruh duasının kabul edilmesini de sağlayamaz ve doğal olarak adil vahiyden şu sözü işitirdi, "Dilersiniz ama alamazsınız, çünkü kötü niyetle dilersiniz." Dolayısıyla, ilahi hiyerarşi lideri ilahi olarak vaat edilmiş ve Tanrı’ya sevgili olan, her bakımdan verilecek şeyleri diler, böylece hem iyiliksever Tanrı’ya olan kendi benzerliğini gösterir hem de dindar olanlar tarafından kabul edilecek lütufları açıkça beyan eder.

Böylece hiyerarşi liderleri, İlahi Ödüllerin yorumcuları olarak ayırt etme güçlerine sahiptir, bu durum her şeye kadir bilge Tanrı’nın, hafif bir tabirle, onların akıl dışı dürtülerini kölece takip etmesi gibi değil, kendilerinin, Tanrı’nın açıklayıcıları olarak, İlahi Ruh’un hareketiyle, Tanrı tarafından zaten hak ettikleri üzere yargılanmış olanları ayırmaları gibidir.

Çünkü "Kutsal Ruh’u alın," der, "kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmıştır, kiminkileri bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır." Ve En Kutsal Baba’nın ilahi vahiyleriyle aydınlanmış olana vahiyler şöyle der, "Yeryüzünde bağlayacağın her şey göklerde de bağlanmış olacak ve yeryüzünde çözeceğin her şey göklerde de çözülmüş olacak," nitekim o ve onun gibi her hiyerarşi lideri, Baba’nın ödüllerinin kendisi aracılığıyla bildirilen vahiylerine göre, Tanrı’ya sevgili olanları kabul eder ve Tanrı’dan mahrum olanları reddeder, böylece İlahi İradeyi duyurur ve yorumlar.

Ayrıca, vahiylerin doğruladığı üzere, o kutsal ve ilahi ikrarı kendi kendine hareket ederek ya da et ve kan bunu ona açıklamış gibi değil, ilahi şeylerin manevi anlamını kendisine açıklayan Tanrı tarafından harekete geçirilerek dile getirmiştir.

O halde ilham almış hiyerarşi liderleri, ayırma işlemlerini ve tüm hiyerarşik güçlerini, En Yüce Başlatıcı olan Tanrı onları nasıl harekete geçiriyorsa öyle uygulamalıdırlar, diğerleri de hiyerarşik olarak yaptıklarında Tanrı tarafından harekete geçirilen hiyerarşi liderlerine öyle bağlanmalıdırlar, çünkü "Sizi hor gören," der, "Beni hor görmüş olur."

Şimdi sözü edilen duayı takip eden kısma geçelim.

Hiyerarşi lideri duayı bitirdiğinde, önce uykuya dalmış olanı, ardından da hazır bulunan herkesi selamlar, çünkü ilahi bir yaşamda yetkinleşmiş olan kişi, Tanrı benzeri tüm insanlar tarafından sevilir ve onurlandırılır.

Selamlamanın ardından hiyerarşi lideri, uykuya dalmış olan adamın üzerine yağı döker.

Ve hatırla ki, Tanrı’dan gelen kutsal Doğuş sırasında, en ilahi Vaftizden önce, inisiye edilen kişiye kutsal bir sembolün ilk katılımı, eski giysilerin tamamen çıkarılmasından sonra, mesh yağı ile verilir, şimdi ise her şeyin sonunda, uykuya dalmış olan adamın üzerine yağ dökülür. O zaman yağ ile mesh edilmek inisiye olanı kutsal mücadelelere çağırırdı, şimdi ise üzerine dökülen yağ, uykuya dalmış olanın aynı mücadeleler boyunca savaştığını ve yetkinleştiğini gösterir.

Hiyerarşi lideri bunları tamamladığında, bedeni saygın bir odaya yerleştirir.

Çünkü uykuya dalmış olan kişi, ruhu ve bedeniyle Tanrı’ya sevgili bir yaşam sürdüyse, dindar ruhla birlikte, dindar mücadeleler boyunca onunla birlikte savaşmış olan beden de onurlandırılacaktır.

Bu nedenle ilahi adalet, dindar ya da aksi bir yaşamda yoldaşı ve katılımcısı olan bedenine de, kendi ruhuyla birlikte, karşılık olan mirasları verir.

Bu yüzden, kutsal törenlerin ilahi kurumu, her ikisine de en yüce ilahi katılımları miras bırakır, ruha saf tefekkürde ve yapılan şeylerin ilminde, bedene ise tüm insanı en ilahi Muron ve en yüce ilahi Komünyonun en kutsal sembolleriyle bir surette kutsayarak, tüm insanı kutsar ve tüm insanın arınmasıyla onun dirilişinin en eksiksiz şekilde gerçekleşeceğini duyurur.

