Prometheus ve Pandora: İnsanın Yoğrulması ve Altın Çağ
"Deucalion ve Pyrrha" gravürü ve II. Bölüm'ün açılışı, "The Age of Fable" (Bulfinch'in Mitolojisi), 1855. Archive.org taraması.

Prometheus ve Pandora: İnsanın Yoğrulması ve Altın Çağ

Thomas Bulfinch — Age of Fable'dan (II. Bölüm)
Thomas Bulfinch· 1855 (ilk basım)· Özgün: İngilizce· Archive.org· ~1 dk okuma
Gizli CemiyetlerTürkçe çeviriAçık erişim

Thomas Bulfinch'in (1796-1867) "The Age of Fable, or Beauties of Mythology" (1855) adlı eseri, Yunan-Roma mitolojisini, Kuzey mitolojisini ve efsanevi Doğu anlatılarını geniş bir okur kitlesi için erişilebilir bir düzyazıyla yeniden anlatan, on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl Amerikan ve İngiliz edebiyatının ortak mitolojik dağarcığını biçimlendiren klasik bir derlemedir. "Bulfinch'in Mitolojisi" adıyla da bilinen kitap, yüz yılı aşkın süredir mitolojiye ilk giriş metni olma işlevini sürdürmüştür.

Türkçe çeviri (önizleme) · Çeviren Şira Nur Uysal

II. Bölüm — Prometheus ve Pandora

Dünyanın yaratılışı, doğası gereği, sakini olan insanın en canlı ilgisini uyandıracak bir sorundur. Kutsal Kitap'ın sayfalarından edindiğimiz bilgiye sahip olmayan eski putperestlerin, bu öyküyü anlatmanın kendilerine özgü bir yolu vardı: Toprak, deniz ve gök yaratılmadan önce her şey, Kaos adını verdiğimiz tek bir görünüme sahipti — karışık ve biçimsiz bir kütle, ölü bir ağırlıktan başka bir şey değildi; ama içinde yine de nesnelerin tohumları uyuyordu. Toprak, deniz ve hava birbirine karışmıştı; bu yüzden toprak katı değildi, deniz akışkan değildi, hava da saydam değildi. Sonunda Tanrı ve Doğa araya girip bu kargaşaya son verdi: toprağı denizden, göğü de her ikisinden ayırdı.

En hafif olan ateşli kısım yükselip gökyüzünü oluşturdu; hava ondan sonra gelen en hafif kısımdı. Daha ağır olan toprak aşağıya çöktü, su ise en alt tabakayı aldı ve toprağı üzerinde taşıdı. Hangi tanrı olduğu bilinmeyen biri, toprağı düzenleme ve biçimlendirme işinde iyilikte bulundu. Irmaklara ve körfezlere yerlerini belirledi, dağları yükseltti, vadileri oydu, ormanları, pınarları, verimli tarlaları ve taşlık düzlükleri dağıttı. Hava temizlendiğinde yıldızlar belirmeye başladı, balıklar denizi, kuşlar havayı, dört ayaklı hayvanlar da karayı ele geçirdi.

Ama daha soylu bir hayvana ihtiyaç vardı ve İnsan yaratıldı. Yaratıcının onu tanrısal bir malzemeden mi yoğurduğu, yoksa gökten henüz ayrılmış toprağın içinde hâlâ göksel bazı tohumların mı gizli kaldığı bilinmez. Prometheus bu topraktan biraz aldı ve suyla yoğurarak insanı tanrıların suretinde yarattı. Ona dik bir duruş bahşetti; öyle ki diğer bütün hayvanlar yüzlerini yere doğru çevirip toprağa bakarken, insan yüzünü göğe kaldırıp yıldızlara bakar.

Prometheus, insanın yaratılışından önce yeryüzünde yaşamış devasa bir ırk olan Titanlar'dan biriydi. Ona ve kardeşi Epimetheus'a, insanı ve öteki bütün hayvanları yaratma ve onları korunmaları için gerekli yetilerle donatma görevi verilmişti. Epimetheus bu işi üstlendi, Prometheus da işi bittiğinde onu denetleyecekti. Epimetheus, farklı hayvanlara cesaret, güç, hız, sağgörü gibi çeşitli armağanlar bahşetmeye koyuldu; birine kanat, ötekine pençe, bir başkasına kabuklu bir örtü... Ama bütün öteki hayvanlardan üstün olması gereken insanın sırası geldiğinde, Epimetheus kaynaklarını öylesine savurmuştu ki ona bahşedecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Bu çaresizlik içinde kardeşi Prometheus'a başvurdu; o da Minerva'nın yardımıyla göğe çıktı, meşalesini güneşin arabasında tutuşturdu ve ateşi insana getirdi. Bu armağanla insan, artık bütün öteki hayvanlardan fazlasıyla üstündü.

