Tavasin'in kalbinde yatan öğreti, aşığın kendi varlığını Sevgili'nin varlığında eritmesidir. Şu satırlarda Hallac'ın kendi ilahisi ile onu aktaran Hücviri'nin birlik (cem') şerhi bir araya gelir: kul, sıfatlarının yalnızca Hak'tan ödünç alındığını fark ettiğinde, kendi varlığını ileri sürmek bir utanç, yaratılmış âleme yönelmek ise bir tür ikilik hâline gelir. Burada dile getirilen, "Ene'l-Hak" diyen o coşkun sesin ardındaki metafiziktir: ikiliğin sona erdiği, bakışın ne yukarıya ne aşağıya kaydığı, birleşenin artık ayrılığı görmediği makam.
Hüseyin bin Mansur (el-Hallac) bu manada şöyle söyler: "Senin dilediğin olsun, ey Rabbim ve Efendim! Senin dilediğin olsun, ey gayem ve manam! Ey varlığımın özü, ey arzumun ereği, ey sözüm, ey işaretlerim, ey el kol hareketlerim! Ey her şeyimin hepsi, ey işitmem ve görmem, ey bütünüm, ey unsurum ve zerrelerim!"
Bu sebeple, sıfatları yalnızca Hak'tan ödünç alınmış olan kimse için kendi varlığını ileri sürmek bir utançtır; görünen kâinata en ufak bir iltifat ise bir ikilik amelidir. Yaratılmış bütün nesneler, onun yükselen düşüncesi karşısında hor ve değersiz kalır.
Kimileri, cedeldeki inceliklerine ve lafza olan hayranlıklarına kapılarak "birliğin birliği" (cem'ü'l-cem') üzerine söz etmeye kalkışmıştır. Bu, lafız olarak güzel bir ifadedir; ne var ki manayı düşünürsen, birliği yine birlikle nitelememek daha doğrudur. Zira "birlik" tabiri, hakkıyla ancak ayrılığa nispetle kullanılabilir. Birliğin birleşebilmesi için önce ayrılmış olması gerekir; oysa hakikat şudur ki birlik, hâlini asla değiştirmez.
İşte bu yüzden bu ifade yanlış anlaşılmaya açıktır. Çünkü "birleşmiş" olan kimse, kendinden dışarı, ne üstündekine ne de altındakine bakar. Görmez misin ki Mirac gecesinde iki âlem birden Resul'e serildiğinde, o hiçbir şeye iltifat etmedi; çünkü o "birlik" içindeydi ve birleşen kimse "ayrılığı" görmez.
Birleşen kimse, kendinden dışarı, ne üstündekine ne de altındakine bakar; çünkü birleşen ayrılığı görmez.
Özgün metin (İngilizce)
Bu metin neden önemli
Bu metin neden önemli: Hallac'ın Kitabü't-Tavasin'i, İslam tasavvufunun en cesur ve en tehlikeli metinlerinden biridir. Öğretisinin çekirdeği, aşığın benliğini Sevgili'nde eriterek "Ene'l-Hak" (Ben Hakk'ım) diyecek noktaya varmasıdır; bu söz onu 922 yılında Bağdat'ta darağacına götürmüştür. Tavasin'in müstakil bir baskısı bu kütüphanede bulunmadığından, Hallac'ın öğretisini birebir kendi dizeleriyle aktaran en güvenilir birincil kaynağa başvuruldu: Ali bin Osman el-Hücviri'nin yaklaşık 1075 tarihli Keşfü'l-Mahcub'u, Farsça yazılmış en eski tasavvuf risalesidir ve Hallac'ın hem coşkun ilahisini hem de birlik (cem') doktrinini doğrudan nakleder. Reynold A. Nicholson'ın 1911 tarihli klasik İngilizce çevirisi, bu öğretiyi Batı'ya kazandıran temel metindir. Buradaki pasaj, "birliğin birliği" tartışmasıyla, mistik teolojinin en ince meselesini, yani Yaratan ile yaratılan arasındaki ayrımın nasıl aşıldığını izler.
Yeni metinlerden ilk sen haberdar ol
Tam çeviriler, PDF'ler ve yeni eklenen kaynaklar hazırlandıkça e-postana düşsün.
- Kaynak eser
- The Kashf al-Mahjub (Revelation of the Veiled) — Ali ibn Uthman al-Hujwiri, tr. Reynold A. Nicholson (1911); "Sufi Sects: The Sayyaris" bölümünde nakledilen el-Hallac dizeleri ve birlik şerhi (s. 283).
- Neşir
- Reynold A. Nicholson İngilizce çevirisi, 1911 (Gibb Memorial Series geleneğinde). Farsça asıl: Ali bin Osman el-Hücviri, Keşfü'l-Mahcub, yaklaşık 1075.
- Konum
- Sayfa 283 (çeviri metni), "Sufi Sects: The Sayyaris" bölümü; el-Hallac'ın dizeleri ve cem'ü'l-cem' (birliğin birliği) tartışması.
- Çeviren
- Şira Nur Uysal
- Dijital nüsha
- Source Library