Şimdi, takdis dualarına gelince, bunları yazıyla açıklamak yasaktır, onların gizemli anlamlarını ya da içlerinde işleyen Tanrı’dan gelen güçleri gizlilikten aleniye çıkaramayız, ancak kutsal geleneğimizin buyurduğu üzere, bunları sessiz öğretiler aracılığıyla öğrenerek ve ilahi sevgi ile dini egzersizler vasıtasıyla daha Tanrı benzeri bir duruma ve aşkınlık mertebesine erişerek yetkinleştiğinde, takdis edici aydınlanma ile onların en yüce ilmine ulaştırılacaksın.

Şimdi, henüz ilahi şeyleri anlayacak durumda olmayan çocukların bile Tanrı’daki kutsal Doğuşun ve en yüce ilahi Komünyonun en kutsal sembollerinin alıcıları haline gelmesi, senin de belirttiğin gibi, kutsal olmayanlara makul bir kahkaha konusu gibi görünmektedir, eğer hiyerarşi liderleri ilahi şeyleri işitemeyecek durumda olanlara öğretiyor ve kutsal gelenekleri anlamayanlara boş yere aktarıyorsa. Ve şu daha da gülünçtür, başkalarının onlar adına yeminleri ve kutsal sözleşmeleri tekrarlaması.

Fakat senin hiyerarşik muhakemen, yoldan sapanlara karşı çok sert olmamalı, aksine ikna edici bir şekilde ve onları ışığa yönlendirmek amacıyla, ileri sürdükleri itirazlara sevgiyle yanıt vermeli, kutsal kurala uygun olarak şu gerçeği ortaya koymalıdır ki, ilahi olan her şey bizim bilgimiz dahilinde kavranamaz, aksine bizim tarafımızdan bilinmeyen pek çok şeyin, bizim tarafımızdan bilinmeyen ama bizim üzerimizdeki Mertebeler tarafından iyi bilinen, Tanrı’ya yaraşır nedenleri vardır.

Pek çok şey en yüce Varlıkların bile gözünden kaçar ve yalnızca Her Şeyi Bilen ve Bilge Kılan Tanrı tarafından açıkça bilinir.

Ayrıca, bu konuda, Tanrı benzeri başlatıcılarımızın, ilk gelenekten gelen inisiyasyonların ardından bize aktardıkları şeylerin aynısını onaylıyoruz.

Çünkü onlar derler ki, ki bu aynı zamanda bir gerçektir,

7, 21, 16, ve Başpiskopos Trench, Dupin’in bile bu kelimeyi Havariler Sonrası Dönem’e ait bir kanıt olarak cahilane bir şekilde iddia etmesine izin vermiştir.

İlahi bir kuruma göre yetiştirilen bebekler, her türlü hatadan uzak ve kutsal olmayan bir yaşamdan bihaber, dindar bir mizaca kavuşacaklardır.

İlahi liderlerimiz bu sonuca vardıklarında, bebeklerin şu şartlar altında kabul edilmesine karar verildi, yani,

Sunulan çocuğun öz anne ve babası, çocuğu inisiye edilmiş olanlardan birine, yani ilahi konularda iyi bir çocuk eğiticisine devretmeli ve çocuk, dini güvenliği için bir vaftiz babası ve hamisi altındaymış gibi hayatının geri kalanını onun gözetiminde sürdürmelidir.

Hiyerarşi (hiyerarşi) o halde, çocuğu dindar bir yaşama göre yetiştireceğine söz verdiğinde, ilahi konularda birinin yerine diğerini eğiterek şakayla karışık söyleyecekleri şekilde değil, feragatleri ve dini ikrarları telaffuz etmesini talep eder, çünkü şöyle demez, "bu çocuk adına feragatleri ve kutsal ikrarları bizzat ben yapıyorum", aksine, çocuğun ayrıldığını ve kaydedildiğini söyler, yani,

Çocuk ilahi eğitimim sayesinde dindar bir zihne ulaştığında, onu tamamen aykırı şeylere veda etmeye, ilahi ikrarları ikrar ve ifa etmeye ikna edeceğime söz veriyorum.

O halde benim kanaetime göre, çocuğun tanrısal bir eğitime yakışır şekilde yetiştirilmesi, onda ilahi şeylere karşı bir mizaç uyandıran ve onu aykırı şeylerden uzak tutan bir rehbere ve dini bir kefile sahip olmasında abes bir durum yoktur.