Kadın henüz yaratılmamıştı. Anlatıya göre (yeterince saçma!) Jüpiter onu yarattı ve ateşi gökten çalma küstahlığından ötürü Prometheus ile kardeşini, bu armağanı kabul ettiği için de insanı cezalandırmak amacıyla onlara gönderdi. İlk kadına Pandora adı verildi. Gökte yaratılmıştı; her tanrı onu mükemmelleştirmek için bir şey katmıştı. Venüs ona güzellik, Merkür ikna yeteneği, Apollon müzik verdi. Böyle donatılmış olarak yeryüzüne indirildi ve Epimetheus'a sunuldu; o da kardeşinin Jüpiter'in armağanlarına karşı uyarısına rağmen onu sevinçle kabul etti.

Epimetheus'un evinde, insanı yeni yurduna hazırlarken hiç ihtiyaç duymadığı zararlı şeylerin saklandığı bir Testi vardı. Pandora, bu testinin içinde ne olduğunu bilme arzusuyla yakıcı bir merak duydu; bir gün kapağını kaydırıp içeri baktı. O anda, zavallı insanlık için sayısız bela dışarı fırladı — bedeni için gut, romatizma, kolik; zihni için haset, kin ve intikam — ve her yana dağıldı. Pandora hemen kapağı yerine koymaya koştu; ama ne yazık ki testinin bütün içeriği kaçmıştı, yalnızca dibinde kalan bir şey dışında: o da umuttu. İşte bu yüzden, bugün de görürüz ki, dünyada ne kadar kötülük dolaşırsa dolaşsın, umut bizi hiçbir zaman tümüyle terk etmez; o bizde olduğu sürece, başka hiçbir kötülük bizi tam anlamıyla bedbaht edemez.

Böylece sakinleriyle donatılan dünyanın ilk çağı, masumiyet ve mutluluk çağıydı; Altın Çağ diye adlandırıldı. Hakikat ve doğruluk egemendi, üstelik bunlar yasayla dayatılmıyordu; kimseyi tehdit edecek ya da cezalandıracak bir yargıç da yoktu. Ormanlar henüz gemi kerestesi için ağaçlarından soyulmamış, insanlar kentlerinin çevresine surlar örmemişti. Kılıç, mızrak ya da miğfer diye bir şey yoktu. Toprak, insanın çift sürme ya da ekme emeği olmaksızın gereken her şeyi kendiliğinden veriyordu. Sürekli bir bahar hüküm sürüyor, çiçekler tohumsuz açıyor, ırmaklar süt ve şarapla akıyor, meşe ağaçlarından sarı bal damlıyordu.

Testinin bütün içeriği kaçmıştı, yalnızca dibinde kalan bir şey dışında: o da umuttu.

Bu sayfa şimdilik bir önizlemedir. Eserin tam çevirisi yayımlandığında haberdar olmak isterseniz, bültene katılabilirsiniz ↓

Özgün metin (İngilizce)

CHAPTER II. — PROMETHEUS AND PANDORA.

The creation of the world is a problem naturally fitted to excite the liveliest interest of man, its inhabitant. The ancient pagans, not having the information on the subject which we derive from the pages of Scripture, had their own way of telling the story, which is as follows: Before earth, and sea, and heaven were created all things wore one aspect, to which we give the name of Chaos — a confused and shapeless mass, nothing but dead weight, in which, however, slumbered the seeds of things. Earth, sea, and air were all mixed up together; so the earth was not solid, and the sea was not fluid, and the air was not transparent. God and Nature at last interposed and put an end to this discord, separating earth from sea, and heaven from both.

The fiery part, being the lightest, sprang up and formed the skies; the air was next in weight and place. The earth, being heavier, sank below, and the water took the lowest place and buoyed up the earth. Here some god — it is not known which — gave his good offices in arranging and disposing the earth. He appointed rivers and bays their places, raised mountains, scooped out valleys, distributed woods, fountains, fertile fields, and stony plains. The air being cleared, the stars began to appear, fishes took possession of the sea, birds of the air, and four-footed beasts of the land.