Hiyerarşi, çocuğun bunlarla beslenmesi ve her zaman ilahi şeyleri gözeten yaşamdan başka bir yaşama sahip olmaması, dini ilerlemede bunlara ortak olması, bu konularda dindar bir mizaca sahip olması ve Tanrı benzeri kefili tarafından dindarlıkla yetiştirilmesi için ona kutsal sembolleri aktarır.

Görüşüme sunulan Hiyerarşimizin tek biçimli vizyonları, oğlum, bu kadar büyük ve bu kadar güzeldir, ve belki de diğer daha derin düşünen zihinler tarafından bu şeyler sadece daha net değil, aynı zamanda daha ilahi bir şekilde görülmüştür.

Ve sana da, öyle sanıyorum ki, daha yüksek bir ışına giden yukarıdaki basamakları kullanarak daha parlak ve daha ilahi güzellikler parıldayacaktır.

O halde dostum, sen de bana daha mükemmel bir aydınlanma bahşet ve görebilmiş olabileceğin daha zarif ve tek biçimli güzellikleri gözlerime göster, çünkü söylenenlerle sende depolanmış olan ilahi ateşin kıvılcımlarını çakacağımdan eminim.

Dionysius Areopagite tarafından Arles’da takdis edilmiştir.

Toledo’daki liste Milano’daki liste kadar eksiksizdir.

254 Cyprian, Papa Stephen’a yazarak onu Aziz’den sonraki 15. veya 18. Piskopos olan Marcion’u görevden almaya teşvik etti.

Gaius Oppius, Çarmıha Gerilme Yüzbaşısı ve Ignatius tarafından zikredilen Agothoppius’un babasıydı.

Kral Lucius’tan Pagan sınır dışı edilmesine kadar Londra Metropolitleri, 586, Jocelyn’in 12. yüzyıl listesinden, Stow, Ussher, Godwin ve Le Neve’nin Fasti’sinde bulunabilir.

York Metropolitleri, Llandaff Piskoposu Godwin’den, 1601.

Saksonlar tarafından sürülen ve palyumunu Brittany’deki Dol’e nakleden Sampson veya Saxo, takdis edildi, 490.

Ayrıca Etatteu’ya bir elçi olan Faganus da vardı, belki de şimdi Wells olan ve devam eden yeri kuran oydu.

Whithern Piskoposu Aziz Ninian, sonradan York Eyaleti’ndedir, Papa Siricius tarafından takdis edilmiştir, MS.

314’te Arles’da Adelfius. Kendisi de talep edilmektedir.

Tremorinus, 490 civarında öldü ve yerine Llandaff’lı Dubritius geçti, bundan sonra Primatlık makamının şuraya geçtiği görülüyor.

Dubritius 449’da (Gloster’lı Benedict), 490’da (Geoffrey) Llandaff Piskoposu olarak takdis edildi ve yukarıda belirtildiği gibi Tremorinus’un ölümü üzerine Metropolit oldu, ancak Metropolit olarak makamı Aziz’de kaldı.

Ondan sonra, Aziz ile aynı zamanda takdis edilen Teilo geldi.

Kral Lucius, Druid’in yerine Hristiyan Kral Lucius’u geçirmeden önce Britanya’da birçok Piskopos bulunmuş olmalıdır. Varışından sonraki on yıl içinde Britanya’nın ilk meyvesi eğitim ve takdis için Roma’ya gönderildi. Beatenberg, İsviçre’de bir Kilise kurdu. Fransa’daki Piskoposlar için Gallia Christiana’ya bakınız.

İlahi Işık, uygun ölçüde, herkesin üzerine iner.

Bu metin neden önemli

Pseudo-Dionysius Areopagita, muhtemelen 5. veya 6. yüzyılda yazan ve kendini Aziz Pavlus'un öğrencisi Areopagoslu Dionysios olarak tanıtan bir yazardır. Corpus Areopagiticum adıyla anılan eserleri, özellikle Dionysios Areopagita, Kilise Hiyerarşisi, Ortaçağ boyunca melekler öğretisini ve mistik ilahiyatı derinden etkilemiştir. Buradaki metin, John Parker'ın 1897 tarihli İngilizce çevirisinden alınmıştır.

Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

Bu eser Mistik Teoloji Koleksiyonu'nun parçasıdır →

Künye
Kaynak eser
The Works of Dionysius the Areopagite, Yunanca aslından İngilizceye çeviren John Parker
Neşir
Londra: James Parker and Co., 1897
Konum
Kilise Hiyerarşisi Üzerine risalesinin tamamı — ayinler, takdis törenleri ve mertebeler
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
archive.org (Parker 1897)
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY-SA 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin, değiştirirseniz aynı lisansla paylaşın). Kullanım & lisans →
Bu Çeviriye AtıfUysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Dionysios Areopagita, Kilise Hiyerarşisi. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/dionysios-kilise-hiyerarsisi
>