But a nobler animal was wanted, and Man was made. It is not known whether the Creator made him of divine materials, or whether in the earth, so lately separated from heaven, there lurked still some heavenly seeds. Prometheus took some of this earth, and, kneading it up with water, made man in the image of the gods. He gave him an upright stature, so that while all other animals turn their faces downward and look to the earth, he raises his to heaven and gazes on the stars.

Prometheus was one of the Titans, a gigantic race who inhabited the earth before the creation of man. To him and his brother Epimetheus was committed the office of making man and providing him and all other animals with the faculties necessary for their preservation. Epimetheus undertook to do this, and Prometheus was to look over his work when it was done. Epimetheus accordingly proceeded to bestow upon the different animals the various gifts of courage, strength, swiftness, sagacity; wings to one, claws to another, a shelly covering to a third, etc. But when man came to be provided for, who was to be superior to all other animals, Epimetheus had been so prodigal of his resources that he had nothing left to bestow upon him. In his perplexity he resorted to his brother Prometheus, who, with the aid of Minerva, went up to heaven, and lighted his torch at the chariot of the sun and brought down fire to man.

Woman was not yet made. The story (absurd enough!) is that Jupiter made her and sent her to Prometheus and his brother, to punish them for their presumption in stealing fire from heaven; and man, for accepting the gift. The first woman was named Pandora. She was made in heaven, every god contributing something to perfect her. Venus gave her beauty, Mercury persuasion, Apollo music, etc. Thus equipped, she was conveyed to earth and presented to Epimetheus, who gladly accepted her, though cautioned by his brother to beware of Jupiter and his gifts.

Epimetheus had in his house a Jar in which were kept certain noxious articles, for which, in fitting man for his new abode, he had had no occasion. Pandora was seized with an eager curiosity to know what this jar contained; and one day she slipped off the cover and looked in. Forthwith there escaped a multitude of plagues for hapless man — such as gout, rheumatism, and colic for his body, and envy, spite, and revenge for his mind — and scattered themselves far and wide. Pandora hastened to replace the lid; but, alas! the whole contents of the jar had escaped, one thing only excepted, which lay at the bottom, and that was hope. So we see at this day, whatever evils are abroad, hope never entirely leaves us; and while we have that, no amount of other ills can make us completely wretched.

The world being thus furnished with inhabitants, the first age was an age of innocence and happiness, called the Golden Age. Truth and right prevailed, though not enforced by law, nor was there any magistrate to threaten or punish. The forest had not yet been robbed of its trees to furnish timber for vessels, nor had men built fortifications round their towns. There were no such things as swords, spears, or helmets. The earth brought forth all things necessary for man without his labor in ploughing or sowing. Perpetual spring reigned, flowers sprang up without seed, the rivers flowed with milk and wine, and yellow honey distilled from the oaks.

Bu metin neden önemli

Bu bölüm, Bulfinch'in eski Yunan-Roma yaratılış anlatısını nasıl sade ve akıcı bir düzyazıya dönüştürdüğünü gösterir: Kaos'tan düzenli kozmosun ayrılması, Titan Prometheus'un insanı topraktan yoğurup tanrıların suretinde dik bir duruşla yaratması, kardeşi Epimetheus'un hayvanlara yetenek dağıtırken insanı unutması ve Prometheus'un göklerden ateş çalarak bu eksiği gidermesi. Bunu, insanlığı cezalandırmak için tanrılar tarafından gönderilen ilk kadın Pandora'nın öyküsü ve kutusundan (ya da testisinden) kaçan kötülüklerin arasında yalnızca umudun kalışı izler — insan durumuna dair en kalıcı Batı imgelerinden biri. Bölüm, Altın Çağ'ın masumiyet betimlemesiyle kapanır.

Bülten

Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol

Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.

Bu eser Gizli Cemiyetler Koleksiyonu'nun parçasıdır →

Künye
Kaynak eser
The Age of Fable, or Beauties of Mythology (İngilizce, 1855 ilk basım)
Neşir
1855 (ilk basım)
Konum
II. Bölüm, s.17-20
Çeviren
Şira Nur Uysal
Dijital nüsha
Archive.org
Bu Türkçe çeviri © Şira Nur Uysal, CC BY-SA 4.0 ile paylaşılmıştır (serbestçe kullanın, kaynak gösterin, değiştirirseniz aynı lisansla paylaşın). Kullanım & lisans →
Bu Çeviriye AtıfUysal, Ş. N. (Çev.). (2026). Prometheus ve Pandora: İnsanın Yoğrulması ve Altın Çağ. Kadim Kütüphane. https://kadimkutuphane.com/bulfinch-prometheus-pandora-altin-cag
← Kütüphaneye dön